21 Haziran 2011 Salı

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Haziran Ayı Meclis Toplantısı, ATSO Meclis Salonu’nda yapıldı. ATS Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, Meclis’te yaptığı konuşmada ATSO’nun bir aylık faaliyetlerin yanı sıra gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin, sert ve yorucu bir seçim dönemini geride bıraktığını, siyasetçilerle beraber milletin de yorulduğunu belirten Budak, “Artık siyasetin tatile girmesiyle birlikte millet de bir nebze olsa da nefes alacaktır” dedi.
Seçim sürecinin çok tatsız olaylara ve sözlere konu olduğuna değinen Budak şunları kaydetti; “Seçimden sonra ülke gündeminin daha olumlu, daha sakin olmasını beklerken siyaset gündeminin gergin olmaya devam ettiğini görüyoruz. Bu gerginliğin devam etmesi şunu göstermektedir. Demokrasi sadece seçim demek değildir. Demokrasi her şeyden önce bir kültürdür. Dolayısıyla seçim sonrası doğal beklentimiz, siyasi parti liderlerinde demokrasi kültürünün olgunlaştığını görmektir, seçim sırasındaki ağır sözlerin bir kenara bırakılması, herkesin gerekli sonuçları çıkarması ve artık asgari müşterekler için bir diyaloğun ortaya çıkmasıdır. Çünkü, özellikle Güney Doğu illerimizde olup bitenler, seçimden sonra bir partiden çıkan sözler bölücülüğün ve terör sorununun olduğu yerde durduğunu göstermektedir. Üç büyük partimiz iktidar mücadelesi içerisinde Güney Doğu’yu yeterince dolduramamışlardır. Bunun sonucunda Türkiye genelinde yüzde 6, hatta Doğu ve Güney Doğu’da bile sadece 5 ilde çoğunluk oyu almış bir parti, şimdi bölgeyi temsil ettiği iddiasıyla etnik siyasetini giderek şiddetlendirmektedir. Medyamız seçim öncesi bu partiye güya demokrasi adına destek vermiştir, ama şimdi sonuç ortadadır.
Seçimin olumlu – olumsuz yönleri
Bu seçimin olumlu yönü, ekonominin ve projelerin konuşulmuş olmasıdır. Ayrıca seçim Mecliste temsil kabiliyetini artırmış, kaliteyi yükseltmiştir. Olumsuz yanı ise etnik siyasetin yeniden canlanması olmuştur.
Türkiye 21. Yüzyılın başında halen Türk, Kürt, Alevi, Sünni gibi farklılıkları konuşan ve bu temelde ayrışan bir toplum olmaya devam etmektedir. Maalesef siyasetimiz de bu temelde ötekileştirme ve hatta kutuplaştırma ile yürümeye devam ediyor. Bu çağda böyle bir anlayışın yerleşmesi kabul edilemez.Bu nedenle, medya ve siyasetimiz etnik bölücülüğü, mezhep veya inanç farkını sözde değil, özde bir şekilde reddetmelidir.
Şimdi yine Anayasa değişikliği gündemdedir. Anayasanın daha ileri bir demokrasi, bağımsız yargı, daha güçlü kuvvetler ayrılığı yönünde değişmesi gereklidir. Ama unutulan şey asıl sorunun anayasa değil, demokrasi kültürünün eksikliği olduğu gerçeğidir.
Eğer milletimiz farklı yaşam tarzı, farklı inanç, kültür, etnik köken veya başka nedenlerle ayrışırsa, kutuplaşırsa, güven kaybederse anayasa için gerekli uzlaşma sağlanamaz veya en mükemmel anayasa yapılsa dahi çözüm olamaz. Dolayısıyla başta siyaset olmak üzere toplumun her kesimi eski alışkanlıklarından vazgeçmek zorundadır.
Benim bu konudaki görüş ve önerim Avrupa Birliği uyum sürecinin yeniden gündeme alınmasıdır. Türkiye Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini mutlaka üye olmak için değil, kendi standartlarını yükseltmek için başlatmıştır. Ancak halen müzakere sürecinin neredeyse tıkanmış olduğunu görüyoruz.
Oysa Avrupa şu anda ne kadar kötü durumda olursa olsun, dünyada en ileri demokrasi modeli, çağdaş, demokratik, laik ve sosyal devlet modeli oradadır. Bu nedenle Anayasada yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü gibi konular başta olmak üzere demokrasimizin standartlarının AB düzeyine yükseltilmesi öncelik olmalı ve şu anda kaybolmuş görülen AB çıpası yeniden tesis edilmelidir.
Ekonomik reformların konuşulduğu bir dönem olsun
Yine aynı şekilde Antalya siyasetinde de artık kişisel çekişmeler değil, Antalya’nın vizyon projeleri için bir kenetlenme istiyoruz. Bu projeler için başta Valiliğimiz olmak üzere bütün kurumlarla çok yararlı bir diyalog ve birlikte çalışma sistemini Antalya olarak başarmış bulunuyoruz. Bu çalışmalarda milletvekillerimizin de tam olarak bizlerle birlikte olacaklarına inanıyoruz.
En azından önümüzdeki yakın tarihte bir seçim görünmüyor. Artık önümüzdeki dönemde ekonomik reformların konuşulduğu bir dönem olmasını temenni ediyoruz.”
Dünya ekonomisi serumla ayakta duruyor
Konuşmasında küresel ekonomideki gelişmelerle ilgili değerlendirmede de bulunan ATSO Başkanı Budak, dünya ekonomisinin halen serumla ayakta durduğunu söyledi. Budak konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Avrupa tahville, Amerika parayla ekonomiye serum vermektedir ama buna rağmen tam düzelme de yoktur. Amerika’da hem durgunluk devam etmekte hem enflasyon artmaktadır. Avrupa’da Yunanistan başlı başına önemli bir sorundur. Şu ana kadar Yunanistan’ın kurtarılması konusundaki belirsizlik ortadan kalkmadı. Ama herkes biliyor ki, Yunanistan borç erteleme durumuna düşerse önce Avrupa, sonra küresel boyutta yeni bir mali kriz çıkacaktır. Bu nedenle mutlaka yeni yardım paketinin devreye gireceğini tahmin ediyorum. Halen Euro’yu faiz farkı ve Almanya ayakta tutmaktadır. Geçen hafta Çin Euro’yu desteklemeye devam edeceğini açıklamıştır.
Buna rağmen Avrupa’da sorunlar ağırlaşmaktadır ve sıcak para gelişen ülkelerden çıkmaktadır. Önümüzdeki dönemde gelişen ülkelerden para çıkışı devam edecektir. Dışarıdaki konjontür bugüne kadar Türkiye’de cari açığın finansmanını kolaylaştırmıştır. Nitekim, dört aylık cari açığımız 29 milyar dolar, gelen döviz 31 milyar dolardır. Bu dövizin sadece 4,5 milyarı yatırım için gelen dövizdir, gerisi tahvile gelen para veya bankaların dışarıdan aldığı borçtur. Ama artık bu dış şartlar bozulmaktadır ve dışarıdan gelen baskı her an daha fazla artabilir. Ayrıca sınırlarımızda Suriye’de ciddi boyutta riskler de gündemdedir.
Cari açığı azaltacak önlemleri acilen bekliyoruz
Türkiye bugüne kadar sıcak para desteğiyle belirli bir rahatlık yaşamıştır. Cari açık sorununda kamu bütçesi cephesinde sorun yoktur. Ama özel sektörün 100 milyar dolar kadar döviz cinsinden ithalat veya kredi borcu nedeniyle ekonomide bir kur riski vardır. Fakat kurlarda oluşabilecek her sert hareket Türkiye ekonomisini de olumsuz etkiler. Bu nedenle her zaman söylediğimiz gibi cari açığı azaltacak önlemleri artık acilen bekliyoruz.
Kısa vadede alınabilecek iki önlem kamu harcamalarının frenlenmesi ve banka kredilerindeki frenin artırılmasıdır. Ekonomi yönetimi banka kredilerini kısmaya yoğunlaşmıştır. Kredi faizlerinde artışlar başlamıştır. Ama bu tek başına çözüm değildir. Mutlaka maliye politikası önlemi de gereklidir. En doğru politika sıkı maliye politikası veya kamuda tasarruftur. Bunun dışında Merkez Bankası az da olsa faiz artışına da gidebilir.
Ayrıca cari açık için frene çok sert basılması da yanlış olacaktır. Çünkü zaten ekonomide soğuma sinyalleri de görülmektedir. Halen piyasa ne olduran ne öldüren bir durumda gidiyor. Sert bir fren küçük ve orta ölçekli firmalarımız için son derece sıkıntılı bir dönem yaşanmasına sebep olabilir.
“Büyük holdinglerimiz AVM işine girmiş”
Bu nedenle artık hep söylediğimiz konu olan ekonomide rekabet gücünü artıracak düzenlemelerin hızla devreye girmesini bekliyoruz. Bakıyoruz ki, en büyük holdinglerimiz AVM işine girmiş, büyük elektronik ihracatçımız İstanbul’da rezidans yapıyor. En büyük sanayicilerimiz AVM veya rezidans işlerine giriyor ve sanayi yatırımlarını yavaşlatıyorlarsa demek ki, ters giden bir şeyler vardır, en azından teşvik sistemi yanlış demektir.
Türkiye gibi genç nüfusu çok yüksek olan bir ülke sanayiden vazgeçemez. Mutlaka ve mutlaka yeni teknolojilerde sanayi yatırımları, gerekirse yoğun devlet desteğiyle, hatta ortaklığıyla devam etmelidir. İşte, 74 milyonluk ülke olarak biz geçen yıl 113 milyar dolarlık ihracat yaptık. Ama bir firma çıkıp sadece İphone satışıyla neredeyse Türkiye kadar satış yapıyor. Bu nedenle, yeni teknoloji alanlarında treni tümden kaçırmamak için devlet ve özel sektör işbirliğiyle yatırımlar yapılmalıdır.
Ama önemli olan, gerekli olan husus artık hep birlikte bu işlere yoğunlaşmaktır. Birbirimizi yemeyi bırakıp birlikte çalışmaya başlamak gerekiyor. Bakınız Yatırım Ajansı kuruldu. Türkiye en hızlı büyüyen ülkelerden biri. Bütçe dengesi ve bankalar sağlam. Genç nüfus, büyüyen Pazar var. Otomobil satışları rekor düzeyde. Ama üretime gelen yabancı sermaye halen 4,5 milyar dolar. Yıl sonuna kadar 10 milyar olursa sevineceğiz. Sebep olarak da yabancı kurumlar diyorlar ki, Türkiye’de halen riskler var.
Yine hep dile getirdiğimiz bir konu bürokrasinin ve bakanlıkların yeniden yapılandırılması, daha verimli hale getirilmesidir. Kamunun etkin çalışmamasının bedeli büyük olabilmektedir. İşte sadece son günlerde birkaç olay bile bunu göstermektedir.
Sahte içki ve akaryakıt
Bodrum’da sahte içkiden dört Rus rehber hayatını kaybetmiştir. Bunun bir nedeni yüksek ÖTV diğer nedeni yetersiz denetim ve cezalardır. Son günlerde akaryakıt yerine 10 numaralı yağ kullanımı feci kazalara yol açmaktadır. Bizim meslek komitemiz bile bu konuda sayfalarca yazı yazmıştır. Tarım sektöründe fiyatlar bir uçuyor, bir çöküyor. Avrupa’da ürün fiyatları çok arttığı ve çok azaldığı zaman müdahale edilir, böylece hem üretici hem de tüketici korunur. Biz de ise eski kara düzen devam ediyor.”
Halka açılan ATAÇ Grubu’na övgü
Konuşmasında Antalya ekonomisindeki gelişmelere değinen ATSO Başkanı Budak, geçtiğimiz günlerde Antalya’dan ilk kez bir firmanın halka açıldığını belirterek, “ATAÇ Grubu bizi çok mutlu etti. Bu hem Antalya hem de Türkiye açısından çok önemli bir konu. Üzerinde durmamız gerekiyor. Çünkü Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından birisi halka açık şirketlerin sayısının az olmasıdır ki, halen 350 civarında olup, halka açılma oranları da düşüktür. Bu durum sermaye birikimini engellemektedir. Milletin tasarrufları sermaye olarak büyük şirketlere gideceği yerde verimsiz yerlerde heba olmaktadır. Bu nedenle Borsadaki şirket sayısı ve hisse payı mutlaka artmalıdır. Halka açıklığın güven demek olduğunu, kurumsallaşmayı sağladığını ve böylece başarıya katkı sağladığını da unutmayalım” dedi.
Turizmde en iyi sezonu yaşıyoruz
Sektörel gelişmelere de değinen Budak şunları kaydetti;
“Bu yıl turizmde en iyi sezonu yaşadığımızı görüyoruz. Geçen hafta itibariyle turizmde sayısal artış % 16 civarında, bu oran tüm Türkiye’de buna yakındır. Havalimanı ile gelen yolcu sayısı 11 Haziran’da 67 bin 500 olmuştur. Bu artışı özellikle Rusya pazarı sürüklemektedir. Almanya pazarında artış ise % 6.7’dir. Bu yıl diğer Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde de % 50’lere çıkan artışlar söz konusudur. Bu da Kuzey Afrika olaylarının da etkisini yansıtmaktadır. Bu arada bir hususa daha dikkat etmek gerekir; şu anda İspanya Mayorca’da 5 yıldızlı otellerde her şey dahil gecelik fiyatlar 70 Euro’ya kadar düşmüş durumda. Bu hem bizdeki fiyatların artık çok düşük olmadığını hem de rekabet sorununu göstermektedir. Tabii ki, İspanya’da her şey dahili adalar veya sahil otelleri uygulamaktadırlar ve zaten kahvaltı, yarım pansiyon seçenekleriyle ve fiyatı yükselterek uygulamaktadırlar.
Bizdeki gibi tek seçenek olarak ve şehir otellerinde bile uygulanan bir sistem değildir. Buna rağmen kriz ve rekabet nedeniyle hem fiyat düşürülmüş hem de bu tür uygulamalar devreye sokulmuştur. Buna rağmen, bizde halen erken rezervasyonlarla fiyat avantajı vardır ayrıca son dönemde Euro’daki değerlenme de fayda sağlamıştır. Sonuç olarak turizm sayesinde kent merkezinde de bir canlılık görüyoruz.
Meyve sebze ihracatında sıkıntı
Bu yıl ihracatta toplamda geçen yıl düzeyi korunmaktadır, ama meyve sebze ihracatında sıkıntı yaşanmıştır. Bunun bir kısmı kur değişmesinden kaynaklanan sayısal etkidir, ama aynı zamanda Avrupa’daki gelişmeler de etkili olmuştur. Bir başka önemli gösterge ise vergi geliri konusudur. Vergi geliri artışı Türkiye ortalamasına yakın olmakla birlikte KDV tahsilatında Türkiye genelinde olduğu gibi bir durgunluk görülmektedir. KDV tahsilatı piyasada canlılığı göstermesi bakımından önemli bir göstergedir. Dolayısıyla bu durumu dikkatle izliyoruz.
Antalya trafiğinde sorunlar artıyor
Bunlar dışında yaz aylarıyla birlikte trafikteki sorunların arttığını görüyoruz. Trafik yoğunluğu ve tıkanan noktalar artıyor. Antalya’da 1 yıl içerisinde sadece otomobilde 20 bin yeni otomobil trafiğe kaydolmuş, otomobil sayısı 300 bini aşmıştır. 100 binden fazla da kamyonet ve minübüs var. Demek ki, 5 yıl içinde 150 bin otomobil ve kamyonet daha gelecektir.
Buna rağmen trafik altyapısı aynı hızda gelişmiyor. Çevre yolu halen bekliyor. Birçok kavşak ciddi biçimde sorunludur. Zaten trafik lambalarının süreleri çoğunlukla hatalı ve bakan yok. Trafikte disiplin ve saygı yok. Bir çok insan trafikten korkup, şehir merkezine girmiyor. Bunları uzatmayacağım. Herkesin bildiği ve söylediği şeyler, ama artık daha hızlı çözümler beklediğimizi de söylemek istiyorum.
Cadde düzenlemeleri
Kazım Özalp’teki cadde düzenlemesinin yoğun sezona yetişmiş olması güzel bir gelişmedir. Önümüzdeki sezon bu çalışmaların Güllük ve Konyaaltı caddelerinde de yapılmasını bekliyoruz. Daha önemlisi, şimdi Güllük Caddesinde bir çalışmayı başlattık. Güllük esnafı ile bir araya geldik. Alışveriş etkinliği düzenlemeye karar verdik. 42. Grubumuzun tasarım çalışması ile Caddeyi renklendirmek, Valilik ve Büyükşehir Belediyesi ile şenlik düzenleyerek pilot uygulama gerçekleştireceğiz. Başarı sağlanırsa, diğer caddelerde de uygulamaya geçeceğiz.
ICCA 2014 Genel Kurulu ve Kongre Merkezi sorunu
2014 yılında Antalya dünya kongre sektörüne yön veren 3000 civarında profesyonele ev sahipliği yapacaktır. ICCA kongresi Antalya’nın aldığı en önemli organizasyonlardan birisidir ve Antalya ve Türkiye’nin tanıtımı için çok büyük bir fırsattır. Diğer taraftan bu organizasyon gelecekte Antalya’nın ve Türkiye’nin kongre turizmindeki yerini de belirleyecek olması bakımından büyük önem taşımaktadır.
ICCA Genel Kurulu Antalya Kongre Bürosunu ATAV ile birlikte aktif hale getirmemizden sonra yaptığımız çalışmaların çok güzel bir ürünüdür. ICCA 2014 Genel Kurulu’nu Antalya’ya kazandırmak için 2 yıla yayılan yoğun bir çalışma yürütülmüş ve böylece Antalya’da sağladığımız işbirliğinin, yaptığımız doğru çalışmaların meyvesi en güzel şekilde alınmıştır. Bu sonuç aynı zamanda Antalya olarak işbirliğini, güç birliğini sağladığımız takdirde neler başarabileceğimizi de somut bir biçimde göstermektedir.
Bildiğiniz gibi, kongre turizmi Antalya’nın da artık bu alanda sıçrama yapması zorunludur. Ayrıca Antalya turizmini çeşitlendirmek, turizmi on iki aya yaymak, kent turizmini desteklemek ve turizm gelirini artırmak için de kongre turizmi Antalya için önemli bir zorunluluktur. Çünkü kongre turizmi normalde deniz turizminden üç dört kat daha fazla kişi başına gelir yaratan bir turizmdir. Antalya ekonomisinin yapısı ve sorunları düşünüldüğünde bu pazara ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuz açıktır.
Bu düzeydeki kongreler dünyada da ulusal çapta organizasyon gerektirmektedir. Örneğin Erzurum’daki Kış Oyunlarına 52 ülkeden 2483 sporcu ve yöneticinin katıldığı düşünülürse ICCA’ya 92 ülkeden 3500 kişinin katılacak olmasının önemi daha iyi anlaşılır. Bu nedenle konunun ulusal boyutta Hükümet, yerel yönetimler ve ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla birlikte ciddi bir planlamayla ele alınması zaten eşyanın tabiatı gereğidir, birinci koşuldur. Ama en önemli husus, Dünya Kongre Turizminin sahiplerini ağırlayacak olan Antalya’nın bir kongre merkezinin olmamasıdır.
100. Yıl’a Kongre Vadisi yapılmalı
Bildiğiniz gibi, Kongre Merkezi veya Kongre Sarayı projesi Antalya’nın yıllardır gündeminde olan bir konudur. Ama bugüne kadar gerçekleştirilememiştir. ICCA Genel Kurulu ile Antalya Kongre Merkezi konusunda artık sözün bittiği yere gelmiş bulunuyoruz. Antalya 2014 Kasım ayına kadar, yeri, mimarisi, teknolojisi ve yönetimi ile dünya çapında ilgi uyandıracak bir kongre merkezine sahip olmalıdır. Bu proje, Antalya ve Türkiye için ulusal bir hedef olmalı ve bu projenin planlaması derhal başlamalıdır.
Bizim önerimiz 100. Yıl’daki spor alanının Beach Park ile birleştirilerek dünya çapında bir Kongre Vadisi’nin ortaya çıkarılmasıdır. 100. Yıl Bulvarı yer altına alınarak sahile kadar bir planlama ile bu proje yapıldığı takdirde Antalya’nın dünyanın gündemine gireceğine ve kongre turizminde büyük bir sıçrama yapacağına inanıyorum. Böyle bir proje konum ve özellikleriyle dünyanın en çekici kongre merkezlerinden birisi olacaktır.
Çevre düzenlemeleri ve yeşil alanlarla birlikte bu proje Antalya’yı da dönüştürecek bir proje olacaktır. Bu proje yıllardan beri söylediğimiz kent merkezinin cazibe kazanması bakımından da büyük katkı yapacaktır.
Kent merkezine ve denize yürüme mesafesinde olması Kongre Merkezinin çekiciliğini artıracak, Kaleiçi ve kentimizin diğer zenginlikleri de daha iyi tanınacak ve projenin kent ekonomisine katkısını da artıracaktır. Bu nedenle bu projenin Antalya’nın sosyal ve ekonomik yapısını, hatta kültürünü değiştirecek bir proje olduğuna inanıyorum. Böylece, son günlerde gündeme gelen çılgın projeler yarışına bu proje ile Antalya da girmektedir.
Elbette bu konuda alan düzenlemesi, yatırım ihtiyacı, mülkiyet sorunları gibi çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak Devlet iradesi ve kamuoyu desteğiyle bunun yapılması mümkündür. Kongre Vadisi’nin salon sporlarını ve kültür-sanat etkinliklerini de karşılayacak biçimde tasarlanması mümkündür ve gereklidir. Böyle bir planlama ile yatırımın fizibilitesi de çok kolaylaşmış olacaktır. Bu projenin kamu ve özel sektör işbirliğiyle yapılması da mümkündür ve böylece sadece karlılık amacı olmadığında çok daha güzel bir eser ortaya çıkabilecektir.
Böylece 2016 EXPO projesinden önce onu tamamlayacak bir başka projenin gündeme gelmiş olduğunu da dikkat çekmek istiyorum. Bu tür projeler sadece bir etkinlik olarak ele alınmamalıdır. Bu projeler bir ülkeyi ve bir şehri dünya sahnesine çıkaran ve iddiasını gösteren projelerdir. Biz zaten Antalya’nın kent olarak dönüşmesi gerektiğini, turizmle daha entegre olması gerektiğini, kent turizminin gelişmesi gerektiğini ve bu çerçevede Antalya’nın hızlı tren bağlantısından kentsel dönüşüme kadar önemli projelere ihtiyacı olduğunu sürekli söylüyoruz.
ICCA Genel Kurulu gibi hedefler aslında bu hedeflere ulaşmak için takvim yaratan ara hedeflerdir. Ayrıca bu tür projeler kurumlar ve kişilerin üzerinde olan, işbirliğini zorunlu kılan ve bir ülkeye ve şehre çalışma disiplini kazandıran projelerdir. Çünkü bu tür hedefler olmadıkça, yapılması gerekenler de yapılamamaktadır. Sonuç olarak, bu konuda bütün Antalya’nın seferber olması gerektiğine, Antalya olarak artık somut yatırım projeleriyle ilerlememiz gerektiğine inanıyorum.