ATSO Ekim Ayı Meclis Konuşması

27 Ekim 2015 Salı

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Başkan,
Değerli Meclis Üyeleri,
Sevgili Basin Mensuplari ve Çalışma Arkadaşlarım,

Hepinizi şahsım ve yönetim kurulumuz adına en güzel dileklerimle selamlıyorum. Son beş günde 2 kere Ankara’ya, bir de Bursa’ya gittim. Dün EXPO Yönetim Kuruluna katılmak için Ankara’daydım. Bir koşturmaca içindeyiz, birçoğunuzla ancak meclis toplantısı sayesinde görüşüyoruz. Ama yakın zamanda genişletilmiş meslek komiteleri toplantısı yapacağız. 2 günlük bir program düşünüyoruz ve böylece hem beraber çalışacağız hem de görüşme imkânımız olacak.

Sevgili arkadaşlarım,
Perşembe günü Cumhuriyetimizin 92. Yıldönümünü kutlayacağız, pazar günü ise seçim için sandık başına gideceğiz. 
1923'te büyük önderimiz Atatürk ve silah arkadaşları, milli mücadele sonrasında modern bir ülke meydana getirmek ve en ileri milletlerin düzeyine çıkma hedefiyle Cumhuriyeti kurdular.
Cumhuriyet, Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Alevi, Sünni, Hristiyan, Yahudi demeden, “ne mutlu Türk olana” demeden, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganıyla bir millet inşa etti.
Atatürk ve arkadaşları, ileri Batı ülkelerinin hukukunu benimsediler, çok partili sisteme geçerek demokrasinin yolunu açtılar.
Türkiye Cumhuriyeti, zorluklara rağmen, darbelere rağmen İslam ülkeleri arasında demokraside ve ekonomide en ileri ülke oldu. Cumhuriyetimizin kurucularını bir kez daha şükranla anıyorum.
Ancak, Cumhuriyetimizin 92. yıldönümünü tam bir güven ve gurur tablosu içinde kutlayamadığımızı, bu kürsüde, üyelerimize ve halka karşı sorumluluğumuz gereği söylemek zorundayım.
Bir tarafta asker ve polislerimiz şehit olurken, diğer tarafta 10 Ekim'de Ankara'da 102 kişinin ölümüyle, yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bir katliam ile karşı karşıya kaldık.
PKK, DHKPC derken, şimdi de IŞİD belasıyla karşı karşıyayız. Bu belanın başımıza daha başka felaketler de getireceği açıktır.
Bir başka üzücü durum ise Ankara katliamından sonra milli maçta saygı duruşunda ıslıklar ve sloganlar atılması, bu konuda sosyal medyada yapılan tartışmalardır. Bunlar, ayrışmanın geldiği noktayı göstermektedir. Bütün siyasi parti liderleri maçtaki sloganların yanlış olduğunu söylediler. Ancak milleti uyaracak, vicdanları uyandıracak daha güçlü sözlere ihtiyacımız var. New York Times gazetesi Türkiye artık sevinçte de acıda da biraraya gelemiyor anlamında manşet attı ve ne yazık ki, bu kez haklılar.
Bu ortamda Aziz Sancar’ın Nobel ödülü alması ve sözleri hepimize moral oldu. BBC'nin kendisine ilk sorusu Arap olup olmadığıydı, Sayın Sancar da "Ben Türk’üm, o kadar. Mardin'de doğmuşsam. Cizre'de doğmuşsam, Kars'ta da doğmuşsam ben Türk’üm" cevabını verdi. Bu vesileyle Sayın Sancar'ı kutluyorum. Sayın Sancar Türkiye'nin gururudur.

Değerli arkadaşlar,
Bir ülke için en büyük tehlike, vicdanların bölünmesi, ortak vicdanın kaybedilmesi, toplumun kutuplaşmasıdır.
Bu noktada Türkiye, neden bu kadar terör mensubunun çıktığını, neden bu kadar PKK veya İŞİD mensubunun çıktığını, bu insanların nasıl canlı bomba haline geldiğini de sorgulamalıdır.  
Siyasi nefretle gazetecilere yapılan saldırıları, mafyalaşmayı, şiddet eğilimli gençlik hareketlerini ihmal edersek, yarın karşımıza başka vahim tablolar da çıkacaktır.
İnsanı insan yapan özelliği vicdandır. Türkiye ortak vicdanı tekrar inşa etmek zorundadır. Siyasi kamplaşmanın sona ermesi bugün en büyük ihtiyaçtır ve bugün en büyük vatanseverlik sevgi dilini kullanmaktır, uzlaşmaktır.

Sevgili arkadaşlar,
Bu yıl Nobel Barış ödülü Tunus'ta 4 sivil toplum örgütüne verildi. Bu örgütler Tunus'un en büyük sendikası, en büyük işveren örgütü, barolar birliği ve insan hakları birliğidir.
Bildiğiniz gibi, Arap ülkelerinde ayaklanmalar Tunus'ta başlamıştı ve büyük bir gerilim doğmuştu. Bu noktada dört sivil toplum örgütü inisiyatif aldı, araya girdiler, siyasi uzlaşma sağladılar.
Biz de bu kürsüden her ay yaptığım konuşmalarda siyasi uzlaşma çağrısında bulunduk.
Aylardır yaptığım uzlaşma çağrılarını hatırlatmak istiyorum.
Mayıs ayı konuşmamız:
Seçim bildirgemizin birinci maddesi siyasette diyalog ve uzlaşma üzerinedir.   Herkesin önce ülkeyi düşünerek diyalog ve uzlaşma yönünde adımlar atması her şeyden önemlidir.
Bunları seçimden önce söyledik, bu riskleri ve tehlikeyi gördüğümüz için uyardık. Maalesef bu uyarılara kulak verilmedi ve söylediklerimiz gerçek oldu. Seçimden sonra Hükümet kurulamadı ve Türkiye yeni bir terör dalgasıyla karşı karşıya kaldı, yüzlerce şehit ve kayıp verdik. Uzlaşma olsaydı, hükümet kurulsaydı bu terör de bu kadar can yakamazdı.
Haziran ayı konuşmamız:
Seçim sonucu ne olursa olsun, uzlaşma Türkiye için yaşamsal bir zorunluluktur. İster uzlaşma deyin, ister mutabakat deyin, başka çare yoktur. Bu durumda kimse kendi pozisyonunu düşünerek davranamaz. Çünkü ülkenin kaderi söz konusudur.
Temmuz ayı konuşmamızda da devam ettik:
Eğer ulusal birliğimizi güçlendirmez, siyasi uzlaşmayı gerçekleştiremezsek, bu terörü ve getireceği siyasi riskleri önleyemeyiz. Gün, kişisel hesap, grup, parti hesabı yapma günü değildir.
Ağustos ayı konuşmamız:
Bu sorunlar ulusal uzlaşma olmadan çözülemez.  Bu gerçeklere rağmen, artan teröre rağmen Büyük Millet Meclisinin tatilde olması yanlıştır.  
Eylül ay konuşmamız:
Uzlaşma kültürü gelişmedikçe demokrasimiz güçlenemez ve sandık sonucu tek başına bu uzlaşmayı sağlamaz. Seçim sonucu beklenmeden, herkesin siyasi uzlaşmaya kapıları açık tutması gerektiğine inanıyor ve bunu ümit ediyorum.
Bunları söyledik, ama maalesef yeterince etkili olamadık.
Buradan herkese bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Siyaset, iktidar kavgası değildir, siyaset demokrasi ve hizmet yarışıdır. Devlet milletin vergisiyle millete hizmet eden kurumlar demektir.  Bir devlet ancak demokrasi ve adaletle ayakta kalır.
Bu nedenle dünyanın en büyük 10 ekonomisi hedefinin yanına, dünyanın en ileri 10 demokrasisinden birisi olma hedefinin de konulmasını istiyoruz. Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedefi de zaten budur.
Seçimden hangi sonuç çıkarsa çıksın; ister tek başına iktidar, isterse koalisyon olsun, mutlaka ve mutlaka temel konularda geniş bir uzlaşma ortamı sağlanmalı ve bu gerilim hali bitmelidir. Biz böyle bir uzlaşmayı görene kadar söylemeye devam edeceğiz.

Değerli Meclis Üyeleri,
Son dönemde ekonomi ve diğer sorunlar ikinci plana düştü, terör birinci sırayı aldı.
Ekonomide seçim kampanyaları emeklilere zam, asgari ücret gibi konulara odaklandı. Sonuç itibariyle bütün partiler bu vaatlerde benzer noktalara geldiler. Keşke, yapısal reformlar da biraz konuşulsaydı ve orada da belirli bir ilerleme sağlanabilseydi.
Seçimden sonra yapısal reformların ele alınmasını ve Büyük Millet Meclisinin uzlaşarak, hızlı ve verimli bir çalışma içerisine girmesini ümit ediyoruz.
Ekonomideki durumu anlamak için sizinle bir tabloyu paylaşacağım. Bu tablo basınımızda yer aldı.
Tabloda büyüme hedeflerini ve kişi başı geliri görüyoruz. Bu %4 ve 5 büyüme hedefleri şu an için çok iyimser, mevcut durumda %3'ü aşmamız zor. Buna ragmen %4, 4.5 büyüsek bile dolar bazında fakirleşmiş oluyoruz. 
 

 

2014

2015

2016

2017

2018

Büyüme hızı

2.9

3

4

4.5

5

GSYH-TL

1.7 trilyon

1.9 trilyon

2.1 trilyon

2.3 trilyon

2.6 trilyon

Tahmini ortalama Dolar kuru

2.18

2.73

3.09

3.25

3.30

GSYH-Dolar

802 milyar dolar

706 milyar dolar

694 milyar dolar

732 milyar dolar

800 milyar dolar

Nüfus-milyon

76.9

77.7

78.5

79.3

80.1

Kişi başına gelir-Dolar

10.428

9.081 dolar

8.834 dolar

9.223

9.980

Bu sene,  yıl ortası kur 2.73 alındığı için kişi başı gelirde 9 bin doları ancak kurtarıyoruz. Gelecek yıl dolar ortalama 3 lirada kalırsa 8 bin dolarlara inmiş oluyoruz. 2008 yılında 10 bin dolar düzeyine çıkılmıştı. Yani böyle giderse 2008 yılı düzeyine 2018'de de ulaşamamış olacağız.
Böylece 10 yıl boyunca 10 bin doları aşamamış oluyoruz. Buna ister orta gelir tuzağı diyelim, ister başka şey diyelim, bunun adı refah kaybıdır. Dolayısıyla bu tabloyu değiştirmek için yapısal değişimin ne kadar acil hale geldiği görülmelidir.
Şu anda piyasadaki durumun, ticaretteki durumun nasıl olduğu konusunda kimse fazla bir şey söylemiyor. 9. grubumuz, yani tekstil-giyim grubu, tekstil sektöründe ciddi daralma olduğunu, ekonomide kriz yaşandığını, nakit akışının durduğunu, dövizde oluşan dalgalanmaların piyasalarda ağır sonuçlar doğurduğunu, alım gücünün düştüğünü, iç piyasada talebin azaldığını belirtmişler.
Kriz demek üretimde sert düşüş olmasıdır, henüz böyle bir durum yok. Ama tekstil ve giyim, gıda, demir-çelik, elektronik sektörleri ihracat düşüşü nedeniyle üretimde durgunluk yaşıyor. Yeni inşaat yatırımları geçen yıla göre hız kesti, bu da ağaç, plastik gibi sektörleri olumsuz etkiledi. Ancak, ihracat sayesinde otomotiv, mobilya sektörlerinde ve yurtdışında inşaatlara tedarik yapan sektörlerde üretim artışı oldu.
Üretim cephesi böyleyken finansman cephesinde, özellikle takipteki kredilerde bozulma işaretleri görüyoruz. 
• Türkiye genelinde takipteki kredilerde %27 artış var,
• Konut kredilerinde sorun yok, ama ihtiyaç kredilerinde ve KOBİ kredilerindeki sorun dikkat çekici boyutta.
• İhtiyaç kredilerinde takip düzeyi %169, KOBİ kredilerinde takip %37.5 artmış.
• Antalya’da takipteki kredilerde artış %12.6 oranıyla ülke geneline göre daha iyi durumda.
• Antalya’da sektörel kredilerde ise inşaat sektöründe takipteki kredilerde bir artış  başladığını görüyoruz. 
Ayrıca Eylül ayında Türkiye’de karşılıksız çek tutarı %2.6 artarken Antalya’da bu oran %19 gibi daha yüksek bir düzeyde çıktı.

Burada bir uyarıda da bulunayım. Ben geçen ay Ağustos ayında karşılıksız çek tutarında %58 artış olduğunu söylemiştim, bir gazetemiz Antalya’da çeklerin %58’i karşılıksız diyerek yazdı. Basınımızın bu konularda daha dikkatli olması gerekiyor.
Dolayısıyla gerek KOBİ'lerin finansman imkanlarının desteklenmesi, gerekse yeniden yapılandırma gibi bazı önlemlerin ele alınması giderek önem kazanıyor. Seçim sonrası umuyoruz ki bu sorunlar ivedilikle ele alınabilsin. 
Karşılıksız çek konusunda ise artık herkesin daha bilinçli olması gerekiyor. Karşılıksız çeklerde görülen temel sorun; genellikle aynı kişi veya firmalara ait olması. Bu nedenle çek sicili konusunda bilgi almak üzere SMS sistemi geliştirildi. Haziran ayından bu yana ise karekodlu çek kullanıma girdi.
Karekodlu çeki, 9 bankanın ortaklığıyla kurulan Kredi Kayıt Bürosu A.Ş. çıkardı. Şirket FİNDEKS isimli bir sistem kurdu. Findeks, kişi ve şirketlerin kredi raporunu çıkarıyor, kredi notu hakkında bilgi veriyor, çek raporu veriyor. Çek üzerinde Karekod var, akıllı telefonlarla bu karekodu okuttuğunuzda çek sahibinin risk durumuna ulaşabiliyorsunuz. Böylece hem çek sahteciliği önlenmiş oluyor hem de çeki yazanın çek sicili hızla görülebiliyor.  
Bu konuda hazırlanmış kısa bir tanıtım filmi de var. Onu da birlikte izleyelim….  Şunları da söyleyelim. Karşılıksız çıkan çeklerin toplamdaki payı %3-4 arasında. Türkiye’de ayda yaklaşık 2 milyar TL tutarında, 60-70 bin çek karşılıksız çıkıyor, Antalya’da ise ayda 100-120 milyon TL tutarında 3-4 bin arası çek karşılıksız çıkıyor.
Oranlar düşük de olsa ticarette güveni sarsan bir konu. Bu nedenle artık bu karşılıksız çek ayıbının bitmesi, ticaretin daha güvenli hale gelmesi gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'de siyasi belirsizliğin bitmesi, kurulacak hükümetin yapısal önlem takvimi açıklaması ve merkez bankasının izleyeceği faiz politikası en önemli konulardır. Bu 3 konuda olumlu gelişme olursa dövizde ve genel durumda iyileşme görürüz, aksi halde sıkıntılar devam edecektir.
Antalya ekonomisine ilişkin son duruma gelince; turist sayısında düşüş son aylarda sabit devam ediyor, %5 kayıp değişmeden kaldı.  Bu da yaklaşık 550 bin civarında bir kayba işaret ediyor.
Antalya'da son dönemde turizmdeki sıkıntının bir göstergesi yabancı çalışan sayısındaki düşüşte görülüyor.
Bir tablo vereceğim. Burada yabancı ülke vatandaşı olup, Antalya’da çalışan kişilerin sayıları var. Tabloda sadece 2014 yılında 100 kişiden fazla vatandaşı olan ülkeler yer alıyor. Yoksa Küba'dan Filipinler'e kadar çok sayıda ülke vatandaşı çalıştırıyoruz.  Ancak neredeyse tamamında düşüş var.

Ülke Adı

Sigortalı Sayısı 2014

Sigortalı Sayısı 2015

Değişim (%)

UKRAYNA

1359

922

-32.2

RUSYA FEDERASYONU

1034

797

-22.9

KIRGIZİSTAN

1027

542

-47.2

KAZAKİSTAN

510

396

-22.4

ALMANYA

399

303

-24.1

GÜRCİSTAN

323

267

-17.3

AZERBAYCAN

296

258

-12.8

ENDONEZYA

225

174

-22.7

MOLDOVA

159

108

-32.1

UKRAYNA SOV. SOS. CUM.

131

76

-42.0

RUSYA FED. / ÇEÇEN CUM.

127

101

-20.5

ÖZBEKİSTAN

116

87

-25.0

BULGARİSTAN

101

71

-29.7


Gördüğünüz gibi turizmdeki sorun yabancı çalışan sayısına da doğrudan yansımıştır. 
Değerli arkadaşlar, ekonomideki duruma ilişkin bir başka gösterge işyeri sayısındaki değişimdir ve buna baktığımız zaman işyeri sayısında artışın devam ettiğini görüyoruz. Ancak işyeri sayısındaki artış kadar, hangi sektörde arttığı da önemlidir.
Antalya’da SGK’ya kayıtlı işyerleri sayılarına baktığımızda en fazla artış gayrimenkulde gerçekleşmiş.
  

 

Antalya İş Yeri Sayisi 

2013

2014

2015

Tarim, Ormancilik ve Balikçilik                                                            

885

875

965

Madencilik ve Taş Ocakçiliği                                                                      

259

272

278

İmalat                                                                                                           

5921

6.245

6745

Elektrik, İklimlendirme Üretimi ve Dağitimi                     

219

168

141

İnşaat                                                                                                            

7944

7.888

8105

Toptan ve Perakende Ticaret, Motorlu Kara Taşitlarinin Onarimi                                                                             

20327

21.910

23198

Ulaştirma ve Depolama                                                           

5904

5.760

5941

Konaklama ve Yiyecek-İçecek Hizmetleri                                            

6739

7.614

8248

Bilgi İletişim                                                                                                                 

438

451

490

Finans ve Sigorta Faaliyetleri                                                                        

956

1.007

1037

Gayrimenkul Faaliyetleri                                                                            

678

1.209

3341

Mesleki, Bilimsel ve Teknik Faaliyetler                                                 

3958

4.207

4481

İdari ve Destek Hizmetleri (Acenta,Rent A Car, Güvenlik, Temizlik)                                                                        

7896

8.390

6848

Eğitim                                                                                                                            

1180

1.295

1373

İnsan Sağliği ve Sosyal Hizmet Faaliyetleri 

1320

1.388

1480

Kültür, Sanat, Eğlence, Dinlence ve Spor Faaliyetleri

1283

1.148

1053

Diğer Hizmetler

3070

2.847

3073

Toplam

69370

72.674

77943


• Gayrimenkul, yani emlakçılık patlama yapmış.
• Yeme-içme ve kafe gibi işyerleri artıyor.
• Ticarette de halen artış devam ediyor, ama oran olarak bakarsanız ticaretteki düşük bir artış.
• İnşaatta yatay bir seyir görülüyor.  
• Asıl sorun ise acenta, rent a car gibi işyerlerinin de bulunduğu idari ve destek hizmetlerinde görülüyor.
• İmalat artıyor, imalat  içinde pastane gibi işyerleri de bulunuyor.
• Tabi şunu da unutmamak gerekir. Antalya'da SGK'ya kayıtlı işyerlerinin %36'sı tek kişi çalıştıran işyeri. %28'i de 2 veya 3 kişi, %17'si de  4-6 kişi. 
Dolayısıyla istihdamdaki artışa bakarsak geçen yıla göre sigortalı çalışan sayısı %4 artışla neredeyse yatay seyrediyor. Bu da ekonomideki durum hakkında bir fikir vermektedir.
Sevgili arkadaşlarım,
İşyeri sayılarında gayrimenkuldeki artış, konut satışlarındaki artıştan kaynaklanıyor.
Bir başka gelişme de son zamanlarda bina yenilemelerinin artmış olması. Bu, İstanbul'da büyük bir furyaya dönüştü. Şimdi Antalya merkezinde de başladı. Eski evler yıkılıp yerine yenisi yapılıyor. Yani bireysel kentsel dönüşüm başlamış durumda.
Biz yerel seçimlerden önce bir seçim bildirgesi yayınlamıştık. Bu bildirgede ve sonra Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız toplantıda da en fazla üzerinde durduğumuz konulardan birisi kentsel dönüşüm oldu.
Kentsel dönüşümün bireysel değil, yani parsel bazında değil, ada veya pafta çapında, bir semtin bütünüyle planlanarak yapılması gerektiğini defalarca söyledik.
Antalya'da kentleşmenin, ticaretin, ulaşımın, estetiğin kurtuluşu kentsel dönüşümden geçmektedir. Ancak, bunun mutlaka büyük ölçekte planlanması ve uygulanması gereklidir.
Oysa şimdi yine eski usul, bireysel, parsel bazında dönüşüm başlamıştır. Bu yanlıştır.
Antalya’da yeterli yol, yeterli yeşil alan yok, kent meydanları yok, estetik hiç yoktur, ticaret de bu yüzden bereketsizdir.
Kentsel dönüşüm ile mahallelerin dönüştürülmesi bizim için hayati bir meseledir. Bu nedenle Belediyeler acilen bir kentsel dönüşüm kurultayı toplamalı, Antalya'nın inşaat şirketleri hatta kooperatifleri birleşmeli ve bu konu tarihi bir fırsata dönüştürülmelidir.
Antalya'nın çılgın projesi kentsel dönüşüm olmalıdır.
Antalya'nın ve Odamızın gündemi hakkında birkaç konuya değinmek istiyorum. Kaleiçi'ndeki tarihi ev restorasyonumuz tamamlandı ve teslim aldık. Şimdi orada turist çekecek, canlılık yaratacak bir faaliyet düşünüyoruz.
21. grubumuz AKS'a yöresel kültürümüzün tanıtılacağı bir yer düzenlemesi önermişti. Biz bunu Kaleiçi'nde yapmayı düşünüyoruz.
Hatta kafamızda İpek atölyesi, halı atölyesi ve ağaç sanatı atölyesi gibi bir düzenleme fikirleri var ve sizden de bu konuda öneri ve bizzat mesai desteği bekliyoruz.  
Aslında Kaleiçi'nde bir sanat sokağı, bir de geleneksel el sanatları sokağı olmalıdır. Biz başlatırsak bu konuda da öncü oluruz. Hatta bu, yöresel ürünlere doğru genişler. Kaleiçi'nde çakma saat ve giyimin yerini özgün ürünler, ciddi tasarımlar, özgün giyim ve markalar almalıdır.
Kaleiçi'nde sokak çiçeklendirme projesi, AKS'ın bulunduğu caddenin cephe düzenlemesi konusunda hızlı bir ilerleme kaydedemiyoruz. Gerçekten yetişememe gibi bir durumumuz var. Herkesin katkısı gerekiyor.
Kaleiçi'nde, bildiğiniz gibi, Büyükşehir Belediyesi, çiçeklendirme projesi yaptı ve Kanada'dan ödül aldı, kendilerini kutluyoruz. Bu tür projeler güzel başlangıçlardır. Ağaç ve çiçek projesi nerede olursa olsun doğru projedir. Ümit ediyoruz ki, bu proje bir başlangıç olsun ve bütün Antalya'ya yayılsın. 
Bizim bu tür projeleri estetiğin olmadığı caddelere yaymamız gerekiyor ki, orada da değişim olsun, bereket olsun. Her fırsatta dile getiriyoruz, EXPO yapacağız, ama tek ağaç ve çiçek olmayan caddelerimiz var.
Bildiğiniz gibi, normalde geçtiğimiz Cuma EXPO alanını ziyaret edecektik. Ama fırtına uyarısı nedeniyle iptal etmek zorunda kaldık. Önümüzdeki günlerde uygun bir havada yapacağız.
Dün, EXPO yönetim kurulu toplantısına katıldım. Son duruma dair şunları söyleyeyim; Bahçe yapmak üzere gelecek ülke sayısı 40’ı aşmış durumda. Alanda kongre merkezi, tarım müzesi gibi yapılar yapılıyor.
Maalesef raylı sistemde gecikme sözkonusu. Kuzey çevre yolu da yetişecek gibi görünmüyor. Açılışa yaklaşık 6 aylık bir süre kaldı. Artık ne olursa olsun yurtdışı tanıtım ve katılımın artmasına çalışmak gerekir.
Ayrıca keşke EXPO’da, Haziran ayı gibi Madonna, Rihanna gibi 1 veya 2 dünya çapında isimle konser düzenlense Antalya turizmine de katkı olur. Biz de önümüzdeki günlerde alana gidelim ve genişletilmiş meslek komiteleri toplantımızda Oda olarak yapacaklarımızı ele alalım.
Sevgili arkadaşlar,
Geçtiğimiz günlerde YÖREX'e ev sahipliği yaptık. Buradan değerli Ali Çandır kardeşimize emekleri için bir kez daha teşekkür ediyorum. YÖREX’e Türkiye’nin her yerinden Doğu’dan Batı’ya 101 Oda ve Borsa katıldı. Bu katılım, aynı zamanda TOBB’un ve Sayın Hisarcıklıoğlu Başkanımızın da başarısıdır. TOBB’un sağladığı milli birlik ve beraberliği göstermektedir.
Ayrıca yerel ürünlerin geliştirilmesi ve desteklenmesi de gerçekten önemli konudur. Türkiye'de yöresel ürünler için kurumsal altyapı ve sosyal kültür bakımından sorunlarımız var. Halen sanıyoruz ki, mesele Finike portakalına coğrafi işaret almaktan ibaret. Oysa asıl konu bir yörenin kültürüne, toprağına, ürününün kalitesine sahip çıkmasıdır.
Türkiye’nin bu konuya iş ahlakı ile başlaması gerekiyor. Neredeyse her kentte ve caddede birçok işyerinde Adana kebabı, Antep baklavası gibi tabelalar var. Ama kimse o kebap nasıl kebap, o baklava nasıl baklava bilmiyor. Oysa Antep ve Adana Oda ve Borsaları bu konuda yetkili olmalı. O ismi kullanan işyerini denetleme, izin verme veya izni iptal etme hakları olmalı. Antalya’nın yerel ürünlerinin seçim yetkisi de bizde olmalı. Antalya markalı ürünün kalitesini korumalıyız, tanıtımını yapmalıyız.
Bu konu bazı sektörlerimizin sorunlarıyla da ilgili bir konudur. Örneğin Restoranlar grubumuz hijyen ve sigara denetimlerinin sağlıklı olmadığını, bazı işyerlerinin sürekli denetlenirken bazılarının hiç denetlenmediğini, fırıncı arkadaşlarımız yol kenarlarında, toz toprak içinde gözleme, bazlama, yufka ekmek satıldığını söylüyorlar. Emlakçı arkadaşlarımız kayıtdışı emlak bürolarından yakınıyorlar.
Aslında bir ATSO kalite belgesi çıkarsak, bu restoranlar, bu işyerleri, bu emlak büroları “ATSO’nun kalite belgesine sahiptir” diye yazsak, bunun da heryerde reklamını yapsak, bu sorunlar bir nebze aşılır. Aksi halde hep Devlet yapsın diye beklersek sorunlar çözülmüyor. 
Ayrıca komitelerimizin kendi sektörlerinde ödül koymalarını ve başarılı firmaları teşvik etmelerini de söylüyoruz. Lütfen bu konularda hep beraber çalışalım. 

Değerli arkadaşlar,
Odamız geçtiğimiz günlerde Akreditasyon denetiminden geçti. Bildiğiniz üzere halihazırda TOBB’un değimi ile “5 Yıldızlı Oda” statüsündeyiz.  Gelen denetçiler somut kriterlere dayalı olarak yaptıkları değerlendirmede 65 puan üzerinden 64 puan vererek ATSO’da tıkır tıkır çalışan ve kendisini sürekli yenileyen bir sistem olduğunu, Türkiye’nin en iyi birkaç Odasından birisi olduğumuzu tescil ettiler. Odamızın uygulamalarını diğer Odalara örnek olarak vereceklerini belirttiler. Bu vesile ile böylesine iyi çalışan örnek bir sistemin kurulmasında emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. 
Oda’nın çalışmalarına dair bir gelişme de verdiğimiz kapasite raporlarına ilişkin. ATSO olarak halihazırda birçok sektöre ilişkin kapasite raporu veriyoruz.
Son çıkan mevzuat uyarınca “ahşap palet, ısıl işlem görmüş palet” konulu kapasite raporu için eksper listemizde yer alan makine mühendislerimizin raporları geçersiz hale geldi. Biz de konuyu hemen TOBB ile görüştük. Orman Endüstri Mühendisi ve Orman Mühendisi 2 bilirkişimizi TOBB’a, özel eğitim almak üzere gönderdik ve sorunu ortadan kaldırdık.  Bunu da sektördeki üyelerimizle paylaşmak istedim.  
Bir başka önemli çalışma konumuz Korkuteli gıda ve mermer organize sanayi bölgeleri kuruluşudur. Bildiğiniz gibi uzun zamandır konuştuğumuz bir konu. Odamız bu projelerin sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Mustafa Bey bu konuda mesai veriyor. Sayın Valimiz projeleri takip ediyor, destek oluyor.
Korkuteli mermer organize sanayinin bakanlık onayı alındı. Gıda organize sanayi projesi ise onay aşamasında. Bu projeler hem Antalya sanayisine destektir hem de Korkuteli-Elmalı bölgesinin kalkınmasında yeni bir aşama olacaktır. 
Artık ihtisas organize sanayilerin gelişmesi gerektiğini hep söylüyoruz, çünkü günümüzde sektörel kümelenme çok önemli hale gelmiştir. İşte bölgemizde ilk örnekleri vermiş olacağız.  ATSO’nun Antalya ekonomisine tarihi katkılarından birisi olacaktır.
URGE Projelerimiz kapsamındaki tarım kümemiz bugün Tunus’a gidiyorlar. İhracatımızı geliştirmek, firmalarımızı yurt dışına açmak için kümelenme çalışmalarımız tüm hızı ile devam edecek.
Odamızın 9. Yelken Yarışları Cumhuriyet Kupası da devam etmektedir. Daha önce 30 Ağustos’ta yapıyorduk, ama 2 yıldır. Cumhuriyet Bayramına aldık. Optimist ve Laser yarışları yapıldı. Yat yarışı ise Perşembe günü 11.30’da Kaleiçi’nden başlayacak. Saat 16:00 da Konyaaltı 24. Plajda Yelken Klupte ödül töreni yapacağız. Bu yarışma Antalya’da deniz ve denizcilik kültürünün gelişmesi için yaptığımız ve 9. Yılına ulaştırdığımız bir yarışmadır. Bütün meclisimizin bu zevki ve gururu yaşamasını arzu ediyorum. Bu nedenle Perşembe günü ödül töreninde birlikte olalım.
Sözlerime son verirken, hepinizin, bütün üyelerimizin ve milletimizin Cumhuriyet bayramını kutluyorum. Seçimlerin ülkemize uzlaşma, huzur ve demokraside ve ekonomide büyük bir çıkış getirmesini diliyorum.
 Türkiye'nin Cumhuriyetimizin 100. yılına doğru, Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedefine güçlü adımlarla ilerlemesini diliyorum.
Ülkemiz için elimizden gelenin en iyisini yapmaya, görevimizi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağız.  Geçen ay meclis konuşmamı Çetin Altan'ın enseyi karartmayalım sözüyle tamamlamıştım. Kendisini geçen hafta kaybettik, Allah rahmet eylesin. Sözünü tekrarlayarak kendisini anayım. Enseyi karartmayacağız.
Teşekkür ediyor, sevgi ve saygılar sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi
  • Fuar