ATSO Ağustos Ayı Meclis Konuşması

23 Ağustos 2016 Salı

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

 

Sayın Valim,
Sayın Başkan,
Değerli Meclis Uyeleri,
Değerli Basın Mensupları,
Sevgili Arkadaşlarım,
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bugün Sayın Valimizi Meclisimizde görmekten duyduğumuz mutluluğu ifade etmek isterim. Bildiğiniz gibi, Antalya’nın 15 Temmuz’u ve sonraki günleri huzur ve güvenlik içinde geçirmiş olmasında Sayın Valimizin katkısı çok büyüktür. Olağanüstü Hal nedeniyle sorumluluk ve yükleri çok artmıştır. Böyle bir dönemde zaman ayırıp, meclisimizi onurlandırdıkları için kendilerine teşekkürlerimi arz ediyorum.
15 Temmuz terörist darbe girişiminin üzerinden 5 hafta geçti, ama gerek psikolojik gerekse ekonomik ve sosyal etkileri halen devam etmektedir. Şehit ve gazilere yardım kampanyasına burada bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. ATSO olarak biz bu kampanyaya destek verdik. Hem kurum olarak hem de bireysel olarak hepimiz bu kampanyaya katılmalıyız.
Maalesef son günlerde FETÖ’den sonra PKK ve DAEŞ saldırıları hız kazanmıştır. Elazığ, Van, Bitlis’tan sonra Gaziantep’te insanlık dışı saldırılar yaşadık. Bu saldırılarda şehit olan asker, polis, sivil bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.  
Görüyoruz ki, Türkiye’yi kontrol etmek isteyenler, ahtapotun kolları gibi paralel yapılar yaratmıştır. Birçok ideolojik, etnik, hatta din kisveli örgüt bu sistem tarafından üretilmiş ve Türk milletinin başına bela edilmiştir. FETÖ, PKK, DAEŞ, DHKPC gibi birçok yapı, bu ahtapotun bildiğimiz kollarıdır. Halen bilmediklerimiz de vardır. Bu kollardan biri zayıflayınca diğeri harekete geçmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin darbe girişimi için Meclis araştırması açmasını geçen ay ben de söylemiştim. Meclis ayrıca bu yapıların uluslararası boyutlarını da araştırmalıdır. Artık bu ahtapottan kurtulmak gerekmektedir.
Son günlerde Elazığ ve Gaziantep hain saldırıları oldukça dikkat çekicidir. 15 Temmuz’dan bu yana dünya basınında Türkiye’de iç savaş var, Türkiye iç savaşa gidiyor diye haber ve yazılar çıkıyor. 15 Temmuz görüntüleri sokak savaşları olarak veriliyor. Unlü bir yabancı ekonomi kanalı Türkiye neden bölünmüş bir millet başlığıyla, laikler ve dindarlar arasında ayrım olduğu, Türk-Kürt çatışması olduğuna dair video yayınlıyor. Dünya kamuoyunu hazırlıyorlar. Muhtemelen bu senaryo için düğmeye bastılar. Bu süreçte camiler, cem evleri, siyasi liderler, ünlü isimler hedef alınabilir. Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi her tür ayrımı kışkırtacaklar. Toplulukları galeyana getirmeye çalışacaklar. Bu risk karşısında sadece güvenlik önlemi almak yetmez. Asıl çözüm, birlik duygusunun, adalet duygusunun tesisi, demokrasiye sahip çıkılması, geniş bir milli mutakabakat veya uzlaşma zemini kurulmasıdır. Herkes çok dikkatli olmalı, her söze dikkat edilmeli, her tür gerginlikten uzak durulmalıdır. Ayrıştırıcı değil, birleştirici olmalıyız. Bütün siyasi ayrımları bir kenara bırakmalıyız. Büyük Millet Meclisindeki uzlaşma zemini kesinlikle sürdürülmelidir. Uzlaşma sağlanmayan, siyasi gerginlik yaratacak her konudan uzak durulmalıdır. Yenikapı ruhu, milli birlik ve uzlaşma devam etmek zorundadır. Bağımsız, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti temellerini güçlendirerek bu terör ögütlerinden kurtulmalıyız. 

