22 Haziran 2010 Salı
Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı
Sayın Başkan ve Divan üyeleri,
Değerli Meclis Üyeleri,
Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.
Önce Adnan Özen kardeşimize dedesini kaybından dolayı, Faruk Sayın kardeşimize kayınpederini kaybından dolayı tekrar başsağlığı dileklerimi sunmak istiyorum. Geride kalanlara uzun ömürler diliyorum.
Bugün ülke gündeminden dolayı bizim için özel bir gündür. Son haftalarda önce İsrail’in Mavi Marmara gemisinde katlettiği vatandaşlarımıza üzüldük. Birkaç günden bu yana da terörle mücadelede kaybettiğimiz şehitlerimizin acısını yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
Ateş düştüğü yeri yakıyor. Şehitlerimizin acısını tam olarak hissetmek için, aileleri gibi hissetmek için birkaç saniye kendi çocuklarımızı gözümüzün önüne getirmemiz gerekiyor. Ben 1985 -1986 yılında Hakkari’de sınırda görev yaptım, yanımdaki arkadaşlarımı çatışmada kaybettiğim oldu. Bu acıyı ben 25 yıldır iyi biliyorum, her defasında da bu ateşi yüreğimde hissediyorum. 25 yılı aşkın bir zamandan bu yana 40 bine yakın can teröre kurban gitti. Bizim için bu mücadele hainlere karşı vatan savunmasıdır. Çok şehit verdik, daha da vereceğiz. Bin yıl dahi devam etse bu milleti vatan için ölmekten vazgeçiremezler.
Her şehitten sonra milletimizin infial göstermesi, isyan etmesi doğaldır. Ama bu isyanı da kimse yanlış anlamasın. Milletin isyanı, evlatlarımızın şehit düşmesine karşı değildir.
Milletin isyanı, terörle mücadelede gösterilen kararsızlığa karşıdır.
Milletin isyanı, terörle savaşın sadece dağdaki askere yüklenmiş olmasınadır.
Milletin isyanı, sabah akşam televizyonlarda teröre açık destek veren kişileredir.
Milletin isyanı, terör başının İmralı’dan talimatlar yağdırmasınadır.
Milletin isyanı, cenazelerin çoğunlukla sade vatandaşların evlerinden çıkmasınadır.
Milletin isyanı, her şehitten sonra aynı nutukların atılmasınadır.
Milletin isyanı, televizyonlarda dağdaki askerin mücadelesinin değil, eğlence yerlerinin, zevk ve sefanın verilmesinedir.
Milletin isyanı, terör gibi bir konunun siyaset üstü, milli bir dava olmaması, siyasi partilerin en azından bu konuda bir araya gelmemesinedir. Bu isyan haklı bir isyandır. Millet bu kadar şehit boşuna mı veriliyor şüphesine düşmüştür. Teröriste cesaret veren hatalar yapılmıştır. Askerin, Silahlı Kuvvetlerin moralini azaltacak olaylar yaşanmıştır. Her saldırıdan sonra o dağları hayatında görmemiş olanlarda, “bunlar sınırdan nasıl sızar, bu nasıl istihbarat, bu nasıl karakollar” diye kuşku ve güvensizlik yaratmıştır. Oysa zaten terörün asıl hedefi şehit verdirmek değildir. Bu ortamı yaratmaktır, ülkenin bölünmesi için gerekli infiali yaratmaktır. Bu nedenle, yanlış tepkiler terörün asıl hedefine hizmet eder. Doğaldır ki, yapılan hatalar konuşulmalıdır. Ama bizzat Silahlı Kuvvetlerin kendisi yıllardan beri, terör sadece askeri önlemle çözülmez diye haykırmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye’de o bölgede işsizlik oranı gelişmiş bölgelerin iki katı düzeyindedir. Bölgede kişi başına gelir Türkiye ortalamasının üçte biridir. Elbette bunun bir nedeni terörün kendisidir. Diğer nedeni yüksek nüfus artışıdır. Ama nedeni ne olursa olsun, işsiz, eğitimsiz gençlerin, hele bir de televizyonlarda da magazin programlarını ve dizileri izledikten sonra terör örgütünün tuzağına düşmesi şaşırtıcı değildir.
Burada şu noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. Terör ve terörü destekleyen siyaset etnik ayrımcılığa dayanmaktadır ve bu temelde gelişmektedir. Buna rağmen biz bu etnik ayrım tuzağına düşmemeliyiz. Bölge halkını incitecek, uzaklaştıracak, teröre teslim edecek her tür tutum ve sözden kesinlikle kaçınılmalıdır. Terör örgütü ve terör siyaseti bölge halkını temsil etmemektedir. Bir kısım halk da zaten terör tarafından rehin alınmış durumdadır. Bu nedenle bir taraftan terör örgütünün teslim olması veya imha edilmesi için gerekli tüm askeri, siyasi, diplomatik önlemler alınmalıdır. Teröre lojistik destek veren ülkeler afişe edilmelidir. Gerekirse, Kuzey Irak’a ambargo konulmalıdır.
Askerlerimizin azim ve moralinin, milletimizin inanç ve kararlılığının devamı için dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Bu konuda ABD’den ve İngiltere’den örnek alınmalıdır. İngiltere’de prens, kimsenin haberi olmadan Afganistan’da askerlik yapmıştır. Bu konuda bizde de millet vicdanını rahatlatacak ciddi bir tutum gereklidir.
Terör örgütünü destekleyen kişi ve kuruluşlar veya siyasi partiler muhatap alınmamalıdır. Diğer taraftan ise bölgede gerekli sosyal ve ekonomik gelişme için de adımlar atılmalıdır. Artık teşvik önlemleriyle özel sektörün bölgede yeterli yatırımı yapamayacağı görülmelidir. Zaten bölgedeki işadamları da yıllardan bu yana bölgeden kaçmışlardır. Bu nedenle devlet, bölgede doğrudan yatırım yapmak, istihdam yaratmak zorundadır. Hayvancılık, tarım, gıda, madencilik, hatta tekstil gibi alanlarda ya kamu ya da kamu-özel sektör ortaklığıyla yatırım yapılmalıdır.
Toprak reformu ile topraksız köylüye toprak verilmelidir. Teröre kaynak sağlayan kaçakçılığın önüne geçilmelidir. Bölgede eğitim seferberliği başlamalı ve köy enstitüleri gibi okullar, yatılı meslek okulları açılmalıdır.
Sevgili arkadaşlarım,
Bunları uzatmak mümkündür, ama zaten ilgili kurumlar bunları bilmektedir. Buna rağmen bugüne kadar çok zaman kaybedildiği, hatalar yapıldığı, büyük eksiklerin olduğu da gerçektir. Ama bu hata ve eksiklerin temelinde de Devletin kurumları arasındaki sorunların payı vardır. Bir başka önemli nokta da, terörle mücadelede ve savunma sanayinde Amerika ile ilişkilerin önemidir. Buna rağmen son dönemde dış politikadaki sorunlar terörle mücadeleyi zayıflatacak sonuçlar yaratabilecek çaptadır.
İran örneğinde olduğu gibi mevcuttan çok farklı bir dış politika yürütülebilmesi için önce içerde büyük sorunlar olmaması gerekiyor.
Dünyada aktif politikanın bir şartı da ekonominin ve demokrasinin güçlü olmasıdır. Türkiye ihracatının yarısı, turizmin üçte ikisi Avrupa pazarıyla gerçekleştirilmektedir. Yabancı yatırımların % 90’ı Avrupa kökenlidir. Yani yılda 100 milyar dolara yakın döviz Avrupa’dan gelmektedir. Aktif dış politikada Avrupa’yı ve Amerika’yı göz ardı edip Ortadoğu’ya yönelmek, Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma riskine dikkat edilmelidir.
Sevgili arkadaşlar,
Güçlü ekonomi, terörle mücadelenin de temel koşullarından birisidir. Bu nedenle hepimizin en büyük arzusu ülkemizin biran önce istikrar içinde yüksek büyüme ve refah dönemine girmesidir.
Ekonomide kriz öncesi üretim düzeyine henüz ulaşılmadı ama gelişme bu yöndedir. Kapasite kullanım oranı % 73’e yükselmiştir. Krizde % 59’a düşmüştü. Ama kriz öncesinde de % 80 düzeyindeydi. Ekonomi yönetiminin bütçe veya maliye politikasında şu ana kadar iyi bir sonuç elde ettiği söylenebilir. Şimdi önemli olan bu büyümenin ne kadar istikrarlı olacağı ve devam edip etmeyeceğidir. Hasta yataktan kalkmıştır, ama halen hastalıklar bitmemiştir. Çünkü cari açık artışı hızlıdır. Yabancı sermaye girişi düşüktür. Önümüzde referandum veya erken seçim gibi hassas dönemler bulunmaktadır. Büyüme ile birlikte işsizlikte 2 puanlık bir azalma gerçekleşmiştir. İşsizlik mevsimsel olarak azalmıştır, belki biraz daha düşüp % 11’lere yaklaşabilir. Ama kış aylarında tekrar yükseliş riski devam etmektedir.
Türkiye’de işsizlik oranını diğer ülkelerle karşılaştırmamak gerekir. Gelişmiş ülkelerde işsizlik sigortası yaygındır. İşi olmayanlara Avrupa’da 500 Euro civarında sosyal yardım yapılır. Bizde ise işsizlik sigortasından faydalanan işçi sayısı birkaç bini geçmiyor. İşsizlere sosyal yardım ise zaten yok. Dolayısıyla işsizliğin sosyal bedeli bizde yüksektir.
Türkiye’de kadınların çalışma oranı çok düşüktür. İşi olmasa da iş aramayan kitle çok yüksektir. Tarımda aile işçisi olarak verim yaratmadan oturan çok büyük bir kitle vardır. 3,5 milyon işsizin 280 bini işyerini kapatmış kişilerdir, esnaftır. Genç işsizliği kentlerde % 26 oranındadır. Artık eğitimli insan işsizliği de ciddi boyuta ulaşmıştır. 1 milyon 200 bin meslek lisesi ve üniversite mezunu gencimiz iş sahibi değildir.
200 bin öğretmen, 160 bin mühendis, 400 bin sosyal bilimler mezunu boştadır. Bu nedenle eğitim sisteminin de ciddi biçimde sorgulanması gereklidir. Hepimiz ilkokuldan başlayarak, üniversite sonuna kadar çocuklarımız için büyük bir emek sarf ediyor, büyük fedakârlıklar yapıyoruz. Ama üniversiteden mezun olanların ciddi bir bölümü maalesef iş bulamıyor. Bu nedenle bizim yüksek ekonomik büyümeye ihtiyacımız önemlidir. Bizde nüfus artış oranı % 2 olduğu için büyüme oranında 2 puan zaten baştan gitmektedir. Dolayısıyla ya büyüme hızı yüksek olmalı ya da nüfus artış hızı bir miktar düşmelidir. Çünkü her yıl 700.000 yeni insanımız istihdam piyasasına çıkıyor ve büyük bölümü işsizler ordusuna ilave oluyor.
Değerli arkadaşlar,
Antalya ve Odamız gündemine geçecek olursam bir cümle Çevre Yolu konusunda söylemek istiyorum. Karayolları Sayın Bölge Müdürü Batı Çevre Yolunun bir yıla kadar tamamlanacağını beyan ettiler. Temennimiz kamulaştırma ile ilgili sorunun çözümlenmiş olması ve bu sürecin hızlanmasıdır. Çevre yolun da ağır tonajlı araçlara saat sınırlaması istedik, kimseye anlatamadık. Bildiğiniz gibi İstanbul’da belirli saatlerde köprü trafiğine yük araçları sokulmamaktadır. Ama ilimizde önlem alma konusunda henüz bu seviyeye gelemedik. UKOME tarafından Sahil Yolun bu araçlara açılmıştır, ama bu da çözüm değildir. Diğer taraftan Batı çevre Yolu kadar önemli olan Doğu çevre yolu konusunda hiçbir gelişme yoktur. Oysa çevre yolu sıkıntısı her geçen gün artmaktadır. Bunun için de yıllarca beklemek istemiyoruz.
Sektörel konularımızda da bazı önemli hususlara kısaca değinmek istiyorum. Geçen mecliste de konuştuğumuz domates güvesi konusunda tüm ilgili kurumlarla ve ilgili komitelerimizle bir toplantı yaptık. Bu sorun enine boyuna tartışıldı ve bir sonuç raporu hazırladık. Geçtiğimiz hafta bu raporu Tarım Bakanımıza elden verdik. Umarız çözüm önerilerimiz dikkate alınır ve gerekli önlemler ve devlet destekleri hızla çıkar.
Geçtiğimiz ay, Suriye Ürdün ortak serbest bölge heyetini Odamızda ağırladık. Ticareti ve ortak yatırımları nasıl geliştirebileceğimizi görüştük. Yatırımcılarımıza yönelik davetleri var. İlgilenen üyelerimize, Yönetim kurulu olarak yardımcı olabiliriz.
Komitelerimizin önemli çalışmaları bulunmaktadır. Burada hepsine değinemeyeceğim. En önemli gördüğüm ve daha önce konuşmadığımız konulardan birisi İlimizde bir balık halinin kurulmasıdır. Bu konuyu Büyükşehir Belediyesi ile görüşüyoruz. Hizmet binamızın elektrik alımı ile ilgili olarak tedarikçi firmalardan teklif alınmıştır. Bu arada Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş’nin özelleştirme sürecinde Odamızın çalışma yapması ve Antalya’da bir konsorsiyum kurulması konusunda komitemizin bir önerisi olmuştur. Bu konu üzerinde önemle durulmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
Bunlar dışında önemli bir konu da geçen ay da sözünü ettiğimiz kentsel dönüşüm konusudur. Geçen hafta Meclis’te bu konuda kanun değişikliği yapıldı ve belediyelerin yetkileri artırıldı. Bazı kurumlarımız kanun değişikliğine karşı çıktılar. Bir noktada haklılık payları büyüktür. Çünkü kentsel dönüşüm projelerinde Ankara ve İstanbul’da yanlış uygulamalar yapılmıştır. Ama bunlar biraz da burada sivil toplumun zayıf kalmasından kaynaklanmıştır. Diğer taraftan yine İstanbul’da, Eskişehir’de, İzmir’de çok başarılı projeler de yapıldı. Dolayısıyla bu konuda önyargılı olunmamalıdır.
