ATSO Eylül Ayı Meclis Konuşması

29 Eylül 2015 Salı

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

Değerli arkadaşlar,

Hepinizin geçmiş Kurban bayramını bir kez daha kutluyorum.

KURBAN BAYRAMI
Kurban bayramını tam bir bayram gibi kutlayamadık maalesef. Bayramdan önce  Antalya'dan ve Türkiye'den şehit cenazeleri kaldırdık. Bayram günleri bile hain saldırılar devam etti ve şehitlerimiz oldu. Komite raporlarımızda geçen ay en çok konuşulan konu da terör ve şehitlerimiz oldu. Odamız adına, bütün komitelerimiz adına bir kez daha şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Bayramda Mekke'de izdiham nedeniyle 769 hacı'nın hayatını kaybetmesi, Türkiye'de trafik kazalarında 143 ölü ve yüzlerce yaralı olması da bayramın diğer üzücü yönü oldu.
Diğer taraftan kurban satış yerlerinde, kurban kesiminde hoş olmayan görüntüler de devam etti. Kamyonetin arkasına bağlı olarak sürüklenerek götürülen hayvanları televizyonlar gösterdi.  Hayvanlara böyle bir eziyetin, böyle bir vahşiliğin dinde yeri yoktur, günahtır, artık bu görüntülere son verilmesi gerekir.

SEÇİMLER  VE UZLAŞMA KÜLTÜRÜNÜN ÖNEMİ
Bu arada seçim süreci de bitmeden devam ediyor. Partiler ve adaylar bir kez daha yarışacaklar. Bütün milletvekili adaylarımıza başarılar, kolaylıklar diliyorum. Ayrıca, seçimin ülkemize huzur , birlik ve beraberlik uzlaşma getirmesini temenni ediyorum.
Ben daha önce de söyledim, bir kez daha söyleyeyim. Uzlaşma kültürü gelişmedikçe demokrasimiz güçlenemez, ve sandık sonucu tek başına bu uzlaşmayı sağlamaz. Seçim sonucu beklenmeden, herkesin siyasi uzlaşmaya kapıları açık tutması gerektiğine inanıyor ve bunu ümit ediyorum. 
Antalya siyasetinde de dostça, arkadaşça, centilmenliği bozmadan bir siyasi yarış olmasını diliyoruz. Antalya'da kentleşmenin hızı, turizmin büyüklüğü, hatta tarımın büyüklüğü, yerel kurumların ve yerel yönetimlerin yönetme gücünü aşan boyuttadır.
Bu nedenle tek çare siyasi partiler arasında Antalya’nın temel değerleri üzerinde uzlaşma olması ve bütün kurumlar arasında tam bir ortak aklın oluşturularak, samimi bir işbirliği yürütülmesidir. Bunun için de siyasi rekabetin her alana girmemesi, siyasetin her yere hakim olma arayışında olmaması gerekir. Antalya'nın değerleri, ortak aklı, menfaatleri, hatta kamusal hizmetler siyasetin üzerinde tutulmalı ve bu sözde değil, özde olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım,
Şu dönemde özellikle terör ve Suriye’deki durum karşısında Türkiye siyasetinde gerçek bir  uzlaşmanın olması ayrı bir önem kazanmıştır. Terör örgütü 3 yıldır bazı ilçelerde yerleşmiş, hazırlık yapmış, şimdi de Suriye'deki durumdan yararlanmaya çalışıyor. Suriye kolu şu anda Amerikan askerleri ile birlikte İŞİD ile savaşıyor. PKK'yı bizim başımıza bela edenler, enerji hatlarını kontrol etmek, su kaynaklarını kontrol etmek isteyenler, bölgede Türkiye gibi büyük güç istemeyenler oturmuş, gülerek bizi izliyor. Terör örgütü bu durumdan cesaret alıyor, dünyaya Türkiye'de bir etnik çatışma olduğunu göstermek ve bu sorunu uluslarararası alana taşımak istiyor.  
Burada yapılacak şey devlet hakimiyetini, alan hakimiyetini her yerde tesis etmek, eline silah alanı etkisiz hale getirmek, ama bu arada bu soruna etnik çatışma görüntüsü vermemeye de dikkat etmektedir.  Ancak, maalesef geçen ay Antalya'da ve bazı illerde öfkeyle hareket edenler terör örgütünün tuzağına düşmüşlerdir. Bu konuda gerek Sayın Davutoğlu, gerek Sayın Kılıçdaroğlu, gerekse Sayın Bahçeli uyarıcı açıklamalar yapmışlardır. Bizler de defalarca uyarı yaptık. Ancak uyarılar yetersiz kaldı.      

TÜRKİYE ORTADOĞU’DA ÖNCÜ OLMALIDIR
Suriye'nin, Suriyelilerin durumu herkese ibret olmalıdır. Bir zamanlar Şam, medeniyetlerin beşiğiydi, Halep muhteşem bir tarihi kentti. Bir kıvılcım çakıldı, 200 binden fazla insan öldü, 4 milyona yakın insan göç etti. Binlerce insan yollarda, denizde öldü.
Türkiye’ye gelen 2 milyon Suriyelinin 250 bin kadarı  kamplarda, diğerleri bütün ülkeye dağıldılar. İçlerinde parası olup iş kuranlar oldu, ama 500 liraya günde 12 saat çalışan çocuklar da oldu.
Aslında hem Türkiye’nin hem bütün İslam ülkelerinin bir durup dünyaya bakması gerekiyor.  Günümüzde terör sadece İslam ülkelerinde, Afrika'da ve birkaç Asya ülkesinde kaldı. Avrupa etnik sorunlarını konuşarak çözüyor. Dolayısıyla Türkiye gibi büyük bir ülke hem kendisi bu oyunu bozmalı hem de komşularına da örnek olmalı, Türkiye İran'ı, Irak'ı, Suriye'yi de içine alacak bir ortak pazara öncülük etmeli. Yarın Amerikalılar, Fransızlar buradan gidecek, ama bu ülkeler bizim komşumuz olmaya devam edecek. Batı birleşirken, Doğu'da biz düşman olmaya, çatışmaya devam edersek baştan kaybederiz.

SİYASETTE UZLAŞMA OLMAZSA SORUNLAR ÇÖZÜLEMEZ
Siyasi liderlerimizin bunu herkese anlatması, teröre karşı psikolojik ve diplomatik savaşın da baştan kazanılması şarttır. Eğer siyasi uzlaşma olmazsa, siyasi partilerimiz birlik olmazsa, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri güçlü biçimde korunmazsa bu sorun  çözülemez. Siyasi partilere ve liderlere bu konuda büyük sorumluluk düşmektedir. Böyle bir dönemde bir liderin tek bir cümlesi bile önemli olmalıdır.
Ancak görüyoruz ki,  siyasi liderlerin çıktığı televizyon programlarının ratingleri, bırakın futbol maçlarını, şarkı yarışmalarına, dizilere bile yetişememektedir. Siyasi liderler dışında da zaten konuşan kalmamıştır. Bu ortam nedeniyle Türkiye’de son zamanda şiddet kültürünün de geliştiğine herkes dikkat etmelidir. Sosyal medyada bir haber yayılıyor, insanlar galeyana gelip oraya buraya saldırmaya başlıyor, gazeteler taşlanıyor. Bu şiddet kültürü gelişirse yarın nereye varacağını kimse hesap edemez. Bu nedenle terörü lanetleme, haklı tepkiyi ortaya koyma ile şiddet kültürünü birbirine karıştırmayalım.

Sevgili arkadaşlarım,
TÜM TÜRKİYE TERÖRE HAYIR, KARDEŞLİĞE EVET DEMEK İÇİN TOPLANDI
İşte bunun için TOBB öncülüğünde Ankara'da teröre hayır, kardeşliğe evet sloganıyla yürüyüş yapılmıştır ve yürüyüşte de bu uyarı tekrarlanmıştır. Siyasi olmayan bir yürüyüş gerçekleşmiş ve farklı slogan atılmasına da izin verilmemiştir.  Son derece düzeyli bir tepki ortaya konmuştur.
Bu arada şu bilgiyi de vereyim. Yürüyüş daveti bize Pazartesi geldi ve sınırlı sayıda  katılım sağladık. Zaman olsaydı daha geniş bir organizasyon da yapılabilirdi.
Ama zaten amaç teröre karşı ülkenin birliğini göstermek ve gelişen olaylara karşı da uyarı yapmaktı. Dolayısıyla Türkiye’nin her yerinden katılım  sağlanarak gerekli mesaj verilmiştir.

Değerli arkadaşlar,
AKS AÇILIŞI
Normalde 16 Eylül'de AKS'ın resmi açılışını yapacaktık, ancak şehit cenazelerimiz nedeniyle açılış yapmadık. Biz açılış yapmadık, ama sergileri açtık. Çünkü terör nedeniyle her şeyin durmasına da izin vermemek gerekir. Bizim görevimiz Antalya’da ekonomik ve sosyal hayatın canlı kalması, kente turist gelmesi, kent merkezinin canlı olması ve esnafın kazanması için çalışmaktır.

Picasso sergisi ve Ara Güler fotoğrafları Antalya'da ilk kez dünya çapında sergiler açılması demektir. İlk kez kent merkezinde, müze dışında, AVM'ler dışında 1 saat geçirilecek bir cazibe merkezi ortaya çıkmış oldu. Tabii ki, bu sergiler yalnızca turistler için değil, bu aynı zamanda bir eğitim hizmetidir. Bu sergiler çocuklar için, gençler için önemli bir fırsattır. Eğitim sınav hazırlığından ibaret değildir. Kültür ve sanat eğitimi de eğitimin önemli bir parçasıdır ve sergilerimiz bu bakımdan büyük bir hizmettir. Bütün aileler, okullar, çocukları ve gençleri AKS’a yönlendirmelidir, Antalya’da bu kültür oluşmalıdır.
Antalya'nın bir müzeler ve sanat sergileri kenti olması, Antalya'daki eserlerin ulusal ve uluslararası medyada yer alması gerekiyor. Kaleiçi'nde Etnografya müzesi açılışını bekliyoruz, Kalekapısı'nda Mevlevihane açılacak.
Müzenin genişletilmesi projesi var, o da önemli, çünkü sergilenemeyen çok eser var ve onun da hızla bitmesini bekliyoruz. Büyükşehir belediyesi Oyuncak Müzesi, Soba Müzesi gibi müzeler kurmuştu, bunların da gelişmesi ve çoğalması gerekir. Ancak dün medyada Aspendos’da yapılan -sözüm ona- restorasyon görüntüleri yer aldı. 2 bin yıllık tarih adeta hamam mermerleri ile kaplanmış. Bu da bizim tarihe ve kültüre bakışımızı ve verdiğimiz değeri göstermektedir. Böylesine hassas bir konuda duyarlılık gösteren medya mensuplarına da teşekkür ediyorum. 

Değerli arkadaşlar,
Oda çalışmalarımız da olanca hızı ile devam ediyor. UR-GE ihracat projelerimiz devam ediyor ve bu projeler son derece önemlidir. Türkiye uluslararası müteahhitlik hizmetlerinde Çin’den sonra dünya 2.si. Firmalarımız Rusya’dan Afrika’ya kadar milyarlarca dolarlık inşaatlar yapıyorlar. Bu projeler sayesinde ihracat da artıyor. Antalya işadamları mutlaka dışarıya açılmalıdır ve bunu tek başına yapamayan, birleşerek yapmalıdır. Antalya’da artık tarım ve sanayi için arazi sorunu başladı. Bu nedenle önce arazinin ucuz olduğu yakın iller, sonra da arazi ve işgücünün ucuz olduğu ülkeler hedeflenmelidir. Doğu Avrupa ülkelerinde, Kuzey Afrika ülkelerinde halen fırsatlar var.
Geçenlerde Etiyopya Büyükelçisi ziyaretimize geldi. Etiyopya, 94 milyon nüfuslu bir ülke. Pazar ve yatırım potansiyeli büyük. Asgari ücret 45 dolar, dolayısıyla böyle ülkeler değerlendirilmeli, işadamlarımız öncülük etmeli, proje geliştirmelidir. İşte UR-GE projeleri bunun için önemli fırsattır.   
MESEM mesleki sertifikasyon programında önemli bir hamle yapıyoruz. Türkiye’de turizmde sertifikasyon başlatmıştık, şimdi inşaat sektörü gibi diğer büyük sektörde başlıyoruz. Geçmiş yıllarda ATSO olarak inşaat sektörüne dönük kurslarımız olmuştu. Şimdiyse artık Antalya’da sertifikalı inşaat ustaları dönemi başlayacak. Zaten yasa gereği tehlikeli mesleklerde artık 1 yıl içinde sertifikalı eleman çalıştırma zorunluluğu var. Bu nedenle inşaat sektöründe 11, asansör dalında 2 alanda sertfikasyona başlıyoruz.
Kırsal turizm projemiz devam ediyor, Yusuf Bey AKTOB olarak bu konuda çalışma yapıyor.

MECLİS KAPALI, SORUNLAR YETERİNCE  KONUŞULMUYOR
Dolayısıyla sektörel çalışmalarımız da devam ediyor. Ancak şu hususu vurgulamak istiyorum. Aylardan bu yana Büyük Millet Meclisi kapalı, yasa çıkmıyor. Hükümet düzeyinde ekonomiye dönük yeni kararlar alınamıyor. Elbette bu durum hepimizi etkiliyor. Terör, seçim, belirsizlik ortamında ekonomiye zaten sıra gelmiyor. Tarımın, ticaretin, turizmin, sanayinin, işçinin sorunlarını, işsizliği konuşacak bir ortam yok.
Medyada bile sorunlar yeterince konuşulmuyor, yazılmıyor. Normal bir ülkede televizyonlarda bu kadar dizi, evlendirme programı olamaz. Çin Devlet Başkanı bir haftadır ABD'de temaslar yapıyor, Türkiye'de ayrıntılı haber yok.
Almanya 800 bin suriyeli sığınmacı kabul etmeye karar verdi. Neden ve nasıl bilmiyoruz. Alman otomotiv devi ABD de ve Avrupa'da sorun yaşıyor. Bizde konuşan yok.
Dünyaya uzaylılar gelse “bize ne” deyip geçeceğiz. Dünyayı izlemeyen, kendi içine kapanmış bir ülke havasındayız. En önemli küresel konu iki sığ cümleyle geçiştiriliyor.
Bu ortam bizim de elimizi kolumuzu bağlıyor.

Sevgili arkadaşlar,
Birkaç konuda daha kısa bilgilendirmeler yapmak istiyorum.

YABANCILARIN OTURMA İZNİ
Dün basınımızda Türkiye’de yabancıların oturma izinleri ile ilgili sıkıntılar olduğu yönünde bir haber yer aldı. Birçok ülke, ev alıp yerleşen yabancılara vatandaşlık verip, teşvik ediyor. Biz ise Türkiye’de yerleşlmek isteyen yabancı ülke vatandaşlarına bürokratik engeller çıkartıyoruz. Yabancılar Türkiye’de ev aldığı halde, yıllarca yaşadığı halde oturma izni alma konusunda ciddi sorunlar yaşıyorlar.  Antalya’da yerleşmiş onbinlerce yabancı ülke vatandaşı var ve bazen bu bürokrasi nedeniyle pişman oluyorlar. İlgili kurumların bu konuda duyarlı davranması gereklidir.  

