ATSO Ocak Ayı Meclis Toplantısı

26 Ocak 2010 Salı

Çetin Osman Budak
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Başkan,
Sayın Divan,
Değerli arkadaşlarım, 

Dışarıdaki sert soğuk havaya rağmen güzel günler ve iyi bir 2010 yılı dileyerek,  hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.   

Antalya milletvekilimiz Sayın Mevlüt Çavuşoğlu dün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlık görevine seçilmişlerdir.  

Kendisini tebrik ediyor, ülkemizi ve Antalya’yı en iyi biçimde temsil edeceğine inanıyoruz.   

Bu güzel olaya tanıklık etmek üzere Antalya’dan, Meclisimizden ve Yönetim Kurulumuzdan değerli arkadaşlarımız Strasbourg’a gitmişler ve dönmüşlerdir.  

Oradaki izlenimlerini toplantıdan sonra kendilerinden alabiliriz.  

Sevgili arkadaşlar,
Bugün meclisimizde yeni bir uygulama başlatacağız.  

Ekonomik durumla ilgili düşüncelerinizi almak için bir anket yapacağız. Ama bu bir elektronik anket olacak. Kısa sorulara birkaç dakika içinde cevap vermenizi rica ediyorum. Anket sonuçları kısa sürede elimizde olacak ve konuşmamın sonunda bu anketin sonuçlarını da birlikte değerlendireceğiz. Bu anketle hem meclisimizin ortak değerlendirmelerini görmüş olacağız, hem de kamuoyuna meclis olarak önemli gördüğümüz konularda mesaj vermiş olacağız.  

Hızlı ve etkin bu anketin faydalı olacağına inanıyorum. Kısa zamanda sonuçları almak için şimdi konuşmama 5 dakika ara vereceğim.  

Ben de anketi sizinle birlikte dolduracağım ve daha sonra konuşmama devam edeceğim.    

Teşekkür ediyorum, sonuçlar biraz sonra gelecektir. Şimdi konuşmama devam edebilirim.  

Değerli Meclis Üyeleri,
Özel sektör olarak, 2010 yılına ekonomide toparlanma ümidiyle girmek isterken, Türkiye gündemi bir kez daha akıldışı konulara kaymıştır.  

Bir darbe planı iddiası gündeme gelmiş ve TOBB Başkanımız Sayın Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun da adı bu iddialara eklenmiştir veya karıştırılmıştır.    

Sayın Başkan, bu konuda gereken açıklamayı son derece net bir biçimde yapmıştır, tavrını, duruşunu açık olarak ortaya koymuştur.  

Sayın başkanın dediği gibi, bu çamur Rıfat Bey’in üzerine de, TOBB’un üzerine de yapışmaz.  

TOBB siyasetten uzak kalmayı başarmış; sloganını güçlü ekonomi, kaliteli demokrasi diye belirlemiş bir kurumdur. Bu konuda kimsenin en küçük bir kuşkusuna, soru işaretine yer yoktur.  

Dün Sayın Genel Kurmay Başkanımızın açıklaması da son derece önemlidir ve Silahlı Kuvvetlerimiz adına çok net bir tavır en üst düzeyde ortaya konulmuştur.  

Her ne olursa olsun artık bu gerginliğin, bu kuşkuların biran önce son bulması gereklidir ve bunun da yolu demokrasinin her tür tehlikeye karşı korunmasıdır.  

Türk milletinin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti rejiminin tehlikeye düşeceği gibi bir korkusu olmayacak biçimde gerekli hukuki, siyasal, kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır.  

Demokrasinin, şeffaflığın, eleştirinin, hesap sormanın ve hesap vermenin olmadığı yerde ve ülkede, kimin neyi, ne için yaptığı anlaşılamaz, gelecek tesadüflere kalır. 

Bir kez daha vurguluyoruz ki, demokrasinin temelinde yargı, yasama, yürütme organları arasında kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Bağımsız yargı ve bağımsız medya demokrasi için gereklidir.   

Kamu kurumlarında liyakat rejiminin esas alınması zorunludur. Güçlü bir demokrasi için sivil toplumun özgür biçimde yönetime katılmasını sağlayacak bir ortam oluşturulmalıdır.  

Değerli arkadaşlar,
Mevcut gerginliğin ve tartışmaların ülkenin hiçbir sorununu çözmediği, tam tersine artırdığı ortadadır. Bunları tartıştıkça işsizlik sorunu konuşulmuyor, halkın geçim sıkıntısı, esnafın hayatta kalma mücadelesi konuşulmuyor.    

Bankaların takipteki alacakları 10 milyardan 21 milyara yükselmiş, son iki yılda 3 milyon karşılıksız çek verilmiş, okulunu bitirmiş veya bırakmış gençlerin üçte biri işsiz, herkes geleceğin ne getireceği endişesi içinde. Ama bakıyorsunuz bu sorunlar değil, sürekli olarak sonuç alınmayacak konular tartışılıyor. Oysa ekonomik sorunlar çözülmezse, gelir dağılımı düzelmezse, sosyal huzursuzluk zaten ülkeyi yönetilemez hale getirir. Bu kadar gerginliğe bir toplumun psikolojik olarak dayanması mümkün değildir. Bu şekilde sürekli gerilim yozlaşmaya neden olur,  zaten olmaktadır da. Asıl korkulması gereken budur.  

Değerli arkadaşlar,

Odalar ve Borsalar Birliği olarak, Ticaret ve Sanayi odaları olarak; laik, demokratik, sosyal hukuk devleti dışında, herhangi bir siyasi taraf olmamız mümkün değildir.  

Gündemdeki sonuçsuz tartışmalara kapılmadan ülkenin ekonomik sorunlarıyla uğraşmak bizim görevimiz ve temel ilkemizdir. Bir taraftan elbette gerçek bir demokrasiyi savunacağız, ama diğer taraftan da demokrasinin gereği olarak, özellikle ekonomik yerel ve sektörel konularda, siyasal iktidara gerekli eleştiri ve çözüm önerileri yansıtacağız. Bu da bizim görevimizdir.  

Sevgili arkadaşlarım,

Türkiye gündeminde olmasa da bizim gündemimizde ekonomi var olmaya devam etmektedir. Ekonomide reel sektör olarak krizden çıkma mücadelesi vermekteyiz.  

Artık herkes iki yılı aşan sıkıntıdan sonra işlerin düzelmesini bekliyor, arzuluyor. 2008 yılı birçok sektörde durgunluk yılı oldu, 2009 kriz yılı oldu, halkın büyük çoğunluğunun sabrı kalmadı. Ancak, daha önce de söylediğimiz gibi çabuk bir düzelme olmayacaktır. Dünya ekonomisinde de risklerin devam ettiği görülüyor.  

Krizin etkileri bu yıl da hissedilmeye devam edecek, toparlanma yavaş olacaktır.  

Geçen yıl dünya üretimi reel olarak % 1 civarında düşmüştür. Dünya ticareti ise % 12 oranında azalmıştır.  

Bu yıl ise dünya ekonomisinde % 3’un üzerinde büyüme bekleniyor. Dünya ticaretindeki artış beklentisi ise % 5,5 oranındadır. 

Ülkemizde ise 2010 için beklentiler O.V. Plana göre yaklaşık  % 4 büyümedir. Enflasyonun % 8-9 bandına çıkmasını bekleyebiliriz. Şu anda % 9 düzeyindeki tahvil faizi % 12’ye yükselebilir. Ancak bu faiz artışı yılın ikinci yarısında gelecektir.  

Bütçe açığının en az 50 milyar TL ile bu yılın düzeyinde kalacağını, hatta harcamalarda kısılma olmazsa bir miktar daha fazla olacağını söyleyebiliriz. 

Cari açık petrol fiyatı gibi etkenlere bağlı olmakla birlikte birçok tahmin 20 milyar dolar düzeyinde olacağı yönündedir.  

Geçen yıl gelen döviz girişi bu yıl soru işareti yaratmaktadır. Bununla birlikte IMF anlaşması ve yabancı sermaye girişi durumunda dövizde sıçrama değil, tersine geçici de olsa düşüş bile beklenmektedir.  

Tabloda yer alan birkaç hususa değinmek istiyorum. 

 

Hükümet

TCMB Anket

The Economist

Deutsche B.

Büyüme

3,5

3,9

3,2

3,9

Enflasyon

5,3

7,15

7,8

6

İşsizlik

14,6

x

X

x

Bütçe açığı

-%4,7(50 mTL)

x

-  % 5,8

-% 5

Cari Açık

-18 milyar $

21 milyar $

-% 2,7

-%3,2 (21 M $)

Gösterge faiz

x

9,2

9,3

x

Dolar/Euro

x

x

1,42

x

TL/Dolar

x

1,57

1,50

1,65

TL/Euro

x

x

X

2,56

 

Banka

Banka

Banka

Büyüme

5

3,8

3,2

Enflasyon

7,9

6,4

5,4

İşsizlik

x

X

14,5

Bütçe açığı

x

-% 5,5

-  % 4,8

Cari Açık

-37 milyar $

24 milyar $

-% 2,7

Gösterge faiz

% 11

% 12

9,3

Dolar/Euro

1,44

X

x

TL/Dolar

1,52

1,56

1,56

TL/Euro

2,19

X

2,31

Şu anda ihracatta artış beklentisi başlamıştır. Ancak son verilere göre sanayi üretiminde yatay seyir devam etmektedir.  

IMF anlaşması belirsizliğini korumaktadır. Anlaşma olursa Hazinenin borçlanma ihtiyacı azalır, faizlerde yükselme geç ve yavaş olur ve banka kredileri artar, döviz kurunda da fazla hareket olmaz. Tabii, bir hususu yanlış anlamamak gerekir, IMF anlaşması gibi faktörler günü kurtarmaya dönüktür. Oysa önemli olan günün kurtarılması değil, geleceği kurtaracak önlemlerin alınmasıdır. Bu noktada öncelikle durgunlukla mücadele konusunda yeni önlemlerin alınması gerekmektedir. Hükümet istihdam desteği gibi bazı önlemleri devam ettirmektedir. Ama bunlar yeterli olmadığı gibi, bütçe açığını kapatmaya dönük zamlar canlanmayı engellemektedir.  

Türkiye’nin biran önce daha yüksek büyüme sağlayacak bir değişime girmesi gereklidir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, büyüme % 5’in üzerine çıkmadığında, bir faydası olmuyor, işsizlik azalmıyor. 

Bugün sanayi sitelerini, hatta çarşıyı dolaştığımızda kapalı kepenklerin arttığını görüyoruz. Hükümet Sanayide sektörel stratejiye, hatta şirket stratejisine geçmesi gerekiyor. Bugün kamunun enerji dışında bir sektör stratejisi olduğunu söylemek zordur. Ayrıca devletin sanayi yatırımlarından, limanlar gibi altyapı yatırım ve işletmelerinden, madenlerden tümüyle elini çekmesi de yanlış olmuştur. Devletin elini çekmesi sonucunda bölgesel dengesizlik artmıştır.   

Ekonomide canlanma için banka kredileriyle ilgili olarak mutlaka önlem alınmalıdır. 2008 yılı Ekiminden bugüne kadar banka kredileri 251 milyardan 259 milyara ancak çıkmıştır. Enflasyonu dikkate aldığımızda reel olarak kredilerde % 3,5 oranında gerileme olmuştur. Oysa ekonomideki canlanma kredi artışına bağlıdır. Bu nedenle kredi faizlerinin maliyetini düşürecek, özellikle KOBİ kredilerini destekleyecek önlemlere ihtiyaç vardır.   

Son yapılan sigara, içki gibi zamların enflasyonu 1,5 puan artırması beklenmektedir. Bu tür zamlar ayrıca kaçakçılığı ve başka olumsuzlukları da teşvik etmektedir.  

Basında Suriye, İran ve Irak’taki fiyatlar verilmiş ve tehlikeye işaret edilmiştir. Komşu ülkelerle fiyat farkı yüksektir.  

İçki üzerindeki ÖTV konusuna meslek komitelerimiz de değinmişler, maalesef bu konuda sorun devam etmektedir. Bütçe dengesini düzeltecek bu tür zamlar yerine daha farklı önlemlere gidilmelidir. Bütçedeki 53 milyarlık açığın 32 milyarı sosyal güvenlik ve sağlıktan kaynaklanan açık olacaktır.  

Sosyal güvenlik açığının bir nedeni kayıtdışı istihdamdır, diğer nedeni de hastaneler sistemindeki verimsizliktir.  

Öncelikle bunlarla mücadele edilmelidir. Kayıtdışı ile mücadele için vergi reformu zorunludur. Gelir idaresinin reformu, vergi oranlarının gözden geçirilmesi zorunludur. Sağlık sistemindeki açık verimsiz bir açıktır, ekonomiyi destekleyen değil, köstekleyen bir açıktır. Şimdi bu açığın azalması için eczanelere dönük uygulamalar başlatılmıştır.  

Marketlerde ilaç satışı gibi düzenlemeler de gündeme gelmiştir. Marketlerde ilaç satışı Avrupa’da dahi çok tartışma konusu olmuştur.   

Sevgili arkadaşlar,
Ülkeyi bırakıp, Antalya’ya baktığımızda öncelikle iyi gelişmelere değinmek istiyorum. Elbette olumlu gelişmeler de olmaktadır ve bunların da değerini bilmek gerekir: 

2016 yılında EXPO ve Avrupa Futbol Şampiyonası konusunda ortak bir heyecan ortaya çıkması olumlu bir gelişmedir. Ümit ediyorum ki, bu çerçevede Antalya stadyum gibi yatırımları ilgili Bakanlıklar desteğiyle gerçekleştirebilecektir.   

Devlet Bakanı Sayın Faruk Özak, stadyum konusunun artık başka yer ve başka projeyle yapılabileceğini belirtmiştir. 

Bugünlerde fazla konuşulmayan, fakat önemli bir konu Antalya-Kemer karayolu tünellerinin tamamlanmasıdır. Kemer ulaşımı böylece çok daha kolay ve güvenli olacak ve ilçemiz adeta Antalya’nın bir semti haline gelecektir. Bu arada, Antalya limanında yolcu salonu yatırımına artık başlanacağını da basında okuduk. Bu da gecikmiş ve önemli bir yatırım konusudur; özellikle kruvaziyer turizm açısından geç kalmış bir yatırım konusuydu.  

Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan İmar Planı Yönetmeliği çalışması da son derece önemli bir çalışma.  

Sağlıklı bir kentleşme, görüntü kirliliğinin engellenmesi, binalarda yalıtım gibi birçok konuda imar yönetmeliği Antalya için hayati önemde bir konudur.  

İlgili meslek komitelerimiz bu konuda çalışma yapmışlardır, iyi bir yönetmelik için gerekli katkıyı yapacaklarına inanıyorum.

Ekonomi cephesinden olumlu bir gelişme son aylarda teşvik belgeli yatırımların artmasıdır. Yılın ilk yarısında yatırımlar 290 milyon TL ile hızla azalmışken, yılın ikinci yarısında 600 milyon TL yatırım teşvik belgesi ile ciddi bir artış olmuştur. İkinci yarıda Antalya İstanbul’dan sonra ikinci sıradadır. Yatırımların turizm sektörü ağırlıklı olsa da toparlanması sevindiricidir.

Geçen yıl içinde turizmde 530 milyonluk 27 teşvik belgesi alınmıştır.

·         Sağlıkta 80 milyonluk 5 belge,                                             

·         Enerjide 87 milyonluk 4 belge,                                                   

·         İmalat sanayinde 80 milyonluk 15 belge,                                 

·         Tarımda 40 milyonluk 14 belge alınmıştır.                         

·         Madencilikte 20 milyonluk 4 belge alınmıştır.  

Tabii ki, bunların yanında olumsuz gelişmeler de görüyoruz. Yatırımlardan başlayacak olursak büyük yatırımlarda diğer bölgelerin gerisindeyiz.  

Turizmdeki yatırımların tam olarak içeriğini bilmiyorum. Ümit ederim ki, geleneksel turizm yatırımlarının tekrarı yerine, ürün çeşitlenmesine yönelme olacaktır. Bu konuda bir başka dikkat çekici nokta Burdur gibi illerimizdeki yatırım yetersizliğidir.  

Antalya’da geçen yıl 900 milyon TL tutarında 80 yatırım için belge alınırken, Burdur’da 7 yatırım için 30 milyon TL civarında teşvik belgesi alınmıştır. Isparta biraz daha iyi durumdadır,  ama iki ilimizde de teşvikte 2. Bölge olmanın dezavantajları görülmektedir.  

Aslında bu nedenle biz Bölge Kalkınma Ajansının kurulması gerektiğini yıllar boyunca söyledik. Artık ajans kuruldu, her ay önemli bir mesai veriyoruz. 

Ajansın uluslararası alanda ve sektörlerle iyi ilişki kuracak, proje üretecek, hızlı ve esnek bir yapıya kavuşmasını ümit ediyoruz. Bunlar dışında kentimizde ulaşım alanında sorunların devam ettiğini görüyoruz.  

Tramway ve toplu taşıma sisteminin ciddi bir biçimde ele alınması zorunludur. 25 zabıta memurunun kavşaklara dikilerek bir tramwayın yürütülmesi gibi durumların geçici olacağını, bu hattaki otobüs ve minibüslerin kısa zamanda kaldırılarak, trafikte rahatlama sağlanacağını zannediyoruz. 

Ulaşım konusunda üç deniz otobüsü konusu ayrı bir olaydır. Bunların neden ve nasıl alındığı, şimdi ne olacağı konusunda kamuoyuna tatmin edici bir bilgi verilmelidir.  

Bir başka sorun, geçen hafta bir gazetemizde çıkan “çukur kent” tanımlamasıdır.  

Gerçekten de kent merkezinde yarım kalmış yatırımlar, arsa davaları, plan davaları nedeniyle, Konyaltı’ndan, Dokuma’ya ve Lara’ya kadar çukur halinde veya yarım kalmış inşaat halinde bırakılmış birçok yer bulunmaktadır.  

Alışveriş merkezi sevdası nedeniyle önemli alanlar atıl kalmış ve çirkinlik yaratmıştır. Bunlar Antalya’ya yakışmamaktadır. Kent merkezinde Özel İdare Çarşısı gibi, onların karşısında güvenli olmayan binalar gibi artık müdahale edilmesi gereken yerler de beklemektedir.  

Değerli Dostlar,
Antalya’nın artık alışveriş merkezi yaptırılmadan proje üretebilecek bir il olması gerekir.  

Her zaman söylediğimiz bir konu Antalya’nın bütçeden yeterli pay almamasıdır.  

2009 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi bütçeden 100 milyon TL alırken, İzmir 7 kat, Ankara 9 kat, İstanbul 28 kat daha fazla almaktadır. Bunun nedeni üç büyük ilin vergi avantajıdır. İstanbul ve Ankara’nın dış kredi kullanma imkânları da fazladır. Ankara’nın Hazine’ye borcu 4,5 milyar TL’dir.  

Antalya’nın bu sorunu çözülmedikçe yatırımlar konusunda hızlı bir ilerleme sağlanamaz, belediyeler turizmin ve göçün yarattığı taleplerini karşılayamaz. Bütün Belediye Başkanlarımızın bu konuda işbirliği yapması, bu konuyu Hükümete ve Meclise birlikte götürmesi ve yasal bir çözüm için ortak mücadele etmelerinde yarar vardır.  

Değerli arkadaşlar,
Odamız faaliyetlerine gelince, bildiğiniz gibi turizm sektöründe bir dizi çalışma başlattık.  

Kongre Bürosu çalışması tamamlandı ve ilk adımı hayata geçirmiş olduk. Tanıtma şirketi çalışmamız devam ediyor.  

Kaleiçi’ndeki tarihi yerlerle ilgili proje konusunda da yoğun girişimler yapıyoruz.  

Bildiğiniz gibi, turizmde sorunlar ve beklentiler konusunda bir dizi çalışma toplantısı başlattık. Geçen ay ilk toplantıda vergi, mali sorunlar ve finansman konusu ele alındı. Bizden sonra Bakanlık da bizim yaptığımızın aynı formatında bir başka toplantı yaptı.  

Yarın ise turizmde operatörler ve acentelerle bir toplantı yapacağız pazarlardaki durumu ve 2010 beklentilerini ele alacağız.  

Bir sonraki ay turizm belediyelerini ve odalarını toplamayı planlıyoruz. Bu toplantı serisiyle turizmin her alanını tartışmaya açmış olacağız. Buradaki çıkış noktamız şudur. Turizm 40’a yakın sektörle ilişki içindedir. Turizm, sanayi gibi bağımsız bir sektör değildir. 

