23 Nisan 2011 Cumartesi

ATSO nisan Ayı Meclis Toplantısı, Ali Rıza Akıncı’nın başkanlığında yapıldı. Açılışta bir konuşma yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, Oda’nın faaliyetleri ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasında son günlerde Türkiye Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı nedeniyle yaşanan şiddet olaylarına değinen Budak, “Aslında Kurul Anayasa ve yasaya bakarak bir karar vermiştir. Yasalar ve Anayasa arasında boşluklar olduğu, uyumsuzluk olduğu görülmektedir. Ama buna rağmen alınan karar hukuk gereğidir. Burada eksik olan şudur. Yüksek Kurul durumu daha önce inceleyip gerekli uyarıyı yapmalıydı. Ayrıca bu karar alındığında kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapmalıydı. Bunlar yapılmadı, karar ayrımcılık gibi görüldü ve medyanın da desteğiyle bölücü teröre bir kez daha malzeme verildi. Sonra da hukuk mekanizması zorlanarak, iki saatte karar çıkarılarak, yargı sistemine ve kurumlara güven zayıflatılarak, durumun değiştirilmesi yoluna gidildi. Bu arada meydanı iyice boş bulmuş terör yanlıları Belediye iş makinaları ile polisin üzerine yürüdüler. Bir süredir bir partinin sözde milletvekilleri polise taş ve tokat atıyor. Baştan sona hatayla dolu bir süreçtir. Ama artık Meclisteki üç büyük partinin bu konuda bir araya gelip, Güney Doğu’da bölge halkını bu terör olaylarına teslim etmemesi ve tavizsiz bir duruş sergilemesi gerekiyor” dedi.
Kurumlardaki yıpranmayı gösteren bir diğer olayında YGS sınavındaki şifre olayı olduğunu ifade eden Budak, “Ortada beklide alt kademeden kaynaklanan ciddi bir skandal var, konu yargı sürecinde. Ama ister ihmali olsun ister olmasın, sınav sistemini bilmeyen, yönetemeyen Sayın Başkanın ve ÖSYM yönetiminin istifa etmesi gerekirdi, halen de gereklidir. ÖSYM’nin başında bu konularda uzmanlaşmış kişiler olsaydı, bu kadar güven tahribatı olmazdı. Öteden beri diyoruz ki, bürokrasi de liyakat esas olmalıdır. Örneğin Merkez Bankası Başkanlığı’na Sayın Erdem Başcı getirildi, herkes olumlu karşıladı. Demek ki, doğru karar olumlu, yanlış karar olumsuz karşılanıyor. Dolayısıyla kamuoyunun sesine ve kamu vicdanına kulak verilmelidir” diye konuştu.
Partilerin 2023 vizyonu
Siyasi partilerin 2023 vizyonlarını açıklamış olmasını olumlu karşıladıklarını belirten Budak konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Yıllardan sonra ilk kez bir seçimde ekonomi daha çok gündeme gelmiştir ve siyasi partilerimiz ortaya bir program çıkarmışlardır. Büyüme modelinin değişmesi gerektiği sözü de ortaya çıkmıştır. Bunlar çok olumlu gelişmelerdir. Bununla birlikte bu programların yeterince tartışılmadığını görmekteyiz. Bunun bir sebebi yarının derdine düşmüş olan halk için 2023’ün çok uzun bir vade olmasıdır. Millet hemen, acil olarak bazı sorunların çözümünü beklemektedir, ekonomik ve siyasi yapının değişmesini beklemektedir. Seçimlerde aday belirleme süreci, milletvekili adaylarının Genel Başkanlar tarafından atanması milleti seçimden uzaklaştırmakta, demokrasiye olan inanç zayıflamaktadır.
Bu siyasi yapının, sanayide üretim yapısının, Vergi ve gelir dağılımı yapısının, eğitim sisteminin, ticaretteki tekelci yapının, tarımda üretim yapısının, kentlerde yönetim yapısının değişmesi gerekmektedir.