Sayın Valim,
Değerli Meclis Uyeleri
OHAL gereğince FETÖ operasyonları özel sektörü de içine alarak genişlemektedir. Bu yapıların içinde olan, görevler almış olan, Devlette makamlara gelmiş, bu yapının emriyle çalışmış, buradan menfaat temin etmiş, buradan ihale almış kişi ve kuruluşlar hesap vermelidir.
Elbette kurunun yanında yaş yanmamalıdır, kimseye yargısız infaz yapılmamalıdır, herşey hukuk devleti kurallarına göre olmalıdır. Şeffaflığa, hak ve özgürlüklere, basın özgürlüğüne saygı gösterilmelidir. Fakat bu ilkeler çerçevesinde de asla geri adım atılmamalı ve bu bataklık temizlenmelidir.
Bu yapının içinde yer alan, para toplayan, para aklayan şirketlerin kontrol altına alınması gereklidir. Ancak, Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanımızın da söylediği gibi; « kişiler cezalandırılmalı, şirketler yaşatılmalı » dır. Ekonomi, üretim ve istihdam zarar görmemelidir.
Şu anda bu dönemden yararlanmak isteyen fırsatçılar da çıkmıştır. Yeni FETÖ rantçıları türemiştir. Rakipleri hakkında dedikodu çıkaran, kasıtlı olarak ödemelerini yapmayanlar bütün ekonomiye zarar vermektedirler. Bu ortam nedeniyle piyasada durgunluk zaten artmıştır. Ekonominin güvene ihtiyacı olduğu bir dönemde bir de bu fırsatçılara meydan verilmemelidir.
Diğer taraftan, bu yapının kişiler meselesi değil, bir sistem konusu olduğu da dikkate alınmalıdır.
Dolayısıyla, kişileri cezalandırmakla bu sorun bitmez. Gerçek çözüm; devletin içinde, kurumlarda ve ticarette siyasi, dini, etnik, ideolojik gruplaşmaların teşvik edilmemesi, izin verilmemesidir. Bir buçuk senedir her zaman söylediğimizi bir kez daha söyleyeyim. Okula, camiye, kışlaya, resmi kurumlara, meslek örgütlerine siyaset girmemelidir.   
Ayrıca, Ticaret ve Sanayi Odalarının, Borsalarımızın, bu yapı tarafından ele geçirilemediğini de özellikle ifade etmek istiyorum. Bakanlıkları, Silahlı Kuvvetleri, Emniyeti, Yargıyı, Universiteleri, dernekleri, şirketleri ele geçirmeye uzanmış bu yapı, Odalara bu oranda sızamamıştır. Diğer kurumların yanında bizim camiamızdaki birkaç kişinin lafı bile olamaz. Oda ve Borsalar bu dönemi en az fireyle atlatmışlardır. Tarafsız ve bağımsız olmanın, demokratik seçimlerin ne kadar değerli olduğu anlaşılmıştır.  

Sayın Valim, Sevgili arkadaşlarım,
Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı Rusya adımlarını, İran ile ilişkilerin geliştirilmesini, Suriye politikasındaki değişimi memnuniyetle desteklediğimizi burada ifade etmek istiyorum. Bölgesel işbirliği hem terör sorununun çözümüne hem de ekonomimize katkı sağlayacaktır.
Geçen mecliste, bu dönemde ekonominin ihmal edilmemesi gerektiğini, ekonomide olağanüstü hal ilan edilmesini istemiştik. Son haftalarda ekonomide çok önemli yasalar çıktı ve kararlar alındı. Hükümetin bu çabalarını takdirle karşılıyoruz.
Dünya ekonomisinde düşük büyüme, ne yapacağı belli olmayan sıcak para ve negatif faiz dönemi finansal riskleri artırmaktadır. Şu anda Türkiye için dış koşullar olumlu seyretse de yabancı sermaye ve döviz ihtiyacı yumuşak karnımız olmaya devam etmektedir. Avrupa’da durgunluk, Rusya, Irak, Suriye’deki durum nedeniyle ihracatımız 5 yıldır 150 milyar dolar civarında kalmıştır. 15 Temmuz darbe girişimine rağmen Türkiye ekonomisi önemli bir direnç gösterse de ekonomik büyüme olumsuz etkilenmiştir.
Vergi ve SGK prim affını içeren varlık barışı yasası, bu ortamda çok sayıda şirkete nefes aldırmıştır. Ayrıca kamu maliyesini güçlenmiş olacaktır.  Temmuz ayında tahakkuk eden KDV’nin tahsilat oranı %40’a düşmüştür. Bu, birçok şirketin aldığı KDV’yi bile ödeyemeyecek duruma geldiğine işarettir. Bu durumda vergi affını bütün özel sektör olarak kabul etmek durumunda kaldık. Umarım artık bu af son olur ve vergisini düzgün olarak ödeyenlere ve bordro mahkûmlarına daha fazla haksızlık yapılmaz. Nitekim hükümet de vergisini düzenli ödeyene indirimi gündeme almıştır.
Bilindiği gibi, biz Oda aidat borçlarının da bu kapsama alınmasını istemiştik. Bu düzenleme de yapılmıştır. 2 ay içerisinde başvuran ve belirtilen koşulları yerine getirenler, Odalara olan borçlarının yalnızca anaparasını 6 taksitte ödeyebilecekler, faizler silinecek. Ancak bu avantajdan yararlanmak için süre kısıtlı tutulmuştur.  Duyurular yapılacaktır, yine de komitelerimiz de üyelerimizi bilgilendirmelidir.  
Torba yasa ile karşılıksız çeke hapis cezası tekrar getirilmiştir. Daha önce ekonomik suça ekonomik ceza ilkesiyle hapis cezası kaldırılmıştı, ama sorun çözülemediği için tekrar adli para cezası getirildi. Mahkeme süreçleriyle borç ödenmezse, adli para cezası hapis cezasına dönüşecektir. Yani çekini ödeyemeyenin borcuna bir de devlete ödeyeceği ceza eklenmektedir. Devlete ödenen rakamın alacaklıya da yansıtılması daha faydalı olabilirdi. Keşke, hem ekonomi istikrarlı olsa hem de ticaret ahlakı güçlü olsa ve böyle şeylere gerek kalmasa. 
Bir başka konu, afetlerden ve terörden zarar gören KOBİ ve esnafa kredi desteği kararıdır. Afet tanımının kapsamı genişledi ve ticareti etkileyen olağandışı olaylar da kapsama alındı. Aslında bu madde turizm beldelerine de uygulanabilir. Çünkü Rusya ile ilişkilerin kesilmesi Antalya’da bir nevi afet etkisi yarattı. Bunu her mecliste söyledim, artık böyle bir desteğin yasal altyapısı da sağlandı. Dolayısıyla Antalya’da KOBİ’lerin bu kapsamda kredi desteği kapsamına alınmasını Hükümetten tekrar rica ediyoruz.
Esnafa dönük başka destek kararları da çıkarılmıştır.
Yeni nesil yazar kasa kullanımı, iş sağlığı ve güvenlikte bazı uygulamalar 1 yıl ertelenmiştir. Bağ-Kur prim indirimi gündeme alındı. Ticari araçlara ÖTV muafiyeti getirildi.
Bunun dışında, ihracatçılara yeşil pasaport verilmesi için yasa değişikliği yapıldı. Tasarrufları artırmak için zorunlu bireysel emeklilik sistemi getirildi ve konut edindirme desteği yürürlüğe girdi.
Kredi faizlerinin düşürülmesi yönünde adımlar atıldı ve konut kredisi faizleri düşürüldü. Bunca zaman faizlerin düşürülmesine direnen bankalarımız bir sözle faizleri indirdiler. Bankalarımız zaten masraf kalemleriyle gelir sağlıyorlar. Geçen hafta 9 büyük bankanın 6 ay aylık bilanço karlarının %38 arttığı açıklandı. Dünyada negatif faiz döneminde bizde de faiz oranları düşmelidir. Ancak, kuşkusuz faizlerin enflasyon ve diğer risklerle birlikte düşmesi  gereklidir.
Hükümet, yatırımları teşvik için, makina parkının teminat gösterilmesi, damga vergisi muafiyetleri gibi kararlar almıştır. Yeni bir yatırım teşvik paketi gündemdedir.
Bildiğiniz gibi, önemli yatırımlara destek için Varlık fonu kuruldu.
Türkiye’de sermaye inşaata, enerjiye yatırım yapıp, yeni teknolojilere ilgisiz kaldığı için, Varlık fonuyla yatırımlara fon desteği sağlaması yararlı olacaktır. Geçtiğimiz aylarda kamu-özel sektör ortaklığıyla teknolojik yatırımlar yapılması gerektiğini dile getirmiştik.  
Özel sektörün girmediği uzun vadeli, yüksek ar-ge gerektiren, yüksek teknoloji üretimine dönük alanlarda böyle yatırımlar mutlaka yarar sağlar.  Hatta her bölge ve her il için bir stratejik yatırım belirlenirse, bölgesel kalkınmaya da katkı yapar.
Burada asıl sorun, Türkiye’de tasarruf ve paranın, dövize, altına, konuta, arsa ve arazi spekülasyonuna gitmesidir. Parayı adeta betona ve toprağa gömüyoruz. 
İlk yapmamız gereken, rant kültüründen, kolaycılık, kısa vadecilik ve gösteriş kültüründen vazgeçmektir. Çok söylenmesine rağmen, imar rantı konusu çözüme kavuşturulmadı. Artık rantı teşvik etmek yerine üretimi teşvik edecek bir sistem olmalıdır. Vergi sistemi de bu yönde değişmelidir. Bu dönemde de bu adım atılmazsa çok yazık olur.
Sürekli konuştuğumuz kentsel dönüşüm planlaması bu bakımdan da önemlidir. Çevre ve Şehircilik Bakanımız, şehirciliği disiplin altına almazsak, şehir cinayetleri devam edecek diye uyarmaktadır. Sayın Bakan, bakanlığın paralel belediye meclisi gibi çalıştığını, imar tadilatlarıyla rant yarattığını kendileri söylüyor. Sayın bakanı kutluyorum ve bu değişimi başlatmasını diliyorum. Kentsel dönüşüm planlaması rant ekonomisinin azalması, ekonomiyi destekleyen kentleşme ve ayrıca depreme karşı önlem bakımından da gereklidir.

