26 Temmuz 2011 Salı

Konuşmasına şehit asker ve polisler için başsağlığı dileyerek başlayan ATSO Başkanı Budak, “Bu yaz günlerinde Meclis toplantımızda konuşmama güzel şeylerle başlamak isterdim. Ama biz güzel şeyler konuşmayı ne kadar istesek ne kadar özlesek de bu her zaman mümkün olmuyor. Son 45-50 günlük dönemde 30’un üzerinde asker ve polisimizi şehit verdik. “Ateş düştüğü yeri yakar” deyip geçemeyiz. Şehitlerimizi minnetle anmak, ailelerinin acısını paylaşmak asgari sorumluluğumuz olmalıdır. Hepsine Allahtan rahmet diliyoruz” dedi.
Bir taraftan şehit cenazeleri kalkarken diğer tarafta ülke genelinde futbol ve magazinin daha fazla konuşulduğunu vurgulayan Budak şöyle konuştu:
“İki uzman çavuş sokak ortasında kalleşçe arkadan vuruluyor ama tepki bile yaratmıyor. Diğer taraftan terörle mücadelede 30 yıllık tecrübeye rağmen halen askeri alanda ve siyasi alanda zafiyetler olduğunu Medyamızda da halen terör örgütünün ve destekçilerinin öne çıkarıldığını izliyoruz. Oysa terörle savaşta psikolojik mücadele silahlı mücadeleden daha önemlidir, ama maalesef terör konusunda psikolojik mücadele neredeyse terk edilmiş ve inisiyatif terör örgütüne geçmiştir. Artık, hem hükümet ve muhalefet, hem de medya üzerine düşeni yapmalıdır. Burada hükümet yetkilileri ve muhalefet ortak tavır belirleyip, toplumun ve güvenlik güçlerinin moralini yüksek tutmalıdır. Özellikle liderler televizyonlara çıkıp bütün halka hatta terör örgütüne açıkça mesaj vermelidir. Dolayısıyla herkes artık bir çıkmaza gelindiğini ve bu çıkmazın Türkiye’nin her yerinde akıl almaz olaylara yol açtığını ve daha fazlasına da yol açabileceğini görmelidir. Gerçekten bu konuyu konuşmak ve uzatmak istemememe rağmen, bu kadar şehit sayısı ortadayken, son günlerde futbolun terör sorunundan daha fazla konuşulduğunu görünce bir not düşme gereği duydum.
Futbolda şike konusu
Futbolda şike konusu aslında bizim konuşma konumuz bile değildir, ama maalesef Türkiye’de gündemin en üst noktasına yerleşmiştir. Ama bu şike olayında da asıl ilginç olan, bugüne kadar herkesin bildiği bir konunun birden bire suç olarak ortaya çıkmış olmasıdır. Ben bu konuda sadece bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Şike ve hakemlere müdahale etme gibi olaylar yıllardan beri bilinen ve normalleşmiş olaylardır. Kanun çıkmış ve şike suç sayılmıştır, ama gariptir ki, futbol dünyasının ve hatta toplumun tamamı bunu ayıp bir şey olarak görmemektedir.
Burada asıl demek istediğim şudur: Bir ülkede kamu düzeni sadece kanunlarla sağlanamaz. Asıl önemli olan toplumun iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırması ve buna göre tepki vermesidir.
Türkiye hızla toplumu ayakta tutan değerlerini kaybetmektedir
Davadan çok, asıl konuşulması gereken husus, konunun bu boyutudur, Türkiye’de insani değerlerin bu denli yıpranmış olmasıdır. Bugün Türkiye’de terör bir siyasi parti ve bir kesim tarafından desteklenebiliyorsa bu da aslında ahlaki bir sorundur. Yani Türkiye hızla toplumu ayakta tutan değerlerini kaybetmektedir.
Bugün Türkiye’de toplumun her kesimi tarafından sayılan, güvenilen, sözü dinlenen neredeyse tek bir kişi ve kurum kalmamıştır. Asıl vahim durumda budur. Bunun nedeni siyasi kutuplaşma ile tarafsız olan, doğruları söylemeye çalışan herkesin siyasetin bütün taraflarınca tasfiye edilmiş olmasıdır.
Bugün Türkiye’de sağcının, solcunun, Alevinin, Sünninin, Musevinin, Türk’ün, Kürdün, zengin ve fakir herkesin saygı ve güven ile sözünü dinlediği kaç kişi vardır. Bugün artık milletin hep birlikte sahip çıktığı, sözünü dinlediği bir tek sanatçı, yazar, filozof, devlet adamı, bilim adamı, kanaat önderi var mıdır? Herkesin bildiği bir olay vardır: Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’e demişler ki, yazar J. P. Sartre politikamıza zarar veriyor, onu engelleyin. De Gaulle diyor ki, - ‘yapamam, ona gücüm yetmez’. Bu kez çevresindekiler şaşırıyor, ‘nasıl yetmez, siz De Gaulle’sünüz’ diyorlar. De Gaulle ise; - ‘ben De Gaulle isem, Sartre Fransa’dır’ diyor. Yani bizim, ‘bu adam bütün Türkiye’dir’ dediğimiz kimse kalmamıştır.
Türkiye’de siyasi ve idari sistem adam yeme mekanizması olmuş, medya da zaten buna uymuştur. ‘Beni sevmeyen ölsün’ anlayışı hakim olmuştur. Bir Kemal Derviş bütün dünyada takdir görürken, son 9 yılın ekonomik başarısında payı varken, Türkiye’de farklı düşüncelerle yeterince takdir görmemiş, hatta yıpratılmaya çalışılmıştır. İsimleri değiştirmek ve çoğaltmak mümkündür. Artık bizimle aynı düşünmeyen insanları ne kadar bilgili olursa olsunlar baştan reddediyoruz. Bu toz ve dumanın içinde artık birilerinin, özellikle de medyamızın bu gerçekleri düşünmesi ve sorgulamasında yarar görüyorum.”
Ekonomide moral ve güven zayıfladı
“Ekonomide de moral ve güvenin zayıfladığı günler yaşıyoruz” diyen Budak konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Daha geçen ay % 11 çeyreklik büyüme ile dünya rekoru kırdığımız için seviniyorduk, manşetler atılıyordu. Aslında % 11 büyümenin asıl nedeni 2009 yılındaki küçülmeydi. Ekonomimiz 2008’e göre 2009’da sadece % 14,7 küçüldüğü ve 2010 ilk çeyreğinde bu tam olarak telafi edilmediği için 2011 ilk çeyreği % 11 büyümüş görünmektedir. Oysa 2008’e göre, yani 3 yıllık büyüme sadece % 6’dır. Ama bu gerçeğe rağmen önce rekor manşetleri atıldı, ama rekor sözlerinin üzerinden bir ay geçmeden bu defa da krize hazır olmak gerekir, aman dikkat edin harcama yapmayın gibi sözler başladı.
Buna IMF Türkiye raporu eklendi. IMF Türkiye’nin gelecek yıl % 2,5 gibi neredeyse kriz gibi bir büyüme göstereceğini söyledi. Ardından dış basında Ekonomist dergisi Türkiye’yi en fazla ısınmış altıncı ekonomi ilan etti. Sonra da rating kurumları uyarılar yayınladılar. Oysa Türkiye’nin durumu zaten ne rekor kırdık diyecek kadar iyiydi ne de aman kriz var, harcama yapmayın denecek kadar kötüdür. Buna rağmen cari açığa karşı yeterli önlem alınamaması ve cari açığın aylık 8 milyar doları aşan bir düzeye çıkması nedeniyle Türkiye ekonomisine karşı güvensizlik artmıştır. Lira Nisan ayından bu yana Euro ve Dolar karşısında % 13 kadar değer kaybetmiştir. Türkiye’deki yabancı sermaye için kur artışı zarar demektir. Bu nedenle yabancı sermaye, yani sıcak para kur artışı bekliyorsa çıkar, kur sıçradıktan sonra tekrar döner. Böylece onlar kar eder, ama Türkiye’de de önce kur sıçrar, sonra yabancı sermaye döndüğünde bu kez tekrar düşmeye başlar. Bundan zarar eden döviz borcu olanlar, yükselmiş kurdan döviz alanlar olacaktır.
Türkiye’ de ciddi bir kriz riski yoktur.
Yunanistan’a 109 milyar Euro’luk birinci destek paketinin ardından şimdi de 158 milyar Euro’luk ikinci destek paketi çıktı. Böylece dışarısı bir sükunet kazandı. İtalya gibi diğer ülkelerin de sorunu var, ama piyasanın bu ülkelere ne kadar baskı yapacağı henüz tam netlik kazanmadı. ABD’deki borçlanma limiti konusunda da muhtemelen bir uzlaşma çıkacaktır. Dolayısıyla dövizde hareket bir süre daha devam edebilir. Ama Merkez bankasının aşırı bir çıkışa müdahale imkanı ve yeterli aracı ve rezervi de vardır. Bu nedenle halkın yükselmiş kurda dövize hücum etmesi yanlıştır. Gerçi bu artış zaten bekleniyordu ve ayrıca uluslararası rekabet için gerekliydi. Ama bir çok kez dile getirdiğimiz gibi özellikle son 10 gün içindeki hızlı hareket piyasada güveni bozmuştur, bundan sonra da bir süre bu etki devam edecek ve bunun enflasyona yansıması da olacaktır. Maalesef Türkiye cari açık karşısında yapısal sorunlarını çözemediği için bugün bu sıkıntılarla karşı karşıyadır.
Şunun altını bir kez daha hakkaniyetle çizelim. Türkiye’de ciddi bir kriz riski yoktur. Banka sistemi sağlamdır, bütçe dengesi ve kamu borcu düzeyi olumludur ve bunda ekonomi yönetiminin katkısı elbette vardır. Ancak, şunu da eklemek istiyorum: Bütçe dengesi kolay bir iştir, banka denetimi de kolaydır, ama cari açıkla mücadele yapısal değişim olmadan olmaz. Bu konuda zamanında bu kadar döviz girişi teşvik edilmemeliydi. Sermaye girişlerine zamanında kısıtlama konabilirdi. Yıllardan bu yana sanayi ve ihracat daha iyi desteklenmeliydi.
Türkiye’de konutta ve borsada balon yok
Çin’in 100 dolar ücretle, devletten elektrik ve kredi desteği alarak büyümesi karşısında Türkiye ciddi tedbirler almalıydı. Ama bunlar yapılmadı ve cari açık petrol fiyatıyla ve ekonominin aşırı ısınmasıyla açıklanmaya çalışıldı. Şimdi de ekonomi soğusun cari açık düşsün diyenler var. Oysa 2008’e göre büyüme % 6. Kapasite kullanımı halen 2008’in % 80’lik oranlarını yakalayamadı ve % 76 ‘da. Isınan ekonomide fiyatlarda balon başlar, Türkiye’de konutta ve borsada balon yok.
Dolayısıyla ısınma varsa kimse bunu büyümede aramasın, olsa olsa ithalatın kendisinde arasın. Kredi artışından kaynaklanan talep yerli mallara gitseydi, yerli ara malı üretimi artsaydı, böyle bir sorun olmazdı. Türkiye’de ekonomi değil, ithalat ısınmıştır. Asıl sorun aşırı büyüme değil, yapısal zayıflıktır.
Sonuç olarak rekabet gücü konusunda yeni bir politika setine ihtiyaç olduğunu bir kez daha söylemek istiyorum. Bölgesel ve sektörel teşvik önlemleri yeterli derinliğe ulaşmamıştır. Teşvik politikası yeniden gözden geçirilmeli ve daha seçici olunmalıdır. Türkiye’nin belirli bir üründe belirli bir pazara ihracatı hedefleyip ona göre teşvik vermesi gerekir. Belirli bir ithal girdiyi hedefleyip, onu içerde üretmeyi sağlayacak özel teşvik sistemi gerekir. Yani serbest atış politikası artık terk edilmeli ve nokta atışına geçilmelidir. Maalesef bürokrasi bu konuda başarılı değildir. Her zaman söylediğimiz gibi bürokrasi gereksiz işlerle uğraşacağına reel sektörle birlikte çalışmanın yolunu aramalıdır.”
Halkımızı AVM mahkumiyetinden kurtaracağız
Konuşmasında ATSO’nun faaliyetlerine de değinen Budak şunları kaydetti;
“Bizim gündemimiz bu konulardan daha iyi durumdadır. Geçen ay çok güzel çalışmalara imza attığımızı söyleyebilirim. Tarım sektörü çalışmalarımız kapsamında çiçek sektörü çalıştayı ile önemli bir sektörümüzün sorunları ele alınmıştır. Komitemiz güzel bir organizasyon yapmıştır. Komite üyelerimize, Tarık Dede ve Haluk Oğuzer’e emeklerinden ötürü teşekkür ederim. Geçen hafta Güllük Caddemizde alışveriş festivali başlattık. Göreve başladığımızda bu tür organizasyonlar gündemimizdeydi. Ama esnafı bir araya getirme, yer ve yöntem belirleme zaman aldı. Önceki meclis toplantılarımızda Güllük esnafı ile bir araya geldiğimizden bahsetmiştim. Bu toplantıdan elde ettiğimiz verileri ilgili meslek komitelerimiz ile paylaştık, onlar da karşılık beklemeden Güllük’ü donatacak tasarımlara imza attılar. Bu projemizi Vali Bey, Büyükşehir ve Muratpaşa Belediye Başkanlarımız ile paylaştım, desteklerini aldık. AKTOB Başkanı ile görüştüm ve destek sözü aldım. Meclis üyelerimiz Murat Gülaydın ve özellikle de Hüseyin Sarı bu konuya önemli mesai harcadılar. 1 ayı aşan süre boyunca en eski alışveriş Caddelerimizden birisi olan Güllük’e festival havası yaşatacağız.
Geçtiğimiz Cuma günü çok güzel bir açılışla festivale start verdik. Halkımızı AVM mahkumiyetinden kurtaracak, Cadde alışverişini halkımıza hatırlatacak önemli bir etkinliğe imza attığımızı düşünüyorum.
Bu şekilde nokta atışının da çok isabetli olduğuna inanıyorum, çünkü tüm Antalya’da bir kampanya yapsaydık, kontrol edilemezdi, organize edilemezdi. Elbette ilk yıl eksikler olacaktır. Ama önemli olan her yıl bu etkinlikleri daha iyileştirip, Antalya ticaret kültürünün bir parçası haline getirmektir. Bizim sorumluluğumuz öncü olmak, destek olmaktır. Ama asıl sorumluluk bu kampanyayı başarıya ulaştıracak esnafımızındır.
Ancak bu konuya temas etmişken Gaziantep’te yaşanan bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Mahalle bakkalında yakaladığı sıcaklığı büyük marketlerde bulamayan halk, dünya çapında markalar olan büyük marketleri Gaziantep’ten çıkmak zorunda bırakmıştır. Bu enteresan bir gelişmedir.
Bundan başka kentsel konularda da çok olumlu çalışmalarımız oldu. Muratpaşa Belediyesi ile Üç Kapılardaki Kale Burçlarının değerlendirilmesi konusunda protokol imzaladık. İmzaladığımız protokole göre üçkapıların iki tarafındaki burçları bir proje dahilinde onaracak, restore edecek ve ziyarete açacağız. Böylece Kaleiçini bir müze kent vizyonu ile şekillendiren kültür turizmi projemizin bir ayağı somutlaşmıştır. Diğer ayaklardaki ilerlemeleri de takip ediyoruz.
Herşey Dahil araştırması
Odamızın da desteğiyle AKTOB ile birlikte Almanya turizm pazarında çok güzel bir bilimsel araştırma, kapsamlı bir anket çalışması yapılmıştır. Böylece en önemli pazarımızdan birisi olan Almanya’da, Antalya turizminin ve “Herşey Dahil” Seyahatin en güncel fotoğrafı çekilmiş bulunmaktadır. Anket sonuçları son derece önemli, yararlı ve yol göstericidir. Alacağımız stratejik kararların bilimsel bir temele oturması adına bu tür çalışmaları son derece önemsiyorum.
Ayrıca, Geçtiğimiz günlerde ATSO olarak Batı Akdeniz Kalkınma Ajansına verdiğimiz “Antalya Bilgi Sistemi” başlıklı proje teklifimize destek almaya hak kazandık. Antalya Bilgi Sistemi projemiz ile bundan sonra üye bilgilerimizi coğrafi konuma dayalı olarak da tutacağız. Proje ile eski verilerimizi güncelleyecek ve bu güncellemeye süreklilik kazandıracağız.
Oluşturacağımız bu bilişim altyapısı, konuşmalarımda sık sık değindiğim işyeri enflasyonu sorununa da merhem olacaktır. Artık işyeri açmak isteyen bir kişi bize geldiğinde, “o cadde üzerinde senin işkolundan bu kadar firma var, işletmeni şu civara kurarsan daha az rekabetle daha çok kazanırsın” diyebileceğiz.
Mesleksizliğe ve İşsizliğe çözüm üretmek adına TOBB olarak uygulamaya koyduğumuz Beceri 10 Projesinde son hızla ilerlemeye devam ediyoruz. Oto kaportacı, asansör sistemleri bakım ve onarım, gaz altı kaynakçılığı, mobilya döşemeciliği, çamaşırhane elemanı ve baskı sonrası operatörlüğü kurslarından sonra CNC Freze Operatörlüğü kursunu da başlattık. Antalya Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde başlatılan CNC Freze Operatörlüğü kurslarına katılan 12 kursiyer, geçtiğimiz Salı günü çalışacakları Organize Sanayi Bölgesindeki firmaları ziyaret ettiler.
Bu çalışmalarımız dışında Antalya’da olumlu ve olumsuz bazı gelişmelere de değinmek istiyorum. Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivalinin yanı sıra yeni bir festival daha kazanıyor; Jazz Festivali. Henüz festivalin ilk yılı olmasına rağmen dünya çapında müzisyenleri Aspendos’un o muhteşem ortamında izleme şansına eriştik. Bu son derece kaliteli organizasyona ATSO olarak biz de destek olduk ve kentimizin marka değerini yükselten bu tür organizasyonların sayısının artarak sürmesi için çaba göstermeye devam edeceğiz.
Kentimize cazibe kazandıran projeleri destekliyoruz
Geçtiğimiz haftalarda Büyükşehir Belediyesi’nde düzenlenen ortak akıl platformu toplantısında yap-işlet-devret modeli ile gelecek yıl Mayıs ayında faaliyete açılması düşünülen Akvaryum projesi hakkında önde gelen sivil toplum örgütleri olarak bilgi aldık. Dev akvaryumun Migros’un yanındaki doğal çukurun içine yapılması planlanıyor. Böylece kent silüetine herhangi bir olumsuz etkisi olmayacak. Kentimizin doğal güzelliğini bozmadan cazibe kazandıran bu tür projeleri destekliyoruz. Ancak bu tür projeler bütünden bağımsız düşünülmemelidir. Her bir proje tek başına yama gibi kalmamalı. Baktığınız zaman Akvaryum’un kurulması düşünülen mekanın altında Mini-City var, biraz daha altında Beachpark var. Biraz yukarıda halen duran ve içinde top oynanan, Antalya’ya yakışmayan çukurlar var. Bizim gündeme getirdiğimiz ve mimarlar Odasının üstünde çalıştığı Falez’den Migros’a kadar yolun yer altına alınması teklifimiz var. Bunların tamamı entegre bir proje olarak ele alındığında elimizde bir hazinenin olduğu çok açıktır. O hazine bir bütün olarak değerlendirilmeli, parça parça ziyan edilmemelidir.
Tramvay trafiği ve esnafı bitirmiş durumda
Parça parça yapılan projeler ile ne bütünlüğü sağlamak, ne de yoğunluğu, trafiği yönlendirmek mümkün değildir. Bu sıkıntıyı en çok trafikte yaşıyoruz. Artık televizyonda ana haberlerde Antalya’daki Mobese görüntüleri ile trafik kazalarını izlemek bir rutin haline geldi. Yollarımızın durumu ortada. Ulaşımı rahatlatsın diye yapılan tramvay bugün trafiği ve esnafı bitirmiş durumda. Özellikle Şarampol’deki durum içler acısı. Yarım saatte bir gelecek tramvay için otomobiller tek sıra halinde ilerlemek zorunda. Bir tek aracın durması bile trafiğin kilitlenmesi için yeterli. Madem tramvayı kaldıramıyoruz, en azından karayolu ile arasındaki kot farkını giderip otomobillerin de yol boş olduğu zaman demiryolu hattını kullanabilmelerini sağlayacak bir düzenleme yapılamaz mı?
Son günlerde Belediyelerimizin imza attığını bazı örnek uygulamalara da çok kısa değinmek istiyorum. Muratpaşa belediyemizin çöp kutularını yer altına alma çalışmasını anmak istiyorum. Uygarlık detaydadır derler, Antalya’ya bu tür detay çalışmalar yakışır. Bunun devam etmesini arzu ediyoruz. Kepez Belediyemizin Akdeniz Sanayi Sitesinde peyzaj çalışmalarına başlamıştır. Bu da çok güzel bir gelişmedir. Sanayi, sitelerimiz eski havadan, terk edilmiş, kaotik görünümden çıkmalı ve ticari hayata daha fazla girmelidir.
Meslek komitesi çalışmalarımızda en çok değinilen konulardan birisi sahte içki üretimi konusu olmuş. Bu konuyu sürekli dile getiriyoruz. Alkol üstündeki ÖTV nin son derece yüksek olması insan sağlığına değer vermeyen sahtecilerin ekmeğine maalesef yağ sürüyor. Bu konudaki denetimlerin sıklaştırılması gerektiği dile getirilmiş. Son derece haklısınız, biz de bu denetimlerin takipçisi olacağız. 10. grup meslek komitemiz pamuk üreticisinin desteklenmesi konusuna dikkat çekmiş. Doğrudur, pamuk üretimi stratejik bir sektördür. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Birçok meslek komitemiz yaz ayları ile birçok esnafın dükkanlarını kaldırımlara yaydığını, çığırtkanlık faaliyetinde bulunduklarını, herhangi bir garantiye dayanmayan mal sattıklarını belirtmişler. Bu durum, yönetim olarak titizlikle üstünde durduğumuz bir konudur ve önlenmesi için gerekli takibi ve ilgili yazışmaları yapacağız. Sözlerimi sonlandırırken Ramazan ayınızı tebrik ediyor, esenlikler diliyorum.”