ATSO Ocak Ayı Meclis Konuşması

26 Ocak 2016 Salı

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

Değerli arkadaşlar,
Yönetim Kurulumuz ve kendi adıma hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.
Öncelikle geçtiğimiz perşembe günü kaybettiğimiz işadamı Mustafa Koç için üzüntümü ifade etmek istiyorum. Sayın Koç, 100 bin kişiye istihdam sağlayan, Türkiye ekonomisinde büyük bir payı olan, sanayi yatırımlarının öncüsü, Türk özel sektörünün en büyük kuruluşunun başındaydı. Mustafa Koç, büyük sanayi yatırımları gerçekleştirdiği gibi, eğitim ve sosyal sorumluluk projelerinde de öncüydü. Sağlık sorunları vardı, ama maalesef çeşitli stres nedenleri de oldu. Yine de cenazesinin büyük bir birleşme yaratması bir tesellidir. Kendisine rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum. 
Yoluna siyaset arenasında devam etme kararı ile aramızdan ayrılan, önceki dönem başkanımız Çetin Osman Budak da partisinde genel başkan yardımcılığı görevine geldi. Çetin başkanımıza üstlendiği yeni görevinde başarılar diliyorum.
Antalya’nın evlatlarının ulusal ve uluslararası düzeylerdeki başarıları bütün Antalya için gurur ve mutluluk vesilesidir. Burada siyasi mensubiyet önemli değildir, nasıl ki, Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Dışişleri Bakanı olması hepimizi gururlandırıyorsa, aynısı Çetin Başkan için de geçerlidir.

Değerli arkadaşlar,
Birçok arkadaşımızla Fas'ta 3 gün beraber olduk, bol bol sohbet etme fırsatı bulduk. Bildiğiniz gibi, Fas, Akdeniz çanağında İspanya, Yunanistan, Mısır, Tunus gibi birkaç alternatif turizm destinasyonlarından birisi. Ayrıca tarımda, özellikle domates gibi ürünlerde de bizim rakiplerimiz arasında. Küçük bir Marakeş'in yılda 5 milyon turist aldığını gördük. Ayrıca, Fas Odalar Birliği başkanı gibi yetkililerle temasımız da oldu. Bazı arkadaşlarımız kendi sektörleriyle ilgili inceleme ve temas fırsatı da buldular. Türkiye'nin Fas'a ihracatının 1.5 milyar dolar olması, yatırım yapmış firmalarımızın bulunması, Fas'ta tarım başta olmak üzere yatırım fırsatlarının varlığı da yerinde gördüğümüz konular oldu. Bu vesileyle ekonomi bakanlığımıza, Ticaret müşavirliğinin ilgisi nedeniyle teşekkür ediyorum. Bu vesileyle şunu da söylemek istiyorum. Türkiye bu küreselleşme çağında tek bir ticaret müşaviriyle çalışıyor. Fas’ta bir kişi, Dubai’de yine tek kişi. İşadamlarına yardımcı olmak için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Ama ticaret müşavirliklerinde çok daha fazla kişi görevlendirilmeli ve daha büyük imkanlar sağlanmalıdır. Fas’da benim özellikle dikkatimi çeken ve burada dile getirmek istediğim husus var. Birincisi 4 bin dolar kişi başına gelirle bizden yoksullar, ama insanların rahatlığı, sakinliği, huzuru, sosyal canlılık sanki bizden iyi.
Türkiye'de siyasi gerilim herkesi etkilediğinden dolayı hem halkın genelinde bir gerginlik görüyoruz hem de sosyal ortam zayıflıyor. Genel gerginlik günlük yaşama, sosyal yaşama, insan ilişkilerine, hatta ticari yaşama da yansıyor.
Hatta tüketici güven endeksi bile bu havadan etkileniyor. Bakın siyasi belirsizlik yüzünden güven endeksi Eylül'de dip yapmıştı. Seçimlerden sonra sıçrama olmuş 77'ye çıkmıştı, Aralık'ta 73'e, Ocak'ta 71'e indi. 

Aynı durumu reel sektör güven endeksinde de görüyoruz. Kasım ayında sektörel güven endekslerinde sıçrama yaşandı, ama Aralık'ta düşüşe geçti.
Yani, Fas gibi bir ülkede bile insanlar bizden daha sakin, huzurlu görünüyorsa biraz düşünmek gerekir. Hani bir şarkıda vardı, bir tatlı huzur almaya geldim diye, biz de artık biraz huzur istiyoruz. Bir tarafta zaten terör baskısı altındayız. Buna bir de her gün siyasiler arasındaki sert sözler ekleniyor ve ister istemez herkesin tansiyonu yükseliyor. Siyasette veya meclisteki bu kavga Türkiye’ye yakışmıyor.
Meclis dışında biraraya gelindiğinde, herkesin dostça ve daha rahat konuşabildiğini görüyoruz. Ama meclis ortamında ve basın yoluyla konuşulduğunda başka bir hava ortaya çıkıyor. Bu kavga ve çekiştirme alışkanlığı ciddi bir kültüre dönüşüyor, hatta başkasının derdinden mutlu olan bir toplum oluyoruz. Bunun ekonomiye de olumsuz yansıması oluyor.
Geçenlerde arkadaşlarla konuştuk; Antalya'da bir bakıyorsunuz bir söylenti çıkıyor, filan şirketin çeki dönüyor, falan şirket batıyor, iflas erteleme istiyor vs. En iyi şirket bile bu tür söylentilere dayanamaz ve gerçekten sıkıntı yaşar. Diğer taraftan, 40-50 kişinin katıldığı bir yemekte, sadece iki kişinin fotoğrafı alınıp,  anlamsız çıkarımlar ve ithamlar yapıldığını görüyoruz. Ben de çeşitli organizasyonlarda her görüşten, her topluluktan insanla biraraya geliyorum. Nitekim Oda başkanı iseniz doğrusu ve olması gereken de budur. Ayrıca medeni insan olmanın gereği de budur. Olmaması gereken, insanları toplum önünde lekelemek çabası ile ipe sapa gelmez çıkarımlar yapmaktır.
Bir ülke, bir millet, bir kent bir beden gibidir; bir organ hastalanırsa bütün beden etkilenir. Birisi kaybederken diğerinin kazanması geçicidir. Başarı ve iyilik birlikte çoğalır, başarısızlık ve kötülük de zamanla her yere yayılır. Demokrasi, uzlaşma, farklı fikirlere ve fikir özgürlüğüne saygı, eleştiriye hoşgörüdür demekten dilimizde tüy bitti. Bizim kuşak 1970'leri, 80'leri, 1990'ları yaşadı. Her dönem birileri mağdur oldu, haksızlığa uğradı. O yıllardan ders almamız ve artık o dönemleri geride bırakmamız gerekir. Diyaloğun olmadığı, eleştirinin olmadığı, uzlaşmanın olmadığı yerde mutlaka hata vardır. Sokaktaki vatandaşın hatası önemli olmayabilir, ama kurumların hatasının sonuçları ağır olur. Bedelini de bütün millet ve ülke öder. O yüzden önemli kurumların karar ve uygulamaları her zaman eleştiriye açık olmalıdır ki, risk azalsın.
Diğer taraftan, sürekli olarak diyoruz ki, artık yenilikçi ekonomiye geçmemiz gerekiyor. Bunun için de yenilikleri, icatları, saçma fikirleri, bize ters gelen düşünceleri teşvik etmeliyiz. Çünkü fikir özgürlüğü, güven duygusu olmadan yenilik veya icat kültürü gelişemez.
Hükümet bu kısa zamanda meclise önemli bir arge kanun tasarısı sevketti. Çünkü Türkiye ekonomisinin bu noktada tıkandığı artık görülüyor. Başbakan yardımcımız Mehmet Şimşek, çok şey yapıldığını, ama nitelikte geri kalındığını, reformların mutlaka yapılması gerektiğini söylüyor. Ar-ge, siparişle parayla olacak bir iş değildir,  herşeyden önce bir iklim meselesidir.
Bu nedenle Türkiye'nin bir huzur programına, huzur eylem planına da ihtiyacı bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım,
Yine Fas gezisine döneyim. Bir küçük Marakeş 5 milyon turist çekiyor, sokaklar canlı, bir sosyal yaşam, kent yaşıyor.
Gidip başka yerleri görünce elimizdeki mücevherin değerini daha iyi anlıyoruz. Antalya gibi bir güzellik, böyle bir deniz, sahil, dağlar nerede var? Böyle bir Kaleiçi nerede var? Ama şimdi Kaleiçi'ne gidin, bakın. Otellerin çoğu kapalı, restoran ve kafelerin bir kısmı da kapalı. Kemer'de Side'de, Kaş'ta turizm sezonu dışında kapanmalar olur, anlaşılır, normaldir. Ama 1.5 milyonluk bir kentin ortasında bu kadar kapanma anlaşılır değildir. Antalya'nın Kalekapısı ve Kaleiçi dışında kent merkezi yok. Konyaaltı'nda, Kepez'de, Lara'da, binlerce insanı çekecek meydanlar yok. Zaten meydan olabilecek yerlerde de kavşaklar yapıyoruz. Geriye bir tek AVM'ler kalıyor, ama AVM de kent değildir. 1.5 milyonluk bir nüfus; buna ilçeleri, Burdur, Isparta'dan gelenleri, otellerde toplantılara gelenleri de ekleyin 2 milyon eder. Bu 2 milyon nüfus bir kent merkezini, bir Kaleiçi'ni yaşatamıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Bir sorun, buradaki işletmelerin kendisindedir. Demek ki, burada halkı çekecek cinsten bir ticaret yok, sadece yazlık turiste dönük bir ticaret var. O zaman bu durum hem buradaki esnaf ve tüccarın hatasıdır hem de bizim ve belediyelerin hatasıdır.
Antalya'da ticaret kültürü, esnaf kültürünü çok konuştuk. Bugün ticaret canlı değil diyoruz, ama diğer tarafta da birçok işyerinde mağazada hep aynı şeyler satılmaya devam ediyor. Caddeyi turluyorsunuz, almak isteyeceğiniz bir tek şey bulamıyorsunuz. Çalışanlar da devlet memuru gibi, bugün git yarın gel havasındalar. Sürekli diyoruz ki, çalışanlarınıza önem verin, insana yatırım yapın. Bu yapılmadığında bütün Antalya ticareti zarar görüyor. Antalya gibi bir kentin merkezi, küçük bir turizm kasabasının merkezi gibi kışın kapalı kalamaz. Burada mutlaka bir işyeri planlaması gereklidir. Kent merkezi bir AVM gibi sil baştan planlanmalıdır. Nerede ne satılacağı belirlenmeli ve koşulları oluşturup belirli caddelere marka mağazaların getirilmesi gerekmektedir. Kanun gerekiyorsa kanun, yönetmelik gerekiyorsa yönetmelik çıkarılmalıdır. Kaleiçi'nde halen yıkılması gereken çok sayıda beton bina veya yapı bulunuyor. Artık bunlar da yıkılmak zorundadır. 
Kentsel dönüşümün Antalya’nın çılgın projesi olması gerektiğini daha önce söylemiştim. Şu anda birçok semtte bireysel dönüşüm projelerinin başladığını, yayıldığını görüyoruz. Böyle devam ederse artık gerçek bir dönüşümün de önü tıkanır ve ümit kalmaz. Bu bireysel bina dönüşümleri yapılmamalı, yaptırılmamalıdır. Acilen semt bazında projelendirmeler yapılmalı veya büyük ada-paftalar bazında dönüşüm zorunlu olmalıdır. Yolu yetersiz, parkı olmayan, sosyal alanı olmayan mahalleler yerine doğru dürüst mahalleler ortaya çıkarılmalıdır. Bu yapılırsa hem mal sahipleri hem de kent kazanır.
Bu plansızlık devam ederse ticaret de düzelmez, ulaşım sorunları da düzelmez. Dolayısıyla kentsel dönüşüm master planı çıkana kadar bireysel projelere izin verilmemeli, hatta yapı ruhsatı tatili getirilmelidir. Dün yönetim kurulumuzda bu konuyu görüştük. Kısa zamanda kentsel dönüşüm arama konferansı yaparak, ortaya ideal bir model çıkaracağız.  Diğer meslek örgütleriyle ve sektör mensuplarıyla birlikte çalışacağız. Sonra da Sayın Türel’i ve ilçe başkanlarımızı davet edip, bu konuyu artık bir çözüme kavuşturmaya gayret edeceğiz.
Kent merkezi ile ilgili bir başka husus Antalya’da geleneksel el sanatlarının, ressamların, müzisyenlerin yokluğudur. Antalya kent merkezinde geleneksel el sanatları ve sanatçılar sokakları olmalıdır. Sobacılar çarşısı, sanatçı kafeleri bir kültür yaratır, bu nedenle mutlaka desteklenmelidir. Burada adını koyalım. Antalya'da kent merkezini ancak ve ancak sanatçılar kurtaracaktır. Başka da yolu yoktur. Bunu da artık herkes görmeli ve anlamalıdır.

Değerli arkadaşlar,
Fas dönüşünün düşünceleriyle bunları dile getirmeye karar vermiştim. Bu arada Cuma günü TÜİK illerde yaşam kalitesi üzerine 2013’te yapılan araştırmanın sonuçlarını yayınladı.
Bazı sonuçlar tartışma götürür niteliktedir, ama dikkate almamız gereken bulgular da vardır. Antalya konutta 23., sağlıkta 41., sosyal yaşamda 46. sırada çıkmıştır.

İllerde yaşam endeksi il sıralamaları 2015 

Genel endeks

Konut

Çalışma hayatı

Gelir ve servet

Sağlık


Eğitim


Çevre

Sivil katılım

Altyapı hizmetlerine erişim

Sosyal yaşam

Yaşam memnuniyeti

İstanbul

5

28

33

1

29

56

37

12

1

1

50

Yalova

16

9

43

7

27

5

5

66

5

18

28

Ankara

17

8

37

2

6

44

59

23

3

4

64

İzmir

21

18

60

3

16

31

36

30

2

22

51

Kocaeli

23

32

10

4

48

39

30

2

10

33

57

Tekirdağ

30

22

6

5

53

46

24

35

17

20

61

Zonguldak

41

29

1

6

52

60

42

16

44

51

76

Antalya

44

23

29

8

41

16

21

55

9

46

78

Yani, bizim gözlemlerimiz, TUİK araştırması tarafından da doğrulanmıştır.

Antalya olarak, sağlık altyapımızı geliştirmemiz, çevre kalitesini iyileştirici adımlar atmamız, konut kalitesini kapsamlı bir kentsel dönüşüm programıyla iyileştirmemiz, ayrıca sosyal yaşam kalitesini artırmaya daha fazla önem vermemiz gerektiği görülmektedir.

Değerli arkadaşlar,
Antalya ticaretinin durumu zaten komite raporlarımızda da açık biçimde görülüyor. Ocak ayı komite raporlarına lütfen bir bakın:
Ekmek ve unlu mamuller grubumuzun bitmeyen derdi, kaçak, kayıtdışı işletmeler. Kağıt, matbaa, kırtasiye, reklam ajansları grupları da ehil olmayan işyerlerinin artışından yakınıyor. Emlak grubumuz kaçak emlakçılardan şikayetçi. Buradan Hükümete ve belediyelere bir kez daha sesleniyorum. Şu işyeri ruhsatları konusunu lütfen bir ele alın. Kayıtdışı çalışan, düşük kaliteli ürün satan işyerleri bütün ekonomiye zarar veriyor.
Muratpaşa Kaymakamlığımızın hanutçulukla mücadeleye yoğunlaştığına ilişkin haberler yapıldı. Bu tür örneklerin yayılması gerekiyor.
Yine ticaretin durumuna dair iki grubumuzun yazılarına da dikkat çekmek istiyorum. 8. grubumuz, yani gıda grubumuz gıda harcamalarında kredi kartına taksit uygulaması istiyorlar. Herhalde arkadaşlarımız durup dururken, bu talepte bulunmuyorlar, bir sıkıntı olmazsa böyle bir talep gelmez. Ekonomi yüzde 4 büyüyor, ama gıda sektörü kredi kartına taksit talep ediyorsa bir sorun var demektir.
25. grubumuz, yani dayanıklı tüketim grubu da bir talebini tekrar ediyor. Bunu daha önce söylemiştim, ama tekrar geldiği için ben de tekrarlayayım. Beyaz eşya halen lüks görüldüğü için ÖTV'ye tabi. Ama son dönemde kredili alıp, kredisini ödeyemeyenlerden bu eşyalar geri alınmaya kalkıldığında, zorunlu ihtiyaç malzemesi olduğu için haciz işlemi yapılamıyor. Bir taraftan baktığımızda sektör çok haklı, diğer taraftan baktığımızda bu devirde halen bir buzdolabı taksidi ödenemiyor.
Bunlar sektörel konular, ama üst üste koyduğunuzda ekonomideki ticaretteki durumu da daha somut olarak gösteriyor. Ekonomi gündeminde faiz, borsa, döviz dışında fazla şey konuşulmuyor, oysa reel sektör bu küçük görünen sorunlarla boğuşuyor.

