ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter

ATSO II. Antalya Platformu’nda “Seçim Sonrası Beklentiler” Tartışıldı

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Berksoy ile Öğretim Üyesi Doç. Dr. R. Deniz Gökçe’nin konuşmacı olarak katılacağı “II. Antalya Platformu Toplantısı” ATSO Meclis Salonu’nda yapıldı. “Türkiye’nin Bugünkü Ekonomisi ve Seçim Sonrası Beklentiler” konulu toplantının açılışında bir konuşma yapan ATSO Başkanı Budak, “Seçim sonrasında yeni vergi önlemleri alınır ve ekonomide frene sert basılırsa bu sıkıntılar artacaktır” dedi.


ATSO  II. Antalya Platformu’nda “Seçim Sonrası Beklentiler” Tartışıldı

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası tarafından Antalya vizyonuna katkı sağlamak amacıyla düzenlenen Antalya Platformu toplantılarının ikincisinde “Türkiye’nin Bugünkü Ekonomisi ve Seçim Sonrası Beklentiler” tartışıldı. Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Berksoy ile Öğretim Üyesi Doç. Dr. R. Deniz Gökçe’nin konuşmacı olarak katılacağı “II. Antalya Platformu Toplantısı” 27 Mayıs Cuma günü ATSO Meclis Salonu’nda yapıldı. Yaptıkları televizyon programlarında ve gazete yazılarında iyimserlikleriyle tanınan Berksoy ve Gökçe, Türkiye’nin mevcut ekonomik durumunun değerlendirmesini yaparak, seçim sonrası olabilecek senaryolar üzerinde dururken, Antalya iş dünyasının sorularını yanıtladı.

ATSO Başkanı Budak; Mali önlemler bekliyoruz

Toplantının açılışında bir konuşma yapan ATSO Başkanı Çetin Osman Budak, toplantının tarihine dikkat çekerek, “Konferansın tarihi bizim için çok uygun bir tarih olmuştur. Çünkü Dünya ekonomisinde Avrupa’da devlet borçlarının döndürülmesi giderek zorlaşıyor. ABD’nin parasal genişleme politikasının sonbaharda ne olacağı belirsiz. Bizde ise ekonominin özellikle cari açık nedeniyle enerji biriktirdiği, gerilim biriktirdiği bir dönemdeyiz. Ekonomik sorunlar dışında bölgemizde Gürcistan, Suriye ve diğer ülkeler karışıklık içinde ve siyasal gerilim de azalmıyor. Bu ortamda bir taraftan geçtiğimiz günlerde OECD raporunda da yer aldığı gibi Türkiye ekonomisiyle ilgili beklentilerin olumlu olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan ekonomide ısınma veya talep ithal mal ile karşılandığından enflasyon ve kapasite kullanım artışının düşük kaldığını görüyoruz. Buna rağmen cari açığa karşı seçimden sonra ekonominin soğutulması yönünde mali önlemler bekliyoruz” dedi.

Konuşmasında reel sektör ve KOBİ’lerin endişelerini dile getiren Budak sözlerini şöyle sürdürdü;

“Reel sektörün ve özellikle KOBİ’lerin tarafında ise hem cari açıktan endişe duyuyoruz hem de ekonominin şimdiden soğuduğunu görüyor ve mali sıkılaştırma önlemlerinin aşırı soğuma yaratmasından endişe ediyoruz. Bu endişemizin nedeni şu günlerde dahi reel sektörde, özellikle KOBİ’ler düzeyinde ödemelerde gecikme, vadelerin uzaması, karsızlık gibi sıkıntıların arttığını görmemizdir. Bu durumda seçim sonrasında yeni vergi önlemleri alınır ve ekonomide frene sert basılırsa bu sıkıntılar artacaktır. Bu nedenledir ki cari açığın azaltılmasında tek çarenin ekonomiyi soğutmak olarak sunulmasından rahatsızlık duyuyoruz. Asıl sorun olan rekabet gücünün artırılması konusunda bir türlü yeterli ilerleme görmüyoruz. Rekabet gücünün üç unsuru olan maliyetler, verimlilik ve döviz kurunda mevcut düzeyler sürdürülebilir değildir.

Milyar dolarlık projelerdeki hesapsızlığı şaşkınlıkla izliyoruz

Yatırımlar genel olarak teknoloji veya sermaye yoğun otomotiv, enerji yatırımları olduğu için direkt olarak fazla istihdam yaratmamaktadır. En büyük sanayici holdinglerimizin AVM, residence ve otel yatırımlarına giriştiğini görüyoruz. Enerji özelleştirmelerinde milyar dolarlık projelerdeki hesapsızlığı şaşkınlıkla izliyoruz.

Biz yıllardır ticaret sektöründeki tekelleşmeye, özel markalarla sanayiciyi fasoncuya dönüştüren ve markalaşmayı öldüren zincir mağaza hakimiyetine karşı uyardık. Şimdi daha yeni Sayın Ali Babacan Rekabet Kurumunun daha etkin olması gerektiğini söylüyor. Artık, ticaret alanında yetkisiz Ticaret ve Sanayi Odaları yapısıyla, bütçesi dar olan yerel yönetimlerle, bürokrasiye boğulmuş bakanlık yapılarıyla sürdürülebilir bir kalkınmadan söz edemeyiz.

Antalya’nın bir stadyumu yok

Örneğin Antalya’ya baktığımızda, 11 milyonu yabancı olmak üzere 13 milyon civarında turist alan Antalya’da kentsel yapıya, ticaretin yapısına, turizmdeki katma değere,  altyapı eksiklerine baktığımızda sorunları ve eksikleri zaten görüyoruz.

Bu arada Sayın Deniz Gökçe’ye bir örnek olarak Antalya’nın bir stadyumu olmadığından Antalyasporun maçlarını bir otel sahasında yaptığını ve bazı maçlarını 100 civarında biletli seyirciyle oynadığı bilgisini de vermek istiyorum.

Dolayısıyla ülke olarak artık büyüme ve kalkınma arasındaki farkı anlamamız gerekiyor. Türkiye’de büyüme ile kalkınma paralel gitmemektedir.  Türkiye halen insana yatırımın ne olduğunu yeterince anlamış görünmemektedir. Yani sayısal değişime değil, yapıya, okul sayısına değil, eğitimin kalitesine, ÖSYM skorlarına değil, kültüre ve sanata, büyüme hızının yanında gelir dağılımına,  çocuk sayısına değil, çocuk ölümleri sayısına bakmaya başlamalıyız.

Ülkemizdeki eğitim sistemi ezberleten, merakı öldüren, düşünmeyi öğretmeyen bir sistemdir. Türkiye’de okul bitirmek artık insanları aydınlatmamaktadır. Üniversiteyi bitiren insanların kamu personeli sınavına hazırlanmak için dershanelere gittiği bir başka ülke var mıdır? Ben bilmiyorum.

Bizi iyimser yapan faktör, Türkiye’nin dinamik yapısıdır 

Zaten ülkenin kültür ortamı Bodrum plajlarında güneşlenmekten başka işi olmayan insanları rol model yapıyorsa,  eğitimden de fazla şey beklenmiyor demektir. Bütün bunlara rağmen, bizi iyimser yapan faktör, Türkiye’nin dinamik yapısıdır. Her tür soruna rağmen Antalya’nın ihracatında, turizminde, hatta sanayisinde başarılı işletmelerimizin arttığını görmemizdir. Elbette, Avrupa’da bu kadar sorun varken, Orta Doğu kaynıyorken Türkiye’nin ekonomide ve siyasal alanda belirli bir ilerleme ortaya koymasıdır. Ama bunlar gerçekçi olmamızı, yapısal sorunları konuşmamızı engellememelidir. Ayrıca bu konular varken, siyaset gündemindeki konulara ve tartışma düzeyine baktığımızda, endişelerimizin arttığını da ifade etmek istiyorum.”

Daha sonra Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Berksoy ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Gökçe, kendilerine özgü sunumlarıyla “Türkiye’nin Bugünkü Ekonomisi ve Seçim Sonrası Beklentiler”i anlattılar.

Doç. Dr. Deniz Gökçe: Enerji açığı olmasa, cari açık da olmaz

Toplantıda ilk olarak söz alan Doç. Dr. Deniz Gökçe, Türkiye’nin içinde bulunduğu riskleri sıraladı. “Türkiye öyle bir ortamdaki birinin beyaz dediğine diğeri siyah diyor. Halbuki gerçek hayat gri” diyen Gökçe, Türkiye’nin önündeki problemlerin 20 – 30 yıllık süreçte çözülmesinin zor olduğunu ifade etti. Gökçe, “Türkiye’nin yapısal, sosyal, ekonomik ve siyasi uzun vadede sorunları bulunuyor. Bunlar; politik  - etnik gerilim, gelir dağılımı bozukluğu, işsizlik, düşük tasarruf oranı ve cari açık, sosyal güvenlik sistemi açığı, enerjide dışa bağımlılık, coğrafi konum nedeniyle büyük askeri bütçe, temel ve mesleki eğitim ve verimlilik sorunu. Bu sorunların çözümü kısa vadede mümkün gözükmüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin 50 milyar dolar düzeyindeki enerji ithalatının, cari açığa eşdeğer olduğuna dikkat çeken Gökçe, “Enerji açığı olmasa, cari açık da olmaz. Ama biz maalesef bugün enerji tasarrufunu da konuşmuyoruz” dedi.

Önümüzdeki dönemde, Avrupa’da borç ve bütçe sorunları dolayısıyla ekonomide “ikinci dip”in konuşulmaya başlandığını anlatan Gökçe, Türkiye’de genel seçimin, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki toplumsal sorunların ve petrol fiyatlarının, Japonya kökenli global yavaşlama riskinin, ekonominin geleceğinde etkili olacağını kaydetti.

Prof. Dr. Taner Berksoy: Kısa vadeli borçlanmayın

Prof. Dr. Taner Berksoy ise, Türk ekonomisini sürekli zıplayan bir lastik topa benzetti. Türkiye’nin küresel krizden en başarılı çıkan ülke olduğunu belirten Berksoy, en önemli risklerin başında cari açığın geldiğini söyledi. Cari çağın iki boyutu bulunduğunu belirten Berksoy, “Birincisi yapısal boyutu var. Bu oldum olası var. Biz mesleğe başladığımızda da vardı, bırakacağız hala var. Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Cari açığın ikinci boyutu enerji de dışa bağımlılığımızdan kaynaklanıyor” dedi.

Yıl sonunda cari açığın 60 – 65 milyar dolar çıkmasını tahmin ettiğini belirten Berksoy, “Şu anda cari açığın doğurduğu çok ciddi bir risk var. Devalüasyon riski var. Bu hemen olabilecek bir risk mi. Hayır? Sermaye girişi krizi önlüyor. Ama Demokles’in kılıcı gibi başımızın üzerinde duruyor” diye konuştu.

Döviz kuru üzerinde yumuşak bir düzeltme hareketi yaşandığını da vurgulayan Berksoy, bunun içeriden ziyade dışarıdaki oynamadan kaynaklandığını söyledi. Berksoy, “Çok yumuşak bir düzeltme var. Büyük olasılıkla seçim sonrasında da devam edecek. Bu yönde olumlu bir beklenti var. Döviz yılı birazcık yüksek seviyede tamamlayacak. Faizin düşük kalması evresinin de sonuna gelindi. Seçime giderken hiçbir iktidar faizi yükseltmez. Sonbaharda faizlerde bir miktar artış olabilir. Hesabınızı kitabını öne göre yapın. Dönem borçlanarak yatırım yapma zamanı değil. Dönem öz varlıklarla yatırım yapma dönemi. Kısa vadeli borçlanmayın. Bir süre dövizle oyun oynamayın” uyarısında bulundu.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2012 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Beceri 10
  • Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
  • Antalya Çiçek Festivali
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.