ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter

ATSO Aralık Ayı Meclis Konuşması

29 Aralık 2010 Çarşamba

                                                                                                                                Çetin Osman BUDAK 
                                   Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Başkan, 
Değerli Meclis Üyeleri,

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında geçtiğimiz günlerde talihsiz bir kazada kaybettiğimiz Sayın Faruk Kayhan arkadaşımız için üzüntümü belirtmek ve bir kez daha ailesine ve camiamıza başsağlığı dilemek istiyorum.   Ayrıca önceki gün Ticaret Borsası eski Başkanı ve eski milletvekilimiz Sayın Fikret Badazlı’yı da kaybettik. Sayın Badazlı için de başsağlığı dileklerimi bir kez daha sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar,

Bugün bütçe nedeniyle gündemimiz yoğun olduğundan kısa konuşacağım. Artık birkaç gün sonra yeni bir yıla merhaba diyeceğiz. Milenyumun da ilk 10 yılını böylece tamamlamış olacağız. Normalde böyle bir 10 yılın bitip yeni bir on yılın başladığı dönemlerde her ülke 10 yıllık bilançosunu çıkarır ve yeni hedeflerini ortaya koyar. Ama bu yıl dünya halen krizin belirsizliğini yaşıyor, hiçbir ülke plan yapacak durumda değil. Aslında ABD’nin ve Avrupa’nın bu zayıf döneminin de Türkiye için bir şans ve fırsat dönemi olması gerekir. Avrupa’da durgunluk devam ederken Türkiye’nin bölgede yatırım merkezi olması gerekir. Bu yönde ümitler bulunmaktadır ve biz de bunun gerçek olmasını diliyoruz. 2010 yılını ülke olarak çoğunlukla siyasi gündemlerle tamamladık, 2011 yılı da siyasi gündemle geçecek gibi görünüyor. Çünkü önümüzde 2 ay kadar bir süre meclis çalışacak. Mart ayının başında seçimlerden dolayı meclis tatil olacak. Haziran da seçim var, yeni hükümet kurma çalışmaları Temmuz başını bulur, sonra meclis yine yaz tatiline girer ve Ekim den önce de çalışmalar başlamaz. Bu sebepledir ki: Bu önümüzdeki 2-2,5 aylık süre, Türk özel sektörü için son derece önemlidir. Türk ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Büyük Mağazalar Kanunu gibi çok önemli kanunların bu süre içinde geçmesini bekliyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Son günlerde medyada sürekli olarak iki dil ve özerklik şeklinde bir tartışma gündemde tutuluyor. Bu tartışmayı yaratanlar sürekli medyadalar. Bazı şehirlerimizde fiili bir durumlar yaratılıyor. Terör örgütü belediyelere eş başkan atıyor. Bölücü propaganda gündem yaratıyor ve milleti kışkırtmaya çalışıyor. Bu oyuna gelmemek, onları muhatap almamak gerekir, ama bu kara propagandanın sahiplerinin meydanı bu kadar boş bulması da kabul edilemez.  Terör tek taraflı bu propaganda ile taban buluyor. Cezaevindeki terör örgütünün başı ve seçimlerde iki milyon bile oy alamamış bir parti ülkede gündem yaratıyor ve medya da bu gündemin arkasından gidiyor. Bölücü terör propagandasına ise medya servis yapıyor. Bu ilkel bölücü propaganda artık hepimizi bıktırmıştır. Binlerce yıllık topraklarımızda etnik özerklik gibi bir haksızlığı, bir dayatmayı kabul etmeyiz. Kimse kimseye ana dilini konuşma demiyor. Zaten ana dilde konuşmada sorun yok. Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Bu değişemez. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan, eşit haklara sahip, aramızda hiçbir farkın olmadığı insanlarımızın içine nifak sokuluyor, beyinleri yıkanıyor. Konuyu uzatmak istemiyorum, ama meydan bu kadar boş bırakılmamalıdır. Bu nedenle, etnik bölücülük ilkelliğine daha fazla cesaret verilmeyeceğini ve gerekli siyasi ve hukuki çalışmaların yapılacağını ümit ediyoruz.

Değerli Arkadaşlarım,

2010 üçüncü çeyreği itibariyla Türkiye ekonomisi 2008 yılı üretim düzeyine tekrar kavuşmuştur. Bütçe dengesi yeniden iyileşme gösteriyor. Özel sektörün finansman dengesi iyi seviyededir. Sadece 2008 yılında 136 milyar dolar olan ihracat 2010 yılında halen 110 milyar dolarda kalmıştır. Cari açık yeniden 40 milyar doların üzerine çıkmaktadır. Bu açık mevduata, tahvile gelen para ile ve bankaların aldığı kredi ile finanse edilmiştir. Bu konuda sürekli olarak yapılan uyarılardan sonra nihayet bazı önlemler alınmıştır. Son dönemde ekonomide önemli adımlar atıldığını görmekten son derece memnunuz. Merkez Bankası hem faizleri düşürmüş, hem de kredi musluğunu kısmıştır.  Bildiğiniz gibi amaç sıcak para girişini teşvik etmemektir. Yöntem, ilk bakışta doğru görünmektedir. Özellikle uzun vadeli mevduatın ve tahvil ihracının teşvik edilmesi de umarım olumlu gelişme sağlayacaktır. Ancak burada önemli bir soru da cevapsız kalmıştır. Her şeyden önce bu tür önlemlerde aslında çok gecikilmiştir. Maalesef Türkiye’de bu tür gecikmeler sorgulanmaz. Ayrıca önlemler iyi açıklanmadığı için neredeyse bir panik yaşanmıştır. Sanki ekonomi yönetimi bilinmeyen bir nedenle aniden kaygılanmıştır gibi bir görüntü ortaya çıkmıştır. İkincisi, Türkiye ekonomisi kredilerde kısıntıya gidecek kadar ısınmış mıdır? Yakından baktığımız zaman, çekirdek enflasyon % 2’lerdedir. Konut fiyatları 3 yıl öncesinin altındadır, İstanbul dışında konut yatırımları durgundur. İşsizlik % 12 düzeyindedir. Büyüme baz etkisinden kurtulmakta ve % 5’ler seviyesine gelmektedir. Özel sektör yatırımları kriz öncesi düzeye gelmemiştir. Böyle bir durumda kredileri kısıtlayıp, büyümeyi düşürüp, enflasyon veya cari açık dizginlenmeye çalışılırsa, bu sıkıntı yaratabilir.  Enflasyon ve cari açık konusunda ilk yapılması gerekenler devlet bütçesinin verimli hale getirilmesi ve yapısal reformlardır. Cari açığı düşürmenin yolu budur. Aksi halde, bir taraftan en pahalı benzin ve mazot bizde olacak, diğer taraftan bunu telafi etmek için büyümeyi dizginlemeye çalışacağız. Bu doğru değildir. Çin ve Hindistan % 8 ve 9 ile büyürken, Almanya ve ABD’de bile büyüme % 3’ün üzerine çıkarken biz % 5 büyümeye razı olamayız. Almanya’da işsizlik % 7 iken biz % 12’ye razı olmamalıyız. Bu nedenle artık kayıtdışı ile daha fazla mücadele vermek gerekiyor. Kayıt dışı ekonomiye artık kayıtdışı işyerlerinin de girdiğini görüyoruz. 2001’de vergi mükellefi sayısı 8 milyon 350 bin iken 2010 yılında 8 milyon 700 bindir. 10 yılda mükellef sayısı sadece % 4 artmıştır. Vergi gelirinin % 60’ı ÖTV ve KDV geliridir. Bu nedenle vergi oranları düşürülmeli ve vergi tabana yayılmalıdır. Tabi bu yapılırken, kamuda verimsizliğe, hatalı yatırımlara, otomobil, lojman gibi israflara son verilmelidir. Kamuda olduğu gibi, özel sektörde de verimsizlik azalmalıdır. Siz 200 metre arayla benzin istasyonu açılmasına, yüz metre arayla market açılmasına, yanyana eczaneler açılmasına izin verirseniz, elbette maliyetler yüksek, karlılık düşük olacaktır. Dolayısıyla özel sektörde verimsizlik yaratan da kamunun bu yanlışlarıdır. Bütün bunların değişmesi gereklidir.

Değerli Arkadaşlarım,

Dünya ekonomisi 2011 yılında geçen yıllardan daha iyi olacak gibi görünüyor. En önemli risk ABD ve Avrupa’da borçlarda öngörülemeyen bir artış olmasıdır. ABD’de konut fiyatlarının seyri de çok önemlidir. Bu riskler şu anda görülmeyen bir şekilde artmazsa dünya ekonomisinde iyileşme olacaktır. Faizlerin düşük düzeyi ve para bolluğu bir süre daha devam edecektir. ABD çabuk iyileşirse dolar, Avrupa çabuk iyileşirse euro değer kazanacaktır. Parite tahminleri buna göre 1,30 ve 150 arasındadır. Bu ortamda emtia fiyatları ve altın en azından önümüzdeki aylarda en önemli yatırım alanları olmaya devam edecektir. Çin artık hem emtia fiyatlarını hem de döviz kurlarını etkileyen konuma gelmiştir. Dolayısıyla Çin’in kararları da önem kazanmıştır. Amerika ve Asya pazarları hızlı büyürken Avrupa pazarı durgun kalacaktır. Avrupa ve Orta Doğu’da ithalat % 10’a yakın artarken, Çin,  Hindistan ve Japonya’nın ithalatı % 30’a yakın düzeylerde artıyor. Ama maalesef Türkiye bu uzak pazarlara ihracat yapamıyor. 550 milyar dolarlık Japon pazarında ihracatımız milyar dolar bile değil. 1,5 trilyon dolarlık Amerikan pazarına 4 milyar dolar ihracat yapıyoruz. Yani dünyanın dinamik bölgelerine henüz uzak kalıyoruz. Bu nedenle Hindistan, Çin ve Japonya gibi büyüyen pazarlara dönük stratejiler geliştirmek gerekiyor. Bunlar dışında dünyada enflasyon artış eğilimindedir. Ama büyüme yavaş olduğu için enflasyonda ani sıçrama değil, tempolu bir artış beklenmektedir. Türkiye’de bütçe ve kamu borcu diğer ülkelere göre iyi durumdadır. Toplumun ve özel sektörün borcu da diğer ülkelerin altındadır. Bu nedenle % 5 ’ler düzeyinde bir büyüme rahat gerçekleşir. Son önlemler sıcak para riskini azaltırsa bu da istikrara katkı sağlar. Bu yıl yabancı sermaye yatırımları 5 milyar dolar düzeyinde kalmıştır. Bunun yarısı da yine konut ve gayrimenkul alımı olmuştur. Ama artık ABD ve Avrupa’da reel sektör şirketlerinin bilançoları ve mali durumları düzelmektedir. Dolayısıyla yabancıların şirket satın almaları yavaş da olsa başlayacaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Antalya’ya gelecek olursak, Avrupa’daki krize rağmen turist sayısı % 11 artmıştır. Türkiye ortalamasının iki katına yakındır. Kriz ortamında gelir azalması olsa da normaldir. Tarımda domates güvesine rağmen meyve sebzede ihracat artışımız % 34’tür. Ancak son dönemde domateste hal girişinin % 30 kadar azaldığını görüyoruz. Üretim azalmıştır, fiyat geçen yıla göre iki-üç kat artmıştır. Havalar ve son yağışlar da üretimi etkilemiştir. Net değerlendirme yapmak için bahar aylarını beklemek gerekiyor. Sanayi elektriği artışında %21’lik bir büyüme var. Böylece 2009 telafi edilmiş,  ancak 2008 seviyesine gelinmiştir. Bu yıl Antalya’dan madencilik ve sanayi ürünleri ihracatında iyi bir gelişme izliyoruz. Bu kalıcı olursa ilimiz ve bölgemiz için çok olumlu bir değişim olacaktır. Antalya’daki KDV ve ÖTV tahsilatları % 40’lar düzeyinde artmıştır. Bu da geçen yıla göre satışlarda artışı yansıtmaktadır. Teşvikli yatırımlara baktığımızda 650 milyonluk teşvik belgesi alındığını görüyoruz. Bu miktar geçen yıllarla aynı düzeydedir. Bunun 370 milyonu turizm sektöründedir. Sanayide teşvik belgesi hacmi 81 milyon, tarımda ise 56 milyon lira olmuştur. Turizm için yeterlidir, ama diğer sektörler için yeterli bulmuyorum. Bu nedenle Türkiye çapında sanayi ve tarımda yatırım teşvikleri konusunda yeni düzenlemeler yapılması gerekiyor. İnşaat sektörüne baktığımızda da son aylarda yeni projelerde artış görülmektedir, ancak konut fiyatlarında hala artış olmadığına dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca Antalya artık eski tempoda büyümemektedir. Buna da dikkat edilmelidir. Geçmişte Antalya net olarak yılda 100 bine yakın göç alırdı. Bugün ise alınan göç 75-90 bin arasındadır, ama verilen göç de 50 binlerdedir. Yani net göç 25-30 binlere düşmüştür. Dolayısıyla kamuda ve özel sektörde yatırım performansı yükselmelidir. Bunun için de hem sektörel sorunlara çözüm bulunmalı hem de kentsel sorunlar azalmalıdır. Bu çerçevede geçtiğimiz günlerde Yönetim Kurulu olarak Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ile çok yararlı bir görüşmemiz oldu. Bakanlar Kurulunun Antalya’da toplanması önerimizi tekrarladık. Ayrıca sektörel sorunları da konuştuk. Bu arada turizmde ve turizme bağlı ticarette büyük mevsimlik işsizliği de dile getirdik. Sayın Babacan bürokratlarla birlikte bize turizmde fazla mesai veya fazla çalışma desteği ile sektöre yardımcı olmak istediklerini açıkladılar. Eğer bu uygulanabilirse turizmde istihdam desteği olarak fazla mesai desteği verilmiş olacaktır. Tabii bizde bu tür bir desteğin yeterli olması için zemin ne kadar uygundur tartışılır. Yine de uygulanabilirse çalışanlar açısından fayda sağlayabilir. Turizmde çalışanların gelirlerinin artması Antalya için iyi bir gelişme olacaktır, bizim de sonuç olarak istediğimiz şey budur. Bu konuda ve diğer sektörel sorunlar konusunda gördüğümüz şey Sayın Bakanların son derece olumlu yaklaşımlarına rağmen bürokraside çalışmaların yavaş ve eksik olmasıdır. Bürokrasi gerek mevzuat yenileme gerekse uygulamada sektörlerden, özel sektörün hızından geri kalmaktadır. Bu sorunun aşılması da ancak özel sektörün karar ve uygulama sürecine daha fazla katılması ile bir nebze aşılabilir. Bu noktada bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Geçmişte ülkemizde bürokrasi özel sektör mantığını bilmezdi. Şimdi bu konuda ilerleme sağlandı. Ama bu kez de kamu yararı kavramının bazen unutulduğunu görüyoruz. Bize üniversite birinci sınıfta bir konu öğrettiler. Ekonomide muhasebe maliyeti ile iktisadi maliyet farklıdır. Devlet özel maliyeti veya muhasebe maliyetini değil, iktisadi maliyeti dikkate almak zorundadır. Kamu yararı ancak bu şekilde dikkate alınır ve korunur. Ama son 20-25 yılda bu konu nasılsa ihmal edilmiştir, adeta unutulmuştur. Bu nedenle bu kamu yararı kavramı bürokraside, gerek merkezi idarede gerekse yerel yönetimlerde daha fazla çalışılmalıdır. Bugün Antalya’da hava kirliliği sorunu yaşıyorsak, kent merkezinde ticarette, ulaşımda, turizmde sıkıntı yaşıyorsak, bunun temeli alınan kararlarda kamu yararı konusuna dikkat edilmemesidir. Vatandaş kömür veya lastik yakıp, ucuza ısınırken, hava kirliliği insanların sağlığını tehdit ediyor, şehrin sağlıklı gelişmesini, turist çekmesini engelliyor. Ekim ayında Antalya havadaki kükürt oranında üçüncü il olmuştur. Dolayısıyla vatandaş ucuza ısınacak diye biz bu kirliliği çekemeyiz.  Bir yerde bir alışveriş merkezi veya başka bir işyeri açarken, şu kadar yatırım vs. diyoruz. Oysa devletin bakması gereken kamuya, yani halka yararı ve zararıdır. Şehirde çevreye, sosyal hayata zarar veren bir projede o zarar dikkate alınmalıdır. Bu nedenle artık, eski alışkanlıkları, ezberleri bırakmalıyız. Antalya’da kentte, sektörlerde, ticarette disipline ihtiyaç vardır. Bu konuda bizlere de sorumluluk düşmektedir. Üyelerimiz, işadamlarımız Antalya’da görüntü kirliliğini artırmamalıdır. Şunu halen öğrenemedik; çok renkli ve büyük bir tabela iyi bir imaj anlamına gelmez. Dünyada en iyi markaların tabelaları en az renkli ve en küçük olan tabeladır. Çok renk ve büyük tabela düşük kalite simgesidir.
Artık üyelerimiz, çalışanlarının eğitimine de dikkat etmelidir. Antalya gibi bir şehirde müşteri ile düzgün konuşmasını bilmeyen çalışan olmamalıdır. Üyelerimiz, esnafımız, işletmelerimiz personel eğitimine önem vermelidir. Nitelikli personelin maliyeti yüksektir, ama uzun dönemde getirisi de yüksektir. ATSO Akademide, her sektör için şirket içine dönük eğitimler düzenliyoruz. Sizlerden gelecek talepleri de göz önünde bulundurup, eğitim programlarını geliştirebiliriz. Bir de; Marka firma olmak buralardan geçiyor. Bu nedenle markalaşmaya hepimiz daha önem vermeliyiz. Bizde bu yıl olduğu gibi önümüzdeki yılda bu önemli konuda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.. Bu konuda yeni yıla girerken bir kez daha belediyelerimize çağrıda bulunmak istiyorum. Daha güzel bir Antalya idealinden taviz vermeyiniz. İmar konusunda, çevre güzelliği konusunda taviz vermeyiniz. Bu şehirde değişime ve disipline ihtiyaç var. Bunun için seçim kaybetmek gerekirse kaybedilmelidir. Bugüne kadar seçim kazanmak için yavaş yavaş şehri kaybediyoruz. Artık şehri kazanalım, seçim kaybedilse de olur. Bu şehir bir kent kültürü kazanacaksa böyle kazanacaktır. Kentimizin geleceğini ilgilendiren konularda, mesela önemli imar planı veya tadilatı gibi konularda, büyük projelerde halkoylamasına gidilebilinmelidir.

Sevgili Arkadaşlarım,

Bilindiği gibi en önemli görevlerimizden birisi temel sorunları kamuoyunun gündemine getirmek, ilgili kurumların dikkatini çekmek ve çözüme katkıda bulunmaktadır. Özel sektör olarak bazen birçok konuyu ısrarla tekrarlıyoruz. Ama Türkiye’de sorunlar ancak bu şekilde gündeme geliyor ve çözüm bulunuyor. Son aylarda ekonomi yönetimi ardarda kararlar alıyorsa bunda özel sektörün ısrarları büyük rol oynuyor. İşte bu nedenle Sayın Bakanlarla birebir görüşerek, TOBB sektör meclislerinden,  konsey toplantılarına kadar görüşlerimizi aktararak, yerel düzeyde sürekli toplantılarla katkı yapmak için mesai harcıyoruz. Yeni bir yıla giriyoruz. Yeni yılda Antalya’ya, üyelerimize ümit vermekle yükümlüyüz. Yapılacak dünya kadar iş bulunuyor. Toplu işyerleri konusunda bir ilerleme kaydedemedik. Bu konuda defterdarlığın ve belediyenin biraraya gelip, ticari alanları tanımlaması ve artık toplulaşma çalışmalarının başlaması gerekiyor. Toplu işyerlerini belediyeler en önemli konulardan birisi olarak görmelidir. Aksi halde ticaret sektöründeki bugünkü kaos, kentleşmedeki kaos ve başıboşluk önlenemez. 12. komitemiz alışveriş festivali konusunu tekrar hatırlatmış. Geçen yıldan bu yana birçok kez gündeme geldi, ama her defasında yarım kalan bir konu oldu. Aslında temel sorun şudur: Hangi markalarla, hangi marka mağazalarla festival yapacağız? Şehir merkezinde kaç tane marka kaldı? Turisti nereye getireceğiz? Altyapı hazır olmadan yaparsak, daha başlangıçta yanlış bir başlangıç şehrin gelecekteki imajına zarar vermez mi? Bunları düşünmek ve yetersiz bir şey yapmaktansa, Antalya ismine yakışır nitelikte organizasyon yapmak gerekir. Bu nedenle önce ürünü düzeltmeye devam etmeliyiz. Yine çalışmamız gereken bir konu kentsel dönüşümdür. Belediyelerimizin kentsel dönüşüm çalışmalarına Mimarlar Odası ve diğer kurumlarımızla birlikte destek olmalıyız. Kaleiçi, Doğu Garajı, Balbey için çalışma başlatılması olumludur. Ama önemli olan bu çalışmaların hızlı ve kararlı devam ettirilmesidir. Antalya Tanıtım A.Ş. kuruluşunun da 2011’de artık hayata geçeceğini ümit ediyorum. Böylece turizm ve kültür alanında ve ayrıca markalaşma alanında daha fazla ilerlememiz mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi, kültür alanında çalışmalara önem verdik ve Odamız ve Antalya tarihi ile ilgili bir araştırma başlattık. Bu ilk çalışma bile Odamızın kuruluş yılı ve tarihinin yanlış bilindiğini gösterdi. Bunca yıl meğer gerçek bir araştırmaya değil, basit bir eski yazışmaya göre tarih belirlenmiş. Bu konuda detayları önümüzdeki günlerde göreceksiniz.

Değerli Arkadaşlarım,

Konuşmamı daha fazla uzatmayacağım. Ben yılın bu son toplantısında bütün çalışmalarınız, katkılarınız, destekleriniz için hepinize ayrı ayrı sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. 2011 yılının hepinize sağlık, başarı ve mutluluk getirmesini, ülkemiz ve Antalya’mız için hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2012 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Beceri 10
  • Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
  • Antalya Çiçek Festivali
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.