Sayın Valim,
İzninizle, Antalya ekonomisindeki son durumla ilgili bilgi vermek istiyorum. Önce olumsuz, sonra olumlu gelişmelere değineceğim. Antalya ekonomisi son zamanlarda en zor günleri yaşadı. Geçen hafta itibariyla 2015’e göre %47 oranında düşüş ve 3 milyon 400 bin turist kaybımız var. 7 ayda Rusya’dan gelen turist sayısı 50 bini bulmadı.
Turizmde istihdam da azaldı. Haziran itibariyle SGK’ya kayıtlı çalışan sayımız geçen yıla göre 70 bin kişi azaldı.
Doğal olarak finansman alanında da sıkıntımız var.
Temmuz ayında karşılıksız çekte Türkiye’de iyileşme olurken, Antalya artış rekoru kırdı ve İzmir’i geçti. Karşılıksız çek oranında %7.2 ile Türkiye’de en kötü iller arasına girdik. 

Protestolu senet tutarı Temmuz’da önceki yıla göre % 42 arttı. Vergi gelirimizde 7 aylık artış %2’nin altında.
Bunlar bardağın boş tarafı, ama bardağın dolu tarafı da var.
Antalya’nın finansman ve borç tablosu Haziran itibarıyla korktuğumuz kadar bozulmadı. Takipteki kredi oranımız %4.3’e çıktı, ama bu oran İzmir, Adana, Samsun, Mersin, Zonguldak gibi illerden daha iyi.

Turizm kredilerinde kötüleşme bu yıl kredi ertelemeleri ve sektörün aldığı önlemlerle durdu. Son dönemde sektörel kredilerden çok bireysel kredilerde biraz bozulma var. Bu da işsizlikte artışla ilgilidir ve zaten Türkiye genelinde de yaşanan bir sorundur.
Eğer, ödeme ayları olan Ekim ve Kasım’ı daha fazla bozulma olmadan geçirebilirsek en kötü günlerin geride kaldığını söyleyebiliriz.
Çünkü 15 Temmuz görüntüleri başka ülkede olsaydı, turist kalmazdı. Fransa bile turizmde %15 düşüş yaşıyor.  15 Temmuz’a rağmen Antalya’ya Temmuz ayında 1 milyon turist geldi. Bu ay yine 1 milyon geçilecek gibi görünüyor.
Bu rakamlar kesinlikle küçümsenmemelidir. Bu ortamda bu kadar turistin gelmesi bile bir başarıdır. Bunda Antalya turizminin güvenli olduğunun Avrupa’da bilinmesi, uçak destekleri, tur operatörlerinin çabaları, sektörün kârdan ve fiyattan fedakârlık yapması etkili olmuştur.
Ramazan bayramı turizme ve ticarete bir miktar yararlı oldu, önümüzdeki ay kurban bayramı da yarar sağlayacaktır.
Asıl önemli olan konu ise Rusya’dan charter uçaklarının başlaması konusudur.  Seferlerin her an başlayabileceğini biliyoruz. Rusya yönetiminin Türkiye’den bazı beklentileri bulunmaktadır. Hükümetimiz, hem Rusya hem de İran ile ilişkilerin onarılması için çaba harcamaktadır. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Rusya ve İran ile temaslar yürütmektedir. Dışişleri Bakanımız Sayın Çavuşoğlu çaba harcamaktadır. Biz, Moskova Ticaret Odası ile bağlantı kuruyoruz. Moskova TSO yönetim kurulunu 31 Ağustos’ta oynanacak olan Rusya-Türkiye dostluk maçı vesilesi ile Antalya’ya davet ettik.
Resmi ilişkiler bozuldu, ama Türkiye’de Rusya halkına karşı olumsuz bir bakış ortaya çıkmadı. 15 Temmuz darbe girişimi de Rusya’nın Türkiye’deki durumu daha iyi anlamasını sağladı. Dolayısıyla ilişkilerimizin eskisinden de daha iyi olmasını arzu ediyoruz.
Umuyorum ki, önümüzdeki haftalarda hem turizm hem de ihracatta olumlu gelişmeleri görürüz ve artık 2017’ye çok daha ümitle hazırlanırız. 

Sayın Valim,
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Antalya’nın en eski ve köklü kurumlarından birisidir. Antalya’nın ekonomik ve sosyal gelişmesine tarih boyunca katkı yapmıştır. Tanıtım A.Ş. ile turizme, Fuarcılık A.Ş. ile fuarcılığın gelişmesine destek oluyoruz. Yönetim kurulu ve meclis olarak Organize Sanayi Bölgemizin gelişmesine her dönem katkı yaptık. Antalya’ya doğal gazın getirilmesinden EXPO’ya kadar birçok alanda Odamızın önemli katkıları olmuştur. Avrupa İşletmeler Ağı projesi ve URGE projeleriyle ihracatımıza destek olmaya çalışıyoruz. Tez destekleriyle üniversite sanayi işbirliğine katkı yapıyoruz. 

Eğitim en önemli faaliyetlerimizden birisini oluşturuyor. Üyelerimize, çalışanlara eğitimler yanında artık meslek eğitimine de doğrudan katkı yapıyoruz. Çalışma Bakanlığı, İŞKUR ve TOBB işbirliğiyle başlatılan Beceri 10 projesi çerçevesinde 1000 civarında gencimizi meslek ve iş sahibi yaptık. Mesleki sertifikasyonda Türkiye genelinde pek çok ilke imza attık.
 
Antalya, hem nüfus olarak, hem de turizmde, tarımda, ticarette, konut sektöründe sayısal olarak hızlı büyümüştür. Aynı ürünlerde, aynı pazarlarda aşırı yoğunlaşma gerçekleşmiştir. Artık sayısal büyüme yerine, kalite artışına önem vermekten yanayız. Antalya’da turizm yatırımları, turist sayısı arttı, ancak kent merkezinde gelişme aynı oranda olmadı. Kent ticareti geri kaldı. Kırsal kesimde tarım üretici sayımız yüksek, ancak tarımda katma değer yeterli değil.

Antalya EXPO ile önemli bir değer kazanmıştır. Artık en önemli altyapı eksiğimiz olarak hızlı tren ve direkt tarifeli uçak seferleri kalmıştır.

Bundan sonra yapmamız gereken şey kaliteye odaklanmaktır. Kent merkezimiz, kent merkezindeki ticaret bu yönde değişmelidir.