Değerli arkadaşlarım,
Genel ekonomik duruma baktığımızda Türkiye ekonomisi küresel ekonomik durgunluktan ve sermaye çıkışlarından etkilenmeye devam ediyor.
2010-2013 döneminde dünyada para boldu ve Türkiye'ye sermaye giriyordu. 2012'de borsa ve tahvile net olarak 22 milyar dolar girmişti. Sonra giderek azalma oldu ve 2015 yılında 9.6 milyar dolar net çıkış oldu.
Çin’den dünya kadar sermaye çıkıyor, geçen yıl 600 milyar dolar çıktı ama Çin parası değer kaybetmiyor, çünkü Çin’in halen 3 trilyon dolardan fazla döviz rezervi var.
Eğer Çin daha fazla yavaşlamadan toparlarsa genel toparlanma olur, aksi halde dünya ekonomisi kırılgan olmaya, dalgalanmaya devam edecek. Bildiğiniz gibi Tunus’ta isyanlar tekrar başladı. Arnavutluk, Moldova gibi ülkelerde ekonomik duruma karşı gösteriler başladı. İspanya’da hükümet kurulamıyor. İspanya ve Yunanistan’da genç işsizliği Türkiye’yi de geçiyor. Avrupa’ya göçmen akımı bazı ülkelerde ciddi sorunlara yol açıyor.
Şu anda bile her gün 3 binden fazla insan Türkiye’den Yunanistan’a geçiyor. İnsan kaçakçılığı bir türlü durmuyor. Bu göçmen akımı böyle devam ederse, Avrupa Birliği Schengen anlaşmasını daha fazla uygulayamaz ve vizelerin kalkması da ertelenir.
Dünyanın durumu böyleyken Türkiye’nin 2016 yılındaki en büyük şansı petrol fiyatının düşmesi, şanssızlığı ise Suriye ve terör riskleri.
Bu ortamda KOBİ’ler son dönemde asgari ücret artışının önemli kısmını üstlenmek durumunda kaldılar. KOBİ’lerin asgari ücret artışından dolayı sıkıntı yaşayacağını daha önce söylemiştim. Şu anda asgari ücret maliyeti 500 euroyu geçti. Doğu Avrupa ülkelerinde asgari ücret halen 200-350 euro civarında. Ucret maliyeti, akaryakıt gibi girdilerin maliyeti Doğu Avrupa’dan bile yüksek olursa sanayi ve ihracat nasıl gelişecek?
Ekonomi rekabet gücü kazansın, yerli ürün ucuzlasın diye döviz artsa çare olmuyor, çünkü girdi maliyetleri artıyor. Çin ve ABD paralarının değerini %5 düşürmekten avantaj sağlıyorlar. Bizde dolar 2 yılda %70 arttı, yine yetmedi. Gelişmiş ülkelerde akaryakıt fiyatları geçen yıl %25-30 oranında düştü. Türkiye'de 2013 Aralık ayından bu yana benzinde fiyat düşüşü sadece %11. Son bir yılda fiyat düşüşü yok.
Dolayısıyla dünyada petrol fiyatı üçte bire düştü, ama bizim haberimiz olmadı. Çünkü döviz artışı Türkiye'de maliyetleri yüksetmeye devam ediyor.
Böyle bir ortamda, enflasyon %9’a dayanmışken ve döviz baskısı devam ederken Merkez bankasının duruşu önemini koruyor. Nisan'da Sayın Başçı'nın görev süresi doluyor. Bu konuda Hükümet kararı son güne bırakılmamalıdır. Merkez bankasına güvenin artırılması için herkes çaba göstermelidir.
Bu çıkmazdan kısa vadede çıkacak bir yol yok. Tek çözüm verimliliği yükseltmek, maliyetleri düşürecek önlemler almak, enerji başta olmak üzere dışa bağımlılığı azaltmaktır.

Değerli arkadaşlarım,
Enerjide dışa bağımlılık demişken bu konu üzerinde biraz daha duracağım. Türkiye enerjide 3 ülkeye bağımlı ve bu 3 ülkeyle de ilişkilerimiz sorunlu.
Petrolün %61 İran ve Irak’tan. Doğal gazın ise %56’sı Rusya’dan, %19’u İran’dan. Avrupa ülkeleri bu bağımlılığı azaltmak için önlemler aldılar. 2000 yılından bu yana birçok Avrupa ülkesinde doğal gaz tüketimi, hatta petrol tüketimi azaldı. Almanya gibi ülkeler elektriği artık güneş ve rüzgar enerjisinden üretiyor. Türkiye ise elektriği doğal gaza bağladı. Rüzgar enerjisi yatırımları çok arttı, ama doğal gaz bağımlılığı devam ediyor. Bu bağımlılık nedeniyle Rusya son günlerde Türkiye’nin bütün iyi niyet çağrılarına olumsuz cevap veriyor. Görüyoruz ki, Türk mallarını şikayet etme hattı kurulmuş, bakıyorsunuz buz hokeyi takımı Türkiye’ye gelmiyor. Spora böyle siyaset karıştırılması doğru değil. Ayrıca, Rusya Dünya Ticaret Örgütü üyesi, Ticaret Örgütü üyeleri yabancı mallara karşı ayrımcılık yapamazlar.

Değerli arkadaşlar,
Rusya’dan Antalya’ya geçeyim. Rusya ile sorunlar Antalya’nın tarım ihracatında beklediğimiz düşüşü yarattı.

  Batı Akdeniz Yaş Meyve Sebze Ürünleri Turunçgiller İhracatı-1 Ocak - 22 Ocak

2015

2016

DEG %

YAŞMEYVE SEBZE ÜRÜNLERİ. TURUNÇGİLLER. ÇAY

35.327.137,52

17.741.168,86

-49,8

----ELMA

1.016.274,71

52.012,73

-94,9

----NAR

4.673.177,14

3.457.473,33

-26

--TURUNÇGİLLER

4.102.733,38

1.602.482,59

-60,9

----PORTAKAL

1.223.316,51

381.177,06

-68,8

----MANDARİN

431.683,55

47.724,40

-88,9

----LİMON

1.991.470,47

998.686,65

-49,9

----GREYFURT

456.262,85

174.409,65

-61,8

----DOMATES

14.206.840,57

3.377.499,63

-76,2

----HIYAR.KORNİŞON

4.339.512,49

1.882.074,22

-56,6

----PATLICAN

409.134,66

525.361,94

28,4

----BİBER

4.321.491,53

4.731.536,22

9,5

TOPLAM

35.327.137,52

17.741.168,86

-49,8

Yaş meyve ve sebzede 3 haftalık ihracatta %50’ye yakın bir düşüş görüyoruz, domates, portakal salatalık en fazla etkilenen ürünler. Bölgemizden Rusya’ya ihracat %79 oranında azaldı. Şimdi İran'ın da Türk ürünleri Rusya'ya ihraç edilmesin diye önlem aldığı haberi geldi. İsrail ve Macaristan’a ihracatta artış görüyoruz, ama bu da toplam ihracatta düşüşü engellemiyor.

1 Ocak - 21 Ocak

ÜLKE

2015

2016

DEG %

ÇİN HALK CUMHURİYETİ

8.035.985,80

10.996.545,78

36,8

ALMANYA

4.384.560,44

5.496.522,20

25,4

UKRAYNA

3.132.787,50

3.962.308,81

26,5

RUSYA FEDERASYONU

13.641.557,63

2.810.469,74

-79,4

ROMANYA

2.587.192,22

2.318.718,17

-10,4

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ

1.696.547,87

2.170.343,09

27,9

FRANSA

1.546.301,04

2.064.636,99

33,5

BİRLEŞİK KRALLIK

1.296.399,91

1.940.857,45

49,7

BİRLEŞİK DEVLETLER

2.235.643,84

1.621.426,52

-27,5

İSRAİL

417.347,49

1.525.003,53

265,4

BULGARİSTAN

3.020.071,75

1.509.345,10

-50

HOLLANDA

2.169.157,57

1.369.974,41

-36,8

IRAK

1.842.670,57

1.230.240,65

-33,2

MACARİSTAN

290.970,85

1.182.171,07

306,3

İRAN  

3.852.638,40

1.103.486,65

-71,4

TOPLAM

73.062.728,82

60.004.380,67

-17,9


İhracatta düşüşe rağmen geçen ay fiyatlar düşmedi, tersine arttı, çünkü soğuk hava maliyeti artırdı. Son günlerde domates fiyatında gerileme başladı, portakal fiyatı 50 kuruşa kadar geriledi.
Turizmi konuşmak için henüz erken. Ama kış turizmi bakımından kötü bir gidiş var ve bu da olumsuz bir işaret vermektedir. 2014 Aralık ayında gelen yabancı turist 130 bindi, geçen Aralıkta 99 bine düştü, yani %24 düşüş oldu. Son 3 haftada ise %13 oranında düşüş söz konusu. İstanbul’daki terör saldırısı tuz biber oldu ve yaz rezervasyonları iyi değil.
Geçen hafta Kültür ve Turizm Bakanımız Frankfurt’ta Alman tur operatörleriyle görüştü ve uçak desteklerini konuştu. Ama operatörler yaz ayları için destek çıkmazsa, yeterli rezervasyon olmayacağı için kendilerinin de uçuş planlarını azaltacaklarını, dolayısıyla uçak desteğinin işe yaramayacağını söylemişler. Öyle görünüyor ki, bu yıl İspanya ve Yunanistan dolacak ve oraya gidemeyen bize gelecek.
Turizmde önemli bir konunun sektörün ortak duruşunun sağlanması olduğunu düşünüyorum. Eğer bu yıl da fiyat rekabeti olur ve ciddi indirimler yapılırsa, bunun etkisi diğer yıllara da yayılır. Sayın Osman Ayık bazı tesislerin kapasite düşüreceklerini açıkladı. Fiyat indirimi yerine böyle bir önlem daha doğru olur. Bunun en üst düzeyde görüşülmesi ve istihdam desteği gibi önlemlerle kapsamlı bir program yapılması gerekir.
Ayrıca Nisan ayında EXPO Türkiye’nin güzel bir tanıtım fırsatı, güzel bir mesajı olabilir. EXPO’nun şimdiden Avrupalıları çağırması gerekiyor. Bu konuda gecikme yaşadığımız açıktır. Geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanı’nın EXPO için gelmesi ve EXPO’yu himayelerine alması sevindirici bir gelişmedir ve mutlaka bir hızlanma sağlayacaktır. Sayın Faruk Çelik Bakanımız da çalışmaları hızlandırmak için EXPO toplantılarını ayda birden iki haftaya çekti. Gerçekten artık çok hızlı çalışmamız gerekiyor. EXPO’da Türkiye bölgesel mutfakları kurulması gibi güzel projeler var ve doğru bir şekilde gerçekleşirse gerçekten Antalya’ya ilave katkılar sağlayacaktır.
Bu arada biz de ATSO EXPO bahçesi kurma fikri üzerinde çalışıyoruz. Bu konuda uzman kurumlardan ve meclis ve komitelerimizden de katkı isteyeceğiz.
Antalya tanıtımında güçbirliği sağlamak üzere kurulan Antalya Tanıtım A.Ş. faaliyetlerine de değinmek istiyorum. Tanıtım A.Ş. bugüne kadar çok başarılı tanıtım çalışmaları yaptı. Ancak son dönemde her kurumun fuarlara ayrı ayrı katıldıklarını görüyoruz. Bir fuarda Antalya’nın 8-10 ilçesinin ayrı ayrı stand açmasının sağladığı yararı ben anlamakta zorlanıyorum,  sektör mensupları belki daha iyi değerlendirirler. Pasif tanıtımdan daha çok aktif pazarlama ve PR çalışmalarının, internet ve sosyal medya araçlarının kullanımının, tur operatörleriyle müzakarenin gerekli olduğu bir dönemde daha büyük bütçelerle daha etkin tanıtıma ihtiyaç var. Antalya Tanıtım A.Ş. adı üzerinde Antalya kuruluşudur ve herkesin destek olması gerekir.

Antalya’nın tanıtımı, bu arada turizm ürünlerinin çeşitlendirilmesi için de gayret ediyoruz. ANFAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Sadık Badak ile bu konuda işbirliği için biraraya geldik. Antalya’da fuarların gelişmesi ve ticarete daha fazla katkı yapması için bazı çalışmalar yapacağız. İlk adımda İstanbul Ticaret Odası ve Borsası’ndan Antalya fuarlarına katılım konusunda destek istedik. Nasıl biz İstanbul, İzmir, Ankara’da fuara katılan üyelerimize destek veriyorsak, onlar da Antalya fuarları için destek vermelidir.

Sevgili arkadaşlar,
Komitelerimizden gelen birkaç konu daha bulunuyor.
Aspendos-Perge-Termessos bulvarının kesiştiği kavşak şimdi köprülü kavşağa dönüşüyor. 12. grubumuz köprülü kavşağın mağazaların önünü kapatacağını ve oradaki ticareti olumsuz etkileyeceğini söylüyor ve bu endişelerinde haklılar. Konuyu Türel Başkan ile görüştüm, bazı talepleri dikkate alacaklarını söyledi. Kendisi de oradaki işadamlarıyla görüştü.
İnşaat sektörümüz için önemli bir konu Danıştay’ın planlı alanlar tip imar yönetmeliği geçici 6. maddesini iptal etmesi oldu. Büyükşehir yönetmeliği olan illerde bu iptal başlamış olan inşaat projeleri için ciddi sıkıntı yaratmış durumda. Dolayısıyla bu konuda mutlaka düzenleme yapılması ve geçiş süresi verilmesi gerekiyor.
Medikal grubumuzun kamu kurumlarından tahsilat yapamaması sorunu devam ediyor. Vadeler 14 aya kadar uzamış durumda. En fazla alacağın olduğu üniversite hastanesi için Sayın Rektör konuyu çözecekelerini söyledi, inşallah önümüzdeki aylarda bu sorunu tekrar konuşmak zorunda kalmayız.
28. grubumuzun Müze alanının genişletilmesi önerisini geçen ay dile getirmiştim. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda olumlu yanıt vererek, Karayolları lojmanlarını Ulaştırma Bakanlığı’ndan talep ettiklerini bildirdi. Ancak, bu arada yeni müze binası projesinin de başlamış olduğunu görüyoruz. Keşke, biraz daha beklense ve dünya çapında bir mimari proje orataya çıkarılsaydı. 
Antalya’da, yeşil alan ve meydan olarak değerlendirilebilecek yerlerde eskimiş kamu lojmanları kentin ekonomik ve sosyal yaşamına değer katacak biçimde değerlendirilmelidir. Örneğin Cumhuriyet meydanındaki Orduevi ve lojmanları da daha güzel bir yere taşınabilir, böylece Cumhuriyet meydanı da çok daha bütünlüklü ve cazip olabilir.
Restoran grubumuzun müzik yayınlarında telif ücreti sorunu vardı. Turizm sektörümüz bu konuyu bir çözüme kavuşturdu. Bizim de değişik dallarda konuyla ilgili 5 bin civarında üyemiz bulunuyor. Bu nedenle 4 Şubat’ta müzik dernekleriyle toplantı yapacağız. Umarım üyelerimiz için güzel bir sonuç elde ederiz.
Elektrik tarifelerinde indirim için de son aşamaya gelmiş bulunuyoruz.

Değerli arkadaşlar,
Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Sayın Fikri Toros odamızda ağırladık ve çok yararlı bir görüşme yaptık. Başkan Kıbrıs’taki durum hakkında aydınlatıcı bilgiler verdi. Kıbrıs’ta Rum kesimiyle anlaşma ümitleri artmış görünüyor. Görüşmede Antalya Kıbrıs arasında işbirliği konusu da gündeme geldi. Sayın Toros ayrıca Antalya ile hızlı feribot seferleri olması gerektiğini de dile getirdi. Kıbrıs ile işbirliği konusu bugüne kadar çok konuşuldu, ancak çok fazla somut bir şey yapamadık. En azından Kuzey Kıbrıs’ı Antalya’ya gelen yabancı turistlere daha iyi tanıtacak çalışmalar, sergi ve etkinlikler olabilirdi. Umarım bundan sonra yapabiliriz.

Son olarak Oda çalışmaları konusunda kısa bir bilgi vereyim. Elektronik belge yönetim sistemine geçiş çalışmalarına başladık. Artık sicil dosyaları arşivlemesi yerine elektronik arşivleme olacak. Kurum içi ve dışı yazışmalar, süreç izleme, performans izleme bu sistem üzerinden yapılacak. E-imza sistemi etkin biçimde kullanılacak ve üyelerimiz internet üzerinden belge başvurusu yapacak ve bazı belgeleri alabilecek. Bu sistem hem tasarruf sağlayacak hem de üye hizmetlerinde hız sağlayacaktır.

Bir başka güzel çalışmayı ulaştırma-lojistik sektörü öncülüğünde başlattık. Üniversiteyle lojistik sektöründeki öğrenciler için staj protokolü imzaladık. Böylece hem öğrenciler mezun olmadan iş öğrenecekler hem de sektöre yetişmiş ara eleman temin edilecektir. Erol beye ve sektöre bu çabaları için teşekkür ediyorum. Aslında bu birçok sektör için de gerçekleştirilebilir. Bu konuya uzun vadeli bakmak, ayrıca bir sosyal sorumluluk olarak da bakmak gerekir. Rahmetli Mustafa Koç, mesleki eğitim memleket meselesi diyordu. Memleket meselesi olarak düşünmek ve gençlerin önünü açmak üzere reel sektör olarak katkı yapmak gerekir.

Bu çalışmalarımızın basına yansıması sonucunda ATSO 2013 ve 2014 yıllarında olduğu gibi, 2015’te de basında en çok yer alan Ticaret ve Sanayi Odası oldu. Odamız 9 bin 34 haberle TSO’lar arasında ilk sırada yer aldı. Yine 3 bin 968 haberle de ben basında en çok yer alan TSO Başkanı oldum. Bu da hep beraber yaptığımız çalışmaların, komitelerimizin taleplerinin, sektörel çalışma ve önerilerimizin basında yer bulmasıyla olmaktadır.  Bu çalışmalarda katkısı olan bütün arkadaşlarıma, basın birimimize sesimizi kamuoyuna duyuran yerel ve ulusal medyamızın bu ilgisine şahsım ve kurumum adına teşekkür ediyorum.
2016 yılı çalışma programımıza hedef pazarlar çalışması da koyduk. İran, Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne sektörel heyet organizasyonu yapmayı planlıyoruz.
İran’a ambargonun kaldırılmasıyla bütün dünya gözünü İran pazarına dikti. Antalya İran’da bilinen ve sevilen bir destinasyon. Turizmdeki bu bağın ticarete ve sanayiye de genişletilmesi mümkün ve bu konuda çaba harcayacağız. Önümüzdeki dönemde Fas Kazablanka Odası, İran Ticaret ve Sanayi Odası Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri odaları ile işbirliği anlaşmaları imzalamayı planlıyoruz. 

Önümüzdeki günlerde Gümrük ve Ticaret Bakanımız başta olmak üzere, bazı bakanlarımızı ziyaret edeceğiz. Antalya’nın, sektörlerimizin sorunlarını, komitelerimizin taleplerini de bu vesileyle bakanlarımıza sunacağız.
Gelecek aylarda daha güzel haberler ve konular konuşmayı diliyor, çalışmalarınızdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi