ATSO Nisan Ayı Meclis Konuşması

4 Mayıs 2021 Salı

Sayın Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Başkan,
Sayın Meclis Üyeleri,
Değerli Arkadaşlarım,

Hepinizi şahsım ve yönetim kurulumuz adına sevgi ve saygıyla selamlıyor, sağlıklı günler diliyorum.
Geçen hafta müşterek komiteler toplantısında beraberdik. Pandemiyi ve aynı şeyleri konuşuruz derken, ülkenizin gündemi yine olağanüstü konularla doldu. 
Dün Sayın Cumhurbaşkanı 17 Mayıs’a kadar tam kapanma ilan ettiler. Bu karar sürpriz olmadı, hatta daha önce alınmalıydı ve bu süreç daha programlı yönetilmeliydi.
Şimdi hemen bir grafik göstereceğim. Bu grafiğe bakarsak Türkiye’de Pandeminin başından bu yana günlük vaka sayısının nasıl geliştiğini görüyoruz.

Geçen yıl en kötü zamanda vaka sayısında 30 binlere çıkmışız, son günlerde ise 60 binlere geldik. <vaka sayısındaki bu çıkış Şubat sonunda, Mart ayı başında başladı. Biz tam kapanmaya o dönemde geçseydik pandemi hızını daha önce keserdik. Şubat meclisinde ben seferberlik ilan edelim, kısa süreli tam kapanmaya geçelim demiştim.
Oda olarak biz bunu Şubat ayında gördük, söyledik ve yazdık. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası olarak sorunları, riskleri görüyor, istişare ediyor, doğru zamanda doğru uyarıları yapıyoruz. Mart başından, Nisan sonuna kadar bekledik, yanlış yaptık.
Şimdi kaybettiğimiz insanlara mı üzülelim, insan kaybına, ekonomik kayba mı üzülelim bilmiyorum.
Dün akşamdan bu yana yağmur gibi telefon gelmeye başladı. Çünkü bir genelge yayımlandı, ama genelge yeterince açık değil.
Tam kapanma denildi, ama aslında bu tam bir kapanma değil. Bakkal, manav, market, kasap, kuruyemişçi, tatlıcı yine açık, sadece süpermarketler Pazar günü kapatıldı. Millet Perşembe günü sokağa çıkma yasağı başlayacak diye marketlere, kasaplara akın etti. Pandemiyi engelleyelim derken, aksi yönde bir durum ortaya çıkıyor. Genelgede gıda, ilaç, temizlik maddesi satış yeri, imalat, tedarik, lojistik faaliyetleri serbest diye yazıyor. Bunların dışındaki işletmeler, ofisler kapalı.  Birçok arkadaşımız beni arayıp kendi durumunu soruyor ve bazılarına biz de cevap veremiyoruz. Şimdi kaymakamlıklar yetkilendirildi, kaymakamlıktan izin belgesi alınacak. Bu genelgede ayrıca konaklama sektöründe sadece seyahat izni olanların kalabileceği şeklinde bir kısıtlama da geldi. Bu kapanmanın geleceği belliydi, daha önceden hazırlık yapılmalı ve önceden bir takvim yayınlanmalıydı.
NACE kodlarına kadar detaylanıp bize bildirilmeliydi. Her işletme izin belgelerini önceden hazırlamalıydı. 

