24 Mayıs 2011 Salı
Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı
Değerli Arkadaşlar
Meclis onur konuğumuz, Antalya Milletvekilimiz, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Dönem Başkanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’dur. Sayın Çavuşoğlu sevilen, mütevazı, centilmen bir bir siyaset adamıdır. Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi başarıyla temsil etmektedir ve biz de Antalya olarak bundan mutluluk duymaktayız. Her Antalyalının başarısı bizi mutlu eder, gurur verir. Bu nedenle Sayın Çavuşoğlu’nun başarılarının devamını diliyoruz. Bilindiği gibi Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ile ilgisi olmayan, farklı bir kurumdur. 1949’da kurulmuştur. Türkiye’de 1949’dan bu yana ilk üyeler arasındadır. Avrupa Konseyi bugün 47 Avrupa ülkesi ve eski Sovyetler Birliği ülkelerini içine almaktadır. ABD, Japonya gibi ülkeler gözlemcidir. Konseyin ilk dönemki amacı Batı ittifakını Avrupa’da güçlü tutmaktı. Daha sonra esas amacı üye ülkelerde demokrasinin güçlenmesi oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kurumun bir parçasıdır. Türkiye yerel yönetim reformu gibi bazı reformları bu Konsey’de imzalanan anlaşmalar nedeniyle yapmıştır. Tabii artık uluslararası örgütlerin işi zorlaşmıştır. Sayın Çavuşoğlu’nun bu görevi de zordur. Çünkü Batılı ülkelerin birçoğunun maalesef çifte standardı ve çıkarcılığı artık temel ilke olarak benimsediklerini görüyoruz. İşte Ermenistan’ın Azerbaycan’daki işgalleri buna örnektir. Kıbrıs’ta Rum Kesiminin desteklenmesi buna örnektir. Filistin’e yapılanlar buna örnektir.
Değerli Arkadaşlar,
Önümüzdeki günlerde genel seçimler var. Yıllardan sonra ilk kez bir seçimde ekonomi daha çok gündeme gelmiştir ve siyasi partilerimiz ortaya bir program çıkarmışlardır. Büyüme modelinin değişmesi gerektiği sözü ortaya çıkmıştır. Bunlar olumlu gelişmelerdir. Bizim de istediğimiz budur. Ülkemizde yapay gündemler yerine gerçek gündemin, ekonominin tartışılmasının bu ülkeye yarar getireceği açıktır.
Değerli arkadaşlar,
Bu noktada şu hususu da ifade etmek istiyorum. Antalya milletvekili bütün Antalya’nın vekilidir. Seçimden sonra 14 milletvekilimizle ilk işimizin bir toplantıyla ortak bir program çıkarmak olması gerekir. kendileri ile periyodik toplantılar yaparak kentimizin sorunlarına hep beraber çareler üretmek istiyoruz. Sayın Çavuşoğlu bu konuda da her zaman gerekli titizliğe sahip olan bir vekilimizdir. Bunun da örnek olmasını, Antalya birlikteliğinin daha da güçlenmesini temenni ediyorum.
Değerli Meclis Üyeleri,
Bu seçim döneminde biri olumlu olmak üzere iki farklı gelişmeye dikkat çekmek istiyorum. Olumlu gelişme az önce de değindiğim üzere ilk kez ekonomik konuların bu kadar konuşulmaya başlanmasıdır. İlk kez yoksulluk konusu en önemli konu olmuştur. Her parti yaptıklarını ve yapacaklarını dile getirmiştir. Ancak bu noktada asıl yapılması gereken “bu yoksulluğun sebebi nedir?” sorusunun sorulmasıdır. Yoksulluğun kaynağı kurutulmadan yoksullukla mücadele edilemez. Ekonomi yoksulluk üretmeyen bir yapıya nasıl kavuşacaktır? Yoksul sayısında artış nasıl önlenecektir, bunun da konuşulması gerekir:
Aksi halde bu, yoksulluğun kabul edilmesi anlamına gelir. Oysa gerekli olan yoksulluğu önlemektir. Diğer olumsuz konuya gelince, o da il projelerinin eksikliğidir. İstanbul, Ankara ve İzmir için büyük projelerden söz edilmiştir, ama Antalya ve diğer iller için ortada konuşulan proje yoktur. Oysa beklerdik ki, Antalya’nın yatırım ihtiyaçları da dile getirilsin ve bir program sunulsun.
Biz çılgın proje beklentisi içinde de değiliz:
Stadyum ihtiyacı
Kongre Merkezi ihtiyacı
Bir tarafta Çevre Yolu gibi geciken yatırımlar var, diğer tarafta Antalya’nın demiryolu, Mersin-Adana Yolu gibi mega projeler var. Bunların artık programlanması gerekir. Bu çalışmaların el birliğiyle, Devletin kurumlarının ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, özlü, ayrıntılı yapılması gerekir. 2023’te 2 trilyon dolar milli gelir ve 500 milyar dolar ihracatla dünyada 10. Ekonomi olacağız diyoruz. Oysa 2020 yılı için yapılan tahminler Meksika’yı yaklaşık 3 trilyon dolar gelirle 10. Ekonomi olarak gösteriyor. Yani Türkiye büyüyecek, ama diğer ülkelerde büyüyecek. Önemli olan bizim onlardan daha hızlı büyümemiz. Dolayısıyla bu çalışmaların gerçekten faydalı olacak şekilde, ciddiyetle yapılması çok önemlidir. Bunun dışında ekonomide ciddi bir sorunumuz var, Cari Açık. Cari açık rekor kırıyor. İhracat % 20 artarken, ithalat % 44 artıyor. Üç aylık ithalat 38 milyar dolardan 56 milyar dolara çıktı. Petro fiyatları arttı. 18 milyarlık artışın 3,5 milyarı petrolden kaynaklanıyor. Petrol zaten ithalatın beşte biri. Dolayısıyla ortada petrolün yanı sıra önemli bir ithalat artışı var. Ekonomi yönetimi cari açığı, ekonomide yüksek büyümeye bağlıyor. Bu nedenle ekonomi yönetimi ekonomide aşırı ısınmadan, yüksek büyümeden, kredi artışından rahatsız. Ama diğer taraftan birçok komitemiz piyasanın iyi olmamasından, hatta durgunluktan şikayet ediyor. Kapasite kullanımı halen 2008 düzeyinde değil,dolayısıyla cari açıktaki artışın sebebi yüksek büyümeden daha çok ekonominin rekabet gücünün zayıflamasında aranmalıdır. Nitekim bunu geçenlerde yabancı kurumlar da söylemeye başladı. Sonuç olarak ekonomide büyüme elbette devam etmektedir. Yatırım teşviklerine baktığımızda üç ayda 12 milyarlık teşvik belgesi alınmıştır. Ama yatırımların yarısı Marmara bölgesindedir. Büyük ölçekli yatırım sadece Kocaeli bölgesinde, otomotivdedir. Daha önemlisi 12 milyarlık yatırımla 30 bin kişiye istihdam açılması planlanmıştır. Yani bir kişiye istihdam neredeyse 400 bin liraya mal olmaktadır. İşte bu da büyümeye rağmen işsizliğin neden düşmediğini göstermektedir. Yatırımlar genel olarak teknolji veya sermaye yoğun otomotiv, enerji yatırımları olduğu için direkt olarak fazla istihdam yaratmamaktadır. Bu nedenle diyoruz ki, KOBİ’lerin gelişmesi istihdam için daha önemlidir. Ama Türkiye’de büyüme giderek büyük işletmelerin lehine gelişmektedir. Yine ekonomi yönetiminin söylediği bir konu kredilerde hızlı artış olduğu için büyümenin ve cari açığın yükseldiğidir. Gerçekten özellikle son bir yılda tüketime dönük krediler % 40’ın üzerinde artmıştır. İşletme kredilerindeki artış % 30 kadardır. İhtiyaç kredileri, kredi kartları artışı daha düşüktür. Takipteki krediler de düşük düzeydedir. Bu artışda krizde ertelenmiş tüketimin yapılması rol oynamaktadır. Ayrıca büyük işletmeler kendileri kredi kullanıp, bayilere vade uzatarak ekonomiyi finanse etmektedir. Asıl bakılması gereken yer burasıdır. Yüzde sekizlerle kredi kullanan büyükler % 2 faizle vade uzatmaktadır. Böylece ekonomide yük küçük işletmelerin, esnafın ve tüketicinin sırtına binmektedir.
Değerli arkadaşlar,
İzin verirseniz şimdi en önemli konuya gelmek istiyorum. Antalya’da olup bitenler Türkiye ekonomisinin de aynasıdır. Önümüzde hafta Antalya yeni bir AVM kazanacaktır. Hayırlı uğurlu olsun. Şu anda lara Bölgesinde AVM’lerin olduğu bölgede cadde ve sokaklarda park edecek yer yoktur. Bundan daha önemli olan konu bir başka AVM’de kira sözleşmelerinin yenilenmesinde kiralara % 100’e varan zamlar yapılmasıdır. Bunun dışında sözleşmelerin dolar üzerinden yapılması ve dolar üzerinden her yıl % 7 artırılması gibi hükümler de empoze edilmektedir. Elimdeki belge de bunun kanıtı. Bu saatten sonra şehir içinde AVM yapılmasa dahi mevcutlar bir tekel durumuna geçmişlerdir. Buralarda sadece büyük markalar mağaza açabilir veya bu kira artışları olduğu gibi tüketiciye yüklenecektir. Bu sebeptendir ki; kent merkezinde ise ticaret artık işporta ticaretine mahkumdur. Geçenlerde Yönetim Kurulu olarak Kemer’i, Kemer’deki üyelerimizi ziyaret ettik. Yakınmalar yine hanutçuluk ve shopping turlar. Neredeyse 20 yıla yakın zamandan bu yana esnafımız aynı dertlerle meşgul. Bir başka olay Kaleiçi’ndeki esnafın durumudur. Biz iki yıldır Kaleiçi’nde yeni bir yapı olmasını savunuyoruz.Tarihi yapının korunması için Projeler geliştiriyoruz.Esnafımız da bu konuya duyarlı olmalıdır. Tarihi duvarlara çivi çakılıp tişört asılmasını, tezgahların sokağa taşmasını doğru değildir. Kurallar konmalıdır, esnafa makul bir toparlanma süresi tanınmalıdır ve Kaleiçinde ticaret belirli kurallara bağlı olarak yürütülmelidir. Antalya ticareti, esnafın bu durumu sonsuza kadar böyle devam etmemelidir. Sokağı ve kaldırımı işgal ederek, hanutçu kullanarak, tarihi duvarlara çivi çakarak, taklit ürün satışına dayalı bir ticareti biz destekleyemeyiz. Belediyeler bir caddede, bir mahallede, bir sokakta hangi tür işyerinin, hangi kriterde olabileceğini belirlemelidir. Oradaki esnafa, mal sahibine ve kiracıya duruma göre gerekirse 6 ay, gerekirse 1 yıl, mecburiyet varsa üç yıl süre verilmelidir. Ama sonra gerekli değişikliklerde katı olunmak zorundadır. Artık bu işlerde yanlışa göz yumulamaz. Hatır gönüle bakılamaz. Çünkü, bunun zararını bütün Antalya, bir milyon kent, iki milyon il nüfusu ödüyor. Antalya dünya kenti olacaksa, marka şehir olacaksa bunun başka çaresi yoktur.
Değerli Arkadaşlar,
Ticaretin bugünkü hali değişmek zorundadır. Antalyada iş yeri açmak belirli kriterlere bağlanmalıdır.Biz ATSO olarak bu konuda sorumluluk almaya hazırız.Nereye kaç tane iş yeri açılması gerektiği belirlenmelidir. Ancak bu şekilde normal karlar sağlanabilir, karlar artabilir, markalaşma gelişebilir. Maalesef kentimizde neresi konut alanı, neresi işyeri alanı, hangi faaliyet nerede olur plan, kural, denetim yoktur. Halen mahalle ortasında düğün yapılan bir kenttir Antalya. Dört beş semt dışında bir tane düzgün cadde yoktur. Şöyle kafa dinleyerek, otomobil yerine ağaçların olduğu kaldırımlarda yürüyerek gezeceğiniz bir tek cadde yoktur. Bir mahalle içinde gelişigüzel restoran açılmaktadır. İmalatçı açılmaktadır. Mahalle içinden TIR ve kamyonlar geçmektedir. Çağdaş kentlerde her binanın önünden arkasından yol geçmez, bu kadar fazla sayıda sokak açılmaz. Konutun yanında, otelin yanında yüksek sesli işyeri olmaz. Avrupa’da bir evden yüksek ses çıkarsa kapıya Belediyenin polisi gelir. Kent hayatı budur. Kentlilik de budur. Bunları yapmadığımız için bunun bedelini bütün kent halkı ödüyor. Bugünlerde Türkiye’de hangi şehrin daha rekabetçi olduğu, hangi kentte hayat kalitesinin daha yüksek olduğu gibi araştırmalar yapılıyor. Antalya ekonomik olarak ilk beşe oynarken, bu sıralamalarda 20’lerde çıkıyor. Buna herkesin dikkat etmesi gerekir. Antalya, ABD’nin Florida’sı, İtalya’nın Floransa’sı, İspanya’nın Barselona’sı ile yarışacak imkanlara sahip bir kenttir. Bunun için bizlere de büyük görev düşüyor. Gerekirse kendimizden fedakarlıkta da bulunacağız. Biz bunu yapacağız ki,siyasetten de belediyeden de doğru hizmeti isteyebilelim.
Değerli arkadaşlar,
Antalya’nın ülkemiz turizminin başkenti olması bizim övünç kaynaklarımızdan birisidir. Bu sene de turizmde rakamlar gayet iyi gidiyor. İlk 4 aya baktığımızda geçen yıla göre artışın %35 olduğunu görüyoruz. Ancak sürekli olarak turist sayısı artarken turizm gelirlerinin arzu ettiğimiz düzeyde artmadığından yakınırız ve bunun çözümlerinden birisi olarak kruvaziyer turizmini etkin olarak kullanmamız gerektiğinden bahsederiz. Geçtiğimiz günlerde Antalya limanına gittim….Turistler izbe, döküntü yerlerde dolaşıyorlar. Buna bir çözüm üretilmeli. Turizmde üst gelir grubunu ülkemize çekmenin yollarından birisinin de kongre turizmi olduğunu sürekli dile getiriyoruz. Bu bilinçle ATAV bünyesindeki Kongre Bürosunu aktif hale getirdik, Odamızda yer verdik, profesyonel bir kadro oluşturduk. Dünya Kongre Organizatörleri Birliği (ICCA) nin, 2014 Genel Kurulu’nun Antalya’da düzenlenmesi için başvuruda bulunduk.
Son 3 kent içindeyiz: Houston, Monterey, Antalya 26 Mayıs Perşembe günü Frankfurt’ta sonuçlar açıklanacak.Çok iyi hazırlandık, Avusturya bu konuda lider ülkelerden birisidir, Viyana’da üst düzey yetkilileri ziyaret edip destek istedik. Barkovizyonda gördüğünüz “Antalya ICCA 2014’e hazır” yazan reklam bugünlerde Frankfurt Havaalanını donatmış durumda.ICAA Yönetim Kurulu Üyeleri, uçaklarından indiklerinde bavullarını beklerken Havaalanının dört bir yanında bu ilanı görecekler. Seçim öncesinde, Kongre Büromuzca kurgulanan, Türkiye’yi, Antalya’yı, Antalya’nın kongre altyapısını gösteren az sonra izleyeceğiniz videoyu izleyecekler.
Biz Antalya için, ülkemiz için çalıştık, umarım gayretlerimizin sonucunu Perşembe günü alırız.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum…