Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün'ün ATSO'yu Ziyareti

27 Şubat 2010 Cumartesi

Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Bakanım,
Sayın Valim,
Sayın Konuklar,
Sivil Toplum Örgütlerimizin Değerli Başkanları ve Temsilcileri,

Odamızın Çok Değerli Meclis ve Meslek Komitesi üyeleri,

Değerli sanayiciler ve İşadamları,
İlginiz ve katılımlarınız için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Hepiniz hoş geldiniz.
Sayın Bakanımıza bu nazik ziyaretleri için özellikle teşekkür ediyorum.

Burada özel sektör temsilcileri, işadamları, tüccar, esnaf, sanayiciler topluluğu olarak sorunlarımızı en yetkili isimlerden birisine aktarma fırsatı bulduğumuz için mutluyuz.  

Konuşmamın başında, izin verirseniz, önceki gün vefat eden Sayın İhsan Doğramacı’yı saygıyla anmak istiyorum. Ülkemize yurt içinde ve dışında çok hizmetleri olmuş bir kişiydi. Allahtan Rahmet diliyorum.

Sayın Bakanım,
Sizin özel sektör olarak bizi ziyaretiniz, bugünlerde bir hasta ziyareti gibidir. İş dünyası şu anda krizden ve yoğun bakımdan sağ çıkmış, ama henüz nekahet dönemindeki bir hastaya benzemektedir. Sizin ziyaretiniz ve vereceğiniz destek bizim için ciddi bir moral olacaktır. 

İzin verirseniz, ben, bir hastanın yakınmaları gibi, paylaşmak, içimizi dökmek ve çare aramak üzere,   sektörlerimizin ve Antalya’mızın temel sorunlarını başlıklar halinde zat-ı âlinize arz edeceğim.

Sayın Bakanım,
Öncelikle son aylarda ekonomideki toparlanmayı bizim de yerel verilerde gördüğümüzü belirtmek istiyorum. Son aylarda banka kredilerimizde, yatırım teşvik belgelerimizde, sanayi elektrik tüketiminde, tarım ve sanayi ihracatımızda, turizmde, KDV tahsilâtında artış başlamıştır. Protestolu senetler Türkiye genelinde olduğu gibi ilimizde de gerilemiştir. Bu veriler size sunacağımız dosyada bulunmaktadır. Bu olumlu göstergelere rağmen, şunu da vurgulamak isterim. Bir kriz olmuştur, bu krizden hiç etkilenmeyenler de olmuştur, açıklanan kar düzeyleri bunu göstermektedir. Ama krizde kaybedenler de olmuştur. Özellikle esnaf kesiminde, küçük işletmelerde ciddi bir kan kaybı yaşanmıştır. Ayrıca sektörel sorunlar da devam etmektedir. Halen mevcut sorunlar, gerginlikler ve belirsizlikler nedeniyle işadamlarında ciddi bir kaygı ve moral bozukluğu olduğunu da söylemem gerekir.  

Sayın Bakanım,
Bu çerçevede birinci olarak esnaf ve küçük işletmeler ile ilgili birkaç veriyi bilginize sunmak istiyorum. TÜİK verilerine göre son bir yılda işveren sayısı 120 bin azalarak 1 milyon 200 bine düşmüştür.  Kendi hesabına çalışan kişi sayısında 2006 yılından bu yana 300 bin kişilik azalma görülmektedir. Bu rakamları Sosyal Güvenlik Kurumu verileriyle de teyit ediyoruz. 

SGK verilerine göre 4 b statüsünde tarım dışındaki aktif sigortalı sayısı, yani eski Bağ-Kur’lu sayısı 2003-2009 arasında 2 milyon 240 binden 1 milyon 800 bine düşmüştür, yani 440 bin kişilik azalma vardır. Yine TÜİK verisine göre, yeni işsizlerin 350 bini hizmet sektöründen gelmiş kişilerdir.

Sayın Bakanım,
Bu saydığım dört veri bir esnaf işsizliği olgusuna işaret etmektedir. Siz, işsizlikteki artışın işgücüne katılımın artmasından geldiğini belirtiyorsunuz. Bu doğrudur, ama sorunun bu boyutunun da dikkate alınması gerekmektedir. Bu hususta, sizden bir ricamız Büyük Mağazalar Kanunu’nun beklentilerimize cevap verecek doğrultuda çıkmasıdır. Bu Kanun en az 10 yıl gecikmiş bir kanundur. Bu saatten sonra ancak, yeterli kapsam ve içerikte bir Kanun olursa yararlı olacağını hepimiz biliyoruz.  

Son tasarıda Bakanlığın önceki yıllarda hazırladığı tasarıdan geri gidilmiş gibi bir izlenim edindik. Medyada bu konu bir Bakkal-Market tartışmasına dönüştü ki, bu yanlıştır.

Antalya’da yüzlerce kişi çalıştıran, üretim yapan, fakat ürününü hipermarkette sattıramayan arkadaşlarımız bulunuyor.  Vadesini anlaşıp verdiği sebze ve meyvenin parasını alamayıp, zor duruma düşen üyelerimiz bulunuyor. Bu nedenle bu yasanın esnaf ve KOBİ’ler lehine çıkmasını istiyoruz. TÜSİAD böyle bir yasaya ihtiyaç yoktur şeklinde açıklama yapmıştır. O zaman bizden çok önce bu tür düzenlemeler yapmış olan Avrupa ülkeleri neden bu düzenlemeleri yapmıştır diye sormak gerekiyor.  

Sayın Bakanım,
Bu yasanın kuruluş izni, ödeme süreleri, indirim kampanyaları, özel marka oranının sınırlanması gibi unsurları içermesi gerektiği düşüncesindeyiz. Odamızın bu konudaki özel önerisi hipermarketlerde gerekli standartlardaki yerel markalara raflarında özel bölüm ayırmalarıdır. Böyle bir düzenleme yerel üreticinin sorununu azaltacağı gibi, yerel ürünlerde markalaşmayı teşvik edecek ve ekonomiye katkı sağlayacaktır. Bunun dışında yasa tasarısındaki kuruluş izin hükümlerini yeterli bulmuyoruz. Alışveriş Merkezlerinin yarattığı trafik sorununu görmek için Antalya’da belirli caddelerden geçmeniz yeterlidir. Bu konuda belediyeler gelir sağlamak için yanlış yapmışlardır. Kanun bu sorunlara çözüm bulacak biçimde çıkmalıdır. Aksi halde bir faydası olmayacaktır. Aslında işyeri açılış izni sadece büyük mağazalarla ilgili bir konu değildir. Bir kentteki bütün işyeri açılışlarının bir izne bağlı olması ve Ticaret ve Sanayi Odalarının, Esnaf ve Sanatkarlar Odalarının burada bir söz hakkı olması gerekir.  

Bugüne kadar eczanelerden, otellere kadar her sektörde işyeri enflasyonu yarattık. Sonra da bunun yarattığı sıkıntıları yaşıyoruz.  

Sayın Bakanım,
Antalya’da 4500 market türü işyeri bulunmaktadır. Bir markete yaklaşık 400 kişi düşmektedir. Kent merkezinde bu sayı 300’ün de altına düşmektedir. Market sayısındaki artış özellikle zincir mağaza sayısındaki artıştan gelmektedir. Giyim mağazası veya satış yeri 7000 civarındadır. 

Üç bin civarında yeme-içme yeri, yine üç bin civarında elektronik eşya-bilgisayar sektörü işyeri bulunmaktadır. İlimizde 1500 civarında benzinlik veya yakıt istasyonu bulunmaktadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Turizmin de teşvik ettiği bir işyeri enflasyonunu yıllardır yaşıyoruz. İsteyen, istediği yerde, istediği türde işyeri açabiliyor ve biz hiçbir şey söyleyemiyoruz. Böyle bir yapıda ne sağlıklı kentleşme ne de sağlıklı ticaret olur. Esnaf bir taraftan büyük markalar, bir taraftan işyeri enflasyonu, bir taraftan her şeyin satıldığı semt pazarları arasında kalmıştır. Kent merkezine gidemeyen veya cazip bir atmosfer bulamayan halkımız için alışveriş merkezleri alternatifi olmayan sosyal mekânlara dönüşmüştür.

