20 Eylül 2011 Salı

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Eylül Ayı Meclis Toplantısı yapıldı. Meclis’in açılışında bir konuşma yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, Oda’nın bir aylık faaliyetlerinin yanı sıra, gündeme ilişkin konularda değerlendirmelerde bulundu.
Antalya’ya ilişkin rakamların genel olarak olumlu olduğunu belirten ATSO Başkanı Budak, “Turizmde, tarımda rakamlar iyi düzeylerde. Turizm, ihracat, sanayi yatırımları çok da arzu ettiğimiz düzeyde olmasa da ilerlemeye devam ediyor. Ayrıca başka güzel şeyler de oluyor. Örneğin stadyum gibi birkaç konuda belediye, milletvekilleri ve sivil toplum kurumları arasında bir diyalog kuruldu. Biz de Mimarlar Odası ile işbirliği yaparak, kentsel projeleri konusunda bir çalışma başlattık. 100. Yıl’ın kongre, spor ve eğlence vadisi olması önerimizin arkasındayız. İstanbul Taksim’de trafik yer altına alınabiliyorsa, burada da olabilir. Yapılması gereken oturup 40 - 50 yıllık bir planlama yapmaktır” dedi.
Ulaşım sıkıntısı
“Ulaşımda daha iyi bir sistem için son derece iyi niyetli bir adım atıldı. Fakat maalesef, ticareti bile etkileyen, bazı komitelerimizin dile getirdiği bir kaos yaşanmıştır” diyen Budak, konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Bu kadar büyük boyutlu bir sıkıntı önlenemez miydi, bilemiyoruz. Ayrıca, hat değiştirme dediğimiz zaman Antalya’da yaz sıcağı diye bir şey var. Bir kavşakta otobüs değiştirmek muhtemelen bazen işkenceye dönebilir. Bu nedenle teoride doğru olan şey pratikte hatalı olabilir. Acaba güzergahlar ve değişim noktaları konusunda halka ve esnafa danışıldı mı, onu da bilemiyoruz. Sonuç itibarıyla eksikler, hatalar, direnmeler ve acemilik olsa da bir çaba var, ama sorunların da düzeltileceğine inanıyorum.
Toplu taşıma sistemi gerçekten önemli bir konu, ama tek konu değil, asıl temel konular yerinde duruyor. Bakın, gidin Kayseri, Konya, Sivas, Trabzon gibi şehirleri bir dolaşın. Şehir merkezi diye bir şey var, insan kendisini kent yaşamının sıcaklığında hissediyor. Caddeler dolu, kafeler dolu, mağazalar iş yapıyor, caddelerde olması gerektiği gibi canlılık var, modern kent görüntüsündeler. Kayseri gibi iller çevre yollarını, geçitlerini yapmış, bir düzen var.
Bizim Antalya’da ise şehir hayatı sadece trafik, otel, restoran ve evden ibaret. Kendi günlük hayatımıza bakalım: işyeri, birkaç restorandan birisinde yemek ve ev. Bazılarımız arada denize girer. Halkın hayatı AVM ve ev. Turistin hayatı otel, AVM ve deniz. Şehir merkezi neredeyse halkın hayatında yok. İnsanlar ya zorunlu kalırsa ye da ayda bir turist gibi merkeze geliyor.
Bu şehri bir köy yapmaya kimsenin hakkı yok
Ekonomik büyüme, turizm, ihracat diyoruz, ama Muratpaşa Camii’nin çevresine bakın, Valiliğin arkasına bakın 20 yıldır aynı. 100. Yıl’da 100’ün üzerinde aynı işi yapan dükkanlar var. Ne caddede değişme var ne de işyerlerinde. Gelişme dediğiniz zaman tüketim olur, esnaf kazanır, işyerleri güzelleşir, belediye vergi alır caddeler güzelleşir. Gelir artar binalar güzelleşir ve gelişmeyi görürsünüz. Bu tür gelişmeler Lara’da bazı caddelerde kısmen var. Özellikle merkezde ve diğer yerlerde yok. Dolayısıyla şehir hayatında gelişme yok. Büyüme var, ama bazı istisnalar dışında kalitesiz büyüme var.
Bu şehri bir köy yapmaya kimsenin hakkı olduğunu düşünmüyorum. Antalya’da yaşayan insan köyde yaşamadığını bilmelidir. Antalya binalarıyla, trafiğiyle, plansızlık ve disiplinsizliğiyle kent olmaktan çıkmaktadır. Burada kenti yönetenlerin yapacağı daha bir çok çalışma var ama kentte yaşamanın, kentli olmanın da sorumlulukları ve bir bedeli var. Maalesef Antalya kentlilik bilincini geliştirmekte sınıfta kalmıştır. Örneğin, trafik sorunu özellikle yoğun saatlerde çekilmez bir hal alıyor. Şehir merkezine araçla gelmek işkence. Toplu taşıma kalitesi henüz insanlara araçlarını bıraktıracak düzeyde değil.
Fakat trafik sorunu sadece tıkanıklık ve yoğunluk sorunu değildir, trafik terörü, trafikte saygısızlık ve denetimsizlik sorunudur. Caddelerde park konusunda en küçük özen ve denetim yok. Kaldırımlar araç dolu, hatta birçok yerde kaldırım özel olarak araçların çıkacağı şekilde yapılıyor.
Trafikte aşırı hız terörü
Aşırı hız konusu tam bir terör olmuş durumda. Antalya’da radar kontrolü şehir dışında yapılıyor, ama asıl sorun Burhanettin Onat, Teomanpaşa, Çevre Yolu ve 100. Yıl gibi şehrin içinde yaşanıyor. 80 kilometre süratle giden bir araç bile arkadan selektörle taciz edilebiliyor. Kamyon ve fazla gürültü çıkaran motosikletler cirit atıyor. Yol şeritleri 10 gün içinde yok oluyor. Kamyonlar sol şeritten seyrediyor. Halk otobüsleri indirme ve bindirmede yolun ortasında duruyor veya ani hareketlerle tehlike yaratıyor. Avrupa’da bir araca arkadan fazla yaklaşmak suçtur, gereksiz korna çalmak suçtur, yanlış park suçtur. Çünkü bunlar kentte yaşamanın asgari kurallarıdır, medeniyet göstergeleridir.
Bu trafik disiplinsizliği, trafik terörü veya trafik ahlaksızlığı artık bitmelidir. Belediye mi yapacak trafik mi bilmem, ama ne yapılacaksa yapılmalıdır. Trafik cezası yoksa kabahatler kanunu devreye girmelidir. Zabıta yönetmeliği var. Ama bu zabıtalar nerededir, ne iş görmektedir? Bilen var mı?
Geçen yıl, petrol tankerleri ve mermer gibi yükler taşıyan ağır araçlar şehre gece girsin veya belirli saatlerde girmesin dedik. Hala düzen aynı düzen. Bunun örneği İstanbul gibi bir şehirde uygulanıyor, ama Antalya’da nedense uygulanamıyor. Bunlar sorun olarak ortada, çözüm varsa görülmelidir, çözüm yoksa neden olmadığı konuşulmalıdır.
İlkel bir şehircilik örneği sergileniyor
Diğer taraftan yeni kurulan mahallelere bakıyoruz. Bunlarda önce üst yapıya, daha sonra altyapıya girilerek ilkel bir şehircilik örneği sergileniyor. Meydan düzenlemesi yok, ya da daha doğrusu meydan var mı? Planlama sözde var ama plan tadilatı da var.
İster gidip Toptancı Hal tarafına çıkan caddelerdeki yeni yapılara, Köroğlu Bulvarı’na bakın, yada Uncalı gibi semtlere bakın. Henüz yeni yapılaşan semtler, ama inanılmaz bir estetik yoğunluğu, çirkinlik var. Bu kadar zoru nasıl başarıyoruz, anlamak mümkün değil.
Ömrümüz tükeniyor; bu kürsülerden benden önceki başkanlar da ben de bunları söylerken, bu meclisler bunları söylerken Antalya bu güne geldi. Hala konuşuyoruz. Ama aynı noktadayız.
Bakın, görüntü kirliliği ile mücadele konusunda tek bir adım atılmış değil. Yeni binalarda bile bir vizyon değişikliği yok. Bu kadar gün ısı konusunu konuştuk, bir gelişme var mı?
Ticari alanları planlayın, kriter getirin dedik, hareket yok. Böyle giderse Antalya Ticaretin 5-6 yıl içinde önü tıkanacak. Buradan uyarıyorum artık yanlışa da yanlış yapana da tahammülümüz kalmadı. Artık daha çok sesimizi yükseltmeliyiz. Bu Antalya emanetini, çocuklarımıza bir hazine olarak devretmek bize düşüyor. Sesimiz daha bir gür çıkmalıdır.
Bu işi temizleyecek olan siyasetin kendisidir. Antalya’nın artık bir silkinme zamanıdır. Bizlerin daha duyarlı olması gerektiği açıktır.”
Antalya’da kamu yatırımları yetersiz
Antalya’da kamu yatırımları da belediye yatırımlarının yetersiz olduğunu vurgulayan Budak, buna karşın, son yıllarda Güney Doğu illerinde kamu yatırımlarının arttığını söyledi. Budak, “Antalya Mardin ve Konya’nın gerisindedir. Batman ve Bingöl bize yaklaşmaktadır. Elbette daha çok yatırım alsınlar, memnun oluruz. Bu arada Güneydoğu ve Doğunun temsilcisiyiz diyen siyasetçiler bu gerçeği de görsünler. Ama oradaki yatırım için burayı mağdur etmek yerine kaynak yaratmak gerekir. Ayrıca, Ankara neden bizim 5 katımız yatırım alıyor?
Biz, diğer illerden alıp bize verin demiyoruz. Hükümet Antalya’ya özel destek versin de demiyorum. Ama 11 milyon yabancı turistin geldiği bir ilde mutlaka altyapı yatırımı için bir kaynak yaratılmalıdır. Siyaset bunun için öneri getirmeli, Hükümet de uygulamalıdır. Aksi halde bugün Hükümet stadyum yapsa, yarın başka şeyi konuşmaya başlarız ve hep aynı şekilde devam edip gideriz.
Bu ilde, Belediye Meclislerinde, İl Genel Meclisinde, basında bu gibi temel konular ciddiyetle tartışılmalıdır. Orada bu konular tartışılsa biz de daha farklı konulara, sektörel sorunlara geçeceğiz. Hükümetle sektörel konuları tartışıyoruz. Ama Antalya’da da bu sorunlar yıllardır devam ediyor. Ülkemizde kentsel sorunlarla ilgilenen sivil toplum örgütü zaten az. Ayrıca komitelerimizden gelen sorunlar arasında da seyyar satıcılar, taklit mal satışı, egzos gazı kirliliği, kaldırım işgalleri gibi sorunlar yoğundur. Bu nedenle bunları söylemekten vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
Türkiye ekonomisi iyi bir performans gösteriyor
Ekonomi cephesinde dünyada gerilim ve belirsizliğin devam ettiğini belirten Budak, buna karşın Türkiye ekonomisinin bu ortamda iyi bir performans sergilediğini bildirdi.
Budak şöyle konuştu;
“Bütün dünya Avrupa’da fırtına ne zaman kopacak diye bekliyor. Avrupa’nın mali sorunları acilleşti ve ABD’deki durgunluk sorununun önüne geçti. Bugüne kadar iktidarlar tasarruf ve mali sistemin disiplini konusunda yeterli önlem alamadılar. Çünkü vergi almaya kalksalar halk isyan ediyor, bankalara disiplin getirmeye kalksalar bankalar başka ülkeye gitmekle tehdit ediyorlar. Yani dünyada ekonomik kriz, aslında bir siyasi krize, demokrasi krizine dönüştü. Avrupa’da demokrasi yüzünden bizdeki gibi vergi koy, fiyatları yükselt olamıyor. Şimdi her yerde en yüksek gelir gruplarının vergisinin artması gündemde, İspanya’da başladı, ABD’de Kongre’de, Fransa’da gündemde.
Eğer büyük boyutlu önlemler alınmazsa Yunanistan iflasını isteyecek, bankalar zor duruma düşecek, ardından sıra diğer ülkelere gelecek. Şimdi aslında en rahat ülke Yunanistan; çünkü zaten borç bini aşmış, alacaklılar düşünsün diyecek durumda.
Döviz cephesinde ise ABD’nin sorunu durgunluk, Avrupa’nın borç olduğu için Euro’nun değerinin yüksek olması şimdilik iki tarafın da işine geliyor. Ama değerli Euro yüzünden Yunanistan gibi ülkeler hepten kaybediyorlar. Önümüzdeki haftalarda durumun netleşmesi gerekiyor. Ya mevcut durumu sürdürecek kadar para çıkarılacak veya bir mali fırtına kopacak ve bazı ülkeler Euro’dan çıkacak.
Birinci durumda biz Türkiye olarak rahat oluruz, ama ikinci durumda çok olumsuz etkileniriz. Bu ortamda Türkiye ekonomisi hakikaten iyi bir performans gösteriyor. Büyüme rakamı olumlu. Kur artışı ithalatın hızını kesti. Bütçede borçların yapılandırması sonrası beklenmedik iyileşme var. Bu iyileşme olmasaydı, muhtemelen benzin, elektrik zamları olacaktı.
Bunlar iyi gelişmeler ama, yine de hatırlatalım ki, bu değirmenin suyu dış kredi ve ithalattır. Dışardan döviz girişi devam ederse bu teker döner, ama Avrupa’da mali kriz çıkarsa tökezleme olur. Dolayısıyla hesaplı kitaplı olmak kaydıyla iş ve yatırım yapmak gerekir. Ama şu yanlıştır: bayramdan önce kriz var diye bağırma başladı herkes korkutuldu. Şimdi ise medya dünya ikincisiyiz diye yine uçmaya başladı. İkisi de yanlıştır. Çünkü daha önce de açıkladık ki, bu yüksek büyüme 2008 kriz düşüşünden kaynaklanıyor. Büyüme geçen yıla göre % 8,8’dir. Ama 2008’e göre, yani üç yıllık büyüme yalnızca % 10,7. Yıllık ortalaması % 3’lerdedir.
Bunun dışında büyümenin kredi ve vade destekli alanlarda olduğu görülüyor. Ayrıca sanayide üretim artışı dayanıklı tüketimde çok yüksek (mobilya, plastik, otomotiv, elektrikli aletler), ama dayanıksız tüketimde (gıda, tekstil-giyim, kağıt, bilgisayar, demir-çelik, kimya, basım) düşüktür. İnşaat yatırımları hız kesmiştir.
Daha önemli olan husus da şudur. Bu noktaya özellikle dikkatinizi istiyorum. Tüketim % 9 artarken yatırımların % 33 arttığını görüyoruz. Yatırımlar tüketim ve ihracata göre daha fazla arttığı için halen talep eksikliği var ve bu da enflasyonun düşük kalmasını sağlıyor ve daha önemlisi canlılığın tüm işletmeler tarafından hissedilmesini engelliyor.
Bu şekilde yatırım yapılıyorsa üç nedeni olabilir: Birincisi ihracat olabilir. İkincisi bazı şirketler daha fazla yatırımla piyasadan küçükleri kovuyor demektir. Üçüncü ihtimal ise aşırı iyimserlikle yanlış yatırım ihtimalidir. Bu ihtimal düşük olsa da dikkatli olunmalıdır. Çünkü bu tüketim artışı devam etmezse, ihracatta kesilme olursa bu yatırımlar boşa gider. O nedenle hesaplı kitaplı olunmalı ve sektörde büyük şirketlere dikkat edilmelidir.
Turizmde güneş enerjisi kullanımı
Ekonomide diğer olumlu gelişme On numara yağın vergisinin artması, Çin’den gelen tekstil giyim ve diğer ürünlere vergi artışıdır. Kıdem tazminatının kaldırılması çalışması sona gelmiştir. Ayrıca TOBB Yönetimi olarak Sayın Başbakan ve Sayın Zafer Çağlayan ile ayrı ayrı yaptığımız görüşmelerde teşvik sisteminin değişmesi gibi konuları da ele aldık. Ekonomi yönetiminde bir canlanma olduğunu memnuniyetle görüyoruz.
Antalya ekonomisine gelince sektörel durum aynı seviyede gitmektedir. İhracatta bir gelişme, tarımda durgunluğa rağmen diğer alanlarda, yani sanayi, madencilik gibi sektörlerde dikkat çekici bir çeşitlenme olmasıdır. Turizmde gelişme aynı düzeyde devam etmektedir. Biz de Tanıtım Ajansı konusunu son aşamaya getirmiş bulunuyoruz. Basından da izlediyseniz Rodos ile turizm alanında işbirliğine başladık. Kalkınma Ajansımız Bölgede 20 milyonluk bir yatırım destek paketi açtı. Bunlar da olumlu gelişmeler arasında yer alıyor.
Yine güzel bir haber turizmde bazı tesislerimizin güneş enerjisi ile elektrik üretimine başlamasıdır. Teknolojik yenilikler tüm sektörlere yeni imkanlar sağlamaktadır.”