Sanayide bir firmanın bulunduğu bölge ile hiçbir ilişkisi olmayabilir. Turizmde ise ürün bütün bölge halkını, ekonomisini içine alan kompleks bir üründür.  

Taksici, bir mağaza tezgâhtarı, bir mimar, kentteki bir restoran aşçısı, belediye çalışanları da turizmdeki ürünün üreticisi konumundadır. Bir otel hiçbir zaman sadece kendi hizmetini satmamaktadır. Bölgenin doğası ile coğrafyası ile kültürü ile ürettiği ürün satılmaktadır veya satılmalıdır.  

Geçen gün Sayın Vural Öger de bu paralel de tespitlerini tekrar gündeme taşımıştır. Bu nedenle turizm sektörü kendi içinde bağımsız bir sektör değildir, hem sektör içinde hem de bölge düzeyinde karşılıklı bağımlılık vardır. Dolayısıyla destinasyon yönetimi için gerekli birlikteliğin ve işbirliğinin sağlanması en önemli konudur.  

Bu işbirliği olmadan, birliktelik olmadan uzun dönemli sürdürülebilir büyümeyi sağlayamayız.  

Sevgili arkadaşlarım,
Yine faaliyetlerimiz içinde TOBB DEİK toplantısı, TOBB Genç Girişimciler Genel Kurulu vardı. TOBB Sigorta Meclisi ve İcra Komitesi çok önemli bir toplantıyı Odamızda gerçekleştirdi. Bu konudaki çalışmaları için komite üyelerimize teşekkür ediyorum.

Bu arada Aralık ayında TOBB otomotiv sektörü meclisi, telekomünikasyon meclisi gibi sektör meclisleri de toplandı. Bu meclis çalışmalarının takip edilmesi, bu çalışmalara katkı verilmesi de gerekmektedir.   

Son gelişmeler özel sektör birlikteliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. 

Bütün sektörlerde il düzeyinde ve Türkiye düzeyinde sektör meclislerine önem verilmesi gereklidir. Bir sektör meclisinin çalışmasının, proje üretmesinin sorumluluğu o sektör meclisinin üyelerine aittir.  

Sigortacılarımız bu konuda gerçekten örnek olmuşlardır. Aynı birlikteliği tüm sektörlerde görmeyi ümit ediyoruz.

Bir başka önemli faaliyetimiz olan kurumsal kimlik çalışmasında Seçici Kurul toplanmış ve Konkura girmeye hak kazanan ajanslar belirlenmiştir.  

Ajanslar veya reklamcılar sektörümüzde bir güzel gelişme derneklerin birleşmesi konusudur. Başarılı bir birleşme ile birliktelik sağlanacağını temenni ediyorum.  

Tüm bu çabaları için arkadaşlarımızı, sektör mensuplarını kutluyorum. Artık küçük olsun benim olsun anlayışını her alanda terk etmek zorundayız. Çareyi bölünmekte arama hatasından kurtulmalıyız. Birlikteliği, ortak davranmayı hem örgütlerimizde, hatta kendiişlerimizde, firmalarımızda başarmalıyız.  

Son olarak, iki komitemizin gündeme taşıdığı iki konuya değineceğim.  

Yedinci grubumuz sebze ve meyvede ilaç kalıntısı sorununa dikkat çekmiştir. Bu konuda son yıllardaki ilerlemeye rağmen halen sorunlar görülmektedir.  

Tarım üretiminde İyi Tarım Uygulamalarının yayılmasını sağlamalıyız. Bir market zinciri İyi Tarım Uygulaması sertifikası başlatmıştır. Bu sorunlar tarımda da markalaşma gereğine işarettir.  

Oda olarak üretici eğitimi, tarım danışmanlığı, bölgesel markalaşma veya sertifikasyon çalışmalarını destekleyebiliriz.  

Gerekirse küçük bir bölgede pilot uygulama yapabiliriz.  

Bir başka konu ise 13. Gurubumuzun gündeme getirdiği plastik mamul kullanımıdır. Bu belki tek bir örnektir ama aslında daha geniş olarak bir insan ve çevre sağlığı konusudur.  

Sağlık ve çevre konusunda Antalya’nın uluslararası ölçüde ileri bir il olması gereklidir. Bu nedenle bu gibi konulara dikkat çekilmesi son derece yararlıdır. 

 

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi