ATSO Ağustos Ayı Meclis Konuşması

22 Ağustos 2017 Salı

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Başkan,
Sayın Divan, Çok Değerli Meclis Üyelerimiz,
Değerli Basın Mensupları,
Değerli mesai arkadaşlarım,
Sevgili dostlarım,

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, ilginize teşekkür ediyorum.
Önümüzdeki hafta önce 30 Ağustos Zaferi’nin 95. Yıldönümünü, sonra da Kurban Bayramını kutlayacağız. Öbür gün ise Muş’ta Malazgirt savaşı yıldönümü kutlanıyor. 30 Ağustos, bağımsızlık savaşının zaferidir. Bildiğiniz gibi, İngiliz ordusu İstanbul’a 1918’de girmiş, 5 yıl kalmış ve 1923’te çıkmıştır. İtalyan askerleri bölgemizde iki yıl kaldılar. Yunanlılar 1919’da İzmir’i, 1920’de Bursa, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Kocaeli’ni işgal etmişlerdi. O ortamda bir avuç kişi milletin kaderini değiştirdi. 95 yıl önce Türk milletinin kaderini değiştiren Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.
Milli ve dini bayramları kutlamanın amacı, milli heyecan, birlik ve beraberlik duygusunu yaşatmaktır.  Bayramlarda bir araya gelinmeli, ne olursa olsun herkes sevgi ve saygı ile beraberliğe önem vermelidir. Bir toplumda iletişim ve birliktelik zayıflarsa gruplaşmalar ortaya çıkmaktadır. Bizim daha fazla gruplaşma, ayrışma, kutuplaşma lüksümüz kalmamıştır. Böyle bir coğrafyada tek şansımız Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, hukuk devleti temellerinde güçlü bir milli uzlaşmayı başarmaktır. Uzlaşma herkesin aynı fikirde olması değildir, farklı fikirlere saygı göstererek, orta noktada buluşmak demektir. Zaten herkesin aynı şekilde düşündüğü bir toplum gerilemeye mahkûmdur. Siyaset bir savaş, galibiyet ve mağlubiyet alanı değildir. Bir milletin bir kesimi diğer kesime karşı mağlubiyet veya galibiyet hissetmemelidir. Bu nedenle herkes bayramlara gerçek anlamını verecek şekilde birlikteliğe önem vermelidir. Ayrıca, bayramlarımıza biraz daha renkli kutlama ve eğlenme de katmalıyız, çünkü bayramlar acı ve üzüntü günleri değil, kutlama günleridir.
Turizm canlansın diye bayram tatillerinin uzatılmasını istiyoruz, ama turizm ve ticarette canlılık olması için bayramlarda kentlerin şenlenmesi, eğlenceli olması gerekir. Zaten fazlasıyla ciddi, hatta gergin, neşesi, eğlencesi az bir milletiz. Bayramlarda caddeleri süslemeli, ışıklandırmalı, konserler, şenlikler düzenlemeliyiz ki, yerli ve yabancı turistler için tatil biraz cazip olsun.
Bayram tatiline dair bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Turizmin en önemli unsurlarından birisi ulaşımdır. İnsanlar kolay, hızlı ve güvenli ulaşım imkanı olursa seyahat ediyorlar. Türkiye’de son 10 yılda otomobil sayısı 6 milyondan 12 milyona çıktı. Binek oto gibi kullanılan küçük ticari araçlar 10 yılda 1,5 milyondan 3,5 milyona çıktı. Duble yollar ulaşımı kolaylaştırdı, fakat çok fazla onarım, köprü inşaatı çalışması yapılıyor.  Şehirlerarası yollar üzerinde çok fazla yerleşim yeri var ve ulaşım kesintiye uğruyor. Oto yollar artık ihtiyaca cevap vermiyor. Uçak, otobüs seferleri çözüm olmuyor. Bu nedenle şehirlerarasında hızlı trenlerin, şehir içlerinde metroların yaygınlaşması acil hale gelmiştir. Son yıllara kadar metro üç büyük ilde yapılmıştı. Artık Konya, Bursa’dan sonra Gaziantep’te bile metro inşaatı başladı. Sırada Antalya’nın olduğunu sanıyorum. Bu yatırımlar hızla tamamlanırsa, asıl iç turizmi o zaman göreceğiz.
Şu durumda bayram tatilinde Ege’ye ve Antalya’ya gelen kadar yurtdışına giden de oluyor. Yunanistan’a her yıl 1 milyon vatandaşımız tatile gidiyor. Yunan adalarına defalarca gidenler var. Bu nedenle bayram tatili kararlarına bizim kadar Yunan turizm sektörü de seviniyor.
Ayrıca iç pazarımızda talebin kitle turizminden bireysel turizme kaydığını da artık görmemiz ve konuşmamız gerekiyor.  Geçen hafta Sayın Valimiz ve bir milletvekilimiz butik otellerin önemine dikkat çektiler ve Batı Antalya’da kitle turizmine izin verilmeyeceğini açıkladılar. Bu yaklaşımı doğru buluyor ve destekliyorum. Turizmin çeşitlenmesi için de Batı Antalya’da bireysel turizm, butik otelciliğin desteklenmesi isabetli olacaktır.