Millet hemen yarın değişim beklerken, siyasi partilerimiz 2023 vizyonunu genel başlıklarla ortaya koymuşlardır. Millete deniyor ki, 2023’te kişi başına gelirin 25 veya 30 bin dolar olacak. Şu anda zaten kişi başına gelir 10 bin dolar diyoruz, dolar % 20 artsa aslında bu anında 8 bin dolara düşer. Ayrıca en alt gelir grubunda kişilerin yıllık geliri yaklaşık 2500 dolar. Yani ayda 300 TL. Şimdi ayda 300 lira ile geçinen bir kesime 2023’ü bekle denilmemesi gerekiyor. Sorunlar acildir, çözümler de acil ve radikal olmak zorundadır. İşte bu aciliyet duygusu ve sorunlara duyarlılık konusunda siyaset sınıfı ile halk arasında bir uçurumun olduğu artık açık olarak görülmektedir. Türkiye ekonomide piyasa ekonomisine geçmiştir ama siyasette tekelci yapı devam etmektedir. Siyaset sınıfı siyasetin toplumdan kopup kopmadığını iyi sorgulamalıdır.
Bir başka önemli konu Sayın Başbakan tarafından İstanbul, Ankara ve İzmir için çeşitli büyük projelerin açıklanmış olmasıdır. Özellikle İstanbul için açıklanan projeler gerçekleşirse bütün Türkiye’nin yapması gereken bir an önce Anadolu’yu boşaltıp, İstanbul’a kapak atmaktır. İstanbul’un iki katı turist alan Antalya olarak bu yaklaşımı sakıncalı buluyoruz. Gelişmiş ülkeler büyük kentlerin büyümesini dizginlemek için önemli kurumları küçük kentlere taşıyorlar. Sağlıklı bir gelişme için büyüme bütün ülkede dengeli olmalıdır. Zaten halen büyük bir iç göç varken, projelerde Antalya’nın, Kayseri’nin, Gaziantep’in, Erzurum’un, Adana’nın, Şanlıurfa’nın, Diyarbakır’ın öncelikli olması gerekir ki, ekonomik ve sosyal gelişme dengeli olsun. Cumhuriyet’in kuruluşundan 1980’lere kadar Türkiye’de sosyal istikrar olduysa Devletin bu dengeyi gözetmesi sayesinde olmuştur. Bu konuda turizmin başkenti Antalya olarak ve çok ciddi tesis eksikliği ve altyapı ihtiyacı olan Antalya olarak, bu seçim döneminde tüm siyasi partilerimizden ve Antalya milletvekili adaylarımızdan bu konuda ses bekliyoruz.
Hükümet ile yerel yönetim arasındaki çekişme
Antalya’nın gelişmesi, Antalya’nın sorunlarının çözümü konusunda bütün partilerimizin işbirliği yapması gerekiyor. Bu konuda parti ayrımı veya siyasi veya kişisel gerekçelerle işbirliğinden kaçınmayı kabul etmiyoruz. Hükümet ile yerel yönetimler arasında çekişme olması, belediyeler veya yerel kurumlar arasında çekişme olması kabul edilemez. Kamu hizmetinde siyasi veya kişisel çekişme olamaz. Kişiler gidici, kurumlar kalıcıdır. Kurumların görevi millete ve ülkeye hizmettir, kişilere değil.
Örneğin Bir EXPO konusunda zaten Hükümet desteği olmadan bu organizasyonu yapmamız mümkün değildir. Nitekim bu konuda Hükümet desteğine ilişkin karar Başbakan imzasıyla çıkmış ve önemli bir aşama daha geçilmiştir. Ben bu konuda sayın Başbakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum.
Dolayısıyla siyasi yarış amacının dışına çıkmamalıdır. Örneğin seçim öncesi gecekondulara, kaçak yapılara af yarışı görmekteyiz. Oy için, bir kesime kolaylık sağlayıp, milletin büyük kısmına haksızlık etmek de doğru değildir, alkışlanacak bir tutum değildir. Siyaset bu tutumuyla kentleri bu hale getirmiştir.
Bugün Antalya’da her bölgede yeni kurulan semtlerde bile kaldırımların üzerinde taşıtlar var. Halen otoparkı olmayan veya yetersiz olan binalar kuruluyor, işyerleri açılıyor. Dünyada trafiğin yer altında olduğu küçük kentler veya semtler inşa edilirken biz halen 1970 model kentleşmeye devam ediyoruz. Tabela kirliliğinin olmadığı tek bir mahallede var mıdır? Türkiye’de ekonomik büyüklükte dördüncü il olan, turizmin başkenti Antalya, cazibe derecesinde, rekabetçilikte dokuzuncu sırada çıkıyor. Bu nedenle biz bu konuda doğru, kararlı, ilkeli tutum izleyen bir siyaset istiyoruz ve özellikle Antalya siyasetinden bu konularda daha olumlu, yapıcı ve net bir tutum bekliyoruz.”
Ekonomide yavaşlama sinyalleri
Bu gündem dışında ekonomide yavaşlama sinyalleri başlamıştır. Dahilde alınan KDV gelirlerinde düşme başlamıştır. Bu arada cari açık artmaya devam etmektedir. İki aylık cari açık 12 milyar dolara çıkmıştır. İki ayda kaynağı belirsiz döviz girişi 5,5 milyardır. Bu durum sürdürülemez bir durumdur. Yapısal önlemler geciktiği için, kur artışını sağlayacak önlem alınmadığı için kısa dönemde alternatif yol olarak iç talebin kısılması tercih edilecektir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde vergilerin arttığını, faizin de arttığını göreceğiz. Şu anda kamu harcamalarında artış oranı % 19 gibi yüksek bir orandır, muhtemelen kamu harcamalarında da sert fren yapılacaktır.
İyi bir turizm sezonuna giriyoruz
Antalya’da ise nisbeten iyi bir turizm sezonuna giriyoruz, böylece turizm gelirinde de artış göreceğiz. Rusya ile vizelerin kalkması da hem turizme hem de inşaat sektörüne olumlu yansıyacaktır. Tarım sektöründe hem afetlerden kaynaklanan hem de ihracatta durgunluktan ve fiyatların düşmesinden kaynaklanan bir zararla karşı karşıyayız. Yine de tarımdaki zararın geçici olmasını temenni ediyorum. Turizm sezonunun da tarımda belirli bir canlılık yaratacağını ümit ediyorum. İnşaat sektöründe uzun zamandan sonra bir kıpırdanma görüyoruz. Son verilere göre hem konut fiyatları hem de kiralarda artış görünüyor.
Bu arada bildiğiniz gibi, Vergi idaresi 2010 yılı gelir vergisi vergi rekortmenlerini açıkladı. İlk yüzde 40’dan fazla avukat ve noter arkadaşımız bulunuyor. Genellikle ekonomide kriz dönemlerinde böyle olur. Geçen yıl da durum böyleydi. Demek ki, 2010 gerçekten de kriz yaralarını sardı, ama henüz onun ötesine de çok geçmiş değiliz.
Siyaset adamları sözler verip, çekiliyorlar
Meslek Komitemiz ile birlikte Aksu’da dolu yağışından ve sel baskınından zarar gören üreticileri ve ilaç bayisi üyelerimizi ziyaret ettik. Siyaset adamları hemen gidip, sözler verip, çekiliyorlar. Oysa görüyoruz ki, zararlar devletin tesbit ettiğinden çok fazla. Zaten Devlet tesbit ettiği zararın onda biri kadar bile destek veremiyor. Tarım sigortası halen çok sorunlu. TARSİM’in sigorta bedeli özel sektörden yüksek, ayrıca süs bitkileri kapsam dahilinde değil. Her yıl bir bölgede bir afet yaşanıyor ve ciddi kayıplar oluyor. Bu nedenle tarım sigortasında ve kesme çiçek sigortasında mutlaka daha ciddi önlemler alınması gerekiyor.”
ATSO’nun kuruluşu 4 yıl eskiye gitti
ATSO Meclis Toplantısı’nın ardından geleneksel kuruluş yıldönümü etkinliğine geçildi. ATSO’da görev yapmış eski meclis ve yönetim kuruluş başkan ve üyelerinin de katıldığı törende, ATSO Meclisi’nde 15 yılı aşkın hizmet vermiş 5 meclis üyesi, Oda’ya kayıtlı en eski 5 tüzel, 5 faal 5 üyeye plaket verildi.
Törende bir konuşma yapan ATSO Başkanı Budak, “Bize böyle bir değerli mirası bırakmış olan Mustafa Kemal Atatürk’ü ve savaş tehdidi altında Millet Meclisini fedakarlıklarla toplamış olan o günün değerli insanlarını bir kez daha saygıyla anıyoruz. Ve elbette Odamızı da beş çeyrek asrı aşan bu tarihte kuran, geliştiren, bugünlere getiren, emek ve katkı vermiş olan herkesi şükranla anıyor, bugün aramızda olan eski başkanlarımıza ve üyelerimize de gönülden teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.
Akdeniz Üniversitesi ile birlikte ATSO tarihi konusunda bir araştırma başlattıklarını ve bu araştırmanın sonucunu önümüzdeki günlerde bir kitap olarak kamuoyuna açıklayacaklarını belirten Budak, bu araştırmanın aynı zamanda Antalya’nın ekonomik ve sosyal tarihine de ışık tutacağını söyledi.
Araştırmanın çok çarpıcı sonuçları olduğunu belirten Budak, şunları kaydetti;
“Bunlardan birini kitap henüz basılmadan Sizinle paylaşmak isterim. Kitap, odamızın kuruluş tarihini dört yıl geriye götürmektedir. Bu şu demek oluyor. Bugün 1886 olarak bilinen ve kabul gören kuruluş yılımız gerçekte 1882’dir. Başka bir ifade ile bugün ATSO’nun 125. Değil, aslında 129. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Bugüne kadar Odamızın 1886’da kurulduğu bilinirdi. Bu bilgi 1927’de yine Odamızca yayınlanan Ticaret Mecmuası'nda o zamanki kâtib-i umumi, yani odamız genel sekreteri Odabaşıoğlu Tevfik Mâcit Bey’in bir makalesine dayanıyordu.
Söz konusu makalede Konya Vilayeti’nden gönderilen ve oda yönetim kurulu üyelerinin atamalarını ifade eden 20 Nisan 1886 tarihli ve 1046 numaralı yazı kaynak gösterilerek Odamızın 1886’da kurulduğu sonucuna varılmıştı.
Kitabımızın yazarları olan öğretim üyeleri bu bilgilerle yetinmediler. Konya vilayeti salnameleri, yani yıllıklarından ATSO’nun izini sürdüler. Hicri 1300, yani 1882-1883 yılı Konya Vilayeti Sâlnâmesi'ne göre, Antalya’da bir “Ziraat ve Ticaret Odası”nın açılmış olduğunu tespit ettiler. Böylece Odamızın 23 Nisan 1886’da değil, 3 Nisan 1882’de kurulduğu belirlenmiştir.
Barkavizyona yansıyan karede görülen Osmanlıca metin 1882-1883 Konya vilayet salnamesinde odamız yönetim kuruluna ilişkin kayıttır. Bu belgeden 1882 yılı itibariyle kurulmuş olan Odamızın veya o sırada taşıdığı adıyla Antalya Ziraat ve Ticaret Odası’nın reisinin Mustafa Nâfiz Efendi, üyelerin Pandili Efendi, Hacı Vasil Ağa, Rıza Bey, Ligori Efendi, Vasili Efendi ve katibin Hâfız Mehmet Efendi olduğu anlaşılmaktadır.
Osmanlı Devleti'nde kurulan ilk yerli ticaret odası, 19 Ocak 1880'de kurulan Dersaadet, yani İstanbul Ticaret Odası'dır. Daha sonra Ziraat ve Ticaret Nezareti, yani Bakanlığı, 1882'de o dönemin vilayet ve kazalarında ticaret odaları kurulmasını istemiştir. Örneğin Konya Odası 1882’de, Trabzon Odası 1884’te kurulmuştur. İzmir’de çalışma 1884’te başlamış, oda 1885’de kurulmuştur. Bursa’da 1889’da kurulmuştur. Burada o dönemin tüccarlarının işi ciddiye alıp, bir araya gelmesi ve hızlı davranması fark yaratmıştır. Örneğin Ankara Ticaret odası kuruluşu Cumhuriyet’le beraber olmuştur.
Antalya’nın ilk odalardan birisi olması, o dönemde Antalya’nın bir liman şehri olarak önemini ve Antalyalıların o günde yenilikçi olduklarını ortaya koymaktadır. Böylece Odamızın kurumsal kimliğini yenileme çalışmasında bir önemli adımı daha tamamlamış bulunuyoruz. Odamızın tarihi bilimsel bir araştırmayla yeniden belirlenmiş ve yazılmıştır. Bundan böyle Odamızın yaşını da 129 olarak ilan ediyoruz.
129 yaşına giren Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Antalya ile birlikte büyüyerek bugüne gelmiştir. Antalya küçük bir ilçeden bir metropole dönüşmektedir. Bugün il nüfusumuz olan 2 milyon içerisinde Antalya’da doğmuş olan nüfus 1 milyondur.
Yani Antalya Türkiye’nin, hatta on binlerce yabancı ülke vatandaşının yerleşmiş olduğu, onları kucaklamış olan bir ildir.
1927’de il genelinde şehir nüfusu 35 bin, köylerle birlikte 200 bindi. Bugün sadece Büyükşehir nüfusu 1 milyondur. Bugün halen göç almada İzmir’in önünde üçüncü sıradayız. Sanayinin olmadığı, ihracatın çok az olduğu, bırakın turizmi, doğru dürüst yolun olmadığı bu şehir bugün ekonomide Türkiye’de dördüncü sıraya oynayan bir il olmuştur. Turizmde Türkiye’nin cari açığını azaltan, tarımda kış aylarında enflasyonu belirleyen il konumundayız.
Bu gelişmeye rağmen bugün Antalya halen olması gerektiği yerde de değildir. Bunu da söylememiz ve bugün artık moda olduğu gibi 2023 Antalya vizyonunu da konuşmamız gereklidir. Artık geçmişin yanlışlarından, eski alışkanlıklardan, eski anlayışlardan hızla dönmeliyiz.
Antalya mimarisiyle, trafiğiyle, işyerleriyle, tesisleriyle, parklarıyla, çevreci kimliğiyle geleceğe yönelmeli. Antalya alışveriş festivalleriyle, kongreleriyle, fuarlarıyla, restoranlarıyla, modern hastaneleriyle dünya çapında konuşulmalı. Bir an önce kapsamlı bir kentsel dönüşüm stratejisi geliştirmemiz gereklidir. Kentsel dönüşüm için Dünya Bankası veya Avrupa Yatırım Bankasından uzun dönemli fon temin edilmelidir. Yeni seçim döneminde Antalya’nın bütçe kaynakları turist sayısını ve ikinci konut sayısını dikkate alarak değişmeli ve ciddi ölçüde artırılmalıdır.
Antalya’nın hızlı tren bağlantısı, yeni marinaları, kongre merkezi gibi eksikliklerinin tamamlanması planlanmalıdır. Çünkü Antalya’da yapılacak bu yatırımlar Türkiye’ye İstanbul’dan da Ankara’dan da daha faydalı olacak, daha fazla döviz getirecektir.
Dolayısıyla bugün buradan bir kez daha herkese çağrı yapıyor, diyoruz ki, Antalya’nın farkının farkında olun. Antalya ile gurur duyun, Antalya’ya önem verin. Antalya’ya güç verin, çünkü bu Türkiye’nin gücüdür.”
En eski üye ve meclis üyelerine plaket verildi
Törende ATSO’ya En Eski Faal Üye Olarak Kayıtlı Gerçek Ve Tüzel Kişiler (En Eski Faal 5 Gerçek, 5 Tüzel Kişi); Akay Okudur, Ahmet Zeki Çöl, Turhan Aydın, Halil İbrahim Önemli, Mehmet Gümüşdağ, Sarılar Otomotiv Ticaret A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ziya Sarı, Antalya Kepez Un Fabrikası A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Talip Yörükoğlu, Anda Dağıtım Pazarlama Ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Ülgen, Hektaş Ticaret T.A.Ş.-Antalya Bölge Müdürü Ali Abaza, Yücedağ Endüstriyel Ürünler Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketi Ahmet Yücedağ ile ATSO’da 15 yılı aşkın süre görev yapmış meclis üyeleri; Ali Rıza Akıncı Mehmet Dikmen, Mustafa İssi, Osman Cahit Doğaner, Seyfettin Serttaş’a birer plaket verildi.
Törenin ardından ATSO Meclis Üyeleri’ne geleneksel kır pidesi ikram edildi. Hep beraber bu yıl 6’ıncısı düzenlenen Türk Müziği Günleri’ne katılan Meclis Üyeleri öğleden sonra ise toplu halde Cumhuriyet Meydanı’na giderek Atatürk Anıtı’na çelenk koyup saygı duruşunda bulundular.