Antalya kent merkezinin kentsel dönüşüm projelerine acil ihtiyacı vardır. Kent merkezimiz, özellikle ömrünü tamamlamış binalarla dolu sokaklar ve semtlerimiz, ancak bu şekilde kurtulabilir. Bu projeler kendi finansmanını yaratır, rant ve gelir yaratmadan, mülk sahiplerini ikna ederek, mağdur etmeden projelerin yapılması mümkündür ve gereklidir.
Bu konuda sivil toplum ve özel sektörle birlikte çalışılırsa başarılı olunur. Gerekirse Eskişehir ve İstanbul’dan bilgi desteği alınabilir. Bir diğer önemli konu bugünlerde kent merkezinin, özellikle akşam saatlerinde canlandırılmasıdır. Biz bu konuda bir çalışma başlattık. Belirli caddelerimizde ilgi çekecek sanat gösterileri, sosyal etkinlikler düzenlenmesini planlıyoruz. Bir başka önemli çalışmamız Tabela Kirliliğinin önlenmesi konusudur. Belediyeler temaslarımız sonucunda bu konuda bir yönetmelik boşluğu olduğunu gördük ve bir Tabela Yönetmeliği taslağı hazırladık. Belediyelerimizin bu konuda kararlı davranmasını istiyoruz. Cadde çalışmalarının bina dış cepheleri ve örnek tabela düzenlemeleriyle tamamlanmasını istiyoruz.
Yine çok önemli bir gelişme Odamızın TIR karnesi vermeye başlamasıdır. Antalya’nın sadece meyve sebze ihracatı yarım milyon tona doğru gitmektedir. Dolayısıyla sektörlerimize çok önemli bir hizmeti başlatmış oluyoruz.
Sevgili arkadaşlar,
Dünya ve Türkiye ekonomisi daha sakin bir tatil dönemine giriyor. Dünya ekonomisinde bu dönemin sloganı; iyimser, ama hesaplı ve temkinli ol, şeklindedir. Ani çalkantılar, büyük boyutlu olmasa da döviz kuru hareketleri her zaman olabilir. Eylül ayında siyasi gerginlik tekrar artabilir. Bununla birlikte ekonomi toparlanmaya devam edecektir. Antalya ekonomisinde beş aylık dönemde turizmde % 27 artış vardır. 2004 yılından bu yana Almanya pazarı ilk kez sıçrama kaydetmektedir. Protestolu senet sayısı % 24 azalmıştır. Antalya’nın KDV, ÖTV gelirinde % 45 artış vardır. Bununla birlikte gelir vergisinde krizin etkisi görülmektedir.
Antalya gümrüklerinden yapılan ihracat % 50 artmıştır. Birliklerimizin tarım ihracatı % 35 oranında, tekstil gibi sanayi ihracatı % 20’ye yakın oranda artmıştır. Daha önce söylediğim gibi tarım ihracatında bu sezon bir ölçüde kurtarıldı, ancak bunun yanında fiyatlar geçen yıla göre düştüğü için üretici açısından iyi bir yıl olmadı.
Odamız kayıtlarında ilk beş ayda 1.788 firma yeni kayıt yaptırırken, 561 firmanın terkin işlemi tamamlanmıştır. Bu dönemde inşaat sektörümüzde de henüz yeterli canlanma yoktur. Konut fiyatları Mayıs ayında çok az bir oranda kıpırdama göstermiştir. Buna rağmen fiyatlar ortalamada 2007 yılının % 15 altındadır. İnşaat sektörümüzün hem kentsel dönüşüm gibi projelere ihtiyacı vardır hem de daha geniş reklam kampanyaları gereklidir. Bu arada Antalya ekonomisinin gelişmesinde olumlu bir örnek Gültekin Gencer arkadaşımızın 75. GENPA mağazasını açmış olmasıdır. Kendisi krizi fırsata çeviren az sayıdaki arkadaşlarımızdan birisidir. Başarılarının devam etmesini diliyoruz.
Antalyalı işadamlarımızın, üyelerimizin işlerini büyütmeleri bizi her zaman mutlu etmektedir. En büyük arzumuz Antalya firmalarının büyümeleri, markalaşmaları, ulusal marka haline gelmeleri ve hatta yurtdışına açılmalarıdır.
Hepinize çalışmalarınız dolayısıyla sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum.