Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ATSO’da iş dünyası ile buluştu

27 Şubat 2010 Cumartesi

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün; "Antalya iklimi, limanı, serbest bölgesi, organize sanayi bölgesi ve kaliteli oteller ile yatırım konusunda elverişli bir ildir. Özellikle tarım ve turizme dayalı sanayi sektörlerinin burada daha fazla güçlenmesi gerekiyor. Antalya bizim vitrin illerimizden bir tanesidir. Türkiye'nin potansiyelini Dünya'ya tanıtabilmek açısından en önemli kentlerimiz arasında yer almaktadır. Antalya'nın Türkiye'nin imajı açısından büyük bir rolü bulunmaktadır. Antalya'ya yapılan her yatırım Türkiye'nin imajına yapılmış yatırımdır.”


Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ATSO’da iş dünyası ile buluştu

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda iş dünyası ile bir araya geldi. ATSO Meclis Salonu’nda gerçekleşen toplantıya Antalya’nın yanı sıra, bölge illerden işadamları da ilgi gösterdi. Toplantının açılışında bir konuşma yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, Bakan’ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Sanayi ve Ticaret Bakanı’nın özel sektörü ziyaretini, “bir hasta ziyareti”ne benzeten ATSO Başkanı Budak,  “İş dünyası şu anda krizden ve yoğun bakımdan sağ çıkmış, ama henüz nekahet dönemindeki bir hastaya benzemektedir. Sizin ziyaretiniz ve vereceğiniz destek bizim için ciddi bir moral olacaktır. İzin verirseniz, ben, bir hastanın yakınmaları gibi, paylaşmak, içimizi dökmek ve çare aramak üzere, sektörlerimizin ve Antalya’mızın temel sorunlarını başlıklar halinde zat-ı âlinize arz edeceğim” dedi.

Son aylarda ekonomideki toparlanmayı yerel verilerde de gördüklerini ifade eden Budak şöyle konuştu;

“Son aylarda banka kredilerimizde, yatırım teşvik belgelerimizde, sanayi elektrik tüketiminde, tarım ve sanayi ihracatımızda, turizmde, KDV tahsilâtında artış başlamıştır. Protestolu senetler Türkiye genelinde olduğu gibi ilimizde de gerilemiştir. Bu veriler size sunacağımız dosyada bulunmaktadır. Bu olumlu göstergelere rağmen, şunu da vurgulamak isterim. Bir kriz olmuştur, bu krizden hiç etkilenmeyenler de olmuştur, açıklanan kar düzeyleri bunu göstermektedir. Ama krizde kaybedenler de olmuştur. Özellikle esnaf kesiminde, küçük işletmelerde ciddi bir kan kaybı yaşanmıştır. Ayrıca sektörel sorunlar da devam etmektedir. Halen mevcut sorunlar, gerginlikler ve belirsizlikler nedeniyle işadamlarında ciddi bir kaygı ve moral bozukluğu olduğunu da söylemem gerekir.

Esnaf işsizliği

Bu çerçevede birinci olarak esnaf ve küçük işletmeler ile ilgili birkaç veriyi bilginize sunmak istiyorum. TÜİK verilerine göre son bir yılda işveren sayısı 120 bin azalarak 1 milyon 200 bine düşmüştür.  Kendi hesabına çalışan kişi sayısında 2006 yılından bu yana 300 bin kişilik azalma görülmektedir. Bu rakamları Sosyal Güvenlik Kurumu verileriyle de teyit ediyoruz. SGK verilerine göre 4 b statüsünde tarım dışındaki aktif sigortalı sayısı, yani eski Bağ-Kur’lu sayısı 2003-2009 arasında 2 milyon 240 binden 1 milyon 800 bine düşmüştür, yani 440 bin kişilik azalma vardır. Yine TÜİK verisine göre, yeni işsizlerin 350 bini hizmet sektöründen gelmiş kişilerdir.

Bu saydığım dört veri bir esnaf işsizliği olgusuna işaret etmektedir. Siz, işsizlikteki artışın işgücüne katılımın artmasından geldiğini belirtiyorsunuz. Bu doğrudur, ama sorunun bu boyutunun da dikkate alınması gerekmektedir. Bu hususta, sizden bir ricamız Büyük Mağazalar Kanunu’nun beklentilerimize cevap verecek doğrultuda çıkmasıdır. Bu Kanun en az 10 yıl gecikmiş bir kanundur. Bu saatten sonra ancak, yeterli kapsam ve içerikte bir Kanun olursa yararlı olacağını hepimiz biliyoruz.

Son tasarıda Bakanlığın önceki yıllarda hazırladığı tasarıdan geri gidilmiş gibi bir izlenim edindik. Medyada bu konu bir Bakkal-Market tartışmasına dönüştü ki, bu yanlıştır.

Antalya’da yüzlerce kişi çalıştıran, üretim yapan, fakat ürününü hipermarkette sattıramayan arkadaşlarımız bulunuyor. Vadesini anlaşıp verdiği sebze ve meyvenin parasını alamayıp, zor duruma düşen üyelerimiz bulunuyor. Bu nedenle bu yasanın esnaf ve KOBİ’ler lehine çıkmasını istiyoruz. TÜSİAD böyle bir yasaya ihtiyaç yoktur şeklinde açıklama yapmıştır. O zaman bizden çok önce bu tür düzenlemeler yapmış olan Avrupa ülkeleri neden bu düzenlemeleri yapmıştır diye sormak gerekiyor.

Bu yasanın kuruluş izni, ödeme süreleri, indirim kampanyaları, özel marka oranının sınırlanması gibi unsurları içermesi gerektiği düşüncesindeyiz. Odamızın bu konudaki özel önerisi hipermarketlerde gerekli standartlardaki yerel markalara raflarında özel bölüm ayırmalarıdır. Böyle bir düzenleme yerel üreticinin sorununu azaltacağı gibi, yerel ürünlerde markalaşmayı teşvik edecek ve ekonomiye katkı sağlayacaktır. Bunun dışında yasa tasarısındaki kuruluş izin hükümlerini yeterli bulmuyoruz. Alışveriş Merkezlerinin yarattığı trafik sorununu görmek için Antalya’da belirli caddelerden geçmeniz yeterlidir. Bu konuda belediyeler gelir sağlamak için yanlış yapmışlardır. Kanun bu sorunlara çözüm bulacak biçimde çıkmalıdır. Aksi halde bir faydası olmayacaktır. Aslında işyeri açılış izni sadece büyük mağazalarla ilgili bir konu değildir. Bir kentteki bütün işyeri açılışlarının bir izne bağlı olması ve Ticaret ve Sanayi Odalarının, Esnaf ve Sanatkarlar Odalarının burada bir söz hakkı olması gerekir.

Her sektörde işyeri enflasyonu yarattık

Bugüne kadar eczanelerden, otellere kadar her sektörde işyeri enflasyonu yarattık. Sonra da bunun yarattığı sıkıntıları yaşıyoruz.  

Antalya’da 4 bin 500 market türü işyeri bulunmaktadır. Bir markete yaklaşık 400 kişi düşmektedir. Kent merkezinde bu sayı 300’ün de altına düşmektedir. Market sayısındaki artış özellikle zincir mağaza sayısındaki artıştan gelmektedir. Giyim mağazası veya satış yeri 7 bin civarındadır. Üç bin civarında yeme-içme yeri, yine üç bin civarında elektronik eşya-bilgisayar sektörü işyeri bulunmaktadır. İlimizde 1500 civarında benzinlik veya yakıt istasyonu bulunmaktadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Turizmin de teşvik ettiği bir işyeri enflasyonunu yıllardır yaşıyoruz. İsteyen, istediği yerde, istediği türde işyeri açabiliyor ve biz hiçbir şey söyleyemiyoruz. Böyle bir yapıda ne sağlıklı kentleşme ne de sağlıklı ticaret olur. Esnaf bir taraftan büyük markalar, bir taraftan işyeri enflasyonu, bir taraftan her şeyin satıldığı semt pazarları arasında kalmıştır. Kent merkezine gidemeyen veya cazip bir atmosfer bulamayan halkımız için alışveriş merkezleri alternatifi olmayan sosyal mekânlara dönüşmüştür.

Toplu işyerleri kurulmalı

Esnaf ve küçük işletmeler için bir çözüm önerimiz Toplu İşyerleri kurulmasıdır. Toplu işyerleri hem küçük ticaret kesimi hem de kent için bir kurtuluş yöntemidir. Konu şu anda sadece belediyelerimizin yetki ve çabalarına bağlı kalmıştır. Ama bu konuda bir tür teşvik unsurunun da ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Örneğin sanayide geri kalmış bölgeye taşınma teşviki gibi bir destek veya bir tür KOSGEB desteği formüle edilebilir. KOSGEB konusunda özel talebimiz, Antalya’da bölge müdürlüğünün açılmasıdır, çünkü Denizli Bölge Müdürlüğü’ne belge akışı zaman kaybı yaratmaktadır. Artık Antalya’nın sanayi sektöründeki gelişimi göz önünde bulundurulmalıdır. KOSGEB konusundaki genel beklentimiz ise kurumun imkanlarının güçlendirilmesi ve teşvik bürokrasisinin azaltılmasıdır.

KOBİ’lerin, esnafın birleşmesine, markalaşma çalışmalarına daha fazla destek verilmelidir. Sanayi sektörümüzde çok önemli bir sorun, Piyasa gözetimi ve denetiminin iyi işlememesidir. Bir süre önce ilgili komitemiz Çin’den salamura mantar ithal edilmesinden şikayet ediyordu. Bu konuda ciddi bir denetim gereklidir. Ürün denetimi, etiket denetimi iç piyasadan önce gümrükte yapılmalıdır. Bu denetimlerin ithalatta gümrükte başlaması, yerli üretimde de üretimden başlayarak etkinleştirilmesi gerekiyor. Asansörden, inşaat malzemesinden oyuncağa kadar CE işareti gibi belgelerin denetiminin yapılmadığı konusunda büyük bir şikayet var. Akaryakıt sektöründe dahi halen sorunlar bulunuyor.

Taşımacılık sektöründe belgesiz çalışma sorunu yaşanmaktadır. Bu sorunlar haksız rekabet yarattığı gibi, kayıtdışı ekonomiyi de besliyor. Gerekirse yerel yönetimleri veya bizleri de yetkilendirin veya Bakanlıkların denetim mekanizması güçlendirilsin. Tarımda ve sanayide en ciddi sorun girdi maliyetlerinin yüksekliğidir. Tarımda tohum ve fidedeki %8 KDV, gübre de % 18 KDV düşürülmelidir, tarım ve sanayide elektrik gibi ürünlerin fiyatları konusundaki yakınmalar haklı olarak bitmemektedir.

Enerji maliyeti yüksek

Enerji maliyetinin yüksekliğini siz de dile getirdiniz. Elektrik üzerindeki TRT payından bile kurtulamadık. Ben, TRT’de bir ses sanatçısı veya bir futbol yorumcusu gördüğümde aklıma elektrik bedeli geliyor. TRT’nin faturasını sanayici veya üretici değil, izleyen ödesin. Avrupa ülkelerindeki gibi konutlara dayalı çözümler geliştirilebilir. Bandrol ücreti arttırılabilir. Seralarımızın düşük elektrik tarifesinden yararlanması da önemli bir konumuzdur. Size Ankara’daki ziyaretimizde de bu konuyu aktarmıştım. Desteklerinizi bekliyoruz. Tarımda modern seracılığın daha fazla desteklenmesi önemini korumaktadır. Tarımda bir taraftan modern tarımın desteklenmesi, diğer yandan üretici birlikleri ve kooperatiflerin çalışmalarının gözden geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Toptancı haller yasasında kiralama ve tahsis ile ilgili kurallar aracılık kurumunu zayıflatmamalı, ödeme süreleri ve komisyon oranları gerçekçi olmalıdır.

Antalya’nın önemli bir sorunu kış aylarında turist sayısının yaz aylarına göre % 90 oranında düşmesidir. İlimizin kış aylarında turizm için ürün çeşitlendirmesini geliştirmesi gerektiğini biliyoruz. Ancak bunun dışında direkt tarifeli uçak seferleri gibi, kış aylarında sektörün istihdam yükünün azaltılması gibi destekleri daha önce de dile getirmiştik. Turizmde kaliteyi ve kar marjını yükseltecek desteklere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konuda çeşitli gayretlere rağmen istenen sonuç alınamamıştır.

Belediyelerin gelir ve altyapı finansmanı

Antalya’nın milli gelirde, katma değer veya tüketimde payı % 3-4 arasındadır. Türkiye vergi gelirlerindeki payı ise % 1,3’tür. Vergi gelirinde yedinci sıradayız, ama aradaki bu fark Antalya’nın bir kaybıdır. Burada kazanılan gelir İstanbul gibi büyük kentlerimizde vergilendiriliyor ve Antalya gelir kaybediyor.

Yıllardır söylememize rağmen turizm belediyelerinin gelir ve altyapı finansmanı konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır. 2009 yılında vergi gelirlerinden Antalya Büyükşehir Belediyesi 100 milyon TL alırken, İzmir 7 kat, Ankara 9 kat, İstanbul 28 kat daha fazla almaktadır. Bunun nedeni üç büyük ilin vergi avantajıdır. Yerel yönetimlerimizin bütçe sorunları nedeniyle Antalya gibi bir turizm başkentinde ulaşım veya trafik, hava kirliliği, betonlaşma sorunları çözülememektedir.

Bildiğiniz gibi, Kongre Merkezi, Stadyum, Çevre yolu gibi önemli yatırım ihtiyaçlarımız bulunmaktadır. Son seller dere ve akarsuların islahı, yağmur suyu drenaj altyapısı eksiklerini bir kez daha göstermiştir. Kentin aydınlatma altyapısı halen sorunlu ve yetersizdir. Antalya’nın son yıllarda kamu yatırımları bakımından ciddi bir gelişme kaydettiğini biliyoruz. Ancak, buna rağmen, bu tür önemli konularda Bakanlıklar veya Merkezi İdare, İl Özel İdaresi ve Belediyeler bir araya gelip, acil yatırımlar için daha fazla ortak çaba göstermelidir.

EXPO 2016

Bir spor salonunda sadece 100. Yıl’daki ticari alanlı projeye takılıp kalmasaydık ortak bir gayretle bir kongre ve spor salonu yapsaydık, Dünya Basketbol Şampiyonası’nı kurtarabilirdik. Şimdi önümüzde EXPO 2016 gibi büyük hedefler bulunuyor. Bunları ancak Hükümetimizin destekleriyle gerçekleştirebiliriz.

Son konu olarak inşaat sektörü ile ilgili bir hususu dile getireceğim. Antalya’da inşaat sektörü çok önemli bir sektördür. Sanayimizin önemli bir kısmı da inşaata dönüktür. Son yıllarda oluşmuş konut stoku halen bitmemiş ve fiyatlar ciddi biçimde gerilemiştir. 2B arazileri konusunda yasa çıkmasına rağmen yönetmeliğin çıkmaması sorun yaratmaktadır. 

Yabancıların konut alımında çeşitli sorunlar nedeniyle önemli bir ilerleme yoktur. Bu sektörde çok sayıda firma şu anda işsizdir, sıkıntı içindedir. Bu ortamda Antalya’da sosyal amaçlı da olsa TOKİ yatırımlarına ihtiyaç olmadığına inanıyoruz.

Antalya’da göçün özendirilmemesi konusunda belediyelerimizi de uyarıyoruz. Bu sektörle ilgili olarak, İmar Kanununun değişmesi, Müteahhitlik kurumunun düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Bunlar dışında vergi ve sigorta pirim yükü konusunda da çok fazla yakınma konusu bulunmaktadır.

Devletin, Hazine’nin veya Sosyal Güvenlik Kurumu’nun vergi ve prim alacaklarına bakıldığında, gecikme cezalarına bakıldığında ortada büyük bir sorun olduğu görülmektedir. Toplum, özel sektör, hatta kamu kurumları primlerini, elektrik ücretini bile zorla ödemektedir. Her durumda Devletin alacaklarının 100 milyar liraya çıkmış olması önemli bir sorundur. Bu konuda bir af kesinlikle istemiyoruz, ama gecikme cezaları düşürülmeli ve yapılandırmaya gidilmelidir.

Bakan Ergün; Antalya bizim vitrin ilimiz

Daha sonra kürsüye gelen Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, iş adamlarına bakanlığın çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Antalya'nın ticaret ve turizmin yanında son yıllarda sanayi sektöründe de hızla geliştiğini belirten Bakan Ergün, Antalya'nın sorunlarını iyi bildiklerini söyledi. Bakan Ergün, "Sorunlar bizi kendisine mahkum edip büyük fotoğrafı görmekten alıkoymamalı. Bizim içinde boğuştuğumuz sorunlar var bir de bizim etrafımızda bizim dışımızda gelişen olaylar var. O olayların içinde çok fırsatlar ve tehditler bulunuyor. O fırsatları da görmek için bir miktar geri çekilmek imkanına da sahip olmalıyız. Yoksa sadece problemler bizi kendi girdabında sürükler durur” dedi.

Antalya'ya gelen turistlerin orta gelir düzeyinde olduğunu ve bu nedenle turizmin niteliğini arttırmak gerektiğini belirten Ergün, "Antalya iklimi, limanı, serbest bölgesi, organize sanayi bölgesi ve kaliteli oteller ile yatırım konusunda elverişli bir ildir. Özellikle tarım ve turizme dayalı sanayi sektörlerinin burada daha fazla güçlenmesi gerekiyor. Antalya hazır gıda sektöründe Avrupa ve Avrasya'nın en önemli merkezlerinden olmaya adaydır. Hükümet olarak biz bu şehre ve şehrin sorunlarını çözme konusunda özel önem veriyoruz. Çünkü Antalya bizim vitrin illerimizden bir tanesidir. Türkiye'nin potansiyelini Dünya'ya tanıtabilmek açısından en önemli kentlerimiz arasında yer almaktadır. Antalya'nın Türkiye'nin imajı açısından büyük bir rolü bulunmaktadır. Antalya'ya yapılan her yatırım Türkiye'nin imajına yapılmış yatırımdır" dedi.

Bir ülkede demokrasi standardı ne kadar yüksek olursa sanayi üretim, istihdam ve ihracat alanlarının da o kadar genişlediğini dile getiren Ergün, "İnsanların yatırım, ticaret ve iş yapabilecekleri hak ve hukukun hakim olduğu bir zemin oluşturmalıyız ki o ülkede sanayi de ekonomi de ticaret de ilerlesin" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin küresel krize sağlam temeller üzerinde girdiğinin altını çizerek, "Krizden diğer ülkelere göre az bir hasarla çıktık" diyen Ergün, "Türkiye'de krizden kaynaklanan yoğun yağış hayatı bir süre yavaşlattı ama kalıcı bir hasar oluşturmadı. Biz yolumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Önümüzde yeni uzun bir dönem var. Yüksek hızla ilerleyen ihracatı ve üretimi artan bir dönem var. Havanın durumunun düzeldiğine dair ekonomiden olumlu işaretler alıyoruz. Türkiye'nin krizden çıktığını belirten göstergeler alıyoruz. Krizden çıkacak ilk ülkeler arasında olmamız önümüzdeki süreçte bizim için büyük bir fırsat olacaktır. Bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.

Ergün, bazı siyasetçilerin ekonomik krizin hiç bitmeyeceği gibi bir politika izlediklerini kaydederek, "Bazı siyasetçiler vatandaşlara 'Kimse iş yerini büyütmenin hesabını yapmasın' diye uyarılarda bulunuyor. Böyle bir anlayış ile hareket edilebilir mi? Bu psikolojiyi topluma pompalamanın kimseye faydası yok. Bu yaklaşımların ekonomiye zarar verdiği ve Türkiye'ye büyük bir haksızlık olduğu açıktır. Kimsenin bu haksızlığı yapmasını kabul edemeyiz" dedi.

Hal Yasası

Kamuoyunda "hal yasası" olarak bilinen sebze ve meyve ile yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesiyle ilgili kanunun kısa bir süre sonra yasalaşacağını hatırlatan Ergün, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu kanun ile sebze ve meyve ticaretini tarla ve sofraya kadar düzene koyuyoruz. Kayıt dışıyı kaldırıyor ve herkesimin menfaatine düzenlemeler yapıyoruz. Bu yasa ile sebze ve meyve fiyatlarında yüzde 20'lere varan ucuzlama olmasını bekliyoruz. Tasarının kanunlaşması ile birlikte tarladan sofraya kadar izlenebilir güvenli bir ticaret ve tüketim dönemi başlayacak. Sektörün yüzde 70'i kayıt dışı çalışıyor. Yeni yasa ile malların hal dışında da yapılabilmesinin önünü açıyoruz. Bu uygulama halleri zayıflatmayacak aksine güçlendirecek bir uygulamadır. Kanun ile haller belirli bir alt yapı standardına kavuşacaktır. Malların izlenebilirliğini zağlamak amacıyla ürün künyesi getiriyoruz. Tüketici artık malın nerede üretildiğini belirten sertifika modeli getireceğiz. Örneğin Ankara'da hangi süpermarkete girseniz portakalın Finike portakalı diye satıldığını göreceksiniz. Künye uygulaması ile portakalların gerçekten Finike portakalı olup olmadığını üretici görecektir."

Alışveriş merkezlerinin bu ülkenin bir gerçeği olduğunu söyleyen Ergün, "İnsanlar yoğun bir şekilde bu tesisleri kullanır hale geldiler. Mekanlar ve koşullar değişiyor. Burada önemli olan toplumun her kesiminin menfaatini koruyacak ve piyasanın sağlıklı işlemesine izin verecek mekanizmalar oluşturmaktadır. Ekonomini gerçeğine uymayan adımlardan uzak duracağız. Alışveriş merkezleri nedeniyle bazı esnaf kesimlerinin zorluklarla karşılaştıklarını biliyoruz. Biz ülke olarak esnafı koruyacak yapısal çözümler geliştirdik mi? Bu sorulara dürüstçe cevaplar bulmadan alışveriş merkezleri kapansın gibi yaklaşımlar bizi nereye götürebilir. Bundan daha köklü sorunlar yaşıyorsak, dönüşüm sorunları yaşıyorsak bunları tartışmak çözüm olmaz. Biz büyük resme dünyadaki gelişmelere bakarak çözüm buluyoruz" dedi.

Türkiye'nin son yıllarda komşularla iyi ilişkiler içerisinde olduğunu belirten Ergün sözlerini şöyle tamamladı:

"İsrail ile zaman zaman sorunlar yaşanıyor. Bizim kimseye bir husumetimiz yok. İsrail halkına husumet besleyen bir ülke değiliz. Biz yanlışa karşıyız. Bir yerde yanlış bir politika varsa onun da yanlış olduğunu söyleyen bir ülkeyiz. Biz İsrail'e 'İzlediğin politikalar doğru değil. Ortadoğu'da barışa katkı sağlamıyor. Hem bölgeye zarar veriyorsunuz hem de barışa zarar veriyorsunuz. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil' diyoruz. Biz bunları söylemeyeceksek Türkiye o zaman Türkiye olmaz. Misyonunu yerine getirmemiş olur. Tarihi ile uyuşmayan bir pozisyon elde eder. Bu politikalar siyasette Dünyada büyük bir itibar kazandırdığı gibi ekonomik ve ticari avantajlar kazandırmaktadır."

ATSO Başkanı Budak, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’e ziyaretin anısına bir plaket verdi.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKOSGEBKadın Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Bize Ulaşın
Çevreyolu Üzeri Göksu Mahallesi Gazi Bulvarı
No:531 ANTALYA / TÜRKİYE
İletişim Merkezi Tel : +90 (242) 314 37 37
Faks : +90 (242) 314 37 38 - 39 - 40
-Avrupa-Batı Akdeniz Oda Ağı Projesi- Bu web sitesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.Bu web sitenin içeriği yalnızca Antalya Ticaret ve Sanayi Odasının sorumluluğundadır ve AB’nin resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Her hakkı saklıdır. 2010 © Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından finanse edilmektedir. Sözleşme Makamıdır ETCF, TOBB ve Eurochambers işbirliğinde yürütülmektedir. ETCF, TOBB ve Eurochambers işbirliğinde yürütülmektedir. ETCF, TOBB ve Eurochambers işbirliğinde yürütülmektedir. Bu proje Antalya Ticaret ve Sanayi Odası liderliğinde, Burdur, Isparta, Londra, Nürnberg Ticaret ve Sanayi Odaları Ortaklığında uygulanmaktadır.
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.