Değerli arkadaşlar,
Genelgenin yarattığı sorular ve sorunlar dışında en önemli konumuz işletmelerimizin finansman durumudur. Kapanan sektörlerin artık dayanacak gücü kalmamıştır. İşletmeler artık ücret, kira, kredi ve borç ödemelerini yapamayacak durumdadır. Bu kapanma döneminde bu ödemeler yapılamaz. Bu nedenle derhal yeni bir ekonomik destek paketi uygulamaya girmelidir.
Kısa çalışma ödeneğinin uzatılması olumlu bir adım olmuştur, ama artık başka destekler de devreye girmelidir.
Kredi ödemeleri faizsiz ertelenmelidir.
Vergi ve prim ödemeleri ertelenmelidir.
Zor durumdaki sektörler için yeni bir kredi paketi getirilmelidir.
Kira desteğinde %10 stopaj indirimi ve küçük esnaf desteği bizim üyelerimizin çoğunluğunun sorununu çözmemiştir. Kira stopajı %1’e çekilmeli ve kira destek hibesi getirilmelidir.
Halen %3 olarak uygulanan ciro kaybı desteği anlamlı bir düzeye çıkarılmalıdır.
Kamu kurumları ve belediyeler kapanmış işletmelerden kapalı dönemin kirasını almamalıdır.
Geçen yıl vergi ertelemesi, vergi indirimi, kira stopajının düşürülmesi, kredi destekleri sağlandı. Bu yıl basit usulde vergiye tabi olanlara vergi muafiyeti, küçük esnafa aylık bin TL hibe, ayda 500-750 TL kira desteği gibi destekler verildi.
Kapanan sektörlerde cirosu %50’den fazla düşenlere 2 bin TL ve 40 bin TL arasında %3 ciro kaybı desteği getirildi. Bunlar elbette önemlidir, ama yeterli değildir.
Bu bir para meselesi değildir.  Dünyada bütün devletler daha fazla bütçe açığı ve kamu borçlanmasıyla finansman yaratmaktadır.  Almanya bile bütçe açığını artırmıştır, bu sayede ciro kaybının %70’ine kadar destek vermektedir.
Burada bir noktayı tekrar ifade etmek istiyorum. Kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteği işsizlik fonundan verilmektedir, yani zaten bizim ve çalışanların ödediği paradır. Buna rağmen adeta dilenir gibi destek istemek zorunda kalıyoruz. Ölümü görüp sıtmaya razı oluyoruz. Devlet genelgeyle kapatılan bir işyerinin zararını makul düzeyde karşılamakla yükümlüdür. Bu bir yardım konusu değil, hak konusudur.
Devlet pandemi ve ekonomik destekler konusunda bir şey yapmamıştır diyemeyiz, pandemi birçok ülkeden daha iyi yönetilmiştir, mal sıkıntısı, iflas zinciri önlenmiştir. Ama Türkiye çok başarılı olmuştur, en iyisini yapmıştır, kimsenin burnu kanamamıştır, pandemiden güçlü çıkmıştır gibi sözler de sarf edemeyiz, çünkü rakamlar ortadadır. Önemli olan mükün olanın en iyisini yapmaktır.
Geçen hafta söylediğim gibi, başlangıçta pandemiyle mücadele ve destekler iyi yönetildi, ama son aylarda bir rehavet ve dağınıklık nedeniyle artık neyin neden yapılamadığını bilmiyoruz. Biz özel sektör temsilcileri olarak bunları söylemezsek söyleyecek başka merci de yok. Muhalefet partileri bile sektörel destekler konusunu unuttular. Bu dönemde gerek Sayın Bakanların gerekse muhalefet liderlerinin iş dünyası ile KOBİ’lerle daha fazla bir araya gelmesi ve dinlemesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar,
Şimdi bir tablo paylaşmak istiyorum. Bu tablo komitelere göre üye sayımızdaki değişimi, yani şirket kuruluşlarında değişimi gösteriyor. Pandemiden önceki yıl ve pandemi yılı karşılaştırmasında %20’den fazla artış ve azalış olan sektörler yer alıyor.

Mart-2019-2020 ve Mart 2020-2021 Üye sayısında değişim

30.İnşaat faaliyetleri

117,1%

43.Mimarlık faaliyetleri

84,6%

22.Bilişim

65,6%

15.Tarım ilaçları, gübre ve kimyasallar

51,1%

17.İlaç ve tıbbi malzeme

39,6%

40.Sigortacılık

37,8%

1.Bitkisel üretim faaliyetleri ve destekleyici hizmetler

37,2%

21.Metal, makine ve teknik imalatı

36,8%

6.Tarımsal ürünlerin ticareti

28,4%

44.Mühendislik

27,3%

33.Motorlu taşıtlar alım ve satımı

23,9%

41.Gayrimenkul faaliyetleri

23,0%

29.Isıtma soğutma klima sistemleri, havuz ve su arıtma temini, yenilenebilir enerji kaynakları

22,6%

20.İzolasyon, seramik ve sıhhi tesisat malzemeleri

20,5%

 

 

 

 

46.Taşıt kiralama ve ilgili hizmetler

-21,4%

42.Uzmanlaşmış destek hizmetleri

-22,8%

9.Tekstil

-24,1%

36.Oteller ve benzer konaklama yerleri

-25,0%

37.Restaurant, yiyecek içecek ve eğlence hizmetleri

-27,0%

38.Reklamcılık, fuar ve organizasyon hizmetleri, televizyon ve radyoculuk faaliyetleri

-27,0%

45.Seyahat acentesi, tur operatörü ve diğer rezervasyon hizmetleri

-27,5%

47.Spa merkezleri, diğer spor ve eğlence amaçlı spor hizmetleri

-29,0%

23.Elektronik ürünler ve telekomünikasyon

-31,1%

48.Eğitim faaliyetleri

-35,9%

26.Kuyumculuk, mücevher ve saat

-39,6%

28.Kırtasiye, fotoğraf ve tercümanlık hizmetleri

-57,1%


Pandemi döneminde inşaat, bilişim, tarım, tıbbi malzeme ve oto alım satımda şirket kuruluşları arttı.
Buna karşılık kırtasiye, kuyum, eğitim, iletişim, SPA, acenta, reklam, restoran, otel, tekstil, taşıt kiralamada %20’nin üzerinde azalma var. Bu veri bile sektörlerdeki durumu çok net ortaya koymaktadır.
Genel olarak baktığımızda son dönemde sanayide üretim ve ihracat artıyor. Tabloda inşaata yönelme görülse de son zamanlarda konut kredisinde artış yok ve girdi maliyetleri çok arttı. Dolayısıyla inşaat sektöründe de zorlanma başladı. Fakat burada en kötü sektörlerimiz pandeminin başından beri turizm ve turizme bağlı ticaret-hizmet işletmeleridir.    
Hükümete de bizlere de düşen sorumluluk en çok darbe almış sektörlere ve illere öncelik vermektir. Baştan beri seçici destek olmalı, hakkaniyetli olunmalı dedik. Burada önemli olan iyi bir koordinasyonla kriterler belirlenerek destek sağlanmasıydı.
Bu koordinasyon ve kriter belirleme iş tam yapılamadı. Bu konuda bir başka sorun da herkesin konuyu kendine yontmasıdır. Özel sektörde herkes kendi derdine düşerse, her sektörel dernek ayrı ayrı kendine bir şey çıkarmaya çalışırsa, yapılması gereken yapılamaz.
Bu işler ancak genel bir koordinasyonla olur ve özel sektörde bunu yapacak kurum TOBB’dur. Aksi halde koordinasyon kaybolur ve bu dağınıklık önlenemez. 
Baştan beri illerin durumunun ayrı ayrı dikkate alınmasını da söyledik. Antalya son verileri bir kez daha bizim sözümüzün doğru olduğunu göstermektedir.

 

Dönem

Antalya

Antalya

Antalya'da Değişim(%)

Türkiye'de Değişim(%)

 

 

2020

2021

 

 

Zorunlu Sigortalı Sayısı

Ocak

499.213

503.885

  0,94   

   6,36   

SGK Esnaf Sayısı

Ocak

100.240

108.740

  8,48   

   7,80   

SGK Tarım

Ocak

31.206

29.938

- 4,06   

-  5,73   

Karşılıksız Çeklerin Toplam Çeklere Oranı (%) adet

Şubat

1,4

0,8

 

 

Nakdi Krediler (Kamu+Özel)(bin TL)

Ocak-Şubat

96.866.221

136.948.890

 41,38   

  29,40   

Vergi Tahsilatı

Ocak-Mart

8.931.487

3.089.872

-65,40   

  44,86   

İhracat (bin dolar)

Ocak-Mart

356.775

451.263

 26,48   

  15,10   

Yaş Meyve-Sebze İhracatı (bin dolar)

Ocak-Mart

137.352

164.115

 19,48   

  21,66   

Otomobil Sayısı

Şubat

527.523

557.066

  5,60   

   4,81   

Konut Satışı

Ocak-Mart

17.798

11.980

-32,69   

- 22,86   

Ticarethane Elektrik Tüketimi (MWh)

Ocak

270.264

185.593

-31,33   

-  0,33   

Antalya Hal Ürün Ortalama  Kg Değeri (TL)

Ocak-Mart

3,67

4,16

 13,35   

 


Burada çalışan sayısına, vergi tahsilatı ve elektrik verisine baktığımızda Antalya’nın Türkiye’ye göre daha olumsuz bir durumda olduğunu görüyoruz. Kayıtlı çalışan sayımızda artış olmamıştır. Türkiye’de artış ise %6’dır. Antalya gibi istihdamın artmadığı veya azaldığı iller Hakkari, Ardahan, Nevşehir ve Kastamonu’dur.
Tarımda çok konuşulan bir konu sebze meyve fiyatlarıdır.  Tarımda toptancı halimizde yıllık fiyat artışı ortalama %13’dür. Tarımsal girdilerde fiyat artışı TUİK’e göre %19’dur. Tarımda ihracat ve durum iyi diyoruz, ama fiyatların maliyetin altında kaldığını görüyoruz. 
Bu verileri Antalya’nın durumu görülsün ve yazılsın diye paylaşıyorum. TOBB dahil her platformda konuşuyoruz. Bunları sizler de paylaşın lütfen. Çünkü konuşmadıkça bir şey olmuyor.
Antalya kredi de öncelikli olmalıdır, aşılamada da öncelikli olmalıdır. Bu sadece hakkaniyet meselesi de değildir, ekonominin Antalya’nın döviz gelirine ihtiyacı vardır. Antalya’nın düzelmesi ve kazanması Türkiye’nin kazanmasıdır.

Sevgili arkadaşlar,
Geçen hafta Prof. Dr. Güven Sak hocayla hem Türkiye ekonomisini hem Antalya ekonomisini değerlendirdik, çalışmalarımızı da anlattım, bu nedenle bugün tekrar etmiyorum.
Komitelerimizden gelen yazı ve taleplere bakacak olursak, tarım sektörümüzde komitemizin önemli bir gündemi Rusya’ya ihracattır.   Rusya tarafında partnerlerimizle görüşmeye devam etmeliyiz.
Tekstil grubumuz mağazaların çalışması gerektiğini söylüyor. Deri ve ayakkabı, halı ve mobilya, bilişim gruplarımız muafiyet talep ediyor.  Maalesef artık bir muafiyet durumu kalmamıştır.
Dericilik grubumuz icra takiplerinin ertelenmesi, plastik grubumuz ise çalışanlara yapılan icraların ertelenmesi gerektiğini söylüyorlar, önemli ve haklı bir taleptir.
Halı-mobilya komitemiz meslek yeterlik belgesi uygulanmasını ve yerli girdilerin dövizle değil TL ile tarife belirlenmesini istemektedir.
Akaryakıt grubumuzun kurumlar vergisi tevkifatı veya peşin vergisi uygulamasını geçen hafta söyledim. Bir başka konuları tavan fiyat uygulamasının sektörde sıkıntıya yol açmasıdır. Ayrıca kaçakçılık konusunda da Emniyet Müdürlüğü ile çalışma önerileri var. 
16.grubumuz, kozmetik ve kişisel bakım grubu e-ticarette sahte markalı veya ikinci el ürün satışının arttığına dikkat çekmiş. Bu konularda hem ilgili kurumları hem toplumu uyarmalıyız. Ayrıca sektörde kredilerin ödenemeyeceğini ve ödemelerin ertelenmesini talep ediyorlar.
Bilişim sektörümüz de kayıtdışı satışları yazmış, bunun için de KDV indirimi istiyorlar.
25 grubumuz e-ticaret sitelerinin %70’e varan indirim gibi reklamlarla tüketiciyi yanıltıcı reklamlar yaptığını söylüyor.
36 grubumuz özel yurtların sorunlarını ele almıştır. Özel yurtlara destek talepleri haklıdır.
46. grubumuz kayıtdışı işletmeler sorununu, taşıt kiralamada zorunlu ferdi kaza sigortasına geçilmesi, Kabis uygulamasında gecikmeyi ve ÖTV indirimi konularını dile getirmişler. Sigorta konusunu sigorta komitemiz ile görüşseler belki daha iyi bir gelişme sağlanabilir.
Eğitim grubumuz sektörde sorunların çok arttığı uyarısını yapıyor. KDV indiriminin devam edip etmeyeceğinin kayıt dönemi gelmeden açıklanmasını istiyorlar.

Bunların her biri ayrı ayrı önemli konu, müşterek toplantıda söylediğim gibi, bu konuları yazıyor, izliyoruz, basın bülteni yapıyoruz, sosyal medyada paylaşıyoruz.   Hükümetten ve siyasi partilerimizden de bu konularda daha fazla çaba bekliyoruz, çünkü çözüm üretmek siyasetin görevidir. 

Değerli arkadaşlar,
Geçen yıl bu dönemde Pandeminin başında bilimsel raporlar ve anketler yaptık, yol göstermeye çalıştık. Bir yıl sonra şimdi bir Pandeminin hasar tespitini tekrar yapmakta fayda var, bu hasar raporu önümüzdeki döneme de ışık tutacaktır. Bu nedenle bir anket çalışmasına başladık. Lütfen komitelerimiz bu ankete önem versin. 
Son olarak birkaç konuya daha değineceğim.
Cuma günü 23 Nisan bayramını kutladık, ama bayram sevincine ihtiyacımız olan bir dönemde yine sönük bir kutlama olmuştur. 23 Nisan aslında Milli Hakimiyet veya Ulusal Egemenlik bayramıdır. Atatürk çocuklara armağan etmiş olsa da o dönemde adı Milli Hakimiyet Bayramı olarak kalmıştır.  Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı ismi ise 12 Eylül darbesinden sonra konulmuştur. Çocuk bayramı olması güzeldir, ama bayramın ulusal egemenlik kısmı unutulmaya başlamıştır.   
Biz kuruluş yıldönümümüzde KÖK ödülleriyle bir okulumuza eser kazandırıyoruz. Bizim yaptığımız ülke çapında yapılabilir. ATSO modeli bütün milli bayramlarda ulusal ve yerel düzeyde uygulanabilir. Türkiye her yıl bir bayramı bir şehirde kutlayabilir, bir ödüllü yarışma yapılabilir, her yıl farklı bir sosyal projeyle güne anlam kazandırılabilir.  
Biz 23 Nisan’ı çocuklara bırakırken 24 Nisan’da ABD Başkanının soykırım sözüyle karşılaştık.
Liderler arasında telefon görüşmesine rağmen bu beyan yapılmış, tepkiler birkaç açıklamanın ötesine geçmemiştir. Amerika Birleşik Devletleri kendi tarihine bakmadan bu haksızlığa imza atma cüretini göstermiştir. ABD yönetimini şiddetle kınıyor ve protesto ediyoruz. Türkiye, ABD’ye üsler veren, nükleer füzelerini saklayan, ABD’nin Afganistan, Suriye operasyonlarına destek veren, ağır bedeller ödeyen bir ülkedir, buna rağmen bu karşılığı almıştır. Artık bu ilişkilerin gözden geçirilmesi hakkımızdır.
Bu meseleyi küçümsemek, 3 gün parlayıp sonra bırakmak da yanlıştır.   ABD’de bütün eyaletler zaten bu karar almıştı, biz ses çıkarmadık. ABD’den önce Kanada, Brezilya, Arjantin, Venezüella, Almanya, Hollanda, Fransa, İtalya, Bulgaristan, Rusya gibi 30 civarında ülke bu kararı almıştı. Türkiye dünya kamuoyunda neden bu durumdadır, neden hakkımızı savunamıyoruz, bunu sorgulamalıyız.
Burada ne dersek diyelim, dünyaya anlatamıyorsak, dünyaya dinletemiyorsak konuşmanın faydası yoktur. Biz bunun maliyetini ödüyoruz, ama farkında değiliz. Çünkü bu konular Türkiye algısını, saygınlığımızı, Türkiye'ye güveni, turizmi, ihracatı, kültürel ilişkileri etkilemektedir.
Ülke olarak sözümüzün dünyadaki değerine dikkat etmeliyiz. Türk üniversitelerinin dünyadaki ağırlığı nedir, siyasi partilerimizin dünyadaki yeri nedir düşünmeliyiz. Türk medyasının, gazetecilerimizin dünyadaki yerini düşünmeliyiz. Geçen hafta Güven Sak hocamız, Antalya’nın kardeş şehir listesinin yetersiz olduğunu söyledi, neden böyle diye sormalıyız. Eskiden özel sektörün dış ekonomik ilişkileri TOBB’un koordinasyonundaydı, sonra değişiklik yapıldı. Birçok kuruluş öne çıktı, daha mı iyi oldu diye bakmalıyız.
Türkiye daha güçlü olsun istiyorsak demokrasiyi ve sivil toplumu güçlendirmeliyiz.  Yıllardır, siyasi uzlaşma olmadıkça sorunlarımızın çözülemeyeceğini söyleyen bir kişiyim. Bu gerçeği her gün daha iyi anlıyoruz.

Değerli arkadaşlar,
Geçen hafta bir önemli olayımız da kripto para borsası skandalı oldu. Dünya değişiyor, kripto paralar bu çağın yeni parası olma yolunda, ama biz kripto parayı da adeta saadet zincirine döndürdük. 
Bu son olay bir kısım yatırımcının mağdur olmasına ve güven kaybına yol açtı. 2-3 yıldır insanlar para yatırıyor, internette bahis sitesi gibi para borsaları kurulmuş, televizyonlarda reklamlar yapılıyor, ama yasal düzenleme yok. İlgili kurumlar düzenleme ve denetimde geç kaldılar.     
Elbette burada tek suç Devletin değil, risk alıp bu işlere para yatıranlara, sabahtan akşama kadar reklamını yapanlara da söylenecek bir söz var. 
Para ve güç sahibi olmak her tür değerin üzerine çıktı. Bu nedenle gençler kısa yoldan zengin olma peşinde koşuyorlar. 
Üç hafta sonra 19 Mayıs bayramında gençlerimiz için güzel şeyler söyleyeceğiz. Hepimiz mesajlar vereceğiz, ama artık gençlerin eğitim, iş ve gelecekleri konusunda yeni ve somut adımlar atma zamanıdır.
Geçenlerde evdeki gençler diye bir veri paylaştık. Ülkemizde 15-29 yaş arasında 5 milyon 700 bin kişi evde oturuyor, yani ne okuyor ne çalışıyor.
Genç işsizliğinin yüksekliği sadece üniversite mezunu ve iş beğenmeme meselesinden ibaret değil, çünkü 500 bin meslek lisesi mezunu da bu durumda. Türkiye’de üniversite diplomasının geçersiz hale gelmesi ve gençlerin iş beğenmemesi önemli bir sorun. Fakat bir belediye temizlik işçisi kadrosu açtığında dünya kadar insan başvuruyor, yani sorun sadece iş beğenmeme sorunu değil.
Avrupa’da işsiz gençlere özel eğitim ve danışmanlık hizmeti sağlanıyor, eğitim alan gence para da ödeniyor. Böylece gençlerin sosyal yaşamdan ve çalışma yaşamından tamamen kopması önleniyor. Biz de işsiz gençlere eğitim sertifikası ve sosyal sorumluluk çalışması şartıyla asgari gelir desteği uygulamasına geçmeliyiz.
Cumartesi günü 1 Mayıs Emek bayramıdır. Bu vesileyle başta sağlık çalışanları olmak üzere pandemi koşullarında riskli ortamlarda çalışanlar, kuryeler ve kapanan işyerleri nedeniyle iş bekleyen, nakdi ücret desteği ile idare eden bütün çalışanların bayramını kutluyorum. Bizim en büyük zenginliğimiz çalışanlarımızdır. Çalışanları mutlu ve verimli olan şirketler ve ülkeler daha iyi gelişir. Bu dönemde işverenler olarak çalışanlarımızın sağlığına, psikolojisine dikkat etmek de önemli bir görevimizdir.  

Sevgili arkadaşlarım,
Avrupa’da Yunanistan, Hırvatistan turizm sezonuna mayıs ayında giriyorlar. Yunanistan aşı sertifikası ve test olma koşuluyla turist almaya başlayacak.
Şu anda Avrupa hava trafiği 2019 yılının %65 altındadır. Avrupa’da aşı sayısı artıyor, dolayısıyla yaz aylarında 2019’un %40’ı  ve %50’si gibi bir düzeye çıkılabilir.  Biz Nisan ve Mayıs ayını kaybettik sayılır, Haziran ayını kurtaracağımızı ümit ediyorum.
Almanya‘nın tatil rezervasyonlarında Antalya birinci sıradadır. Bu da sevindirici bir durumdur.
Pandemiyle mücadele, kapalı sektörlerimizin erken açılması ve kent olarak turizme hazırlık için azami gayreti göstermemiz gerekiyor. Biraz önce söylediğim gibi, meslek gruplarına göre aşılamada Antalya’ya öncelik verilmelidir. Kültür ve Turizm Bakanımız, turizmde çalışanların mayıs sonuna kadar aşılanacağını açıklamıştır. Sektörde güvenli turizm sertifikası işlemleriyle uğraşamayan küçük otellerde de aşılama yapılmalıdır. Ayrıca turizme bağlı sektörler, restoranlar, kafeler, eğitim sektörü, sürücü kursu gibi zorunlu fiziksel yakınlık olan sektörler de aşı programına dahil edilmelidir.

Konuşmamı tatlı bir konuyla bitireyim.
Geçen hafta Antalya’nın tahinli kabak tatlısına coğrafi işaret aldık. Serpme böreğimizin coğrafi işareti de alındı, belgesini bekliyoruz. Restoran sektörümüz yanıksı dondurmaya da coğrafi işaret alınmasını öneriyorlar. Komitemize bu kadar sorun içinde bu güzel öneriyi gündeme getirip moral verdikleri için teşekkür ediyorum. 
Kuşkusuz sadece coğrafi işaret almak yetmiyor, bu ürünleri markalaştırmamız, kalitesini geliştirmemiz ve tanıtmamız da gerekiyor. Bu ürünlerimizin reklamını yapmalıyız. Bu ürünleri halkımıza, yerli ve yabancı turiste tanıtmak için yarışmalar yapmalıyız, festivaller düzenlemeliyiz. Otellerimiz ve restoranlarımız gerekli kriterleri sağlayarak bu ürünlere önem vermelidir. Çünkü bu dönemde turizmi zenginleştirecek her çabaya ihtiyacımız daha fazladır. 
Önümüzde Ramazan Bayramı ve arkasından 19 Mayıs bayramı var. Ümidimiz pandemisiz bir turizm sezonu açılışı görmek ve nefes alacak duruma gelmektir.
Lütfen sağlığımıza dikkat edelim, moralimizi bozmayalım. İnşallah bu zor dönem kısa sürer ve bir an önce güzel günleri birlikte görürüz.
Bu dilek ve temennilerle Ramazan Bayramınızı ve 19 Mayıs bayramlarınızı kutluyor, bayramların huzurlu, güzel ve sağlıklı günler getirmesini diliyorum. İlgi ve katılımınız için teşekkür ediyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2022 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • İlan
  • LÖSEV
TS 10002