Sevgili arkadaşlarım,
İzin verirseniz, Odamız faaliyetlerinden bazılarıyla ilgili bilgi vereceğim, sonra da sektörel konulara değineceğim.
Geçtiğimiz ay bizi çok mutlu eden iki olayla başlayayım.
Basında da okumuşsunuzdur; Antalya BİLSEM öğrencilerinden oluşan Antalya Robot Takımı, Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Uluslararası Robot Şampiyonası’nda ‘Zihin gücü ile giden tekerlekli araç’ projesiyle kendi kategorisinde Dünya Şampiyonu oldu. Yarışmada Türkiye’yi temsil eden Antalyalı öğrenciler ‘Akıllı Ev’ projeleriyle de dünya 2’ncisi olma başarısı gösterdi. Çocuklarımızın yarışmaya katılmalarına destek olduk, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı söylemeye gerek yok.
Bildiğiniz gibi, Türkiye 19. yüzyılda sanayi devrimini kaçırdı, 21. Yüzyılda dijital devrimi kaçırmasın istiyoruz. Bizleri dünyanın en büyük ekonomileri arasına sokabilecek nesil bu çocuklar olacaktır. Çocuklarımız bugün aramızdalar. Kendilerini, velilerini ve Antalya BİLSEM Merkezi Müdürümüz Arif Aydeniz’i, öğretmenlerimiz Orhan Çevik ve Hatice Küpeli’yi bu başarıdan dolayı tebrik ediyorum. Hep birlikte alkışlayalım.
Bugün şampiyonlarımıza üç adet 3 boyutlu yazıcı, yani 3D printer armağan ediyoruz. Türkiye’nin ve Antalya’nın geleceği bilgi ve teknoloji üretimindedir, 3 boyutlu yazıcılarla genç arkadaşlarımızın başarılarının artacağına inanıyorum.

Sevgili arkadaşlar,
Dijital devrime hazırlık çalışmalarımız bütün hızıyla devam ediyor.  Geçtiğimiz haftalarda ATSO olarak çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik robotik kodlama eğitimi verdik. Bizim öncü bir çalışma ile verdiğimiz kodlama eğitimi gelişmiş ülkeler tarafından eğitim müfredatlarına alınmıştır. Türkiye’nin de geç kalmaması gereklidir.
Bu iki olaydan çok büyük mutluluk duyduğumu tekrar vurgulamak istiyorum. Türkiye’de kodlama eğitimi, hele robotik kodlama eğitimi henüz gelişmedi. ATSO olarak öncü kurumlardan birisi olduk. Bu çalışmamızın gelişerek devam etmesini diliyorum. Katkı yapan bütün arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Türkiye’nin gündemi BİLSEM öğrencileri gibi çocuklar ve bu başarılar olmalıdır. Maalesef ülkemiz gündeminde bu konular fazla yer bulamıyor.
Yine eğitim alanında bir başka başarımız ATSO Mesleki Sınav ve Sertifikasyon Merkezi (MESEM)’in, aşçı ve kahve bar görevlisi (barista) mesleklerinde akredite edilen ve yetkilendirilen Türkiye’deki ilk ve tek Merkez olmasıdır. Emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Bildiğiniz gibi geçen hafta Antalya Kültür Sanat’ın yönetim ve denetim kurulu seçimlerini yaptık. Vakıf üyeliği Meclis üyeliğine bağlı olduğu için Meclis seçiminde bu seçim de yeniden yapılacaktır.  Antalya Kültür Sanat gündeminde yeni sergiler ve Kaleiçi Evi açılışı çalışmaları devam etmektedir, bu nedenle mütevelli toplantısına katılan ve görev alan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Toplantıda da söylediğim gibi, Vakfın gelecekte eğitim alanında da aktif olmasını, özellikle mesleki eğitimde bir hamle yapmasını diliyorum. Artık sadece bir bina yapıp Bakanlığa vermenin ötesine geçmemiz ve Türkiye’ye model olacak meslek okullarını kurup yönetmemiz gerekir diye inanıyorum. Çünkü şu anda meslek lisesi eğitim programlarında bir tıkanma söz konusudur. Bunu ancak özel sektör bilgi ve tecrübesi aşabilir.

Sevgili arkadaşlar,
Antalya Alışveriş Festivalinin 22 Eylül’e kadar devam ettiğini hatırlatmak istiyorum. Bayramda Antalya’ya gelecek olan vatandaşlarımız da 25 liralık alışverişle otomobil çekilişine otomatik katılacaklarını bilmeliler.
Bu konuda Kadın Girişimciler Kurulumuza bir teşekkür borcumuz var. Alışveriş Festivaline bu yıl kadın eli değdi ve renk kattılar. Keşke her faaliyette kadınlar daha çok yer alsalar.
Bir başka faaliyetimiz, 1,6 ve 15. Meslek komitelerimizin organize ettiği toplantı oldu. İlgili kurum ve kuruluşlardan temsilcilerin de katılımı ile tarım sektörünün sorunları ele alındı. Sektörün önemli bir sorunu tarımsal ürünlerin güvenilirliği konusunda bilgi kirliliğidir. Bazen sebzede hormon var diye haberler yapılıyor. Bir TIR’da az bir üründe kalıntı çıksa, bütün Türk ürünleri hakkında olumsuz algı meydana geliyor.
Arkadaşlarımızın tabiriyle; ağzı olan konuşuyor ve doğruluğu sorgulanmadan yapılan spekülasyonlar ile ürün talebi müthiş dalgalanıyor. Dış pazarlarda imaj önemli bir konu. Biz bu konuda komitelerimizden gelecek tüm taleplere açığız. Eksik bilgi ile kalıntı sorunu gündeme taşınıyorsa, biz Antalya halinden aldığımız numuneleri bağımsız kuruluşlara analiz ettirip bunu kamuoyu ile paylaşabiliriz.
Sera ürünleri konusunda endişeleri giderecek çalışmaların içerisine gireriz. Komitelerimizden gelen talebe göre Antalya ürünlerine güven sağlayacak her çalışmayı yaparız. İşyerlerine nasıl etik belge veriyorsak, gerekli kaliteye sahip olan üretici ürünlerine de sertifika veya etiket verebiliriz. Bir dönem Product of Antalya çalışması başlatmıştık, tarım sektöründe bunu kalite denetimi yaptıran üreticilerin, üyelerimizin ürünlerinde kullanabiliriz. Tarımda gıda güvenliği ve ihracat konusunda çalışmalar artık daha önemli hale gelmiştir. Geçen yıl önce Rusya’ya domates ihracatında iyimser olunmaması uyarısını yapmıştım. Bazı arkadaşlar rahatsız olmuşlardı, Rusya hükümeti izin verecek diye bekleyerek ayları geçirdik. Rusya kendi domates üretimini koruyacağını artık net bir biçimde açıkladı.
Biz Rusya’yı konuşurken, Fransa’da bir araştırma yapıldı ve Kırmızı Altın İmparatorluğu diye yeni bir ülkenin ortaya çıktığını öğrendik. Kırmızı altın denilen şey domates. İmparatorluk dediği yer Çin. Çinli şirketler Afrika’da domates yetiştiriyor ve Avrupa Birliği ile Afrika arasındaki anlaşmalardan faydalanarak Avrupa’ya domates ürünleri satıyorlar.  
Çin’in İpek yolu projesi de hızla ilerliyor, bir dönem sonra Çin’den yüklenen mallar, 8-9 günde Avrupa’da olacak ve Türkiye’nin coğrafya avantajı azalacaktır. Yani artık, Rusya dışında bütün dünyaya, Çin gibi ülkelere de bakmak ve dünyayı daha yakından takip etmek zorundayız.
Tabii ki, biz de boş durmuyoruz. UR-GE projemizin amacı yeni pazarlar bulmak, ihracatımızı artırmaktı. Arkadaşlarımız UR-GE konusunda tanıtıcı film hazırlamışlar, burada sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Ekonomi Bakanlığı ihracat kümeleri çalışmasını 2010’da başlatmıştır. Odamız Yapı Kümesi Projesini 2011 yılında Ekonomi Bakanlığı’na sunmuştur. O dönem Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kıvrak öncülüğünde başlayan çalışma daha sonra Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz ve daha sonrasında Yönetim Kurulu Üyemiz Ömer Dinç tarafından 2014 yılına kadar sürdürülmüştür. Yapı Kümesinin tamamlanmasından sonra ise Antalya’nın en önemli sektörlerinden olan Gıda ve Tarım sektörlerinde kümelenme çalışmalarımız başlamıştır.
2014 yılında başlayan ve bu yıl tamamlanan Gıda Kümesi çalışmalarında Yönetim Kurulu Üyelerimiz Ali Bahar ve Erol Erkan, yıl sonunda tamamlanacak olan Tarım Kümesi çalışmalarında Yönetim Kurulu Üyemiz Ömer Dinç görev almışlardır.
2011 yılında bu yana 5 farklı kıtada 14 ülkeye fuar katılımları gerçekleştirilmiş, 1700 B2B görüşmesi yapılmıştır.
Bugüne kadar Odamız 3.275.096 TL bütçeli proje yapmış ve 1.819.758 TL destek almıştır. Her organizasyonda yapılan harcamaların önce %75’i Odamız, %25’i firmalar tarafından finanse edilmektedir. Daha sonra Ekonomi Bakanlığı %75’lik kısmı Odamıza geri ödemektedir.
Tüm bu kümelenme faaliyetleri sonucunda da bugün “Dış Ticaret Kulübü” çalışmalarına ivme kazandırmış bulunuyoruz. Bu projeye katkı yapan herkese teşekkür ediyorum. Görüldüğü gibi bir konuda gelişme uzun yıllar kurumsal çalışma gerektirmektedir. Odamız AB ve Dış İlişkiler Müdürlüğü’nde bulunan 6 personelimiz İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça dillerini iyi düzeyde biliyorlar ve bu projelerin uygulamasında başarı kazanmışlardır.
Bu arkadaşlarımızı sınavla aldığımızı ve son dönemde personel politikası ve liyakat sisteminde çok titiz davrandığımızı bu vesileyle hatırlatmak isterim. Odamızın kurumsal kültüründe liyakat sistemini korumuş olmasının önemini burada bir kere daha görmüş oluyoruz. Liyakat ve kurum kültürü konularına bütün Türkiye olarak önem vermeliyiz.

Değerli arkadaşlar,
Geçen ay bir başka çalışmamız KDV-ÖTV konusunda komitelerimizden bilgi alma ve raporlama çalışmasıdır. Maliye Bakanımız mevcut sistemin yürümediğini, bu alanda bir reform çalışması olduğunu beyan ettiler. Bürokraside bu çalışmalar ya sorulmadan yapılır ya da zaman verilmeden son anda soru gelir, bu defa proaktif davranıp, önceden hazırlanalım dedik. Birçok komitemizden görüşler geldi ve geliyor, bunun üzerine biz de bir çalışmayla taleplerimizi sunacağız.
Burada bir hususu dile getirmem gerekiyor. Gönül ister ki, hiç KDV olmasın, biz de uğraşmayalım. Türkiye KDV uygulamasına 1980 başlarında Avrupa ülkeleriyle birlikte geçti, neredeyse 40 yıl olacak. Böylece ekonomide kayıt dışılık bir miktar azaldı.  KDV doğru bir vergi, fakat oranlar ve iade uygulaması ve süreleri sorunludur. Ayrıca 1999 Marmara depreminde getirilen ÖTV’ler kalıcı hale getirildi.
KDV’de hurda girdi işleyen sektörlerde, gübre gibi sektörlerde girdi üzerindeki KDV oranıyla mamul üzerindeki oran farklılığı ciddi sorun yaratıyor. Bazı sektörlerde KDV kayıt dışılığa ve haksız rekabete neden oluyor. Gıda sektörü, bilgisayar gibi ürünler, alkollü içki, beyaz eşya gibi birçok alan vergi yüzünden sorun yaşıyor. Geçenlerde TRT bandrol ücretleri artırıldı.
Elektrik faturasında TRT payı var, televizyon cihazında, cep telefonunda tekrar bandrol var. Maalesef bizde kamunun her kaynak ihtiyacı verginin tabana ne ölçüde dağıldığı dikkate alınmadan, KDV ve ÖTV türü dolaylı vergilerin artırılması ile karşılanıyor. Hatta vergiden vergi alan bir sistem söz konusu. Biz bunların düzeltilmesini istiyoruz.
Osmanlı Devleti yükselme döneminde bir karar alırken, üç kritere bakarmış. İlk olarak, karar Devlete faydalı olmalı, ikinci olarak, karar millet faydalı olmalı, üçüncü olarak karar kimseye zarar vermemeli. Eğer böyleyse karar alınırmış, böyle değilse reddedilirmiş. Şimdi bizler de bu 3 kritere göre makul çözüm önerileri geliştirmeliyiz.
Tabii ki, bütün sektörlerde oranlar yüzde 1’e veya yüzde 8’e inemez, ama makul düzeylere çekilmelidir. Bu sistemin daha fazla devam ettirilmesi mümkün değildir. Adil bir vergi reformu şarttır. Komitelerimize ilgileri için teşekkür ediyorum.
Bir başka güzel gelişme sigortacılık komitemizin girişimiyle Akdeniz Üniversitesinde yeni bir bölüm açılmasıdır. Arkadaşlarımız sadece bölüm açılsın demekle kalmıyorlar, eğitim-öğretimin kalitesini de izliyorlar.
Daha önce Oda olarak 2 yıllık Yüksekokul’da bölüm açtırmıştık, artık oradaki eğitimin yetersiz kaldığı görüldü ve değiştirilmesi talep edildi. Şimdi 4 yıllık bölüm açılıyor. Bu da aslında örnek bir çalışmadır. Çünkü milletin parasıyla açılan okullarda ihtiyaç duyulan alanlarda ve ihtiyaç duyulan nitelikte eğitim verilmelidir. Başta Süleyman Bey olmak üzere bu konuda çalışan arkadaşlarımıza ve üniversitemize teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar,
Antalya gündemine geçerek bir iki konuya değineyim.
Valimiz Sayın Münir Karaloğlu Kaleiçi’nde önemli bir çalışma başlattı. Valimiz başkanlığında Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyesi, ilgili kamu kurumları, ATSO, AESOB, bölge esnaf dernekleri ve muhtarlarının katılımı ile örnek bir birliktelik ortaya kondu. Kaleiçi’nde araç trafiği şimdiden yarı yarıya azaltılmış durumda. Güvenlik personeli sayısı artırıldı, dükkân taşmaları ve ticari düzen sıkı bir denetime tabi.
Büyükşehir Belediyesi, toplu park alanları, bölge temizliği ve insanları buggy denilen araçlarla taşıma konusunda çalışma yürütüyor. Muratpaşa Belediyesi yürüyüş yolları ve haritaları oluşturuyor. Emniyetimiz güvenlik tedbirlerini artırmış durumda.
Bölge esnafı ve muhtarlarımız doğrudan ilgili kurumlarla iletişim halinde ve pekçok konuda sorumluluk alıyorlar. Bu tür çalışmalar ancak sivil toplumun da aktif katılımıyla başarıya ulaşır. Nitekim Kaleiçi’nde alınan tedbirlerin sonuçlarını şimdiden gözle görmek mümkün. Sayın Valimize bu örnek birlikteliğe liderlik ettiği için teşekkür ediyorum.
ATSO Kaleiçi evinin de önümüzdeki haftalar içinde faaliyete geçmesi gerekiyor. Böylece Kaleiçi’ne biz de doğrudan katkı vermiş olacağız. Artık bir buluşma yerimiz de Kaleiçi olacaktır.
Kaleiçi’nde ortaya konan birlikte çalışma kültürünün örnek olmasını, her konuda devam etmesini diliyorum.
Bir başka gündem konusu EXPO alanının geleceği oldu. Antalya’nın bütün kurumları bir dönem birlikte çalıştı, Hükümet destek verdi ve büyük bütçeyle, büyük bir alanda yeşil alanlar, bahçeler, kongre merkezi yapıldı. Gelecekte bir gün Botanik EXPO’ya yeniden aday olunabilir ve alan yeniden kullanılabilir.
Bu arada amacına uygun, bahçeleri koruyarak Antalya’ya değer katacak başka faaliyetler de olabilir. Eğitim yatırımı yapılabilir, teknopark yatırımı yapılabilir, eğlence yatırımı olabilir. Antalya olarak herkes bu konuda fikir üretmelidir. Bu konuda yeni bir fikri olan herkes katkı yapmalı, meclisimizde tartışmalıdır.
Bu güzel konulardan bir olumsuz konuya geçeceğim.
Geçen ay Antalya’da gündeme gelen üç haberle ilgili olarak bir şey söyleyeceğim. Önce Kalekapısı’nda yorgunluk ve susuzluktan ölen at haber oldu. Sonra 20’ye yakın kedinin taşla öldürüldüğü haberi çıktı, sonra da bir sürücünün otomobilini köpeklerin üzerine sürdüğü haberi dünyaya yayıldı.
Hayvanların da bu dünya üzerinde insanlar gibi hakları var, hayvan haklarına saygı olmazsa, insan haklarına saygı da olmuyor. Antalya sadece insana değil, çevreye ve hayvan haklarına saygıyla da marka olmalıdır. Bu konuda azami duyarlılık gösterilmelidir.

Sevgili arkadaşlar,
Ekonomiyle ilgili birkaç hususa ve sektörel duruma ilişkin birkaç konuya temas etmek istiyorum. Önümüzdeki ay ikinci çeyrek büyüme rakamları açıklanacak ve muhtemelen yüksek bir büyüme oranı göreceğiz. Çünkü, son aylarda otomobil ve demir-çelik ihracatı arttı, kamu harcamaları arttı, vergi teşvikleri doping oldu, arkasından kredi teşvikleri geldi.
Hızlı büyümeye rağmen istihdamda halen geçen yıla göre yeterli artış yoktur. Sanayi istihdamı,  üretim artışına ve istihdam teşvikine rağmen artmamaktadır.  İstihdam teşvikleri çoğunlukla stajyer-kursiyer statüsünde çalışanlar için kullanılmıştır.  Önümüzdeki aylarda işsizlik meselesi en önemli sorun olarak karşımızda durmaya devam edecektir.
Bir başka dikkat edilmesi gereken konu sıcak para konusudur. Bu yıl borsaya 3 milyar dolar kadar yurtdışından sermaye girişi olmuştur, 20 milyar dolara yakın sermaye tahvil alımlarına gelmiştir. Dünyada ters bir dalga Türkiye’yi de etkileyebilir, bu konuda risklere karşı dikkatli olunmalıdır.
Dünya ekonomisinde emtia fiyatlarındaki değişme sektörlerimizi çok etkilemektedir. Demir fiyatlarındaki artış Türkiye’de inşaat sektörünü etkilemeye başlamıştır. Dünya fiyatları Şubat-Mart döneminde zirve yaptı, sonra düştü, fakat bu dalga Türkiye’ye yansımaya devam ediyor. Geçen yıl 50 dolarlarda olan fiyat şu anda 80 dolara yakın,   Türkiye’de kur artışı da ekleniyor ve yıllık %100’e varan fiyat artışları var.
Ekonomi yönetimi son günlerde gıda fiyatlarına odaklanmıştır, gıda ve yem hammaddelerinde vergi indirimleri yapılmaktadır. Oysa görüldüğü gibi, bütün sektörlerde hammadde ve girdi maliyetleri önemli bir sorundur.
Bu nedenle ekonomide yapısal reformların seçim takvimlerine bakılmadan konuşulması ve adım atılması gerekiyor.
Ekonomide üç olaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Ekonomideki canlanmaya rağmen yatırım teşvik belgeleri geçen yılın gerisindedir. Antalya’da da teşvik belgesi hacminde düşüş söz konusudur.
Son yılların en düşük yatırım teşvik belgesi hacmindeyiz. Sanayi yatırımlarının sektörel ve bölgesel stratejilerle artırılması gerekiyor.
Bu durum ortadayken, Isparta’da yabancı sermayeli bir içecek firmasının fabrika açılışına garip tepkiler verilmiştir. Bazen tepkiler yabancı sermaye düşmanlığına varmaktadır. Çin gibi bir ülkede bile yabancı sermaye düşmanlığı kalmadı.
Medyamız uluslararası konularda manşet atarken dikkatli olmalıdır, diplomatik konular iç siyaset konusu yapılmamalıdır. Almanya ile sert tartışmalar yapıldı, fakat sonra rüzgar enerjisinde önemli bir ihalede Alman firmalı grup ihaleyi kazandı.
Bildiğiniz gibi rüzgar enerjisi ile elektrik üretimi ihalesi gerçekten başarılı oldu. Elektrik fiyatı 3,4 cente düştü, yabancı firma ayrıca yatırım yaparak teknoloji getirmeyi de kabul etti. Hem küresel ısınmayla mücadele açısından hem de maliyet açısından rüzgar enerjisinde ve güneş enerjisinde bu şekilde büyük adımlar atmaya devam edilmelidir.
Ekonomide, özellikle sanayide heyecan verici bir gelişmeyi bekliyoruz. Yerli otomobil konusu sürüncemede kalmıştı, çünkü kolay bir proje değil. Bir firmanın tek başına yapabileceği bir iş değildi. Bildiğiniz gibi, Sayın Cumhurbaşkanı Rifat Hisarcıklıoğlu Başkanımıza görev verdi. Şimdi gündemde büyük bir konsorsiyum girişimi var. Eğer bu ortaklık iyi bir projeyle ortaya çıkarsa, elektrikli ve akıllı otomobil projesi hedeflenirse, sonuç her durumda Türkiye ekonomisine yararlı olur. Çünkü bu ortaklık teknoloji üretecektir.
 Proje başarılı olursa, Atatürk’ün 1930’larda sanayi sanayi hamlesinden sonraki en büyük ekonomik hamle olur, gerçek bir 2023 projesi olur. Esasen bu yeni teknolojiler için uygulanması gereken modeldir. Japonya, Kore de böyle başarılı olmuştur. Bu model, robot üretimi, yapay zeka, büyük veri gibi sanayi 4.0 alanlarında da uygulanmalıdır. Yeni bir karma ekonomi modeliyle ortak şirketlere ve illere bu şekilde hedefler verilmelidir, devlet sermayeye ve riske ortak olarak desteklemelidir.  Dilerim ki, yakında bu konuda resmi açıklamalar yapılır, milletçe bir ortak heyecan yaşarız.

Değerli arkadaşlar,
Ekonomide büyümenin yüksek olması ne Hükümette rehavet yaratmalı ne de bizlere sorunları unutturmamalıdır. Ekonomik büyüme yüksek olsa bile Türkiye KOBİ’lerin durumuna dikkat edilmelidir. Her zaman değindiğim bu konuda yine dikkat çekici bir veri ortaya çıktığı için paylaşmak istiyorum.
 İSO’nun birinci ve ikinci 500 büyük sanayi firması anket sonuçları futbol konuları kadar ilgi çekmedi. Oysa birinci 500’ün 2016 karı bir yılda %33 artmış ve 38 milyar lira olmuş; ikinci 500’ün karı ise hiç artmamış ve 4.4 milyar lirada kalmış. 


 

En büyük 500 sanayi firması

İkinci 500 sanayi firması

Çalışan sayısı

662 bin

221 bin

Üretimden satışlar

490 milyar TL

82 milyar TL

Faaliyet karı

52 milyar TL

8.7 milyar TL

Dönem karı

37.7 milyar TL

4.4 milyar TL

2016 kar artışı

%33.2

%0.6


Birinci 500’de 660 bin çalışan var, ikinci 500’de 220 bin çalışan var, yani istihdam 3 kat fazla, fakat kar hacmi neredeyse 10 kat fazla. Dolayısıyla ekonomi yüksek büyüse de düşük büyüse de büyükler daha fazla kazanıyor, küçüklerin pasta payı ise artmıyor. Küçük işletmelerin büyüyüp gelişmediği bir yerde refah artışı sınırlı kalmaya mahkûmdur.
Türkiye’de kayıtlı istihdamın üçte ikisi mikro ve küçük işletmelerdedir, yani çalışan sayısı 50’den az olan işletmelerdedir. B. u işletmeler olmadan istihdam artmıyor
Bu nedenle yapısal reformlar içinde KOBİ’lerin durumu, esnafın ve tarım üreticisinin durumu mutlaka dikkate alınmalıdır. Büyümenin KOBİ’lere yansıyıp yansımadığına dikkat edilmelidir. Biz de her sektörde birleşmeleri ve ortaklıkları daha güçlü bir biçimde desteklemeliyiz. Yerel pazarda kendi aramızda rekabet yerine yabancı şirketlerle rekabet etmeliyiz. Ticarette ve sanayide kümelenme, ortak tedarik, elektronik ticaret gibi yöntemleri zorlamalıyız.

Değerli arkadaşlar,
Son olarak turizmdeki durum hakkında da bilgi vererek konuşmamı tamamlayayım.  Turizmdeki çıkışla birlikte Antalya olarak geçen yıla göre daha iyi bir durumda olduğumuzu söyleyebiliriz. Turizmde Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Beyaz Rusya’daki yüksek artışlar ve Almanya, İngiltere pazarlarında gerilemenin durmasıyla tahminimizin üzerindeki artış devam ediyor.
Sekiz aylık toplamda geçen yıla göre %63 artış olsa da 2014’ün %19 gerisindeyiz. Batı Avrupa pazarında önemli kayıp yaşıyoruz. Yedi aylık toplamda Almanya’dan gelen ziyaretçi sayısı 825 bin; bu rakam 2004 yılında, yani 13 yıl önce 1 milyon 200 bindi. Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, İsviçre gibi pazarlarda en başa dönmüş durumdayız.
Yine de unutmayalım ki, İstanbul, Muğla gibi illerimizde bu artış da yok. Bu yıl Türkiye turizmindeki artış tamamen Antalya’dan kaynaklanmaktadır. Antalya halen Türk turizminin lokomotifidir, bu potansiyelin değerlendirilmesi sadece Antalya’ya değil, bütün Türkiye’ye katkı yapmaktadır.
Antalya’ya yapılan yatırım Türkiye ekonomisine daha yüksek katma değerle dönmektedir. Bütün bakanlıklar, yerli ve yabancı özel sektör kuruluşları ve bankalar bu hususa dikkat etmeli, planlamalarını buna göre yapmalıdır.

Sevgili arkadaşlarım,
13 Eylül’de Geleneksel ödül törenimizi yapacağız. 2016 yılının vergi, ihracat şampiyonlarına teşekkür edeceğiz ve inovasyon ödülü vereceğiz.
13 Eylül aynı zamanda YÖREX’in açılışı günüdür, bu vesileyle YÖREX’e özel sektör olarak daha fazla destek vermemiz gerektiğini de belirtmek isterim. Bütün Meclis ve Komite üyelerimizi her iki etkinliğe de bekliyoruz.
Sözlerime son verirken 30 Ağustos Zafer bayramınızı ve Kurban bayramınızı şimdiden kutluyorum. 30 Ağustos kahramanlarını ve tüm şehitleri tekrar saygıyla anıyorum. Bayramların herkese güzel günler, esenlikler getirmesini, üyelerimize bereket getirmesini diliyorum. Çalışmalarınız ve ilginiz için tekrar teşekkür ederim.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2017 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi