22 Mart 2011 Salı

ATSO Mart Ayı Meclis Toplantısı yapıldı. Meclisin açılışında bir konuşma yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, odanın faaliyetlerinin yanı sıra, ülke ve kent gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Budak, Meclis konuşmasında şunları kaydetti;
“Toplantı, ziyaret ve fuarlarla dolu bir faaliyet dönemi geçirdik. Bildiğiniz gibi Mart Ayı hem Antalya’da hem de yurtdışında fuarlar ayıdır. Yurtdışında bildiğiniz gibi Berlin ve Moskova fuarları Antalya turizminin yarısını etkileyen, turizm sezonunun röntgeninin çekildiği iki önemli fuardır. Almanya Turizm pazarı olarak 81 milyar dolarlık bir pazardır. Almanya; Türkiye ve dolayısıyla Antalya için İspanya, Fransa ve Avusturya’dan sonra dördüncü destinasyondur. Ama buna rağmen biz henüz 81 milyar dolarlık pazardan 3-4 milyar dolarlık bir pay alabiliyoruz. Bu, daha katedecek yolumuz var demektir.
Rusya 2010 yılında 21 milyar dolar civarında bir turizm pazarı. Birinci destinasyon Antalya, ama halen bu pazarda da büyük potansiyel var. Henüz Rus vatandaşlarından 8 milyon civarında kişinin pasaportu olduğu düşünülürse daha çok gelişecek bir pazar durumundadır.
Antalya bu fuarlara turizmin tüm aktörleri ile güçbirliği içinde katılıyor. Antalya Valisi Sayın Dr. Ahmet Altıparmak liderliğinde Emniyet Müdürü, Belediye Başkanları, İl Müdürleri, Kalkınma Ajansı ve sivil toplum örgütleri oradaydı. Bu Antalya’da turizm başarısının sırrını da açıklıyor. Bundan biz de çok büyük memnuniyet duyuyoruz. Fuarlar Antalya’nın önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Ayrıca özellikle son haftalarda günlük bazda turist sayısında % 40’lara varan artışlar yaşanıyor. Bunda İran’daki ve Avrupa’daki tatillerin ve Mısır ve Tunus’taki olayların etkisi olduğunu da görüyoruz.
Gerekli çalışma yapılırsa turizm sezonu iki ay uzar
Bu artışlar önemli bir noktaya işaret etmektedir. Bu yıl Mart ayındaki canlılık turizm sezonunun uzaması anlamına gelmektedir. Demek ki, gerekli çalışmalar yapılırsa turizmde en az iki ay daha kazanmak mümkün olabilir. Bunun için Hükümetin uçak şirketleriyle, operatörlerle oturup bir politika geliştirmesi gerekir. Uçaklara koltuk desteği, üçüncü yaş gruplarına özel kampanyalar gibi çalışmalar da yapılabilir. Bunun dışında bir de uyarıda bulunmak istiyorum. Fuarlarda edindiğimiz izlenim Mısır ve Tunus gibi ülkelerdeki olaylara bakıp rehavete kapılınmaması gerektiğidir. Turizmcimiz ‘Nasılsa Ortadoğu’da kriz var’ rehavetine kesinlikle girmemelidir.
Özellikle Mısır, krizden çıkış politikalarında çok başarılı olduğunu bize önceki dönemlerde de gösterdi. Geçmişte, bir terör saldırısı sonrası büyük yara alan Mısır Turizm sektörünün hızlı alınan kararlar ve önlemlerle nasıl eskisinden daha iyi duruma geldiğini hep birlikte görmüştük. Şimdi de özellikle ilk talebi canlandırmak için Mısır ve Tunus’un çok ciddi fiyat rekabetine gireceklerini duyuyoruz.
Aşırı iyimserliğe de kapılmayalım
Ayrıca bugünlerdeki canlılığa bakıp aşırı iyimserliğe de kapılmayalım. Çünkü 1-17 Mart olarak bakarsak % 29, ama 2,5 ay olarak alırsak geçen yıla göre % 13 artış vardır. Tabii bu rakamlara İran gibi ülkelerden aktarmalı gelenler dahil değildir. Yinede yıl genelinde de muhtemelen bu düzeyde kalınacaktır. O nedenle çok fazla aşırı iyimserliğe kaçmamak gerekiyor, ayrıca artık biz Antalya olarak konuya günlük bir bakış açısıyla bakma lüksümüz yok. Önemli olan turizmde kalıcı ve sürdürülebilir bir gelişmedir, kentin merkezinin turist almasıdır ve gelir artışının sağlanmasıdır. Aslında burada sezonun 6-7 aydan 8-9 aya çıkartmanın yolları da var gibi görünüyor. Hem alternatif turizme ağırlık verilmeli, hem de Ekim’de biten sezon Kasım’a, hem de Nisan sonunda başlayan sezonu öne çekmek mümkün görünüyor.
Tarım ihracatı artıyor
Turizmin dışında; tarım ihracatımızda da iki ayda yaş meyve sebzede % 20, kesme çiçekte % 29 artış sevindirici olmuştur. İhracatta da önemli olan bu artışın devam etmesidir. Tarım sektörüne dönük olarak geçen ayki arazi toplulaştırması panelinden sonra yarın da Kesme Çiçek Sektörü Çalıştayı ile bu önemli sektörümüzdeki durumu ve sorunları ele alacağız. Burada komite üyelerimize çalışmalarından dolayı teşekkür eder, kesme çiçek ihracatımız 40 milyon dolarla en önemli ihracat ürünlerimizin arasına girmiştir. 40 milyon dolar deyip küçümsememek gerekir. Çünkü Avrupa ülkeleri 1,5 milyar dolara yakın çiçeği Avrupa dışından ithal ediyor ve bir Kenya bizim 10 katımız çiçek satıyor. Yani büyük bir potansiyel var, ama büyük rekabet de var. Tarım sektörü ve ihracat sektörü sürekli artan maliyetlerle mücadele ediyor. Şimdi bir de lisans sorunu ortaya çıktı. İhracat artıyor ama zorla artıyor. Tarıma verilen destek miktarında gerekli artış da sağlanamıyor. Tarıma verilen destek 5-6 milyar arasında bir rakam. Fakat Avrupa’da tarıma katma değerinin % 20-25’i destek veriliyor. ABD’de daha da fazla. Aynı oranda olsa bizim 20 milyar dolar destek vermemiz gerekecektir. Dolayısıyla tarım ve tarımsal ihracatta sorunları sürekli gündemde tutmamız gerekiyor. Ayrıca bu tür çalıştay ve panel gibi faaliyetleri bütün komitelerimizden beklediğimizi de özellikle ifade etmek istiyorum.
İş var, çalışacak eleman yok
Turizm ve tarım dışında çok önemli bir konu istihdam veya işsizlikle ilgilidir. İşsizlik geçen yıla göre azalmıştır ama kentlerde tarım dışı işsizlik sadece % 16’dan % 14’e inmiştir. Gençler arasında işsizlik % 25’ten % 24’e inmiştir. Fakat ortada anlamakta zorlandığımız, çok tuhaf bir durum var. Bildiğiniz gibi, Beceri 10 projesiyle gençlere günde 15 lira ödeme ile meslek eğitimi ve staj imkanı sağlandı. İşsizliğe çözüm üretelim, insanlarımızı meslek sahibi yapalım diyoruz. Fakat ne hikmetse gençlerimiz bu projeye ilgi göstermiyorlar. Anlaşılabilir bir durum değil. ‘İş var, çalışacak eleman yok’. Ya gençlerimiz iş beğenmiyorlar ya da bu projeyi yeteri kadar duyuramadık. Yoksa insanlarımız yeşil kart, işsizlik desteği, sosyal yardımları alarak çalışmadan yaşamaya mı alıştı? Tabii belki bu durum daha çok Antalya’nın durumu da olabilir. Antalya’da insanlar birkaç ay işsiz kalıp sonra turizmde iş bulabiliyor. Ama bunlar bile bu durumu açıklamaya yetmiyor.
Şuan Beceri 10 Projesi kapsamında “Gaz altı kaynakçılığı”, “Oto kaportacılık”, “Asansör Bakım ve Onarım” kursları yalnızca 32 kursiyer ile devam ediyor. Biz 10 kişinin altında kurs açmayalım derken minimum sayıyı bile zor buluyoruz maalesef. Yeterli sayıda kursiyer bulunur ise “Mobilya döşemeciliği” kursu bugün başlayacak. Bugün ayrıca tekstil sektörüne yönelik “Düz dokuma kumaş işçiliği” ile ilgili duyuruya çıkacağız, başvuruları alacağız. Önümüzdeki dönemlerde İplik Üretimi CNC Tezgah Operatörü, Saç İşleri, Oksi-Gaz Kaynakçılığı, İş Makinesi Operatörlüğü, Baskı Sonrası Operatörlüğü, Torna, Tesviye, PVC Doğrama İmalat ve Montaj, Ahşap Doğrama, kurslarının da açılması planlanıyor. Bu projenin duyurulması konusunda basından da daha fazla ilgi ve destek bekliyoruz.
Japonya depremi ve nükleer santraller
Geçtiğimiz günlerde Türkiye ve dünya gündeminde birkaç önemli olay oldu. En önemlisi Japonya’daki felakettir. Bunun arkasından da Türkiye’de nükleer santral konusu tekrar tartışılmaya başlandı. Türkiye’de nükleer santral konusu 30 yıl önceye gidiyor. Bugüne kadar her gündeme geldiğinde aynı sözler söylenmektedir. Otuz yıl daha geçse yine aynı sözler tekrarlanacaktır. Bir ülke 30 yıl boyunca bir konuyu bu şekilde ayaküstü ve bilgi sahibi olmadan tartışıyorsa, o ülke zaten geri kalmış bir ülkedir. Ortada bir tane bilimsel rapor yoktur. Bakanlık bir rapor hazırlatmışsa bu ortada yok. Üniversitelerden zaten artık toplumu ilgilendiren konularda derli toplu bir bilgi çıkmıyor. Türkiye bilimi kullanmayan, uzamanlığa saygı duyulmayan, bilgi sahibi olmadan konuşulan bir ülke görünümünde. Nükleer santral ihale yönetmeliği ve güvenlik yönetmeliği 5-10 sayfadan ibaret.
Sonuç olarak; Türkiye’de nükleer santral yapılabilir. Fakat önce bunu planlayacak, denetleyecek bir kurum ve uzmanlar olmalıdır. İhale süreçleri şeffaf olmalıdır. Nükleer enerji diğer konular gibi “biz başlayalım göç yolda düzelir” denilecek bir konu değildir. Bu kadar zamanda halen halkın kafasında kuşkular varsa bunun sebebi gerekli hazırlığın yapılmamış olması, halka güven verilememiş olmasıdır.
Depremde durumumuz Allaha emanet
Deprem konusuna gelince, depremde zaten durumumuz Allah’a emanet. Bırakalım İstanbul’u, Antalya’ya bakıyoruz, binalarımızın büyük bir kısmı daha düşük standartlara sahip eski deprem yönetmeliğine göre yapılmış durumda. Allah korusun, ciddi bir deprem olsa tabloyu düşünmek bile istemiyorum. Hala, kullanılmayan stadyumumuzun kolonları sağlam mı değil mi onu tartışıyoruz. Yine bakıyoruz kentimizin en güzel yerinde kolonları zayıf bulunduğu için yıkılsın mı güçlendirilsin mi tartışmasının sürdüğü, yerine yenisi mi yapılsın tartışmasının sürdüğü bir Özel İdare Binamız var. Yıllardır ne yapılacağına karar verilemiyor.
Kentsel dönüşüm projeleri artık yürürlüğe konmalıdır
Yani, bırakın depremi, deprem olmadığı halde yıkılmak üzere olan ve ne yapılacakları belli olmayan yapılarımızdan bahsediyoruz. Japonya’daki gibi felaketler bize ders olmalıdır. Bu nedenle, kentsel dönüşüm projeleri artık yürürlüğe konmalıdır. Japonya’da kocaman kulelerin o depremde nasıl sallandığını ancak yıkılmadıklarını gördük. Bizdeki tek katlı evlerin bile çok daha hafif şiddetli bir depremde ayakta kalacaklarına dair ciddi şüphem var. Bugüne kadar önerdiğimiz kentsel dönüşüm projeleri finansmanını kendisi yaratan projelerdir. Yeter ki ortada bir kararlılık olsun. Bir sonraki dönemde yapılacak seçim değil, kentin geleceği düşünülsün. Maalesef siyasetçiler ve sorumlu kurumlar bu konuda yeterli duyarlılığı ve kararlılığı göstermiyorlar. Siyasetimiz bu konularda biraraya gelmiyor.
10 yıldır AVM kanunu çıkarılması için çaba sarf ediyoruz
Bildiğiniz gibi, biz yurtdışında fuardayken bir AVM inşaatı için imar tadilatı kararı gündemi işgal etmiştir. Tabii bu konunun kendine özgü boyutları var. Varsak kent merkezi dışındadır ve ticari ve sosyal bakımdan nispeten geri kalmış bir bölgemizdir. Burada bir AVM o bölgenin canlanmasına katkıda bulunabilir. Biz topyekün AVM’lere karşı değiliz. Bunu daha önce de birçok defa dile getirdim. Öncelikle bugüne kadar yapılanların bir plan dâhilinde yapılmasını, kentin tüm dinamiklerinin göz önünde bulundurularak, neresi ticari genişleme alanı, neresi spor alanları, neresi sosyal gelişim alanları olmalı. Bunların planlanmasını istedik.
En önemlisi de en az 10 yıldır AVM kanunu çıkarılması için çaba sarfettik. Ama yine bir meclis 4 yılını tamamladı, yine bu kanun gündeme bile gelmedi. Artık sadece küçük esnaf değil, orta ölçekli işletmecilerimiz de tehdit altındadır. Üreticiler tehdit altındadır. Sanayici de, tedarikçi de büyük zincir mağazalara boğduruluyor. Bugün yerel marketler var ama 5-10 yıl sonra onlar da satın alınacaklar. Asıl o zaman tekelleşmeyi anlayacağız. Bin kez toplu işyeri alanları yapın dedik. Ama bugün depolar, toptancılar halen mahalle aralarında işlerini yürütmeye çalışıyorlar. Arazi yok deniyor, ama halen Hazine arsası ve arazisi satış ilanları yapılıyor. Oysa kentte spor ve sosyal alan yokken hiç kimse kamu arsasını ve arazisini satamaz, satamamalıdır.
Antalya hızla Mersin gibi turistik özelliğini kaybeden bir şehir olmaktadır. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi illere baktığımızda en kötü şehirleşme Antalya’da yaşanmaktadır. Sadece Lara bölgesinde bazı sokaklar güzel planlanmıştır, Değirmenönü projesi, yeşil alanlar ve şimdi de çiçek satış yeri açılmıştır. Onun dışında yeni ve doğru bir konsept görmüyoruz.
Dükkanlara siyah bayrak asarak bu durumu protesto edelim
Maalesef bu konuda hepimiz bu suça ortak oluyoruz. Ama asıl sorumluluk siyasetçilerindir. Biz işadamlarıyız, doğal olarak daha fazla para kazanmak isteyebiliriz. Ama siyasetin görevi buna ortak olmak değil, halkın ve kentin faydası için bunu önlemektir. Burada bütün siyasi partiler, siyasi partilerin örgütleri de sorumludur: İmar planlarını yakından izlemesi gereken meslek odaları da sorumludur. Bu konuları sürekli kamuoyu gündeminde tutması gereken basın da sorumludur. Ama bu konuları sadece bir iki gazeteci arkadaşın gündeme getirdiğini görüyoruz. Kısacası bu gidiş, iyi ve doğru bir gidiş değildir. İş konuşmaya gelince mangalda kül bırakmıyoruz, Vatan sözkonusu ise gerisi teferruattır diyoruz, ama iş uygulamaya gelince durum farklı oluyor. Menfaat sözkonusu ise gerisi teferruat oluyor.
Burada tek şey kalıyor, o da esnaf olarak AVM konusunda protesto eylemi yapmak. Eğer meclisimiz bunu gerekli görüyorsa tartışalım. Gerekirse dükkanlara siyah bayrak asarak bu durumu protesto edelim, en azından demokratik tepki hakkımızı ortaya koyalım. Hem Hükümetin hem de belediyelerin bu tür esnaf karşıtı tavırlarını protesto edelim. Belki o zaman bir parça duyarlılık yaratırız. Başka da yapacak bir şey kalmıyor. Antalya siyasetinden ve Hükümetten artık Antalya’nın bu sorunlarına kesin çözümler bekliyoruz.
Turizm sezonunu yine kazılmış yollarla açıyoruz
Antalya’da turizm sezonunun şimdiden başladığını görüyoruz. Daha iyi bir sezon ümit ediyoruz. Ancak bu arada Kazım Özalp, Kalekapısı ve Konyaaltı caddesinde altyapı ve yenileme çalışmaları nedeniyle turizm sezonunu yine kazılmış yollarla açıyoruz. Bu da Türkiye’de önüne geçilemeyen bir durumdur. Gelişmiş ülkelerde bu tür çalışmalar gece yapılmaktadır. Maalesef bizde bu da yapılamıyor. Şunu da anlamıyorum; hiç olmazsa önemli merkezlerde bu tür çalışmalar neden 24 saat aralıksız yapılıp biran önce bitirilemez.
Sezonun artık fiilen açıldığını biliyoruz. Yine liman yolunda TIR lar kuyruk olmuşlar, Batı Çevre Yolu dondu kaldı, en küçük ilerleme yok. Var da biz mi bilmiyoruz? Yine bu yaz TIR ların arasından geçerek mi denize ulaşacağız? Arkadaşlar, geçenlerde basında Belediye’nin Sarısu’daki çalışmasının Orman Müdürlüğü tarafından engellendiği yazıyordu. Hatta yolun resmi araçlarla kapatıldığının fotoğrafları vardı. Böyle bir şey olabilir mi? Belediye bir bölgeyi alıp güzelleştirecekse bir başka kurum bunu nasıl engeller? Biz bunu anlamakta zorluk çekiyoruz.
Konyaaltı Beach Park
Yine bir başka konu turizm sezonu öncesinde Konyaaltı’nda Beach Park’ın halidir. Dünya çapında bir plaj bu kadar kötü bir durumda nasıl olabilir? Bu plajların yurtdışından ve yurtiçinden turist çekecek, gurur duyulacak işletmelerle yaşatılması gerekirken durum tam tersidir. Bunları bizim söylememiz mi gerekmektedir? Antalya’nın bu değerli yerleri Antalya’ya fayda sağlayacakken zarar veriyor. Kimse yapamıyorsa bize verin biz yapalım. Siyasetin bu gibi konularda bir araya gelmesi ve birlikte çözüm üretmesi gerekiyor.
Libya’da maalesef bir tür Irak filmini yeniden izliyor gibiyiz
Ekonomik duruma gelince, önce Japonya ve şimdi Libya ile risklerin arttığını hep birlikte görüyoruz. Libya’daki durum petrol fiyatları üzerinde etkili olacaktır. Libya’da maalesef bir tür Irak filmini yeniden izliyor gibiyiz. Avrupa’nın ve ABD’nin çifte standardını bir kez daha görüyoruz. Daha düne kadar saraylarında Kaddafi’ye çadır kuran ve seçimde Kaddafi’den parasal yardım aldığı söylenen, Kaddafi ile büyük silah anlaşmaları yapan Fransa şimdi en önde ABD’yle birlikte Kaddafi’yi vurmaktadır. Hatta olay Kaddafi’yi önlemenin ötesine geçmiştir.
Kaddafi de aynen Saddam gibi ABD’nin bölgeye yerleşmesine hizmet etmektedir. Zaten aşırı Batı aleyhtarlığı ile aşırı işler yapan herkes bir şekilde Batı ülkelerinin müdahalesine meşruiyet kazandırmaktadır. Sonuç olarak İslam ülkeleri demokrasiye sahip olmadıkları için, kendi içinde sorunlarını çözemedikleri için sürekli olarak Batılı ülkelerinin bombaları altında kalıyorlar.
Japonya’da felaket nedeniyle birkaç ay durgunluk, ama sonradan inşaat, emtia sektörlerinde talep ve fiyat artışı ve faiz artışı beklenmelidir. Hatta ilk etkilerini ben kendi sektörümde gördüm. Dünya kağıt fiyatları Nisan - Mayıs’dan geçerli olmak üzere %5-10 arasında arttı.
Libya’da ise petrol sahaları ve petrol üretimi bizde bir süre petrol fiyatlarını artıracaktır. Bu da Türkiye için önemli bir sorun olabilir. Ayrıca Libya’nın Irak’dan daha yıkıcı bir etkisi olabilir. Çünkü Türk mütahhitlerin çok ciddi yatırımları var. Ayrıca işsiz sayımıza 20 bin kişi eklendi. Türkiye ekonomisi zaten cari açık konusunda kötü gidişatı sürdürmektedir. Merkez Bankasının cari açık için aldığı kredi sınırlaması önlemleri henüz yeterli olmamıştır. Cari açığın finansman kalitesi de bozulmaya devam etmektedir. Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi “bir on milyar dolar önce çıktı, sonra tekrar girdi” gibi kafa karıştıran açıklamalar yapmıştır. Bir bakıyoruz bir aylık döviz hareketinde 3,7 milyar dolar net hata noksan, yani nereden geldiği belli olmayan döviz giriyor. Bunlar önemli bir sorun yaratmasa da güveni azaltıyor. Muhtemelen seçime kadar mevcut durum devam edecektir. Ama seçimden sonra faiz artışı ve zamları beklemeliyiz.
Türkiye’nin cari açık sorunu ibret tablosuna dönüştü
Türkiye’nin cari açık sorunu, yani ihracat ve ithalat sorunu aslında artık bir ibret tablosuna dönüşmüştür. Önemli fasıllarda ihracat ve ithalata baktığımızda tarım, tekstil ve giyim ve maden temelli ürünler dışında sanayide net ihracatçı olduğumuz sektör kalmamıştır.
Tarımda bile hububatta 700 milyon dolar, tohum ve yemde 1,3 milyar dolar, canlı hayvanda 330 milyon dolar açık veriyoruz. Tarımda ihracat fazlası sadece meyve sebze ve unlu mamullerde var. Sanayide tekstil ve giyim, mobilya başta olmak üzere sadece 7-8 kalemde net ihracatçıyız. Otomotivde bile ithalatçı olduk. Ayakkabı ithal, sabun ithal, mobilyada bile 1 milyar dolar ithalat var.
Dolayısıyla ekonomide bu tablo daha fazla devam edemez. Kendimizi kandırmayalım. Bir an önce bu ülkede tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçmek için ikinci kuşak yapısal reformlar bir takvimle açıklanmalıdır. Seçim gündeminde bunları bekliyoruz.
Meslek Komiteleri’nin çalışmaları
Konuşmamın sonunda da Odamızın mutfağı olarak değerlendirdiğim Meslek Komitelerimizin çalışmalarına değinmek istiyorum. Bütün komitelerimizin çalışmalarını burada anlatmam mümkün değil maalesef. Ancak birkaç çalışmaya değinmek istiyorum.
Yönetim Kurulumuz ile Korkuteli ziyaretimiz sırasında kentin en önemli geçim kaynaklarından birisi olan mantar’dan alınan KDV’nin düşürülmesi için çalışma yapılması talebi gelmişti. Biz de bu konuyu 1. Grup meslek komitemize ilettik. Kendileri bu konuda çalışma yaptılar ve ilgili kurumlara yazılar yazıldı. Kendilerine teşekkür ediyoruz.
16. grup meslek komitemiz akredite edilmiş petrol ürünleri laboratuarı kurulması konusunda çalışmalarını sürdürüyorlar, çalışmalarında başarılar diliyoruz.
20. grup meslek komitemiz ortez-protez yönetmeliğinin uygulamaları konusunda bir seminer düzenleme çalışması içerisindeler, kendilerine başarılar diliyoruz.
28. Grup Meslek komitemiz kredi kartı ile yapılan alışverişlerde pos işlemlerinde bankalar tarafından alınan komisyon oranlarının düşürülmesi, belirli bir standarda oturtulması, bankalar tarafından pos cihazları için bedel ve hesap işletim ücreti alınmaması konusunda çalışmalarını sürdürmektedirler. Hepimizi ilgilendiren bir konu, kendilerine kolaylıklar diliyorum.
38. grup meslek komitemiz iştigal ettikleri taşımacılık türüne göre kendilerinden istenen belgeler konusunda sorun yaşadıklarını belirtmişler, ilgili kurumlardan gelecek temsilcilerle bugün saat 14:00’de yapacaklar. Çalışmalarında başarılar diliyorum.”