ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter

Babacan: Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldi. ATSO ziyaretinde il olarak ATSO Başkanı Çetin Osman Budak ve yönetim kurulu üyeleriyle bir araya gelerek bir süre görüşen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha sonra Meclis Toplantı Salonu'nda iş adamlarına ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerine seslendi. Antalya'nın potansiyeline inandığını belirten Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Bundan 5-10 sene sonrası Antalya Akdeniz'in belli başlı modern sahil şeridinden birisi olarak dünyada tescil edilmiş olacaktır” dedi.


Babacan: Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız

Toplantının açılışında bir konuşma yapan ATSO Başkanı Çetin Osman Budak, finans piyasalarının neredeyse bir kaos yaşadığı bu günlerde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın ziyaretin ATSO’ya ziyaretinin çok daha büyük bir önem taşıdığını söyledi.

Dünya ekonomisinin her gün yeni sürprizlerle karşı karşıya kaldığını, bugüne kadar sorun edilmeyen devlet borçlarının artık finans piyasalarının hedefi haline geldiğini belirten Budak, “Bir İtalya, ki 20 senedir aynı borçluluk seviyelerinde iken, bugün müflis bir devlet olarak sayılabiliyor. Amerikan tahvilleri krizin en derin noktasında, sıfır faizle güvenilir liman iken, bugün not indirimiyle sarsılıyor. Bu da bize gösteriyor ki, dünya ekonomisi mevcut borç dengesizliği ve ticari dengesizliklerle daha bir süre çalkantılar yaşamaya devam edecek. Durgunluk artık dünya ekonomisinin dönemsel değil, yapısal bir sorunu haline geldi. Belki de ilk kez bu kadar zor bir durgunluk kısır döngüsü içine girdik. Çünkü durgunluktan çıkış için gerekli maliye politikası aracı kalmamış gibi gözüküyor. Para politikası ise günlük çözüm olmaktan ve spekülasyonu artırmaktan başka bir işe maalesef yaramıyor” dedi.

 

Artık sıcak para değil, deli para dönemi başladı

 

“Spekülatif fon akımlarına sıcak para deniyordu. Artık sıcak para değil, adeta deli para dönemi başladı” diyen Budak şöyle konuştu:

Bugün bütün ülkeler dev küresel finans sektörünün, finansal yatırım şirketlerinin elinde rehin düşmüş gibi. Artık bir ülkedeki her zayıflık bir anda finans piyasalarının hedefi haline gelebiliyor. Aslında Devlet Başkanlarının toplanıp yeni bir finans düzeni, hatta yeni bir ticaret düzenini konuşması gerekiyor. Ama böyle bir liderlik göremiyoruz. Bu ortamda Türkiye ekonomisi mali göstergelerdeki olumlu yönüne rağmen, yapısal zayıflıklarıyla öne çıkmaya başladı. Cari açık sorunu, yüksek büyüme, düşük kamu borcu ve sağlam banka sistemi gibi başarıları ikinci plana itti, gölgede bıraktı.

Dolayısıyla artık mali temeller kadar reel temellere bakmanın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Ama bunun dışında son aylarda gündemimiz önce ekonominin aşırı ısındığı tartışmalarıyla doldu. Biz ilk günden itibaren,  enflasyon ve kapasite kullanımı düşükken, dahilde alınan KDV yatay seyrederken sadece kredi artışı ve otomobil satışları ile ısınma teşhisi konulmasının doğru olmadığını söyledik.

Çünkü ana mallarda ve özellikle konut fiyatlarında aşırı bir şişme gözükmüyordu. Buna rağmen ısınma teşhisi yapıldı, kriz söylemleriyle piyasa durma noktasına geldi ve sonra küresel çalkantı ile bu yanlıştan dönüldü. Bu arada kafalar karıştı, güvensizlik arttı. Bu ortamın tüketimi azaltması sorun değil, asıl sorun uzun vadeli yatırım kararlarını, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz etkilemesidir.  

Dolayısıyla artık ekonomide reel temellere daha fazla bakılması gerektiğini söylemek istiyorum. Reel yapıyı değerlendirmek için Global Rekabetçilik Endeksine baktığımızda 61. Sırada olduğumuzu görüyoruz. Burada da karşımıza kurumsal yapı, terör, kayıtdışı ekonomi, eğitim sistemi, düşük tasarruf oranı, özel sektörde dahi kurumsallaşma eksikliği gibi gerçek sorunlar çıkıyor. Aslında bu sorunlar bizim zaten yıllardır konuştuğumuz sorunlardır. Ama son yıllarda yapısal sorunlar içerisinde sosyal güvenlik reformu, e-devlet uygulamaları, altyapı hamlesi gibi ilerlemeler dışında eğitim sistemi, kayıtdışı ekonomi, vergi sistemi, hızlı yargılama, kamu kurumlarının performansının yükseltilmesi, özel sektörde kurumsallaşma ve halka açılma konularında yeterli ilerleme sağlanamadı.

Diğer taraftan Türkiye’de ekonomi ne kadar iyi olursa olsun, terör sorunu ve yarattığı istikrarsızlık riski herkesin kafasında büyük bir soru işaretidir. Cari açık karşısında tek önlem büyüme hızının düşürülmesiymiş gibi bir bakış görülüyor. Tasarruf oranının artırılması, uzun vadeli finansmanın gelişmesi, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının özendirilmesi, ihracatta Çin ve Hindistan pazarları için ticari işbirliği ve diğer yapısal reformlar ve mikro reformlar konusunda daha hızlı bir gelişmeye ihtiyacımız var. Türkiye olarak sektörel ve bölgesel yatırım projelerini kamu-özel sektör işbirliğiyle geliştirmemiz gerekiyor. Oysa bazı Bakanlıklarımız, Bakanlarımızın dinamizmine rağmen halen ağır, geleneksel  bürokratik anlayış ve yapıda kalmaya devam etmektedirler. Katı bürokratik anlayış devam ettikçe arzulanan gelişmeyi de sağlamakta gecikiyoruz.

 

Odaların mevcut yetkileri sınırlı

 

Kurumsal reform konusunda şu basit soruya bile cevap vermemiz zordur: Bir ilin, bir ilçenin ekonomik hayatından, ekonomisinin gelişmesinden sorumlu olan kurum hangisidir? Bu basit bir sorudur, ama kolay bir karşılığı yoktur. Odaların mevcut yetkileri ve sınırlamalarıyla ekonomik kalkınmadaki katkıları sınırlıdır. Odalar halen Ticaret Genel Müdürlüğünün il müdürlükleri görülüyor. Belediyelerin ekonomi ile ilgili hiçbir sorumluluğu yoktur. Valilikler ise özel idareler kanalıyla sadece  köy altyapısı ile ilgili kurumlar haline gelmişlerdir.

 

Türkiye’de havalimanlarının, deniz limanlarının, elektrik üretim ve dağıtımının, hatta madenlerin % 100 özelleştirilmesi yerine, % 1 veya % 5 gibi oranlarla Odaların veya Valiliklerin temsil hakkı olmalıydı. Böylece bir bölgenin zenginliği üzerinde yerel kesiminde asgari söz hakkı olmalıydı. Bilindiği gibi; Türkiye’de birçok alanda rekabet eksikliği devam ediyor. Tekelleşme oranlarının yüksek olduğu çok sayıda sektör bulunuyor ve rekabet eksikliği ekonomide maliyetleri yükseltiyor. Uzun yıllardan sonra ilk kez rekabet Kurumunun sesini duymaya başladık, ama halen yeterli görmüyoruz.

 

Son sekiz yılda iki genel, bir yerel seçim ve iki referandum ve siyasi gerilimlerle bu konulara yoğunlaşılması mümkün olmamış olabilir. Bu nedenle geçenlerde Sayın Başbakanın ve sonra sizin başkanlığınızda yapılan ekonomi ile ilgili toplantıları çok önemsiyoruz. Sizin bu reform konularını ele aldığınızı da biliyoruz. Artık iki yıllık seçimsiz dönemin reform dönemi olmasını arzu ediyoruz ve bu dönemde en fazla katkıyı yapacak olan makam ve kişilerden birisi de sizsiniz.

 

Antalya turizmde rekora gidiyor

 

İzninizle Antalya’nın durumuna ilişkin birkaç kısa başlığı da arz etmek istiyorum. Antalya’da bir taraftan bu yıl turizmde % 13 artışla rekora gidiyoruz. Kredi kullanımında dördüncü il durumundayız ve geçen yıla göre % 50’ye yakın artış var. Sosyal güvenliğe kayıtlı şirket ve istihdam sayısı ve bizim üye sayımız artıyor. Üye kaydımız geçen yıla göre % 30 arttı. Geçen yıla göre 5 bin yeni işyeri açılmış durumda. İl genelinde işyeri sayısı her yıl yaklaşık % 10 artıyor. Geçen yıla göre sigortalı çalışan sayısında % 20 artış var, yani kayıtlı istihdam artıyor. Vergi gelirimiz % 30 civarında artmış durumda ve yedinci il konumumuz devam ediyor. Organize sanayimizin elektrik tüketimi geçen yıla göre % 20 arttı. Bu olumlu göstergeler yanında iki olumsuz rakam ve bir olumsuz kalitatif gösterge sunacağım. İki olumsuz rakam tarımla ilgili: Tarım ihracatımız maalesef az da olsa gerilemiş durumda.

 

Yine tarımda ürün fiyatları da genel ortalama olarak enflasyonun altında kalmaktadır. Bu tarım sektörünün durumudur. Diğer kalitatif gösterge olarak da şunu söylemek istiyorum. Valilik binasından yüz metre içeriye girdiğinizde sokakların ve esnafın hali içler acısıdır. Hem fiziki hem de ekonomik olarak.

 

Antalya’nın altyapı sorunları Antalya’ya yakışmamaktadır

 

Antalya’nın altyapı sorunları Antalya’ya yakışmamaktadır. Konyaaltı sahilinde ve mahalle içinde akaryakıt tanker trafiği, çimento taşıyan ve mermer blok taş taşıyan ağır tonajlı araç trafiğini görüyoruz. Bu sorunlar yıllardan beri var, konuşuyoruz, ama hızlı çözüm göremiyoruz. Antalya’da çevrenin daha iyi korunması, AVM hakimiyeti sorunu, tarihi eserlerin restorasyonu, çevre yolu yapımı, kentsel dönüşüm ihtiyacı, stadyum gibi tesis eksiği, turizm gelirinden yeterli payı alamamak gibi yapısal sorunlarımız devam ediyor. Bu konularda gerekli hızda ilerlemeyi bir türlü göremiyoruz. Bunlar genel olarak hep bildiğiniz şeyler. Ama biz de bunları tekrar etmek zorundayız.”

 

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan

 

Daha sonra kürsüye gelen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, turizm kenti denildiğinde ilk akla gelen turizm merkezlerinden birinin Antalya olduğunu belirterek, Antalya'nın aynı zamanda sanayi, ticaret ve tarım alanında da güçlenen bir şehir olduğunu söyledi.

 

Antalya ile ilgili konuları hem oda hem milletvekilleri aracılığıyla yakından takip ettiklerini ifade eden Babacan, ''Yapabileceğimiz adımlar varsa, atabileceğimiz adımlar varsa, alacağımız kararlar varsa, bu adımları atarak devam ediyoruz. Ben Antalya'nın potansiyeline inanıyorum. Bundan 5-10 sene sonrası Antalya Akdeniz'in belli başlı modern sahil şeridinden birisi olarak dünyada tescil edilmiş olacaktır. Sadece Türkiye'nin değil, tüm Akdeniz havzasının, Avrupa'nın en gözde kentlerinden birisi olarak dünyaca tanınacak, Antalya'nın bu potansiyeli var. Trendler de o yöne gittiğimizi gösteriyor'' diye konuştu.

 

Konuşmasında gündemdeki konulara değinen Babacan, küresel konjonktüre bakıldığında sıra dışı bir dönemden geçildiğini söyledi. Dünyanın daha önce görülmemiş türden ekonomik ve finansal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Babacan, şu anda yaşanan sorunların özüne, temeline inildiğinde pek çok ülkede siyasi karar alma mekanizmalarının çalışmadığının, çalıştırılamadığının görüldüğünü söyledi. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, şöyle devam etti:

 

"Ekonomik sorunlar olabilir. Ama çaresiz, çözümsüz bir sorun yoktur. Bunların hepsinin çaresi, çözümü var. Ancak bu çözüme ulaşabilmek için siyasi karar mekanizmalarının karar almaları ve somut adım atmaları gerekiyor. Karar alınamadığı, bu adımlar atılamadığında problemler büyüyor, tekrar karşımıza çıkıyor. Bir yangın küçükken bir kova su ile söndürebilirsiniz. Bir kova su yeni başlamış yangını söndürmeye yeter ama bir saat, üç saat, bir gün beklerseniz o yangın tüm binayı sarar ve arkadan yüzlerce ton su getirseniz, havadan su boşaltsanız, 10 tane itfaiye aracını getirseniz o yangını söndürmeye kafi gelmeyebilir."

 

Türkiye’nin referandum ve sonrasında seçimde tek başına güçlü bir hükümeti tekrar iktidara getirerek, kendi içindeki siyasi istikrarı ve karar alma mekanizmalarının sıhhatli ve rahat çalışması sebebiyle pek çok ülkeden avantajlı olduğunu da kaydetti.

 

"Türkiye gözünü kırpmadan en zor kararları dahi alabilecek bir siyasi yapıya sahip" diyen Babacan, "Çok önemli kararları çok hızlı alabiliyor, hızlı hareket edebiliyoruz. Çünkü biz hep uzun vadeye bakıyoruz. Kısa vadede bugünü kurtaracak adım ve tedbirleri düşünmüyoruz. Hatta kısa vadede tamamen siyasi açıdan baktığımızda belki bizim için zararlı görülen konularda bile korkmadan yürüyoruz. Çünkü biliyoruz uzun vadede memleketimizin, milletimizin çıkarınadır. Biz bunu biliyoruz ve onun için yapıyoruz. Bunu da halkımız da anlıyor. Zaten arka arkaya üç seçimde yükselen bir destekle hükümetimizi destekledi, bizim duruşumuzun doğru olduğunu gösteriyor. O güven ilişkisini zaten kurduktan sonra, güven oluştuktan sonra da her şey kolaylaşıyor" diye konuştu.

 

Bu işler aya insan göndermek gibi değil

 

Çok basit olaylarda dahi ciddi tartışmalar yaşanmasının, ortaya çıkan soru işaretleri ve güven bunalımının sonucu olarak ABD’nin tarihinde ilk kez kredi notunun düşürülmesine neden olduğunu anlatan Başbakan Yardımcısı Babacan, şunları söyledi:

 

"Bu hükümetler kendilerinden korkuyor, adım atmaktan, karar almaktan korkuyor. ‘Acaba bu kararı alırsam yarın başıma bir iş gelir mi?’ Böyle bir karar mekanizması, böyle bir siyasi yapıda tabii ekonomik sorunların çözümü mümkün olmuyor. Bu işler çok böyle aya insan göndermek gibi, uzaya roket fırlatmak gibi çok ince mühendislik, matematik hesabı gerektiren işler de değil. Sağduyusu olan herkesin aslında kolayca ya bu işin doğrusu nedir dendiğinde söylenebilecek bir iş. Bir ülkenin eğer borcu çoksa, bütçe açığına dikkat etmesi gerekir."

Babacan, hükümetler karar alamayınca, tasarruf yapamayınca, bütçe açığını düşüremeyince merkez bankalarının karşılıksız para bastıklarını, Amerika’da bunun bir yıldır yapıldığını, Avrupa Merkez Bankası’nın da küçük ülkelerin yanında bir haftadır İspanya ve İtalya için aynı uygulamaya geçtiğini kaydetti.

"Hem ABD, hem Avrupa için karar günleri geliyor. Eğer zamanında doğru kararlar doğru tedbirler alınmazsa dünyayı sıkıntılı günler bekliyor’ demiştim ve o günleri yaşıyoruz" diyen Ali Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Zayıf kararlar alındı ve türbülans bir türlü yatışmıyor. Umarız ki bunlar ders olur, herkes şapkasını önüne koyar, başını iki elinin arasına alır, ‘Ya ben ne yapıyorum. Kendimi kendi siyasi partimi, yoksa ülkemin ekonomisi, dünyanın ekonomisi mi? Siyasi liderlerin önündeki tercih bu. Alınacak kararlar zor kararlar olacak. Can yakıcı kararlar olacak. Acı reçeteler çıkacak Avrupa için de, Amerika için de. Ya bugünkü liderler alacak, ya da bunlar şöyle böyle saha dışına itilecek ve yeni gelenler yapacak. Dolayısıyla liderlerin kendi bekaları ve siyasi partilerinin bekalarını bir kenara bırakıp ülkelerin ekonomisinin bekalarını düşünmeleri gereken bir dönem."

"Türkiye’de güven ortamı çok çok iyi noktada" diyen Babacan, "Halkımızın geleceğe güveni, halkımızın hükümete güveni çok çok iyi noktada. Ve bu güven ortamı ile siyasi istikrar ortamı ile biz bu türbülans ortamına girmiş bulunmaktayız. Ve bu konuda da dünyada sıkıntılı dönemler olabileceği zaman, bu konularda uyarılar yapmak bizim görevimiz. Çünkü uçağa bindiniz, ara ara gerektiğinde kaptan pilot ne yapar, anons yapar. Der ki ‘hava şartları ileride biraz sıkıntılı, fazla koridorda dolaşmayın, ayakta durmayın, oturun emniyet kemerinizi bağlayın’ der. Bu kaptanın doğal görevidir. Bunu yapmadığı zaman görevini yerine getirmemiş olur. Tabi ki biz kendi içimizdeki güven ortamını kuracağız, böyle devam edeceğiz ama dünyada olup bitene de kayıtsız olmayacağız. Biz hükümet olarak devlet olarak tedbirlerimizi alacağız, iş dünyamız ona göre tedbirlerini alacak, sanayiciler ona göre tedbirlerini alacak ki mümkün olan en az zarar ile bu günleri geçirebilelim" şeklinde konuştu.

Döviz borcumuz kadar dövizimiz var

Türkiye’nin bankacılık sisteminin sağlam olduğunu kaydeden Ali Babacan, "Hazinenin bilançosuna baktığınızda, çok şükür şu adan geldiğimiz noktada hazinenin ne kadar döviz yükümlülüğü varsa yine devletin o kadar döviz varlığı da var. Biz net dış borcumuzu hemen hemen sıfırlamış durumdayız. Dış borç. Yani TC devletinin ne kadar döviz borcu varsa elinde o kadar döviz varlığı vardır. Dolayısıyla kur hareketlerinden hazine de etkilenmiyor. Bu sağlam yapı ile böyle bir ortamdayız. Ama geminiz ne kadar sağlam olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun, eğer denizde dalga varsa, denizde fırtına varsa bu güçlü gemi biraz sallanır, bunu hissedersiniz. Hani böyle gündüz denizin sakin olduğu dönemdeki gibi bir yolculuk olmaz ama önemli olan bu fırtına, sarsıntılar biraz sallanır ama sağlam bir şekilde yola devam edebilmektir. Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu pozisyon odur" diye konuştu.

Türkiye’nin bu sene ilk çeyrekteki büyüme oranı yüzde 11 ile dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olduğunu kaydeden Babacan, şunları söyledi:

"İşsizlik o kriz ortamından, 2008-2009 kriz ortamından mukayese ettiğimizde, 4 puan üzerinde çok şükür düşmüş durumda. Enflasyon uyumlu seyrediyor. Bakıyoruz, pek çok ekonomik gösterge hamdolsun Türkiye ekonomisinin çok iyi bir noktada olduğunu bize söylüyor. Ama bir gösterge var, o da bizim de çok dikkat ettiğimiz ve üzerinde durduğumuz bir gösterge o da cari açık. Bütçe açığı ayrı, cari açık ayrı. Cari açığımız var ama öte yandan da finansman fazlamız var. Ve önümüzde birkaç yıl boyunca daha, dünyada likitin çok bol olduğu, finansman sorununun da pek olmayacağı bir dönemdeyiz. Ancak gün gelip de bu likitlerin piyasadan çekildiği günler de gelecek. Bu artık 2013 mü olur, 2014 mü olur, 2015 mi olur, onu da kestirmek kolay değil. Dolayısıyla biz cari açığı basamak basamak nasıl aşağı çekeriz de o likitlerin geriye çekildiği günlerde nasıl sıkıntı yaşamayız. 2011’de büyüme rakamımız geçen yıla göre daha küçük bir rakam olacak. 2012’de de 2011’e göre daha küçük bir rakam olacak. Otobanda giderken vites düşürerek, biraz hızımızı düşürerek ama yine büyüyerek daha makul oranlarda önümüzdeki birkaç yılı geçirmemiz gerekecek. Ama yine Türkiye Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olacak."

Otobanda giderken yol tek şeride düşüyor

Babacan, Türkiye’nin bu krizden etkilenmemesindeki en önemli göstergelerden birinin faizler olduğuna da dikkat çekerek, son olarak şu uyarıyı yaptı:

"Halkımız daha kazanmadan harcanıyor. Önümüzdeki dönemde bunlara dikkat ekmek lazım. Otobanda giderken yol tek şeride düşüyor. Özellikle borçlanma konusunda dikkat etmek gerekiyor. İsraf ekonomisi olmamamız gerekiyor. Günlük alışverişimize olduğu gibi devam etmek lazım, bundan korkmamak lazım ama ölçülü olmak lazım. İsraf ekonomisini değil, verim ekonomisini Türkiye’de görmek istiyoruz. Sanayici, tüccar, hane halkımız olarak, biz de devlet bütçesi olarak hepimiz ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Formül bu."

Daha sonra basına kapalı olarak gerçekleşen bölümde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, işadamlarının sorularını yanıtladı. ATSO Başkanı Budak, günün anısına Babacan’a üzerinde nar figürü bulunan seramik bir plaket hediye etti.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2012 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Beceri 10
  • Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
  • Antalya Çiçek Festivali
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.