Esnaf ve küçük işletmeler için bir çözüm önerimiz Toplu İşyerleri kurulmasıdır. Toplu işyerleri hem küçük ticaret kesimi hem de kent için bir kurtuluş yöntemidir. Konu şu anda sadece belediyelerimizin yetki ve çabalarına bağlı kalmıştır. Ama bu konuda bir tür teşvik unsurunun da ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Örneğin sanayide geri kalmış bölgeye taşınma teşviki gibi bir destek veya bir tür KOSGEB desteği formüle edilebilir. KOSGEB konusunda özel talebimiz, Antalya’da bölge müdürlüğünün açılmasıdır, çünkü Denizli Bölge Müdürlüğü’ne belge akışı zaman kaybı yaratmaktadır. Artık Antalya’nın sanayi sektöründeki gelişimi göz önünde bulundurulmalıdır. KOSGEB konusundaki genel beklentimiz ise kurumun imkanlarının güçlendirilmesi ve teşvik bürokrasisinin azaltılmasıdır. 

KOBİ’lerin, esnafın birleşmesine, markalaşma çalışmalarına daha fazla destek verilmelidir. Sanayi sektörümüzde çok önemli bir sorun, Piyasa gözetimi ve denetiminin iyi işlememesidir. Bir süre önce ilgili komitemiz Çin’den salamura mantar ithal edilmesinden şikayet ediyordu. Bu konuda ciddi bir denetim gereklidir. Ürün denetimi, etiket denetimi iç piyasadan önce gümrükte yapılmalıdır. Bu denetimlerin ithalatta gümrükte başlaması, yerli üretimde de üretimden başlayarak etkinleştirilmesi gerekiyor. Asansörden, inşaat malzemesinden oyuncağa kadar CE işareti gibi belgelerin denetiminin yapılmadığı konusunda büyük bir şikayet var. Akaryakıt sektöründe dahi halen sorunlar bulunuyor.

Taşımacılık sektöründe belgesiz çalışma sorunu yaşanmaktadır. Bu sorunlar haksız rekabet yarattığı gibi, kayıtdışı ekonomiyi de besliyor. Gerekirse yerel yönetimleri veya bizleri de yetkilendirin veya Bakanlıkların denetim mekanizması güçlendirilsin. Tarımda ve sanayide en ciddi sorun girdi maliyetlerinin yüksekliğidir. Tarımda tohum ve fidedeki %8 KDV, gübre de % 18 KDV düşürülmelidir, tarım ve sanayide elektrik gibi ürünlerin fiyatları konusundaki yakınmalar haklı olarak bitmemektedir. Enerji maliyetinin yüksekliğini siz de dile getirdiniz. Elektrik üzerindeki TRT payından bile kurtulamadık. Ben, TRT’de bir ses sanatçısı veya bir futbol yorumcusu gördüğümde aklıma elektrik bedeli geliyor. TRT’nin faturasını sanayici veya üretici değil, izleyen ödesin. Avrupa ülkelerindeki gibi konutlara dayalı çözümler geliştirilebilir. Bandrol ücreti arttırılabilir. Seralarımızın düşük elektrik tarifesinden yararlanması da önemli bir konumuzdur.  Size Ankara’daki ziyaretimizde de bu konuyu aktarmıştım. Desteklerinizi bekliyoruz. Tarımda modern seracılığın daha fazla desteklenmesi önemini korumaktadır. Tarımda bir taraftan modern tarımın desteklenmesi, diğer yandan üretici birlikleri ve kooperatiflerin çalışmalarının gözden geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Toptancı haller yasasında kiralama ve tahsis ile ilgili kurallar aracılık kurumunu zayıflatmamalı, ödeme süreleri ve komisyon oranları gerçekçi olmalıdır. 

Sayın Bakanım,
Antalya’nın önemli bir sorunu kış aylarında turist sayısının yaz aylarına göre % 90 oranında düşmesidir. İlimizin kış aylarında turizm için ürün çeşitlendirmesini geliştirmesi gerektiğini biliyoruz. Ancak bunun dışında direkt tarifeli uçak seferleri gibi, kış aylarında sektörün istihdam yükünün azaltılması gibi destekleri daha önce de dile getirmiştik.  Turizmde kaliteyi ve kar marjını yükseltecek desteklere ihtiyaç duyulmaktadır.  Bu konuda çeşitli gayretlere rağmen istenen sonuç alınamamıştır.  

Sayın Bakanım,
Antalya’nın milli gelirde, katma değer veya tüketimde payı % 3-4 arasındadır. Türkiye vergi gelirlerindeki payı ise % 1,3’tür. Vergi gelirinde yedinci sıradayız, ama aradaki bu fark Antalya’nın bir kaybıdır. Burada kazanılan gelir İstanbul gibi büyük kentlerimizde vergilendiriliyor ve Antalya gelir kaybediyor.

Yıllardır söylememize rağmen turizm belediyelerinin gelir ve altyapı finansmanı konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır. 2009 yılında vergi gelirlerinden Antalya Büyükşehir Belediyesi 100 milyon TL alırken, İzmir 7 kat, Ankara 9 kat, İstanbul 28 kat daha fazla almaktadır. Bunun nedeni üç büyük ilin vergi avantajıdır.  Yerel yönetimlerimizin bütçe sorunları nedeniyle Antalya gibi bir turizm başkentinde ulaşım veya trafik, hava kirliliği, betonlaşma sorunları çözülememektedir.

Bildiğiniz gibi, Kongre Merkezi, Stadyum, Çevre yolu gibi önemli yatırım ihtiyaçlarımız bulunmaktadır. Son seller dere ve akarsuların islahı, yağmur suyu drenaj altyapısı eksiklerini bir kez daha göstermiştir. Kentin aydınlatma altyapısı halen sorunlu ve yetersizdir. Antalya’nın son yıllarda kamu yatırımları bakımından ciddi bir gelişme kaydettiğini biliyoruz. Ancak, buna rağmen, bu tür önemli konularda Bakanlıklar veya Merkezi İdare, İl Özel İdaresi ve Belediyeler bir araya gelip, acil yatırımlar için daha fazla ortak çaba göstermelidir.

Bir spor salonunda sadece 100. Yıldaki ticari alanlı projeye takılıp kalmasaydık ortak bir gayretle bir kongre ve spor salonu yapsaydık, Dünya Basketbol Şampiyonasını kurtarabilirdik. Şimdi önümüzde EXPO 2016 gibi büyük hedefler bulunuyor. Bunları ancak Hükümetimizin destekleriyle gerçekleştirebiliriz.

Son konu olarak inşaat sektörü ile ilgili bir hususu dile getireceğim. Antalya’da inşaat sektörü çok önemli bir sektördür. Sanayimizin önemli bir kısmı da inşaata dönüktür. Son yıllarda oluşmuş konut stoku halen bitmemiş ve fiyatlar ciddi biçimde gerilemiştir. 2B arazileri konusunda yasa çıkmasına rağmen yönetmeliğin çıkmaması sorun yaratmaktadır.   

Yabancıların konut alımında çeşitli sorunlar nedeniyle önemli bir ilerleme yoktur. Bu sektörde çok sayıda firma şu anda işsizdir, sıkıntı içindedir. Bu ortamda Antalya’da sosyal amaçlı da olsa TOKİ yatırımlarına ihtiyaç olmadığına inanıyoruz.

Antalya’da göçün özendirilmemesi konusunda belediyelerimizi de uyarıyoruz. Bu sektörle ilgili olarak, İmar Kanununun değişmesi, Müteahhitlik kurumunun düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Bunlar dışında vergi ve sigorta pirim yükü konusunda da çok fazla yakınma konusu bulunmaktadır.  

Devletin, Hazine’nin veya Sosyal Güvenlik Kurumu’nun vergi ve prim alacaklarına bakıldığında, gecikme cezalarına bakıldığında ortada büyük bir sorun olduğu görülmektedir. Toplum, özel sektör, hatta kamu kurumları primlerini, elektrik ücretini bile zorla ödemektedir. Her durumda Devletin alacaklarının 100 milyar liraya çıkmış olması önemli bir sorundur. Bu konuda bir af kesinlikle istemiyoruz, ama gecikme cezaları düşürülmeli ve yapılandırmaya gidilmelidir.

Sayın Bakanım,
Bunlar doğrudan Bakanlığınızla ilgili olmamakla birlikte dikkatinize sunmakta yarar gördüm. Sizin konuşmanıza daha fazla zaman vermek için konuşmamı uzatmak istemiyorum. Ziyaretiniz ve ilginiz için sonsuz teşekkürlerimi arz eder, hepinize saygılar sunarım.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2020 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
TS 10002