PERAKENDE TİCARET- AVM YÖNETMELİĞİ
Perakende Ticaret Yasası'na bağlı olarak AVM'lerle ilgili Yönetmelik çıkarıldı. Yasa AVM ruhsatında Belediyelerin Odadan görüş alması zorunluluğunu getirmişti. Yönetmeliğe göre,  AVM kuruluşunda alışveriş merkezi sayısı ve bunların birbirine yakınlığı, ulaşım imkânları, alışveriş merkezinin çevreye, altyapıya ve trafiğe getireceği yükler gibi unsurlara bakılacak. Biz de Belediyeler de bu faktörleri dikkate alacağız. Aslında biz yönetmeliğin daha detaylı olmasını beklerdik, çünkü artık Avrupa ülkelerinde çok net kriterler var, ama maalesef Türkiye ne diğer ülkelerdeki deneyimlerden yararlanıyor ne de kendisi sistem üretebiliyor. Böyle el yordamıyla, deneme yanılma yöntemiyle yürümeye devam ediyoruz. 
Bu yönetmelikte outlet şeklinde çalışan, yani sürekli indirimde olduğunu belirten işletmelerin ürünlerinin en az %75'inin seri sonu, sezon sonu, ihraç fazlası, kusurlu ürün olması ve gerçekten indirimli fiyattan veya fabrika çıkış fiyatı üzerinden yıl boyunca satılması koşulu getirildi. Yani outlet veya benzeri bir isim kullanarak, az bir üründe indirim yapıp diğer ürünlerde indirim yoksa artık bu yasaya aykırı olacak. Bu işletme AVM içindeyse AVM bunu Bakanlığa bildirmek zorunda. Daha önce yasa, indirim kampanyalarının 3 ay süreli olması, indirim öncesi ve sonrası fiyatların şeffaf biçimde belirlenmesi koşulunu getirmişti. Tasfiye halinde ise 6 ay süre konulmuştu. Şimdi outletlerin indirimleri konusunda AVM yönetimleri sorumlu tutulmuş oldu.

YEREL ESNAF VE YEREL ÜRÜNLERİN KORUNMASI
Ayrıca esnaf ve sanatkara rayiç bedel üzerinden AVM’nin en az %5 yer verilmesi, Bakanlıkça belirlenen geleneksel zenaatlara rayiç bedelin dörtte biri kirayla en az binde 3 oranında yer alması yasadaki gibi korundu. Bu kiralama için AVM Esnaf Odaları Birliği kanalıyla duyuru yapacak. Esnaf siciline sahip olanlar AVM’ye başvuru yapacak. Mevcut AVM’ler Ocak ayından bu yana boşalan yerleri bu şekilde kullanmak zorundalar. Yasa ve yönetmelik boşalan alanların esnafa kiralanmasını öngörüyor. Boşalmazsa ne olacak belli değil. Ama herhalde kira sözleşmesi bitince AVM’nin bu koşula uyması gerekir.

Meslek komitelerimiz bu hükümlerin uygulanıp uygulanmadığını takip etmelidir. Bakanlık denetim yapacaktır, ama bizim de takip etmemiz gerekir. 
Yine yasada marketlerde %1’lik raf alanının yerel ürünlere ayrılması koşulu getirilmişti, bu ATSO olarak bizim bakanlığa yapmış olduğumuz bir öneriydi ve yasaya girmişti.
Yerel ürünlere marketlerde yer ayrılması yerel üreticiyi de korumaya dönük önemli bir uygulamadır. Yerel ürünlerin geliştirilmesi, korunması, markalaşması özellikle tarım ve gıda ürünleri için, yani domatesten, peynire, et ürününe kadar birçok sektör için gereklidir.
Gelişmiş ülkeler ürettikleri narı, peyniri, yerel veya coğrafik işaretle korudular, değerini artırdılar. Biz ise ürettiğimiz ürüne kendimiz değer vermiyoruz, meyve ve sebzenin 3’te biri çöpe gidiyor. Bildiğimiz tek ürün Finike portakalı, onu bile koruyamıyoruz. Döşemealtı’nın narı, Alanya’nın muzu, Elmalı’nın elması olması gerektiği anlamı ve değeri taşımıyor.
İşte bu konuda yerel ürünlere dönük olarak Yörex’i 7 Ekim’de düzenliyoruz. Ticaret Borsamız bu projeyi başlattı ve başarıyla bugüne getirdi.

YEREL ÜRÜNLER VE KIRSAL TURİZMİN ÖNEMİ
Tabii Türkiye’de asıl sorun coğrafi işaretten önce üretici birliklerinin çalışmaması. Bir ilçede bir köyde üreticiyi biraraya getiren bir mekanizma yok. Üretici birliklerinin adı var, kendileri yok. Köyde küçük üretici bırakma noktasına gelmiş. Bu süreç Avrupa’da 30-40 yıl önce yaşandı. Onlar kooperatiflerle ve kırsal kalkınma politikalarıyla bu sorunları aşmaya çalıştılar. Avrupa köyleri kırsal turizmle ayakta kalmaya başladı. Köyler hem iyi tarım uygulamalarına girdiler hem de bu ürünlerini turizme sunarak daha fazla kazanmaya başladılar. Biz de ise kırsal kalkınma konusu ancak yeni gündeme geldi. Kırsal turizmden de dağda otel yapmayı anlıyoruz ve bu kafayla yarın dağları da betonlaştıracağız. Oysa kırsal turizm demek köyün yerel ürününe sahip çıkması, sağlıklı ürün üretmesi ve bunu köye gelen turiste sunmasıdır. Bu kültürü oturtmamız gerekiyor ve bizim kırsal turizm projemizin amacı da budur. Eğer 1-2 köyde yerel ürünleri destekleyerek kırsal turizm için örnek yaratabilirsek gerisi de kendiliğinden gelecektir.

Değerli arkadaşlar,
EKONOMİK BÜYÜME
Her ay burada ekonomi üzerine birkaç konuya dikkat çekiyoruz. Çünkü biz konuşmazsak ekonomide, piyasada ne oluyor, kimse dile getirmiyor.
Büyüme oranları açıklandı ve 3.8 gibi bir büyüme verisi geldi.
Yüzde 3.8 bu ortamda beklentilerin üzerinde bir oran, bu orana bakanlar ekonomi iyi gidiyor diyebilir.
Ama bizim duruma daha detaylı bakmamız gerek. Şimdi sizlerle birkaç veriyi paylaşacağım.

 

GSYH Reel Büyümesi-2. Çeyrek-yıllık artış

3.8

Uretim artışı

İmalat sanayi

5

 

Finans-sigorta

9.1

 

Toptan-perakende ticaret

2.6

 

İnşaat

2

 

Ulaştırma

2.3

 

Konaklama/yeme-içme

2.6

Tüketim artışı

 

 

 

Gıda

4

 

Giyim

-6

 

Mobilya, ev aletleri

4

 

Ulaştırma (otomobil)

12

 

Otel/yeme-içme

3

 

 

 

Satışlar

Otomobil satışı-8 ay

453 bin (2014 -317 bin)

 

Konut satışı-8 ay

844 bin (2014- 715 bin)

 

Buzdolabı satışı-8 ay

1.74 milyon (2014- 1.60

 

Bulaşık makinası-8 ay

976 bin (2014-922 bin)

Görüldüğü gibi, ekonomi yüzde 3.8 büyüdü, ama ticarette büyüme 2.6'da kaldı. İnşaatta bile %2 büyüme sözkonusu.   Büyümede finans ve banka hizmetleri ağırlığı devam ediyor. Bu büyümede ihracatın olumlu etkisi olmadı, iç tüketim büyümeyi sürükledi. Tüketimde artışta da özellikle otomobil, yani ulaştırma öne çıkıyor. Şimdi bu verilerle yüzde 3.8’e bakan bir kişi ekonomide sorun görmeyebilir. Ama diğer taraftan Ağustos ayında karşılıksız çek sayısı ve tutarı geçen yıla göre Türkiye’de %75 artış gösterdi. İşsiz sayısı son bir yılda 200 bin kişi arttı.
Dolayısıyla bir yanda beklenenden daha yüksek büyüme var, ama bu büyüme ödemelerde iyileşme, işsizlikte azalma yaratan bir büyüme de değil. Bunun dışında resmi veriler bazen soru işareti de yaratıyor. Örneğin TUİK son açıklamasında gelir dağılımında iyileşme olduğu biçiminde veriler ortaya koydu.  TUİK anketinden bazı verilere beraber bakalım.   Borç ödemeleri yük getiriyor mu, iki günde bir et yenilebiliyor mu gibi sorular sorulmuş.

2014

Borç ve taksit ödemeleri 

Çok yük getiriyor (%)

22.7

Biraz yük getiriyor (%)

38.1

Yük getirmiyor (%)

5.7

Borç/taksiti olmayanlar (%)

33.6

Evden uzakta bir haftalık tatil masrafının karşılanabilme durumu

Karşılanabiliyor (%)

31.3

Karşılanamıyor (%)

68.7

İki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafının karşılanabilme durumu

Karşılanabiliyor (%)

66.4

Karşılanamıyor (%)

33.6

Beklenmedik harcamaların karşılanabilme durumu

Karşılanabiliyor (%)

71.0

Karşılanamıyor (%)

29.0


TUİK’e göre borç ve taksit ödemeleri altında ezilenlerin oranı sadece %22.  
Bir hafta tatil yapabilme oranı   %31. Yani 25 milyon kişi tatile çıkıyor.
Halkın %71’i beklenmedik bir masraf çıkarsa rahatça karşılıyor.  
Bu tabloya bakarsak Türkiye’de bir geçim sorunu yok, her şey yolunda.
TUİK’e göre halkın %66’sı, üçte ikisi, iki günde bir et, tavuk, balık yiyebiliyor. Oysa diğer tarafta biliyoruz ki, kişi başı yıllık et tüketimi 38 kilo civarında. Bunun da 14 kilosu kırmızı et, 20 kilosu beyaz et, 5 kilosu da balık. Yani günde 10 gram, 2 günde 20 gram düşer.
TUİK’in bu verileri akla bir fıkra getiriyor. Boksör ringde rakibinden sürekli yumruk yiyor, düştü, düşecek. Gong çalıyor ve kenara geliyor.
Hocası, moral vermek için; -çok iyisin, adamı iyi hırpaladın, perişan ettin, o sana yaklaşamadı bile, gibi sözler söyleyince, boksör hocanın sözünü kesiyor ve diyor ki, -Allah Allah, rakibim bana yaklaşamıyorsa beni kim dövüyor böyle?
Şimdi bizde de alacağını tahsil edemeyen KOBİ’ler ringde dayak yiyen boksöre benziyorlar.  

Değerli arkadaşlarım,
ANTALYA EKONOMİSİ
Antalya’da turizmde bu yıl yaşadığımız sıkıntı son günlerde piyasada daha fazla hissedilmeye başlandı. Turist sayısına bakınca %5 azalma görünüyor, ama asıl kayıp sayıdan değil, fiyat indiriminden, geceleme sayısı düşüşünden ve turistlerin daha az harcama yapmalarından kaynaklandı. Antalya’da geçmiş yıllarda kayıtlı istihdam artışımız yıllık %9'lar düzeyinde olurdu. Bu yıl %3'ün altına inmiş durumdayız. Antalya’da Ağustos’ta karşılıksız çek sayısı %50, karşılıksız çek tutarı  ise %58 artış gösterdi. Geçen ay oran olarak, takibe düşen kredi olarak henüz risk eşiğinin geçilmediğini söylemiştim. Ama bu artışlar böyle giderse sıkıntı büyüyecektir. Antalya konut satışları Ağustos ayında hem geçen yıl aynı aya göre hem de Temmuz ayına göre düşüş gösterdi. Türkiye ve büyük illerde artış devam ederken, Antalya’daki bu düşüş dikkat çekici. Dolayısıyla Antalya’da bu yıl Türkiye geneline göre daha zor bir durum olduğu görünüyor. Ama burada şunu da söylemek istiyorum. 2015 yılında bu kadar siyasi belirsizliğe, gerilime, son dönemdeki teröre, dövizdeki artışa, ihracatta düşüşe, yatırımlarda azalmaya ragmen şu ana kadar elde edilen büyüme, Türkiye’nin potansiyelini, özel sektörün dayanıklılığını göstermektedir. Antalya turizmi bile bu kadar terör haberlerine ragmen Eylül ayında sadece %2 gibi bir kayıpla devam etmektedir. Yıllık %5 kayıp önceki aylarda Rusya’dan kaynaklanan bir kayıptır. Burada da turizm sektörünün bir başarısı sözkonusudur.

DEMEK Kİ HUZUR VE GÜVEN ORTAMI OLSA %5 BÜYÜRDÜK
Yani, biraz da uzlaşma olsaydı, huzur ve güven olsaydı, biraz reform yapılsaydı, demek ki, Türkiye ekonomisi en az %5 büyürdü. Bu açıdan bakınca gerçekten insan kaçan fırsatlara üzülüyor. Dolayısıyla bu verilere dayanarak, şu seçim sürecinde siyasi partilerimize şunu da söylemek istiyorum. Lütfen Türkiye’nin bu potansiyelini, huzur ve güvenle nasıl gelişebileceğimizi dikkate alın. Siyasi uzlaşmanın yaratacağı büyük fırsattan bizi mahrum etmeyin. Yıllardır siyasette gerginlik hepimizin enerjisinin bir kısmını tüketti. Artık huzur ve uzlaşma istiyoruz. Bu nedenle şu seçim kampanyasında ileride uzlaşma ihtiyacını gözden çıkarmayın. Centilmence, çözüm odaklı bir seçim süreci olsun.
Bizim için önemli olan Türkiye’nin hep beraber kazanmasıdır ve bunun için uzlaşma en önemli koşuldur. Kaldı ki, eğer bu ortam devam ederse, ekonomide bundan daha kötü bir tabloyla karşılaşacağımız da açıktır. Dövizde artışın yükü giderek büyümektedir. Bankalar dış finansman riskini ve enflasyon riskini gördükleri için kredi faizlerini şimdiden yükselttiler.
Bu durum kredi ihtiyacı olan, özellikle de döviz kredisi ve borcu olan KOBİ'ler için oldukça ciddi sorun anlamına geliyor.
Bu nedenle Hükümetin KOBİ'lerin finansman durumunu yakından izlemesi ve gerekirse kredi kanallarını açık tutmak üzere önlem alması gerekli görünüyor.

SEÇİM VAADLERİ OLARAK YAPISAL REFORMLAR KONUŞULMALI
Seçim yarışında genel olarak vaatler one çıkıyor. Ekonomide yapısal reformların da konuşulmasını, tarım ve ticarette verimsizliğin, sanayinin geleceğinin ele alınmasını istiyoruz. Kayıtdışı ekonomiyle nasıl mücadele edileceğini, ahlaki yozlaşmanın nasıl önleneceğini, adaletin ve sosyal adaletin nasıl sağlanacağını bilmek istiyoruz.
Dolayısıyla dileğimiz yapıcı ve uzlaşmaya açık bir seçim süreci yaşanmasıdır Eğer siyasette karşılıklı adımlarla bir asgari müştereklerde buluşma sağlanırsa, Türkiye terör meselesini de çabucak çözebilir ve ülkenin önü açılır.
Bu ülkenin esnafı, tüccarı, sanayicisi, memuru, işçisi, köylüsü, gençleri, çocukları böyle bir gelişmeyi ve geleceği hak etmektedir. Buradan üyelerimize ve vatandaşlarımıza da seslenelim. Bu sorunlar karşısında kimse ümitsizliğe, yılgınlığa kapılmasın, kimse enseyi karartmasın. Eğer bizler kendi işimizde dürüstlükten ayrılmazsak, çalışmaya, emeğe değer verirsek, başkalarının haklarına saygı gösterirsek, insanlar arasında siyasi, etnik ayrım yapmaz ve insanı insan olduğu için seversek, vatan için en güzel hizmeti yapmış oluruz. Herkes sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle davranırsa bu bütün topluma yayılır. Değişimi mutlaka tepeden beklemeyelim, kendimiz örnek olmaya çalışalım. Biz bunu yaptığımız zaman herşey daha güzel olacaktır.
Teşekkür ederim.  

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Yörex Yöresel Ürünler Fuarı