13 Ağustos 2011 Cumartesi

Artık sıcak para değil, deli para dönemi başladı
“Spekülatif fon akımlarına sıcak para deniyordu. Artık sıcak para değil, adeta deli para dönemi başladı” diyen Budak şöyle konuştu:
Bugün bütün ülkeler dev küresel finans sektörünün, finansal yatırım şirketlerinin elinde rehin düşmüş gibi. Artık bir ülkedeki her zayıflık bir anda finans piyasalarının hedefi haline gelebiliyor. Aslında Devlet Başkanlarının toplanıp yeni bir finans düzeni, hatta yeni bir ticaret düzenini konuşması gerekiyor. Ama böyle bir liderlik göremiyoruz. Bu ortamda Türkiye ekonomisi mali göstergelerdeki olumlu yönüne rağmen, yapısal zayıflıklarıyla öne çıkmaya başladı. Cari açık sorunu, yüksek büyüme, düşük kamu borcu ve sağlam banka sistemi gibi başarıları ikinci plana itti, gölgede bıraktı.
Dolayısıyla artık mali temeller kadar reel temellere bakmanın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Ama bunun dışında son aylarda gündemimiz önce ekonominin aşırı ısındığı tartışmalarıyla doldu. Biz ilk günden itibaren, enflasyon ve kapasite kullanımı düşükken, dahilde alınan KDV yatay seyrederken sadece kredi artışı ve otomobil satışları ile ısınma teşhisi konulmasının doğru olmadığını söyledik.
Çünkü ana mallarda ve özellikle konut fiyatlarında aşırı bir şişme gözükmüyordu. Buna rağmen ısınma teşhisi yapıldı, kriz söylemleriyle piyasa durma noktasına geldi ve sonra küresel çalkantı ile bu yanlıştan dönüldü. Bu arada kafalar karıştı, güvensizlik arttı. Bu ortamın tüketimi azaltması sorun değil, asıl sorun uzun vadeli yatırım kararlarını, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz etkilemesidir.
Dolayısıyla artık ekonomide reel temellere daha fazla bakılması gerektiğini söylemek istiyorum. Reel yapıyı değerlendirmek için Global Rekabetçilik Endeksine baktığımızda 61. Sırada olduğumuzu görüyoruz. Burada da karşımıza kurumsal yapı, terör, kayıtdışı ekonomi, eğitim sistemi, düşük tasarruf oranı, özel sektörde dahi kurumsallaşma eksikliği gibi gerçek sorunlar çıkıyor. Aslında bu sorunlar bizim zaten yıllardır konuştuğumuz sorunlardır. Ama son yıllarda yapısal sorunlar içerisinde sosyal güvenlik reformu, e-devlet uygulamaları, altyapı hamlesi gibi ilerlemeler dışında eğitim sistemi, kayıtdışı ekonomi, vergi sistemi, hızlı yargılama, kamu kurumlarının performansının yükseltilmesi, özel sektörde kurumsallaşma ve halka açılma konularında yeterli ilerleme sağlanamadı.
Diğer taraftan Türkiye’de ekonomi ne kadar iyi olursa olsun, terör sorunu ve yarattığı istikrarsızlık riski herkesin kafasında büyük bir soru işaretidir. Cari açık karşısında tek önlem büyüme hızının düşürülmesiymiş gibi bir bakış görülüyor. Tasarruf oranının artırılması, uzun vadeli finansmanın gelişmesi, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının özendirilmesi, ihracatta Çin ve Hindistan pazarları için ticari işbirliği ve diğer yapısal reformlar ve mikro reformlar konusunda daha hızlı bir gelişmeye ihtiyacımız var. Türkiye olarak sektörel ve bölgesel yatırım projelerini kamu-özel sektör işbirliğiyle geliştirmemiz gerekiyor. Oysa bazı Bakanlıklarımız, Bakanlarımızın dinamizmine rağmen halen ağır, geleneksel bürokratik anlayış ve yapıda kalmaya devam etmektedirler. Katı bürokratik anlayış devam ettikçe arzulanan gelişmeyi de sağlamakta gecikiyoruz.
Odaların mevcut yetkileri sınırlı
Kurumsal reform konusunda şu basit soruya bile cevap vermemiz zordur: Bir ilin, bir ilçenin ekonomik hayatından, ekonomisinin gelişmesinden sorumlu olan kurum hangisidir? Bu basit bir sorudur, ama kolay bir karşılığı yoktur. Odaların mevcut yetkileri ve sınırlamalarıyla ekonomik kalkınmadaki katkıları sınırlıdır. Odalar halen Ticaret Genel Müdürlüğünün il müdürlükleri görülüyor. Belediyelerin ekonomi ile ilgili hiçbir sorumluluğu yoktur. Valilikler ise özel idareler kanalıyla sadece köy altyapısı ile ilgili kurumlar haline gelmişlerdir.
Türkiye’de havalimanlarının, deniz limanlarının, elektrik üretim ve dağıtımının, hatta madenlerin % 100 özelleştirilmesi yerine, % 1 veya % 5 gibi oranlarla Odaların veya Valiliklerin temsil hakkı olmalıydı. Böylece bir bölgenin zenginliği üzerinde yerel kesiminde asgari söz hakkı olmalıydı. Bilindiği gibi; Türkiye’de birçok alanda rekabet eksikliği devam ediyor. Tekelleşme oranlarının yüksek olduğu çok sayıda sektör bulunuyor ve rekabet eksikliği ekonomide maliyetleri yükseltiyor. Uzun yıllardan sonra ilk kez rekabet Kurumunun sesini duymaya başladık, ama halen yeterli görmüyoruz.
Son sekiz yılda iki genel, bir yerel seçim ve iki referandum ve siyasi gerilimlerle bu konulara yoğunlaşılması mümkün olmamış olabilir. Bu nedenle geçenlerde Sayın Başbakanın ve sonra sizin başkanlığınızda yapılan ekonomi ile ilgili toplantıları çok önemsiyoruz. Sizin bu reform konularını ele aldığınızı da biliyoruz. Artık iki yıllık seçimsiz dönemin reform dönemi olmasını arzu ediyoruz ve bu dönemde en fazla katkıyı yapacak olan makam ve kişilerden birisi de sizsiniz.
Antalya turizmde rekora gidiyor
İzninizle Antalya’nın durumuna ilişkin birkaç kısa başlığı da arz etmek istiyorum. Antalya’da bir taraftan bu yıl turizmde % 13 artışla rekora gidiyoruz. Kredi kullanımında dördüncü il durumundayız ve geçen yıla göre % 50’ye yakın artış var. Sosyal güvenliğe kayıtlı şirket ve istihdam sayısı ve bizim üye sayımız artıyor. Üye kaydımız geçen yıla göre % 30 arttı. Geçen yıla göre 5 bin yeni işyeri açılmış durumda. İl genelinde işyeri sayısı her yıl yaklaşık % 10 artıyor. Geçen yıla göre sigortalı çalışan sayısında % 20 artış var, yani kayıtlı istihdam artıyor. Vergi gelirimiz % 30 civarında artmış durumda ve yedinci il konumumuz devam ediyor. Organize sanayimizin elektrik tüketimi geçen yıla göre % 20 arttı. Bu olumlu göstergeler yanında iki olumsuz rakam ve bir olumsuz kalitatif gösterge sunacağım. İki olumsuz rakam tarımla ilgili: Tarım ihracatımız maalesef az da olsa gerilemiş durumda.
Yine tarımda ürün fiyatları da genel ortalama olarak enflasyonun altında kalmaktadır. Bu tarım sektörünün durumudur. Diğer kalitatif gösterge olarak da şunu söylemek istiyorum. Valilik binasından yüz metre içeriye girdiğinizde sokakların ve esnafın hali içler acısıdır. Hem fiziki hem de ekonomik olarak.
Antalya’nın altyapı sorunları Antalya’ya yakışmamaktadır
Antalya’nın altyapı sorunları Antalya’ya yakışmamaktadır. Konyaaltı sahilinde ve mahalle içinde akaryakıt tanker trafiği, çimento taşıyan ve mermer blok taş taşıyan ağır tonajlı araç trafiğini görüyoruz. Bu sorunlar yıllardan beri var, konuşuyoruz, ama hızlı çözüm göremiyoruz. Antalya’da çevrenin daha iyi korunması, AVM hakimiyeti sorunu, tarihi eserlerin restorasyonu, çevre yolu yapımı, kentsel dönüşüm ihtiyacı, stadyum gibi tesis eksiği, turizm gelirinden yeterli payı alamamak gibi yapısal sorunlarımız devam ediyor. Bu konularda gerekli hızda ilerlemeyi bir türlü göremiyoruz. Bunlar genel olarak hep bildiğiniz şeyler. Ama biz de bunları tekrar etmek zorundayız.”
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan
Daha sonra kürsüye gelen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, turizm kenti denildiğinde ilk akla gelen turizm merkezlerinden birinin Antalya olduğunu belirterek, Antalya'nın aynı zamanda sanayi, ticaret ve tarım alanında da güçlenen bir şehir olduğunu söyledi.
Antalya ile ilgili konuları hem oda hem milletvekilleri aracılığıyla yakından takip ettiklerini ifade eden Babacan, ''Yapabileceğimiz adımlar varsa, atabileceğimiz adımlar varsa, alacağımız kararlar varsa, bu adımları atarak devam ediyoruz. Ben Antalya'nın potansiyeline inanıyorum. Bundan 5-10 sene sonrası Antalya Akdeniz'in belli başlı modern sahil şeridinden birisi olarak dünyada tescil edilmiş olacaktır. Sadece Türkiye'nin değil, tüm Akdeniz havzasının, Avrupa'nın en gözde kentlerinden birisi olarak dünyaca tanınacak, Antalya'nın bu potansiyeli var. Trendler de o yöne gittiğimizi gösteriyor'' diye konuştu.
Konuşmasında gündemdeki konulara değinen Babacan, küresel konjonktüre bakıldığında sıra dışı bir dönemden geçildiğini söyledi. Dünyanın daha önce görülmemiş türden ekonomik ve finansal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Babacan, şu anda yaşanan sorunların özüne, temeline inildiğinde pek çok ülkede siyasi karar alma mekanizmalarının çalışmadığının, çalıştırılamadığının görüldüğünü söyledi. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, şöyle devam etti:
"Ekonomik sorunlar olabilir. Ama çaresiz, çözümsüz bir sorun yoktur. Bunların hepsinin çaresi, çözümü var. Ancak bu çözüme ulaşabilmek için siyasi karar mekanizmalarının karar almaları ve somut adım atmaları gerekiyor. Karar alınamadığı, bu adımlar atılamadığında problemler büyüyor, tekrar karşımıza çıkıyor. Bir yangın küçükken bir kova su ile söndürebilirsiniz. Bir kova su yeni başlamış yangını söndürmeye yeter ama bir saat, üç saat, bir gün beklerseniz o yangın tüm binayı sarar ve arkadan yüzlerce ton su getirseniz, havadan su boşaltsanız, 10 tane itfaiye aracını getirseniz o yangını söndürmeye kafi gelmeyebilir."
Türkiye’nin referandum ve sonrasında seçimde tek başına güçlü bir hükümeti tekrar iktidara getirerek, kendi içindeki siyasi istikrarı ve karar alma mekanizmalarının sıhhatli ve rahat çalışması sebebiyle pek çok ülkeden avantajlı olduğunu da kaydetti.
"Türkiye gözünü kırpmadan en zor kararları dahi alabilecek bir siyasi yapıya sahip" diyen Babacan, "Çok önemli kararları çok hızlı alabiliyor, hızlı hareket edebiliyoruz. Çünkü biz hep uzun vadeye bakıyoruz. Kısa vadede bugünü kurtaracak adım ve tedbirleri düşünmüyoruz. Hatta kısa vadede tamamen siyasi açıdan baktığımızda belki bizim için zararlı görülen konularda bile korkmadan yürüyoruz. Çünkü biliyoruz uzun vadede memleketimizin, milletimizin çıkarınadır. Biz bunu biliyoruz ve onun için yapıyoruz. Bunu da halkımız da anlıyor. Zaten arka arkaya üç seçimde yükselen bir destekle hükümetimizi destekledi, bizim duruşumuzun doğru olduğunu gösteriyor. O güven ilişkisini zaten kurduktan sonra, güven oluştuktan sonra da her şey kolaylaşıyor" diye konuştu.
Bu işler aya insan göndermek gibi değil
Çok basit olaylarda dahi ciddi tartışmalar yaşanmasının, ortaya çıkan soru işaretleri ve güven bunalımının sonucu olarak ABD’nin tarihinde ilk kez kredi notunun düşürülmesine neden olduğunu anlatan Başbakan Yardımcısı Babacan, şunları söyledi:
"Bu hükümetler kendilerinden korkuyor, adım atmaktan, karar almaktan korkuyor. ‘Acaba bu kararı alırsam yarın başıma bir iş gelir mi?’ Böyle bir karar mekanizması, böyle bir siyasi yapıda tabii ekonomik sorunların çözümü mümkün olmuyor. Bu işler çok böyle aya insan göndermek gibi, uzaya roket fırlatmak gibi çok ince mühendislik, matematik hesabı gerektiren işler de değil. Sağduyusu olan herkesin aslında kolayca ya bu işin doğrusu nedir dendiğinde söylenebilecek bir iş. Bir ülkenin eğer borcu çoksa, bütçe açığına dikkat etmesi gerekir."