ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter
Youtube
İnstagram

ATSO Eylül Ayı Meclis Konuşması

26 Eylül 2016 Pazartesi

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı


Sayın Başkan,
Değerli Meclis Uyeleri,
Değerli Basın Mensupları,
Sevgili Çalışma Arkadaşlarım,

Hepinizi en güzel dileklerimle selamlıyorum. Ekonomi ve sektörlerle ilgili birçok gelişme olduğu için konuşacak konu çok. Önemli olduğu halde Türkiye gündemine girmeyen konular bulunuyor. Defalarca konuştuğumuz halde, yeterli değişim olmayan konular oluyor. 
Hükümet ekonomiyle ilgili birçok karar alıyor. Bizim Antalya ekonomisinde yaşadığımız olumlu ve olumsuz gelişmeler de önemli. Hepsine yeterince değinmem zor, ama yine de kısa başlıklar halinde değinmemiz gerekiyor.
Meclisimizden bir grup olarak yarın Valencia’ya gidiyoruz. Valencia kitle turizmi ve betonlaşma ile büyüyen, şimdi bu durumdan kurtulmak için önemli dönüşüm projeleri yapan bir kent.
Özellikle alternatif turizme, kültür turizmine, fuar turizmine yöneldiler. Ayrıca tarım üretiminde de bize benziyor. Dolayısıyla hem örnek alacağımız hem ibret alacağımız konuları göreceğiz. 

Bu gezide normal komite hakkını kullanıyoruz, üzerini de herkes kendi cebinden ödüyor. Bunun hem bir görev yanı var hem de meclis olarak birlikte bir etkinlik yapmış oluyoruz. Bizim gibi kurumların bu dönemde yurtdışı temaslara çok önem vermesi gerekiyor.

Sevgili arkadaşlarım,
15 Temmuz hain darbe girişiminin etkileri devam etmektedir.  Bu paralel yapıyla veya resmi adı FETÖ’yle mücadele de devam etmektedir.   Bu yapının küresel boyutta ne oranda örgütlenmiş olduğunu her gün daha iyi anlıyoruz. URGE projesi kapsamında Ömer Bey ve sektörden arkadaşlar Vietnam’a ve Tayland’a gittiler, orada fuara katıldılar ve gerçekten yararlı temaslar da yaptılar. Özellikle Vietnam’da önemli bir potansiyel olduğunu da gördüler. 
İlginç olan şey şudur; Tayland gibi Uzak Doğu ülkesinde bile arkadaşlarımız FETÖ ile karşılaştılar. Bu yapı oralarda da ticarete el atmış, siyasi bağlantılar kurmuş ve her yerde çalışmaya devam ediyor. Gerçekten tam bir paralel devlet gibi yapılanmış.
Her yerde önü açıla açıla küresel lobi gücü elde etmiş. 15 Temmuz’un üzerinden 2.5 ay geçti, aslında bu psikolojiden çıkmamız ve normalleşmemiz gerekiyor. Ancak, yeni şeyler öğrendikçe, isyan etmemek mümkün değil.
Maalesef çok büyük hatalar yapılmış.  Şimdi dünyada güçlü bir devlet gibi yapılanmış bir örgütle karşı karşıyayız. Halen küresel lobi gücüyle çalışıyorlar ve Türkiye’nin imajı bir de bu yapının propagandasıyla bozuluyor.
Diğer taraftan Türkiye’nin bu meseleyi dünyaya anlatamadığını da üzülerek ifade etmek istiyorum.  Darbe girişimiyle ilgili olarak ABD’ye karşı burada çok şey söylendi. Ama Biden geldi, hiç bir şey söylenmedi.
Obama,  15 Temmuz’un sosyal ve sivil bir deprem olduğunu söyledi. Bir devlet başkanının her kelimesi önem arz eder. Ama bizde kimse bu kelimelere dikkat etmedi, sosyal ve sivil ne demek diye sormadı.
Bu örgütün küresel yapılanmasını dünyaya açıklamak zorundayız. İçerde gazete yazarlarıyla uğraşarak, zaman kaybederek bunu yapamayız. Dünyaya resmi ağızlardan yapılan açıklamalar artık yetmiyor. Muhalefetin, sivil toplumun, derneklerin, sendikaların, dünyanın tanıdığı yazarların,   güvenilir kurum ve kişilerin anlatması gerekiyor.  
Bunun dışında daha önce bu kürsüden, büyük kışkırtma eylemleri yapılabileceğini söyledim. Daha sonra bir siyasi liderin konvoyuna saldırı oldu. Bir ilde Cemevine saldırı planı ortaya çıktı.
Hafta sonu stad saldırısı planı haber oldu. Önceki gün emekli Albay Uğur, İngiltere büyükelçiliğinin Güneydoğu’da aşiretlerle görüştüğünü hem Batıda hem Doğuda kışkırtma eylemleri planlandığını söyledi.
Dolayısıyla, bir kez daha aynı uyarımı dile getireceğim. Bu risklere karşı yeni bir politika ve yeni bir dil gereklidir. Artık içerde siyasi çekişmenin bir kenara bırakılması gerekir. Bu mücadele ancak ulusal uzlaşmayla, demokrasi ve hukukla  verilebilir.
Olağanüstü Hal koşullarında halen birçok soruşturma devam etmektedir. İlgili kurumların hata yapmama konusunda çaba harcadıklarını biliyoruz. Çünkü somut ve kesin bir suç olmadıkça insanların itham edilmesi, haklarının kısıtlanması büyük bir vebaldir. Hepimiz hak ve hukuk konusunda duyarlı olmak zorundayız.
Bütün millet, herkes, darbe girişimine karşı çıktı. Darbeyi kim yaparsa yapsın, kime karşı yaparsa yapsın karşıyız. Neden karşıyız? Demokrasi ve hukuk adına karşıyız. Eğer şimdi demokrasi mücadelesi yerine iktidar mücadelesi öne çıkarsa bu sorunlar bitmez.
Dolayısıyla artık her yere, her konuya parti gözlüğüyle bakmaktan, “o bizden, bu bizden değil” ayrımı yapmaktan  vazgeçilmelidir.  Milli birlik, herkesin aynı düşünceye sahip olması, tek ses olması değildir. Milli birlik, farklı inançların, düşüncelerin asgari müşterekte birleşerek, birlikte olmasıdır.  
Sayın Başbakan ve muhalefet liderleri arasındaki diyalog ve uzlaşma çabaları bu bakımdan son derece değerlidir. Uzun zaman sonra ilk kez Anayasa değişikliği konusunda bir uzlaşma gördük. Bu son derece memnuniyet verici bir gelişmedir ve devamını diliyoruz.

Değerli arkadaşlar,
Geçen hafta eğitim-öğretim yılı biraz 15 Temmuz’un gölgesinde kalarak başladı, 18 milyon çocuk ve genç ders başı yaptı. Türkiye son yıllarda eğitime çok yatırım yaptı, okul sayısı, üniversite sayısı çok arttı. Ancak, eğitim kalitesinde artış sağlanamadı.
Son olaylar gösterdi ki, bir ülkenin en büyük düşmanı cehalettir. Eğitim sistemi kötüyse diploma da kar etmiyor, cehalet devam ediyor. Diploma var, ama halen cahiliz ve cahilliğimizin farkında değiliz.
2011-2013 yıllarında Milli Eğitim Bakanı olan Sayın Dinçer, geçen hafta gazete yazısında eğitim kalitesinde en sonlarda olduğumuzu, bu sistemin özgür ve yenilikçi insan yetiştiremediğini yazdı. Gerçekten eğitim sistemimiz sorgulamayı öğretmiyor, kişilik kazandırmıyor.
Tek yönlü okumuş, fikri ve vicdanı hür olmayan insanlar, hangi mevkide olursa olsunlar emir kulu oluyorlar. Artık, doğru teşhisi koymak ve ilkokuldan üniversiteye kadar büyük bir değişimi başlatmak gerekiyor.
Sayın Başbakan da, geçen hafta, bu yılın mesleki ve teknik eğitimde atılım yılı olacağını, lisede mesleki eğitimin %50’nin üzerine çıkacağını söyledi. Bu arada staj konusunda değişiklikler yapıldı. Meslek liseleri teşvik programı başlatıldı.
Bu vesileyle, şunu ifade edeyim. Birçok ülkede meslek eğitiminde odalar söz sahibidir. Türkiye’de de sistem bu yönde değişmelidir.  Biz Oda olarak hep üniversite kurmayı konuştuk. Türkiye’de 200’den fazla üniversite kuruldu, ama en iyi üniversitemiz dünyada ancak 250-300 bandına girebiliyor.
Universite kurmak, bina yapmak, tabela asmaktan ibaret değildir. İnsana yatırım için 100-150 milyon bütçe olması ve bunun da doğru kullanılması gerekir. Belki bizim bu dönemde mesleki eğitim alanına bakmamızın daha doğru olacağını düşünüyorum.
Bu konunun komitelerimiz ve özellikle eğitim komisyonumuz tarafından ciddi bir şekilde ele alınmasını rica ediyorum.

Sevgili arkadaşlar,
Son günlerde ekonomi cephesinde de çok fazla gelişme yaşandı. Uluslararası koşullar elverişli olduğu için Merkez bankası faiz indirimlerini sürdürdü.
Fakat geçen hafta borsadaki yükselme ve dövizdeki düşüş devam etmedi. Moody’s’in Cuma günkü sürpriz not indirimi ise yeni bir darbe oldu.
Not düşürmenin gerekçeleri döviz ihtiyacı, büyümenin yavaşlaması ve kurumsal yapının zayıflaması olarak gösterildi. Bunlar zaten aylardır, bütün raporlarda yazılan konular, yeni bir şey değil. Türkiye’nin cari açığı azaldı, ama döviz ihtiyacı devam etmektedir.
Türkiye 1 yılda 168 milyar dolar döviz borcu ödemek durumunda. Buun 99 milyar doları bankaların aldığı kredi veya yabamcıların mevduatı, 62 milyar doları reel sektörün kredileri, 6 milyarı da Hazine’nin ödemesi. Cari açık 30 milyar dolara yakın. Toplarsanız 200 milyar dolara yaklaşıyor. Bankalar ve reel sektörü bunun bir kısmını daha yüksek faiz ödeyerek çevirecek, ama yine de dövize ihtiyaç her zaman devam edecek.
Döviz, ya borsaya ya da yüksek faize geliyor. Faizleri düşürmeye devam ederseniz, yeni sermaye gelmediği gibi mevcut sermaye de çıkmaktadır. Merkez Bankasının faiz indirimleri bu konuda bir belirsizlik yaratmıştır. Bu konuda uyarılar yapılmıştı, bugün de sonuçlarını yaşadık.
Diğer taraftan Dünyada rating notu düşen tek ülke biz değiliz. Macaristan, Brezilya, Hırvatistan, Portekiz, Güney Afika’nın notları bizim gibi. Yunanistan en dipte. Dünyada bizdeki kadar terör çok az ükede var. Yanımızda Suriye savaşının içindeyiz. Kızmanın anlamı yok, dünya bu sistemle çalışıyor.
Önümüzdeki süreçte dövizde bir miktar dalgalanma görebiliriz. Ancak Türkiye, bankacılık sistemindeki disiplini ve mali disiplini devam ettirdiği, yapısal reform paketleri ile önüne baktığı sürece bu tür dalgalanmaları aşacak güçtedir. Nitekim, en doğru sözü Sayın Mehmet Şimşek söyledi. Ratingcilere verilecek en iyi cevap reform yapmak, reformları hızlandırmaktır dedi. Sayın Bakana teşekkür ediyorum.

Değerli Arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi, büyüme 2. Çeyrekte düşmüştü, 15 Temmuz ve iki uzun bayram tatili nedeniyle 3. Çeyrek daha düşük gelecek. Diğer tarafta enflasyon ve işsizlik derdi de azalmıyor.
İşsizlik konusu üzerinde biraz duracağım. Haziran ayı işsizlik rakamları yeni açıklandı.  Türkiye'de işsizlik normalde yazın düşer, kışın artar, ama bu kez Haziran ayında  %10.9'a çıktı.
İSTİHDAM VERİLERİ TARIMDAN KAÇIŞ OLDUĞUNU GÖSTERİYOR
Sektörel istihdama baktığımızda, Haziran'dan Haziran'a tarımda 421 bin kişilik düşüş görüyoruz. Sanayide 47 bin azalma var.   İstihdamı eğitim, sağlık gibi hizmet sektörleri kurtarmış. Konaklamadaki düşüş görünmüyor,  yeme-içme yerleri konaklamayı telafi etmiş.

Burada özellikle tarımdaki düşüş üzerinde durmak istiyorum. Tarımda 421 bin istihdam kaybı oluyor, ama kimse bu konu üzerinde durmuyor. Sosyal güvenliğe kayıtlı çiftçi sayısı geçen yıl Haziran'da 833 bindi, bu yıl Haziran'da 733 bine düştü, 100 bin çiftçi SGK'dan çıktı. 81 ilin hepsinde, hatta İstanbul'da bile kayıtlı çiftçi sayısında azalma var. Antalya'daki azalma 4 bin ve %9 oranında.
Hakkâri’de 1200 azalma var, ama oran %51. Ordu ve Trabzon'da %19, Rize'de, Sinop'ta %17, Edirne'de %10, Burdur'da %11, Isparta'da %10. Yani tarımda anormal bir durum var, ama kimsenin dikkatini çekmedi. Hem çiftçi hem çalışan azalıyorsa, insanlar tarımdan çıkıyor demektir.
Daha önce bazı konuşmalarımda tarımda çok fazla nüfus olduğunu ve bunun azalacağını söylemiştim. Ama bu hızlı azalmaya karşı, sanayi başta olmak üzere üretim sektörlerinde güçlü gelişme olmazsa, işsizlik ve yoksulluk artar. Küçük üreticinin yaşaması için birlik olması gerekiyor. Maalesef Türkiye’de Devletin kurup desteklemediği hiç bir birlik, kooperatif veya örgüt başarılı olamıyor. 
Küçük üretici için ikinci çözüm kırsal turizme yönelmek, diğer çözüm ise yöresel ürün üretmektir. 
Oda olarak zincir marketlerde yöresel ürünlere yer ayrılsın demiştik, yasa da öyle çıkmıştı. Şu anda market raflarının %1’inin yöresel ürünlere ayrılması gerekiyor. Ama ortada yöresel ürün yok.
Tarımda Türkiye’nin bulduğu kestirme çözüm, tarım arazilerinin imara açılmasıdır.
Geçenlerde br yasa taslağı geldi, birinci konu zeytinliklerde tesis yapılması konusuydu. İmara açınca üreticinin sorunu çözülmüş olmaktadır, zaten üretici de kalmamaktadır.
Bu rakamlardan sonra yararlı bir tartışmanın çıkmasını ümit ediyorum. Konuşmazsak çözüm de bulamayız. 
Sevgili arkadaşlarım,
Geçen ay da söylemiştim. Olağan üstü hal, terör, Suriye konularına rağmen Hükümet ekonominin canlanması için yoğun çaba harcıyor.
Bu kapsamda kredi kartı borç yapılandırması ve taksit sayısı artırılması kararı alındı. Kuyumcu arkadaşların istekleri olmadı, ama beyaz eşya için taksit arttı.
Burada şu bilgiyi de vereyim. Basında ağustos ayında kredi kartı harcamaları rekor diye yazıldı. Rekor denilen şey geçen yıla göre %12 artıştır. Hatta geçen ay kredi kartıyla kuyum satışları geçen yıla göre %8’e yakın azaldı. Ağustos ayında kredi kartıyla beyaz eşya, elektronik elekrikli eşya alımı hiç artmadı. Kredi kartıyla yapılan giyim ve market harcaması artışı %6 oranında kaldı.
Ağustos ayında kartla harcamanın en hızlı arttığı iki kalem var, birisi sigorta, diğeri vergi ödemesi. Kartla yapılan vergi ödemesinde geçen yıla göre %50’ye yakın artış olmuş. 
Millet frene basınca son bir yılda kredi hacminde artış %8’e düştü. İhtiyaç kredisi ve taşıt kredisi azaldı. Taksitli ticari kredi kullanımı durdu.  Son haftalarda konut kredisinde az bir artış oldu. Ayrıca, kredi kartı borçlarını ödemeyenler hızlı artmaya başlamıştı. Dolayısıyla bu değişiklik bankalara da yaradı ve geçen hafta Borsada en çok banka hisseleri arttı. 

FAİZ İNDİRİMİ KONUT SATIŞLARINDA BEKLENEN ARTIŞI SAĞLAMADI
Konut satışlarını desteklemek için faiz oranları düşürüldü, 150 metrekare üzerindeki konutlarda KDV oranı %18’den %8’e çekildi. Çünkü özellikle İstanbul’da lüks konut satışlarında yavaşlama başladı. Temmuz ayında konut satışları hem bayram tatili hem de 15 Temmuz nedeniyle Türkiye'de %16, Antalya ve İstanbul'da ise %31 oranında düşmüştü.  Şu tabloda Ağustos ayı konut satışları var.

Ağustos ayında faiz indirimi ve kampanyalara rağmen konut satışında beklenen çıkış olmadı. İstanbul'da bile düşüş devam ediyor. Antalya’da çok az bir artış oldu. Bu KDV indirimi konut sektöründe canlanma yaratacak mı, yoksa sadece belirli kentlere veya semtlere mi katkı sağlayacak, göreceğiz.

LUKS KONUTTA %8 KDV HAKSIZLIK OLDU
Diğer taraftan, 150 metrekarenin üzerindeki konutlarda KDV indirimi sosyal adalet açısından eleştirildi. Çünkü, sebze-meyve, makarna, yumurta gibi gıda ürünlerinde KDV %8’dir.  Eğitimde, huzurevi hizmeti gibi hizmetlerde bile %8 KDV uygulanmaktadır. Bazı sektörler yıllardır KDV indirimi istiyor, ama  sesleri duyulmuyor.
Böylece 150 metrekare üzeri ev normal ihtiyaç sayıldı, ama buzdolabı ve çamaşır makinası lüks mal olmaya devam ediyor.   Otomobil sözü zaten Türkiye’de dört tekerli vergi demek. Otomobil bütün dünyada normal mal iken Türkler için çok lüks mal. Dolayısıyla burada bir adaletsizlik oluştu.

ARTIK VERGİDE REFORM VE ADALET ZAMANI
Türkiye’de vergi sistemi daha fazla böyle devam edemez. Artık bu lüks mal tanımları da değişmeli ve vergi sistemi sağlıklı bir yapıya kavuşmalıdır.
Şimdi bir tablo göstereceğim; Türkiye’de ve OECD ülkelerinde vergi ve sosyal güvenlik gelirlerini karşılaştırıyor

Vergi ve prim toplamı olarak kamu gelirinde KDV-ÖTV payı Türkiye’de  %46'dır.  Oysa OECD ortalaması %32, Güney Kore'de %30.
Güney Kore, Avrupa ve ABD kadar zengin değil, halen sanayi alanında atılımlara devam etmektedir. Güney Kore gayrimenkul varlığını vergilendiriyor, biz onu da yapmıyoruz.
Türkiye kayıtdışılık nedeniyle gelir ve kurumlar vergisi toplayamıyor. Zaten bir süre sonra da vergi affı çıkıyor. Böyle olunca tüketim ve üretimi cezalandırıyoruz, adalet kalmıyor. Özellikle rant vergisi olmadığı için gelir dağılımı bozuluyor.
En son veriye göre nüfusun yarısı, en zengin %5 kadar gelir elde ediyor. Aslında fark daha fazla, ama tesbit edilemiyor. Bu nedenle rantı değil, üretimi ve yatırımı, gelir adaletini destekleyen bir vergi reformu da zorunludur.
VERGİ BARIŞININ DARALTICI ETKİSİNE KARŞI MALİYE POLİTİKASI DEVREYE GİRMELİDİR
Bir başka önemli konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Büyüme hızımız %3'e doğru geriliyor. Bu nedenle de kredi kartı taksidi, faiz indirimi önlemleri alınıyor.
Ama bu arada vergi barışı nedeniyle bütün işletmeler matrah artırımına gidiyor, Devlet bütçesine buradan peyderpey 10 milyarlar girecek. Şu anda devlet bütçesi zaten sigara zamları, banka gelirleriyle fazla veriyor.
Suriye harcamalarına rağmen, temel yatırımlar biraz kısıldığı için bütçe iyi durumda. Ekonomi yavaşlarken, sadece faiz indirimi ve kredi kartı taksit sayısının artırılması yeterli olmayacaktır. Artık maliye politikası da ekonomiyi daha fazla desteklemelidir. Özellikle bölgelerde ekonomiyi canlandıracak önemli yatırımlara kaynak ayrılmalıdır.
Vergi barışı gündeme geldiğinde düzenli ödeyenlere teşvik istemiştik. Bunun yapılacağının açıklaması yapıldı, uygulama kararını bekliyoruz. Çünkü vergi, SGK, trafik cezası affından sonra şimdi kredi kart borcu yapılandırması geliyor. Artık borcunu düzenli ödeyene destek zamanı çoktan gelmiş durumdadır.
Ayrıca, bu kadar aftan sonra artık sicil affı da çıkarılmalıdır. Çünkü birçok işletmenin kredi sicili koşullar yüzünden bozulmuştur. Özellikle bankalarımız reel sektöre de bir beyaz sayfa açarsa iyi olur.

Sevgili arkadaşlarım,
Türkiye ekonomisi konusunu burada bırakayım ve Antalya'ya geçeyim. Rus turistlerin gelmeye başlaması geçen ayın en önemli konusu oldu. Turizmde olumlu gelişmeye rağmen Rusya'ya tarım ihracatı konusunda henüz netleşme olmadı.
Biz, Rusya ile ilişkilerin canlanmasına katkı sağlamak üzere hem Rus Ticaret Odaları nezdinde girişimlerde bulunuyoruz hem de son olarak Rusya'dan bir gazeteci heyetini davet ettik. Geçen hafta 6 gazeteci davet ettik. TASS haber ajansı, Interfax haber ajansı, Kommersant gazetesi gibi önemli yayın organlarında yazar, muhabir olan Rus gazetecilere ilişkilerin bozulmasından her iki ülkenin de kaybettiğini söyledik.  
Geçen yıl tarımda bizde üretici, Rusya'da ise artan fiyatlar nedeniyle tüketici kaybetti. Ortak yatırımlar etkilendi. Tabii ki, biz daha fazla kaybeden taraf olduk.
 Rus gazeteciler belki de nezaket gereği uçak konusunu açmadılar, ancak halen bir mesafe olduğu görülüyor. Bu mesafenin kapanması için daha fazla çaba gerekiyor. Rusya ile ilişkilerimizin geleceği Suriye’ye çok bağlı ve halen birtakım belirsizlikler var.  Umuyorum ki, Suriye'de artık barışçı bir çözüm bulunur.
Artık bu İŞİD veya DAEŞ, ister Türkçe kısaltma kullanın, ister Arapça, isim değişmiyor, bu terör belasının da Suriye'de son bulması herkesin lehinedir. Rusya ile ilişkilerimiz başka ülkelerle ilişkilerden daha önemlidir.
Turizmde şu ana kadar 4 milyon turist kaybettik, yıl sonuna kadar kaybımız 5.5 milyona yaklaşır. 4 milyon kaybın yarısı Rusya’dan, 600 binden fazlası Almanya’dan kaynaklandı. 
Bu yıl şu ana kadar tarımda yaş meyve ve sebze ihracatımız %21, sebze ihracatımız %31, ana ürünümüz olan domates ihracatı %49 düştü. Aslında Rusya’nın çevresindeki ülkelere ihracat arttı, ama yine de hem toplam ihracat hem de fiyatlar düştü.  

ANTALYA’NIN FİNANSMAN SORUNU DEVAM EDİYOR
Maalesef, bütün bunlar sonucunda finansman ve ödeme sorunlarımız devam ediyor. Temmuz ayında karşılıksız çeklerde İzmir'i geçip 3. sıraya yükselmiştik. Ağustos ayında da bu durum devam etti. Ağustos ayında karşılıksız çekler Türkiye genelinde %45 oranında arttı, ama Antalya'da hem sayı hem değer olarak %110 düzeyinde arttı.
Karşılıksız çeklerin toplama oranı adet olarak %6.1, tutar olarak %7.1. Sadece 5-6 küçük ilde bu oranlar biraz daha yüksek.
Protestolu senetlerde artış 40’lar düzeyinde, geçen yıl 5. Sıradaydık, bu yıl 4’e yükseldik. İzmir’i çekte geçtik, ama senette geçemedik.
Bir başka olumsuz veriyi vergide görüyoruz. Ağustos ayında Türkiye'de vergi tahsilatı geçen yıla göre %19, KDV tahsilatı %7.3 oranında arttı. Antalya'da ise vergi tahsilatı yüzde yarım oranında, KDV-ÖTV tahsilatı yüzde 2.5 oranında düştü. Enflasyonu da düşünürseniz reel kayıp daha yüksek.
Bu sıkıntının daha bir süre devam edeceğini, özellikle Ekim ve Kasım aylarında durumun daha iyi görüleceğini söylemiştik.
Biz Antalya'nın esnafına, sanayisine vergi ve prim ödemelerinde erteleme, kredi kolaylığı istemiştik. Şimdi kredi kartı yapılanması gelmesi iyi oldu.
Buradan BDDK’ya ayrıca çağrı yapıyorum. BDDK, Antalya gibi illerde durumu yakından izlemeli ve gerekiyorsa, turizmdeki kredi erteleme ve yapılandırmasını diğer sektörlerde de uygulamalıdır. Lütfen durumun kötüleşmesi beklenmesin. Ayrıca SGK primlerinde de erteleme istemiştik.
Şimdi vergi ve prim affıyla Devlet kasasına ve SGK’ya belli bir para akışı olacak. Somut kriterlere göre zorunlu nedenlerle sıkıntı yaşayan illerde KOBİ’lere ve esnafa bir kolaylık sağlanabilir.
Önümüzdeki aylarda da kredi, vergi, SGK ödemelerinde sorun olmazsa zaten konuşacak bir şey kalmaz. Umuyorum ki, son vergi ve ceza barışı bir nebze rahatlama yaratmış olsun ve biz de daha kötüsünü görmeyelim.
Daha önce de söyledim, Ekim ve Kasım’ı atlatırsak ve Rusya ile ilişkiler gerçekten tam düzelirse, en kötü noktayı geçeriz diye umuyoruz.
Sevgili arkadaşlar,
Komite raporlarının çoğunda Olağanüstü Hal ile ilgili yazı var. Artık hepimizin normal gündeme dönmesi gerekiyor. Hem üyelerimize hem de kamuoyuna karşı sorumluyuz. Sektörlerin durumunu burada sizler de lütfen anlatın. Sektörel sorunları biz konuşmazsak, başka kimse konuşmuyor. Lütfen sektörlerdeki olumlu gelişmeleri de olumsuz gelişmeleri de yazın ve konuşun.
Biz burada üyemizin sesi olmak için varız. Bu sorunları, herkes dikkatli olsun, çare arasın diye konuşuyoruz. Bizden başka konuşan da olmuyor. Sorunlar konuşulmayınca yok olmuyor. Aynanın karşısına geçip, en güzel benim demenin faydası yok.

ATSO KOMİTELERİNDEN GIDA ENFLASYONU UYARISI
Komite raporlarında özellikle iki konunun Hükümetin ve Merkez Bankasının dikkatini çekeceğini düşünüyorum. 1. grubumuz nitratlı gübre satışının yasaklanmasının, tarım üretimini azaltacağı ve sera ürünlerinin fiyatlarını artıracağını belirtiyor. Komitemiz, üreticinin Tarım Bakanlığı görevlisi gözetiminde gübreleme yapmasını öneriyor.
Gerçekten gerekirse jandarmadan da görevli alınsın ve sezon öncesi gübreleme yapılsın. Tarımda durumu biraz önce anlattım. Ayrıca tarım üretimi düşerse gıda fiyatlarında artış olacağı da dikkate alınmalıdır. 
Aynı şekilde, 2. grubumuz da, ithal deri nedeniyle iç piyasada yerli derinin fiyatının düştüğünü, deri ithalatına karşı fon uygulanması gerektiğini, bu yapılırsa et fiyatlarının da düşeceğini söylüyor. Gerçekten et fiyatlarını düşürecekse bu fon hemen konulur. Bunu da buradan duyurmuş olalım.

19. grubumuz bankalar senet teminatı alırken ayrıca komisyon alıyorlar diyor.  
28. komitemiz, müzenin büyütülmesi projesi için çaba harcamaya devam ediyor.  Ayrıca sektörel dijital platform projesiyle üyelerimize e-ticaret yolunun açılmasını talep ettiler. E-ticaret artık her firmanın yaptığı bir iş. Oda olarak ne yapabileceğimizi inceliyoruz.
30. grubumuz vergi affı veya barışı konusunun üyelere duyurulması kararı almış, bunu duymayan işletme var mıdır, bilmiyorum. Bu konuda kamuoyunda tartışılmayan bir konu var. Gelir İdaresi bir genelge yayınladı ve 30 Eylüle kadar biten vergi incelemelerinin cezasının geçerli olacağını, bitmeyen incelemelerin matrah artırımına gireceğini bildirdi.
Bu durumda aynı dönemde başlamış iki incelemeden biri hızlı bitirilir, diğeri bitirilmezse veya aceleyle inceleme yapılırsa haksızlıklar olabilir. Oysa baştan incelemesi bitmiş olanla, bitmemiş olan ayrı tutulmalıydı.
33.grubumuz, ise otomobilde ÖTV indirimi ve 20 yaş üstü 4 milyon araç ile eski traktörler için hurda teşviki istedi. Biraz önce Türkiye'de otomobilin dört tekerli vergi olduğunu söylemiştim. En azından hurda teşviki, hem canlılık yaratır, hem can güvenliği sağlar, hem yedek parça ithalini azaltır hem de akaryakıt tüketimi azalır. 
Bunların dışında Korkuteli Organize Sanayi Bölgesi çalışmalarında önemli ilerleme sağladık. Milletvekilimiz Sayın Gökçen Enç ile Korkuteli’de toplantı yaptık. Karma organize zaten belirlenmişti. Mermer İhtisas konusundaki yanlış anlamayı da ortadan kaldırdık ve sorun kalmadı. OSB demişken, şunu da söyleyeyim. Hükümet özel endüstri bölgeleri ve özel OSB'ler kurulması yönünde de çalışmalar yapıyor, hatta yatırım arazilerini tek elden yönetmek üzere şirket kurulması yönünde tasarı var.    
ANTALYA EKONOMİSİ ARAZİ YOKLUĞU NEDENİYLE DOĞAL SINIRLARINA GELİYOR
Korkuteli’ne OSB kurduğumuz için, kalkınmanın ilçelerimize ve iç kesimlere yayılması adına memnunuz. Bu vesileyle şunu da belirtmek isterim.
Antalya ekonomisi arazi yokluğu nedeniyle doğal sınırlarına geliyor. Antalya'da Toplu İşyerleri konusunu bir türlü kamuoyunun gündemi haline getiremedik. Böyle giderse gerek konut gerekse ticari alan için tarım alanları ve sera arazileri üzerindeki baskı çok daha fazla artacaktır.
Bu nedenle daha fazla gecikmeden Antalya'nın fiziki planlamasını yeniden gözden geçirme vaktidir. Mevcut imar planları bu ihtiyacımızı karşılamıyor. Apartman altı işyeri modeliyle ticaret gelişmez. Lojistik köy kurulması ve depoların taşınması gerekiyor, ihtisas sanayi siteleri, toplu işyerleri gerekiyor. 
Bu konu sadece bir iki tane sektörün meselesi değildir.
Aynı sorun serbest bölge gibi yerlerimiz için de geçerli. Serbest bölgemizde yat firmalarımızın birisi Cannes’da uluslararası yarışmada ödül aldı. Ayrıca Bölgenin ilk güneş enerjisiyle çalışan yatı da yapıldı. Bu firmalarımızı gönülden kutluyorum.
Serbest Bölgemizle ve yat üretimimizle övünüyoruz, ancak Serbest Bölgemiz de mevcut haliyle çok gelişemez, çünkü petrol tanklarıyla ve beton kütlesi konutlarla kuşatılmış durumda.
Kentsel dönüşümün bir fırsat olduğunu her defasında söyledik. Ama Antalya’da bireysel imar tadilatlarından vazgeçilmiyor. Şimdi kentin içindeki eski toptancı hal yerindeki ticari merkez ve Haşim İşcan Kültür Merkezi alanı gündeme geldi. Biz ön yargılı değiliz, projenin Antalya’ya katkısına bakarız. Fakat şunu söyleyebiliriz. Tek tek plan tadilatı yerine artık bir siluet planlaması ve dönüşüm planlaması gereklidir. Kentsel dönüşümü planlamakta geç kalırsak, Antalya’ya yazık olacak.
KENT ESTETİĞİ- KAZIM ÖZALP
Ben ilk dönem sürekli kent estetiği deyip durdum, ama Türkiye gündemi içinde, kent estetiği beyaz eşya gibi lüks mal kalıyor. Estetik derken, halen cerrahlık iş sanıyoruz. Basınımızda bir fotoğraf çıktı. Turizm mevsiminde Antalya’da Cadde estetiği böyle. Bugün yorumsuz sunalım. İnşallah bu konulara da birgün sıra gelir.
Sevgili arkadaşlarım,
Elektronik Belge Yönetim Sistemi projemizde önemli bir aşamaya daha geldik. e-atso adını verdiğimiz projemizin ilk aşaması olan gelen ve giden evrakların ilgili birimlere dağıtımı, birimlerin bunlara ilişkin yazışmaları, e-imza kullanılarak imzalanması işlemleri artık elektronik ortamda yapılmaktadır.

Projenin ikinci aşaması olan “online hizmetler”, “kurumsal iletişim platformu” ve “üye ilişkileri” modülleri de tamamlanmak üzeredir.
Önümüzdeki günlerde üyelerimiz Odaya gelmek durumunda kalmadan e-imza ile online belge başvurusu yapabilecek. Talep edilen belgeler e-imza yoluyla başvuran üyemizin e-posta adresine otomatik olarak gönderilebilecek.  

Bir sonraki Meclis toplantımızda sizlere uygulamalı sunum yapacağız.

Çok kısa olarak URGE projeleri üzerine bir şey söyleyeceğim. Gıda, yapı malzemeleri gibi alanda başlattığımız bu proje sayesinde birçok genç arkadaşımızın ufku açıldı, ihracata başlayan, yatırıma başlayan oldu.

Arkadaşlar,
Antalya’dan bugün demir-çelik ihraç ediliyor. Elektrikli araç, iklimlendirme cihazları ihraç ediliyor. Eskiden bunlar yoktu. Bazı arkadaşlarımız başka yerden alıp, Antalya’dan ihraç ediyor. Tekstil, mobilya, kimya gibi birçok sektörde URGE projesi yapılabilir. Bir ülkede boşluk görürsünüz, yatırım yaparsınız. Ama bunları hep bizden beklemeyin. Bakın adamlar dünyanın öbür ucunda örgütlenmiş. Biz de gideceğiz, ama biz ülkemiz adına, ülkemiz için gideceğiz.

Son bir konuyla bitireyim. Antalya Kültür Sanat 1 yılını geride bıraktı. Bu süre içerisinde açtığımız Picasso, Ara Güler ve Andy Warhol sergilerini yaklaşık 25 bin kişi ziyaret etti. Andy Warhol sergisini bir hafta uzattık ve ücretsiz yaptık. Lütfen öğretmenler, anne-babalar çocuklarını alıp gelsinler. Bu fırsat kaçırılmasın. Sanat çocukların zihinlerini açar. Sanat giren kafaya örgütler giremez.

Burada sizlere bir de kitap tanıtımı yapayım. Kitabın adı müzelerin ekonomik etkileri. Kitapta müze ve sanat yerlerinin Avrupa'nın bazı kentlerinde istihdama %8 katkı yaptığı belirtiliyor. Dolayısıyla bizim sanatla ilgili çabalarımız ve 28. grubumuzun müze konusu aslında ekonomidir. Kitabı da kendilerine armağan ediyorum. Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2017 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi
  • Takograf