Bu nedenle Odamız son yıllarda Antalya ekonomisinde eskisi gibi düşük katma değerli büyüme yerine, yüksek katma değere geçilmesini savunmaktadır. Bunun için de kent kültürüne, kent estetiğine, kültür ve sanata, ayrıca çevrenin korunmasına ve kırsal turizme önem verilmesi noktasında ısrarlıyız.

Sayın Valimizin, kuşların ve balıkların da valisi ünvanı, yani çevre korunmasındaki duyarlılığı, ilk günden itibaren bizi mutlu etmiştir.

ATSO Meclisi de çevre konusunda her zaman duyarlı olmuştur. Örneğin,  sigortacılık meslek komitemiz, reklamcılar grubumuz, kooperatif grubumuz ATSO resifi projesini gündeme getirmişlerdir. Arkadaşlarımız, deniz suyu kirlenmesi ve bilinçsiz avlanma nedeniyle denizimizde balıkların tükenmesine karşı balıkların korunabileceği, yaşayıp çoğalabileceği yapay korunaklar yapılmasını öneriyorlar. Bu konuda çalışacağız.

Çevre konusuna girmişken, bir konuya daha değineyim. Bildiğiniz gibi, bir önceki Valimizin döneminde Korkuteli’de iki organize sanayi bölgesi kurulması düşüncesi kabul görmüş ve bu çalışma başlatılmıştır. Sayın Mustafa İssi arkadaşımız bu konuda çok mesai harcadı.   Her iki projeyi de ATSO olarak yürütüyoruz.  Bütün bunlar Bakanlıklarımızın onayı ve bilimsel raporlarla yapılmaktadır.

Ancak Mermer OSB projesi tamamen mermer işleme fabrikalarından ibaret olmasına rağmen, kamuoyunda sanki mermer ocağı açılacakmış gibi bir algı oluştu. Bildiğiniz üzere, Antalya OSB’de de, sanayi sitelerimizde de mermer işleyen kuruluşlar var. Şu anda bölgenin mermerinin önemli kısmı blok taş olarak düşük katma değerle ihraç ediliyor. Mermer ocaklarının zaten cefasını çekiyoruz, bari çevreci koşullarda işleyelim, ülke için katma değer ve istihdam yaratılsın, düşüncesi ile Mermer OSB projesini yürütüyoruz.

Biz ATSO olarak yıllardır taş ve mermer ocaklarının yarattığı tahribatı söylüyoruz. Antalya’da doğal alanların bozulmasına hep karşı çıktık. Alakır vadisi gibi birçok konuyu dile getirdik. Benim gibi bir insan, Korkuteli’de çevre kirliliğini savunabilir mi? Kaldı ki, ATSO, çevreye zararlı ve yöre halkının istemediği bir projeye destek olacak bir kurum değildir. Korkuteli istemezse; “baş üstüne” der yapmayız. Bu önerim, karma OSB için de geçerlidir. Biz, Antalya ilçeleriyle birlikte kalkınsın, ülkemiz daha çok üretsin derdindeyiz. Kamuoyunun doğru bilgilenmesi herkesin sorumluluğudur.

Son olarak, kent gündemi ile ilgili birkaç hususu arz etmek istiyorum.

Basında Antalya’ya stad yapımı karşılığında 100. Yıl spor tesisleri alanının TOKİ ye devredildiği ve 40 dönümlük bu alanın ticaret ve turizm alanı olarak kullanılması için imar planı hazırlandığı, 12 kata kadar yapı izni olacağı yer aldı. Bildiğimiz kadarıyla alan hâlihazırda “bölgesel ve kentsel spor alanı” olarak imar planlarında yer alıyor. Bizim bu konudaki görüşümüz bellidir. Biz, çok gerekli olmadıkça imar plan değişikliklerine ve yapılan değişikliklerin bölgelere kaldıramayacakları ölçüde büyük yük getirilmesine karşıyız. Kaldı ki bahsi geçen bölge Antalya’nın göz bebeği alanlarından birisidir ve zaten yoğun trafiğin olduğu bir bölgedir. Biz ATSO olarak yıllardır Falez kavşağından Migros kavşağına kadar olan yolun yer altına alınması ve ortaya çıkacak devasa alanın beachpark ile bütünleşik bir planlama ile bir kültür-sanat-spor-eğlence vadisi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu konu ilgililer tarafından tekrar ele alınmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul prens adaları için ayakbastı parası önerisi basında yer aldı. Bu önerinin bir benzeri aslında geçtiğimiz yıllarda Antalya için de çok konuşuldu. Dünyada bunun örnekleri mevcut; ABD’de, İspanya katalan Bölgesi’ndeki tüm otellerde, Fransa’da, Portekiz’de, Hırvatistan’da, Slovakya’da, Bulgaristan’da “konaklama vergisi” ya da “turizm vergisi” gibi çeşitli isimler ile küçük miktarlar alınıyor. Bu rakamlar kent için kullanılıyor. Mevcut sistemde Antalya’ya merkezi bütçeden 2 milyonluk yerleşik nüfusuna göre pay aktarılıyor. Ancak bu kentin kurumları, belediyeleri mevcutun 1,5 katı nüfusa hizmet veriyor. Antalya’yı tek elden tanıtmak için Tanıtım A.Ş.’yi kurduk ancak bütçe imkânlarımız belli. Her belediyenin, her ilçenin kendi başına küçük bütçelerle yaptığı tanıtım ile geldiğimiz nokta bugünkü durumdan öteye geçmiyor. Bu noktada bir dönüşüm yapacaksak sürekliliği olan, denetlenen, kentin tüm aktörlerinin ortak kararları ile yönetilen bir bütçeye ihtiyaç var. Antalya için de artık böyle bir sistem düşünülmelidir.

Antalya’nın artık siyaset gündeminden kurtulup ekonomi gündemine dönmesi gerekiyor. Bu düşüncelerle 15 Temmuz’dan önce Antalya’daki Oda Başkanları ile biraraya gelmiştik. Arkasından Meslek Odaları ve STK lar ile de bir dizi toplantı yapmayı planlıyorduk, ancak gündem bildiğiniz gibi farklı noktalara gitti. Önümüzdeki günlerde bu toplantıları yapmayı planlıyoruz. Antalya ekonomisine güç verecek önerileri derleyeceğiz ve ilgili kurumlara ileteceğiz.   

Son olarak Odamızın güncel çalışmaları hakkında kısaca bilgi sunmak istiyorum.

Odamızın ana sponsorluğunda Tanıtım A.Ş. tarafından yürütülen Alışveriş Festivali tamamlandı. Eylül ayının sonunda basın toplantısı ile çekiliş yapacağız. Bu bir ilkti. Bir ilki hayata geçirmek her zaman zordur. Önümüzdeki yıllarda daha geniş çaplı destek ile esnafımıza daha fazla katma değer sağlayacak, ses getirecek bir festival yapma arzusundayız.

Geçtiğimiz aylarda, Odamızın kurumsal kapasitesini geliştirmek için Elektronik Belge Yönetim Sistemi adını verdiğimiz bir projeye başladığımızı bildirmiştim. Bu proje tüm hızı ile sürüyor. İşlemler son derece hızlı bir şekilde elektronik imza ile yapılmaya başlanıyor. Bu kapsamda çok daha fazla hizmeti internet ortamında vermeye başlıyoruz.

Sosyal medya üzerinden yürüttüğümüz bir tanıtım çalışması vardı. Bu çalışmanın birinci etabını tamamladık. Farklı dillerde çektiğimiz 29 kısa film dünyanın farklı ülkelerinde 17 milyon hesap tarafından görüntülendi. Şimdi de Antalya’da yaşayan yabancılara yönelik Antalya’ya ilişkin düşüncelerini anlattıkları bir seriye başlayacağız. Basın birimimiz bu konuda çalışıyor.

Kurban Bayramı vesilesiyle bütün Türkiye’ye bir de çağrı da bulunuyorum. Kurban bayramı Antalya’da EXPO’yu görmek için son fırsat. Ne olursa olsun, EXPO gibi bir eser Türkiye’de ilk ve tektir ve görülmesi gerekir. Ulusal basınımız da bu konuda destek olmalıdır.

Sözlerimi burada bitirirken, Sayın Valimize tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Meclisimize çalışmaları ve destekleri için teşekkür ediyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramınızı şimdiden kutluyorum. Türkiye’nin bu zor günlerden milli birlikle, güçlenerek, gurur ve mutlulukla çıkmasını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2017 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi
  • Yörex Yöresel Ürünler Fuarı