24 Ocak 2012 Salı

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Ocak Ayı Meclis Toplantısı ATSO Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantının açılışında geçtiğimiz günlerde yaşamını kaybeden KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş için saygı duruşunda bulunuldu.
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin Osman Budak, Oda’nın çalışmalarının yanı sıra, kent ve ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Budak organlarını bağışladı
Konuşmasının başında Akdeniz Üniversitesi’ndeki yüz nakli operasyonuyla çifte mutluluk yaşadıklarını belirten ATSO Başkanı Budak, “Hafta sonu Akdeniz Üniversitesinde Sayın Ömer Özkan ekibi yüz nakli, kol ve bacak naklini içeren bir ameliyata imza atmıştır. Kendisini bir kez daha gönülden kutluyoruz. Bu başarılar insanlığa hizmet etme yanında Antalya’nın sağlık alanında da markalaşması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Antalya olarak biz çifte mutluluk yaşıyoruz.
Diğer taraftan bu konunun başka bir boyutu var. Üzüntülerini içlerine gömüp organ bağışı kararını vererek 2 gencimize yepyeni bir hayat sunan aileyi de canı gönülden tebrik ediyorum. Onların bu kararı halen organ bekleyen birçok insanımıza da umut oldu. Bu vesile ile burada bir organ bağışı kampanyası başlatmayı öneriyorum. Ben de ilk gönüllü olarak organlarımı bağışlayacağımı ilan ediyor ve herkesi bu kampanyaya katılmaya davet ediyorum” dedi.
Fransa’daki yasa ile dış politikada önemli bir yenilgi alınmıştır
Konuşmasını “Maalesef her konu bu kadar güzel gitmiyor” diyerek sürdüren Budak, Fransa’da Ermeni soykırımı iddiasının yasalaşması ile Türkiye’nin dış politikada ağır bir yenilgi aldığını belirterek, “Şimdi artık şapkamızı önümüze koyup düşünme ve harekete geçme zamanıdır” dedi.
Budak şöyle konuştu; “Fransa’nın bu ikiyüzlü davranışına tehditlerle karşılık verildi, boykot tehditlerinin altı boş kaldı, bu tehditler hiç umursanmadı. Bu konuda çok daha uzun vadeli ve yabancı devletler tarafından ciddiye alınacak bir politika geliştirmeliyiz. Atılacak ilk iki adımdan birisi Fransa ile ilişkileri en aza indirmektir. Türk devleti ve milletinin Fransa Hükümetine mümkün olan en akılcı, en ciddi ve kalıcı tepkiyi vermesi zorunludur.
Bu Türkiye’nin onuru için gereklidir. İkinci adım konuyu Adalet Divanı gibi uluslararası yargı kurumlarına götürmektir. Aksi halde geriye iki yol kalmaktadır. Birisi Batıdan kopmadır, diğeri ise uzlaşma veya anlaşma arayışıdır. Bunlar üzerinde hepimiz milletçe düşünmeliyiz, ama en fazla da Ankara’nın düşünmesi gerekiyor.”
Anayasa çalışmaları
Yeni Anayasa çalışmalarına da değinen Budak, iş aleminin de mutlaka çalışmaların içerisinde yer alması gerektiğini söyledi. Önümüzdeki günlerde TOBB öncülüğünde Antalya’da geniş katılımlı bir çalışma toplantı yapılacağını ifade eden Budak, “Biz de iş alemi olarak bu çalışmaların içerisinde olmalıyız. TOBB’un bu konuda yaptığı bir çalışma var. Önümüzdeki aylarda Hukuk sistemini ve Anayasayı TOBB organizasyonunda büyük bir toplantıyla Antalya’da tartışacağız. Sivil anayasaya ilişkin hepimizin sesini burada dile getirelim” dedi.
Dünya ekonomisi
Dünya ekonomisinde suni bir sessizlik veya sükunet dönemi yaşandığını vurgulayan ATSO Başkanı Budak konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Avrupa’daki borç krizi şimdilik aşırı likidite enjeksiyonuyla geçici olarak çözülmeye çalışılıyor. Bu kadar para borçların dönmesini sağlayabilir, ama ekonomik durgunluğa yeterli çözüm olmayacaktır. O nedenle Türkiye için halen Avrupa’da durgunluk senaryosu geçerlidir.
Türkiye’nin ihracat performansı sorgulanmalıdır
Aralık ayında ihracattaki artışın % 4,5 olması iyi bir işaret değil, Ocak ayında şimdilik yüzde 20’ler düzeyinde artış görünüyor. Ama net rakamı dikkatle bekliyoruz. Sayın Ali Babacan da ihracatçılar kur artışını değerlendiremediler dedi. İhracat konusunda bir nokta hiç gündeme gelmiyor. 2000 ve 2010 arasında Türkiye Avrupa’ya ihracatını % 100 civarında artırırken Çin 4 kat, Çek Cumhuriyeti 3 kat, Polonya, Romanya üç kat artırmış. Biz güya Gümrük Birliğindeyiz ama Brezilya’nın ihracat artışı bize yakın. Üstelik bu kadar ihracatı da ithal girdiyle, cari açığı büyüterek artırmışız.
Döviz ve sıcak para
Dolayısıyla dövizi baskılamak ve sıcak parayı davet etmek kolaycılığına tekrar düşülmemelidir. Dolar kurunun 1.80’lerde olması Türkiye’nin hayrına değildir. Dün bu konuda Sayın Ahmet Zorlu da açıklama yapmış ve düşük kur sanayicinin altına dinamit koymaktır demiştir.
Şu anda ekonomide belirsizlik artmıştır. Merkez bankası faizi belli değildir. Güne göre % 5 ile 12 arasında değişmektedir. Banka faizleri % 20’lerdedir. Yüksek faizle ve döviz satışlarıyla yeniden sıcak para modeline dönülmüştür. Türkiye dış piyasaya % 6.2’den tahvil ihraç ederken İspanya ve İtalya % 3’lerden ihraç ediyor.
O nedenle ekonomi yönetimi şuna karar vermelidir. Türkiye yabancı parayla ve cari açıkla büyümeye mi devam edecektir, yoksa gerçekçi bir kurla, daha fazla tasarrufla daha fazla yerli üretimle büyüme modeline mi geçecektir? Bu konu tartışılmakta ve teşvik sistemin de değişiklik için uğraşılmaktadır. Ama artık bu konularda daha kesin kararlılık bekliyoruz.
Türkiye’de yatırım ve üretim desteği yetersizdir
Türkiye’de montaj yerine gerçek üretime daha ciddi destek verilmelidir. Yatırım indirim sistemine dönülmeli, hatta stratejik ürünlerde ciddi bir hibe desteği olmalıdır. Teşviklere baktığımızda geçen yıl sadece 8 adet büyük ölçekli yatırım vardır ve bunun da 7’si İstanbul ve Marmara bölgesindedir. Halen toplam yatırımın yarısı Marmara’ya gidiyor. AR-GE teşviki geçen yıl sadece 25 milyon TL olmuş. Tarımsal teşvikler geçen yıl hayvancılık yatırımlarıyla sıçrama yapmıştı, bu yıl yeniden düşüşe geçti.
Tarımda üretim desteği de mutlaka yeniden ele alınmalıdır. Tarımsal desteğe Antalya’dan bir örnek vereyim. Antalya’da bitkisel üretimde 7.7 milyar Tl üretim yapan 70 bin üreticiye verilen bitkisel üretim desteği 23 milyon liradır ve % 1 bile değildir, % 0,3 veya binde 3’tür. Buna destek demek bile zordur. Her ay enflasyondaki artış patlıcan veya kabakla açıklanıyor. Oysa Antalya halinde ortalama ürün değeri 2010 yılında 85 2011 yılında 89 kuruş olmuştur. Üreticinin kazandığına bakın! Bir diş macunu 13-14 lira. Yani üretici bir kasa domates ile bir diş macunu alamıyor. Ama diyoruz ki patlıcan veya kabak enflasyonu artırdı.
Esnafın faiz, komisyon yükü arttı
Son günlerde bazı bankaların bu ortamda POS komisyonlarını 0,50’den 1,5’a artırdıkları, vadeleri de ciddi oranda uzattıkları görülüyor. Bu uygulamalar esnaf için faiz artışından sonra ikinci bir darbedir. Bu konuda bütün Odalar olarak üyelerimizin hakkını korumamız gerekiyor. Ama bu konuya öncelikle Hükümet el atmalı, bu komisyonlara ve vadelere BDDK tarafından sınırlama getirilmelidir.
Yasa değişiklikleri: alacaklının korunması
Geçen hafta yargı sürecinin hızlandırılması amacıyla hazırlanan önemli bir yasa değişikliği tasarısı gündeme gelmiştir. Yargı sürecini, icra sürecini kısaltan, Danıştayın yükünü azaltan bazı hükümler olumludur. Ancak, izinsiz seyahat acentalarının, izinsiz çalışan yabancıların faaliyetleri suç değil, kabahat olarak tanımlanmakta ve hapis yerine para cezası gelmektedir. Biz izinsiz rehberliğin ve hanutçuluğun suç olmasını isterken, bunların cezası hafiflerse bu işin içinden hiç hiç çıkamayız.
Bu çerçevede icra süreci de değişmektedir. İcra işlerinin basitleşmesi ve hızlanması gereklidir, ama Türkiye’de alacaklıların korunması konusu da önemli bir konudur. Aynı konu çeklerle ilgili düzenleme için de geçerlidir. Karşılıksız çeklerde de ceza sadece çek kullanamama yasağına inmektedir. Kasti olmayan, işleri bozulduğu için çeki karşılıksız çıkmış kişiler için bu değişiklik olumludur. Ama kötü niyetli kişileri de ayırt edecek düzenlemeler olmalıdır ki, çek ve senet ile alışveriş mümkün olabilsin. Aksi halde bugün olduğu gibi kimsenin çek kabul etmemesi gibi bir durum ortaya çıkarsa bu düzenlemelerin anlamı kalmaz. Eğer bu yasa böyle geçecekse, bankalardaki ipotek bankacılığı yerine risk bankacılığı acilen yasal tedbirlerle düzenlenmesi gerekir.
Bu tür önemli yasalarda çok ince eleyip sık dokumak zorunludur. Bakın Türk Ticaret kanunu daha yeni çıkmıştır, ama çıkar çıkmaz bir sürü sakınca yaratacak hükümler de ortaya çıkmıştır, şimdi değişiklikle düzeltilmesi gerekmektedir. Toptancı hal yasası çıkıyor, ama çıkar çıkmaz değişmesi gerekiyor.
Yabancılara arazi satışında odalara söz hakkı
Bir başka önemli konu yabancılara mülk satışında mütekabiliyetin kalkmasıdır. Konut satışında bu değişikliği biz de zaten istiyorduk. Ancak arazi satışında mütekabiliyetten daha önemli olan o arazinin ekonomi açısından iyi değerlendirilmesidir.
Sanayi veya tarım üreticisine tahsis edilebilecek bir araziyi satıp bir kez para kazanmak bu ülkenin kalkınmasına yarar sağlamaz. Arazi satışında bakılması gereken husus ulusal ekonominin uzun vadeli yararı olmalıdır. Bu nedenle arazi satışlarında proje talep edilmesi olumludur, ancak karar sürecinde Odaların da görüşünün alınması doğru olacaktır.
Bunların dışında imara aykırı yapılara af gibi bir konu da gündeme getirilmiştir. Şehirlerimizin hali zaten ortadadır, zaten imar planları yetersizdir ve planlar da sık sık delinmektedir. Bir de af gelirse şehirlerin düzelmesi ümidi ortadan kalkabilir. Dolayısıyla bu konu da bin kez düşünülmesi ve dikkatli olunması gereken bir konudur.
12 TIR ile kaçakçılık nasıl olur?
Bazı komitelerimizde de dile getirilen bir konu kaçakçılık konusudur. Son yıllarda gümrüklerde daha iyi bir denetim için yoğun çaba harcanmıştır. Ama geçen hafta İran’dan 12 TIR, 340 ton ceviz kaçak girerken yakalanmıştır. Sormadan edemiyoruz, bu nasıl bir kaçakçılıktır? Kaçakçılık ne zamandan beri TIR filosuyla yapılmaktadır? 12 TIR’la kaçakçılık olmaz, bu en basit deyimle organize bir iştir ve maalesef bunların önü alınamamakta, büyük bir ekonomik kayıp ortaya çıkmaktadır.”
EXPO için yapılacak çok iş var
Konuşmasında Antalya gündemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Başkan Budak, şöyle devam etti; “Antalya gündeminde ve bizim faaliyetlerimizde önemli bir konu EXPO hazırlıkları kapsamında Borsa ve İhracatçı Birlikleri Başkanlarımızla Tayland’da yapılan EXPO ziyaretimizdir. EXPO’nun 2016’da yapılacak olması, uzun vadeli görünmesi kimseyi aldatmamalı, ihmale ve rehavete sevk etmemelidir. Zaman çabuk geçmektedir ve yapılacak dünya kadar iş vardır.
Aralık ayında turist sayımız 133 bine düşmüştür. Ocak ayında ise 100 bin civarında olacaktır. Bu gelen turistin önemli kısmı da 200 Euro’ya alışveriş turuna gelen turistdir. Turizmde Kasım ve Mart döneminde 5 ay boyunca Antalya adeta tatile girmektedir. Her zaman söylüyoruz ki, Antalya’nın gelişmesi için turizm sektöründe çalışanın cebine daha fazla para girmelidir. Bu insanlar hem yeterli ücret alamaz hem de yılın beş ayında işsiz kalırsa Antalya gelişemez. O nedenle EXPO Antalya turizminin altyapı yatırımlarının tamamlanması için bir fırsattır.
3. Köprü yerine EXPO’ya öncelik verilmeli
Şu anda Türkiye’nin tartışılan projesi İstanbul’un üçüncü köprüsüdür. En büyük projesi ise İstanbul’un kanal projesidir. Oysa bütün bunlardan daha büyük bir projeyi burada ben söyleyeyim. O da İstanbul’un, Efes’in, Antalya’nın, Kapadokya’nın hızlı tren ağıyla bağlanmasıdır. Bu başarıldığı takdirde, İstanbul Antalya üç saate, İzmir Antalya 2 saate, Kapadokya Antalya üç saate indiği takdirde, 2023 için 50-60 milyon değil, 100 milyon turisti konuşuruz. Yani EXPO bir Türkiye projesi olarak görülmeli ve Üçüncü Köprü yerine bu tür projelere öncelik verilmelidir. İstanbul’a bu kadar ağırlık verilmesi, üçüncü köprünün bütçeden yapılması bu açıdan doğru değildir.
İstanbul’u daha fazla büyütmek yerine, korumak, turizm merkezlerini birbirine bağlamak, sanayinin gelişmesini Denizli’ye, Isparta’ya, Gaziantep’e, Trabzon’a, Van’a yönlendirmek gerekir.
Hızlı tren ağı sadece yolcu taşımacılığından ibaret kalırsa da yetersiz olur. Sanayinin ve ihracatın gelişmesi için yük taşıması da kolay ve ucuz olmalıdır, bu nedenle yük taşımacılığının da gelişmesine bakılmalıdır.
Stadyum ve 100. Yıl
Bu konular maalesef halen sözde kalan, bir türlü proje aşamasına girmeyen konulardır. Proje olarak ise konuşulan tek önemli konu stadyum konusudur. Geçen hafta Gençlik ve Spor Bakanımız Antalya ziyaretinde tekrar stadyum konusunu gündeme getirmiş ve basınımızda bazı tepkiler de yer almıştır. Bu konunun karambole gitmemesi için görüşümüzü burada tekrar etmek istiyorum.
100. Yıl, şehir merkezine katkı sağlayacak biçimde güzel bir projeyle yalnızca spora ve kongre merkezine tahsis edilirse destekleriz. Ama ucuz ve eksik bir projeyi, ticari alan karşılığında yapılacak bir projeyi desteklemeyiz.
Yatırım projelerinde koordinasyon gereği
Antalya’ya yapılacak bütün projelerin kentin trafiğini, yoğunluğunu da değerlendirmeye alarak bütünsel bir bakış açısı ile planlanması gerekiyor. Yatırımlar, kurumların güçbirliği ile kaynak israfı önlenerek gerçekleştirilmeli. Her kurumun kendi bütçesi ile yaptığı küçük küçük yatırımlar birleştirilmeli, kentin ihtiyacını karşılayacak tek bir kongre merkezi, dev bir kapalı spor salonu, dev bir kültür merkezi inşa edilmelidir. Antalya’nın kaynakları boşa harcanmamalıdır.
Trafik sorunu
Bunlar dışında Antalya’nın en önemli sorunları arasında olan trafik sorununun yeterince konuşulmadığını da söylemek istiyorum. Ayrıca basınımızda bazen Antalya’daki araç sayısı motosikletler de katılarak yanlış telaffuz edilip, trafik sorununa gerekçe olarak yazılıyor. Oysa gerçek durum farklıdır.
Şu anda il genelinde 07 plakalı otomobil sayısı Ekim ayı itibariyle 313 bindir. Bir de binek oto gibi kullanılan ticari araçlar önemlidir, o da 120 bindir. Diğer araçlar sayı bakımından veya motosikletler trafik yükü bakımından önemli değildir.
Otomobil ve kamyonet sayısı beş yılda % 50’ye yakın bir oranda artmıştır, bu da ortalama olarak % 7’ye yakın bir artıştır ve normaldir. Bundan sonra da böyle artacaktır. Çünkü şu anda küçük ticari araçları birlikte alsanız bile 2 milyon nüfusa 450 bin araç, yani dört kişiye bir araç düşmektedir. Bildiğiniz gibi, toplu taşımanın çok gelişmiş olduğu Avrupa ülkelerinde bu oran 2 kişiye bir araç şeklindedir. Amerika’da neredeyse 1 kişiye bir araç bulunmaktadır. Dolayısıyla bizim kendimizi 5 yılda % 50 artışa göre zaten hazırlamamız gereklidir.
2020’de Antalya’da otomobil ve küçük ticari araç sayısı 450 bin değil, 900 bin olacaktır. O zaman bu yollarla ne yapacağız? O yüzden önce trafikteki sorununun adını koyalım, bu halen yapılmamıştır. Bu trafik altyapısı, bu trafik düzeni Antalya’ya yakışmıyor. Şimdiden yeni yollar açmak için kentsel dönüşümü gündeme almak gerekir. Tramvay ve metroyu planlamak gerekir. Bisikleti ve elektrikli motosikleti gerçek bir alternatif haline getirmek gerekir. Trafik ve park disiplin kültürünü şimdiden geliştirmemiz gerekir.
Oda faaliyetleri
Odamız faaliyetlerine gelince TANITIM A.Ş. için Alanya, Manavgat, Kemer gibi ilçelerimizde toplantılar yaptık.
Turizmde sağladığımız birlikteliğin benzerini tarımda da oluşturmak üzere ANTALYA TARIM KONSEYİ çalışmalarımız devam ediyor.
Biraz önce söylediğim POS VADE VE KOMİSYONU konusunda gerekirse Antalya olarak bir çözüm bulmak için çalışıyoruz.
TUYAP KİTAP FUARI konusundaki çalışmalarımız planlarımıza uygun olarak devam ediyor.
Gündemdeki diğer çalışmalarımızı ise gelecek ay toplantısına bırakıyorum.
Avrupa Çocuk Filmleri Festivali
Son olarak da çocuklarımıza bir müjde vermek istiyorum. ATSO olarak Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle düzenlediğimiz Avrupa Çocuk Filmleri Festivali’nin yarın saat 13.30’da açılışını yapacağız. Festival, zamanlama itibariyle çocuklarımıza karne hediyesi gibi olacak. Cumartesi Gününe kadar sürecek etkinlikte özellikle dezavantajlı bölgelerden çocuklarımız Büyükşehir Belediyesince tahsis edilen otobüslerle gelip AKM’de çocuk filmlerini ücretsiz izleyecekler. Çocuklarımıza sinema kültürünü öğretmek adına bu tür faaliyetlerin son derece faydalı olduğunu düşünüyorum.”
Budak, Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan’ı andı
Öte yandan ATSO Başkanı Çetin Osman Budak, Meclis konuşmasında Türkiye'yi sarsan suikastler sonucu kaybettiğimiz gazeteci yazar Uğur Mumcu ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın ölüm yıldönümleri nedeniyle duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Budak şöyle konuştu:
Bu duygularla faili meçhul cinayetlere kurban verdiğimiz, eksikliklerini hep hissedeceğimiz bu çok değerli aydın insanlarımızı bir kez daha rahmet, şükran ve hasretle anıyoruz.”