ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter

ATSO Temmuz Ayı Meclis Toplantısı

20 Temmuz 2010 Salı

Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı

 

Sayın Başkan, Sayın Divan,
Sevgili Arkadaşlarım,

Hepinizi, sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum. Son haftalar ve bu hafta bizim için yoğun ve yorucu bir çalışma dönemidir.

Antalya’nın en canlı, ticaretin en bereketli olması gereken günlerdeyiz. Ekonomiye bakarsanız ilk çeyrekte büyüme % 11.7 oldu, işsizlik % 12’ye düştü, enflasyon kontrol altında, borsa yüksek seviyede. Antalya’ya bakarsanız, sadece havalimanına direkt gelen turist sayısı 5 milyon, geçen yıla göre % 14 artış var. Yaş meyve sebze ihracatımız gerek 7 aylık olarak gerekse son iki hafta olarak artmaya devam ediyor. Tekstil ihracatımız da artıyor. Sanayi elektriği tüketiminde artış % 15. Serbest Bölge ihracatımız artıyor. Sadece kesme çiçek ihracatımızda azalma görülüyor. Bir de toptancı halimizde hem miktar hem de değer azalışı dikkat çekici. Bunda son kanunun etkisi de bulunuyor diye düşünüyorum.

Bu rakamlar bir taraftan olumlu, ama diğer taraftan sıkıntılar da devam ediyor. Dolayısıyla genel olarak rakamlara bakarsak durum iyi görünüyor diyebiliriz, ama işin gerçeği, bunu söylemek de pek kolay gözükmüyor.

Değerli arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi, iki hafta önce 7-8 Temmuz tarihlerinde şehrimize birkaç günlüğüne Amerikan uçak gemisi geldi. 4-5 bin asker şehre çıktılar. Bu 4-5 bin asker Antalya’da şehir merkezinden Döşemaltı’na kadar canlılık yarattılar. Şehir merkezi sanki yıllardan sonra ilk kez turist görmüş gibi oldu. Bu önemli bir konu, ama fazla konuşulmadı.

Şu günlerde Antalya’ya bir haftada gelen turist sayısı 350 bindir sevgili arkadaşlarım. Haziran-Eylül döneminde sadece direkt uçuşlarla haftada 350 bine yakın turist geliyor. Bir de İstanbul, Ankara üzerinden gelen onbinlerce yabancı turist var. Buna yerli turisti ekleyelim. Buna bir de ikinci konutlarına yaz tatili için gelenleri ekleyelim. Bu şekilde yaz aylarında Antalya’nın artı nüfusu aslında milyona yaklaşıyor. Yani, il nüfusunun % 50’si, kent nüfusunun % 100’ü kadar bugünlerde bir artı nüfusa sahibiz.  Bu artı nüfus da en az 3 ay devam ediyor. Bu yerli ve yabancı turist nüfusunun önemli bir kısmı, en az 300 bini Belek, Kemer, Kundu ve Antalya merkezinde bulunmaktadır.

Sevgili arkadaşlar,
Böyle bir turizme sahip bir ilde, Amerikan uçak gemisinin 4-5 bin askerinin kent merkezinde çarpıcı bir hareketlenme yaratması kabul edilebilir bir şey midir? Böyle bir kentte 4-5 bin kişinin kent merkezinde farklılık yaratıyorsa çok ciddi bir sorun var demek değil midir? Bu durum için uygun sıfat bulmakta zorlanıyorum. Bu artı turist nüfusun % 10’unu kent merkezinde görsek, günde 30-40 bin kişi demektir ki, fark etmemek imkansızdır. Demek ki, normal turist otelden çıkmıyor. Demek ki, kent merkezimiz gemilere göre cazip, ama otellerimize göre değil. Bu durumda oturup Amerikan savaş gemilerini mi bekleyeceğiz. Bir sonraki uçak gemisinin yolunu mu gözleyeceğiz.  Acaba Sayın Obama’ya mektup yazıp, daha fazla uçak gemisi mi talep etsek? Gelen gemi komutanlarına hemşehrilik beratı mı versek? Tabii ki, bunlar işin esprisi, ama aslında kabul etsek de etmesek de durum budur.  Bu garip durumun nedenlerini aslında hepimiz ezbere biliyoruz. Turistlerimizin önemli kısmı Antalya’ya birden çok kez gelmiş ve kent merkezini görmüş kişiler ve geliş nedenleri de gezmekten çok, “her şey dahil” yiyip-içmek ve denize girmek.

Otellerimizin çoğu artık sadece bir konaklama birimi değil, içinde eğlence, alışveriş imkanları da sunan birer konaklama-eğlence-alışveriş kompleksi. Buna rağmen turist dışarıya çıkmak istese, ulaşım turla, gezmek turla, alışveriş yine turla. Her tür tur, her anlamda “organize”.  Bu gerçeklerimizi biliyoruz. Tabii ki, Antalya turizminin bu yapısı bazen bir avantaj da sağlıyor ve turizm krizlere rağmen büyümeye devam edebiliyor. Ama buna rağmen, bu yapıda kentimizin sadece ekonomik olarak değil, sosyal anlamda da kaybettiği de bir gerçektir. Bu sorun karşısında diyoruz ki; kentimizin cazibe kazanması gerekir. Diyoruz ki, hanutçuluk gibi sorunlar, turisti rahatsız edenler turizmi baltalıyor. Bunlar da doğrudur, ama artık öyle bir noktaya geldik ki, bunlar neden midir, sonuç mudur, artık belirsizdir. Kentimizin zayıflığı başlangıçta bir neden olsa da artık bir sonuca da dönüşmüştür. Turizm bu yapıda kaldıkça, kentleri ve ticareti düzeltmekte iyice zor hale gelecektir.  Dolayısıyla bir yandan, kent merkezinin, yani otel dışının eksikliklerini çözmeye çalışacağız. Ki zaten sürekli bunu konuşuyoruz. Ama artık diğer taraftan turizmin bu yapısını da ciddi biçimde sorgulamamız gerekiyor. Bu kadar kitlesel, bu kadar “organize” bir turizm Antalya’nın tarihi ve doğal zenginliğine uygun düşüyor mu? İspanya ve Yunanistan’da beş yıldızlı yatak kapasitesi 70 binlerde iken, Antalya’da 200 bini aşması ve toplam kapasitenin % 60’ının biner yataklı 230 civarında beş yıldızlı tesisten oluşmasının bu sonuçta payı yok mudur? Antalya’da Bakanlık belgeli butik otel sayısının 3 olması garip değil midir? Otellerimiz dev birer konaklama-alışveriş-eğlence kompleksine dönüştüğünde otel dışının kendiliğinden gelişmesi beklenebilir mi? Alışveriş turları zirve yaparken, kent merkezinde markaların güçlenmesi ve gelişmesi kolay mıdır? Bizdeki bu yapı, Güney Avrupa ülkelerinde, hatta Fas ve Tunus’ta yoktur. Belki Mısır’da vardır. Bu yapıyı güvenlik konusuyla açıklayabiliriz, kentlerdeki sorunlarla açıklayabiliriz. Ama artık bu sorun bir yumurta-tavuk sorununa dönmüştür. Dolayısıyla biz turizmi, konaklamayı, acentaları, onun yanında turizm odaklı çalışan yüzbini aşkın ticaret, sanayi, hizmet ve hatta tarım işletmesini de içine alan bir kurum olarak bu sorunun iki yönünü de sorgulamak zorundayız.  Bu kısır döngüden, bu çıkmazdan kurtulmak için hem bu turizm-ticaret yapısı hem de kentler birlikte değişmek zorundadır. Biri önce biri sonra olamaz.

Sevgili arkadaşlar,
Turizme dönük olarak geçen yıldan bu yana tüm kesimleri bir araya getirdik. Sektörel sorunları ele aldık. ATSO olarak, kongre turizmi, yeme-içme sektörünün geliştirilmesi, kültür turizmi alanlarında çalışıyoruz. Kültür turizmi için “Antalya kent müzeleri” projesini Bakanlığa sunduk. Perşembe günü ise daha kapsamlı bir toplantıyı Sayın TOBB Başkanımız ile gerçekleştireceğiz. Turizm bölgeleri odalarını bu sorunları konuşmak ve daha güçlü bir tavır belirlemek üzere topluyoruz. Bugün İzmir bölgesinden, Muğla, Aydın, Nevşehir, Antakya’ya kadar her bölge ortak sorunlar yaşıyor. Turizm bölgelerinin hepsinde ticaretin sorunları var, yerel yönetimlerin sorunları var. Bu nedenle bütün bu konular karşısında bu bölgelerde her sektörü temsil eden sorumlu kurum olarak bir ortak tutum belirlememiz gerekiyor. İlk defa Turizm Bölgeleri Odaları olarak bir toplantı yapacağız. Turizmdeki bu yapıyı konuşacağız. Alışveriş turları, hanutçuluk, bu ticaretin bu kadar kuralsız yapılmasını konuşup, ortak çözüm arayışına gireceğiz. Bu toplantı bir ilk olacak. Hepinizin ilgi ve desteğini bekliyorum. Bu arada sektörün içindeki sıkıntıları da hepimiz izliyoruz. Son dönemde acenta iflasları artıyor. Türk sermayeli operatör ve acenta kalmıyor.  Her defasında sektör fedakarlıkla kendi içinde sorunu çözüyor, ama bu böyle devam etmemeli. Bin-iki bin kişi olduğunda çok sorun olmuyor, ama 40-50 bin kişi olursa ne olacak? Bazen özellikle küçük şehir otellerinin, aniden kapandığını, turistlerin valizleriyle dışarı çıkarıldığını görüyoruz. Bakanlıktan bu konularda tek söz çıkmıyor.  Bu sektördeki durum artık ciddi önlemler alınmasını gerektiriyor. Bakanlığın bu riskleri sigortalaması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar,
Kent merkezinde ticareti de baltalayan sorunları hep konuştuk. Biz aylardan beri zaten kentte yapılması gerekenleri söylüyoruz. Söylemekten dilimizde tüy bitti. Israrla kentsel dönüşüm deyip duruyoruz. Bizden başka kimse de konuşmuyor. Kentsel dönüşüm yasası ile bu konu artık bir finansman konusu olmaktan çıkmış, bir kent mühendisliği konusuna dönüşmüştür. Kentimizin tarihi dokusu, Kaleiçi’nden başlayarak, tarihi görünümü bozan yapıların yıkılmasıyla ortaya çıkarılmayı beklemektedir. Kaleiçi’nde, Kalekapısı’nda harap durum da yerler var, başınıza yıkılacakmış gibi duran evler var. Bina ve işyeri gibi gecekondudan beter yapılar var. Saat kulesinin çevresi aynı durumda. Bu nedenle şehir merkezine dozerlerin girmesinden başka çare gözükmüyor. Doğaldır ki, sorun sadece estetik ve tarih konusu da değil. Bu durum Can güvenliği açısından da son derece vahim hale gelmiştir. Geçenlerde Meclis Üyemiz Selçuk Kadirler arkadaşımız anlattı. Bir semtte Bir binanın kolonu patlamış, güçlendirmek istemişler, ama bürokraside boğulmuşlar. Bu örnek bile bu alanda ilgili kurumlarda ciddi bir yavaşlık olduğunu, ağır bir bürokrasi olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Belediyelerimizden ve diğer ilgili kurumlardan bu konuda artık bir hızlanma bekliyoruz.

Bazı gelişmelere rağmen ciddi sorunlar devam ediyor, hatta bazı alanlarda gerileme yaşanıyor. Gidip dünya çapında bir plaj olan Konyaaltı plajlarına bakınız. Durum maalesef üzüntü verici bir durumdadır. Bugün Konyaaltı on yıl öncesine göre gelişeceğine o günlerden çok daha geriye gitmiştir. O bölgede işyerleri kapanmıştır. Acilen bütün o bölgenin yeniden ele alınıp, Antalya’ya çok daha kaliteli bir turizm için yeniden kazandırılmalıdır. Bu bölgelerin yeniden planlanıp, acil alarak ele alınıp, düzeltilmesi gerekmektedir. Antalya’nın gündemi bazen gereksiz konularla dolarken, önemli konular geride kalıyor. Bir sivrisinek mücadelesi konusunda, atıkların toplanması gibi en basit konularda dahi belediyelerimizden daha fazla gayret ve işbirliği bekliyoruz. Şehrin birçok yerinde yol kenarlarına moloz dökülüyor, çok ilkel araçlarla çöpten atık toplayan insanlar görüyoruz. Antalya’ya yakışmayan görüntüler ortaya çıkıyor. Daha önemli bir konu olan, toplu taşımacılıkta dolmuşçu ve otobüsçü tartışması yaşanıyor ve sorun çözülemiyor. Halbuki toplumun neredeyse tamamını ilgilendiren bir konuda hareket noktası mutlaka ve mutlaka kamu yararı olmak zorundadır. Aksi halde şu kesimi, şu seçmeni kaybetmeyelim derken, hiçbir şey yapılamaz. Toplumun genel menfaatini gözeterek, en uygun çözümün uygulanması gerekir. Aksi takdirde herkesi aynı derecede memnun etmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar,
Odamızın üyelerini ilgilendiren konu da olsa, Odanın temel görevi üyesinin çıkarlarını kamu yararı çerçevesinde korumaktır. Bu bizim hem yasal hem de ahlaki görevimizdir. Odalar bir lobi kurumu olarak düşünülmemelidir.  İşimiz lobicilik olsaydı, o zaman Odaya ve Odalar Birliğine ihtiyaç olmazdı. Her sektör kendi derneğiyle lobicilik faaliyetlerini yürütürdü. Oysa bütün dünyada Odalar ve Odalar Birliği bir sektörün değil, bütün sektörlerin, dolayısıyla toplumun genel menfaatini gözetmek için kurulmuşlardır. Bu konu Türkiye’de son dönemlerde gözden kaçırılıyor. Öyle ki bazı özel sektör örgütlerinin TOBB ile aynı düzeyde tutulduğu durumlar oluyor. Bu yanlıştır. Çünkü TOBB ne tek başına büyük sermayeyi, ne tek başına küçük sermayeyi, ne de tek başına bir sektörü temsil ediyor. TOBB bunların tümünü temsil eden, sektörel menfaatleri ulusal açıdan ele alarak, dengeli bir biçimde savunan bir kurumdur. Biz, meslek etiğine, kamu yararına aykırı bir uygulamayı, üyemizin menfaatine uygun olsa da savunamayız. Geçenlerde bana bir grup esnafımız geldiler. Marka taklidi ürün satışı konusunda destek istediler. Onlara da bunu söyledim. Bildiğiniz gibi,  tabela kirliliğinden bir çoğumuz şikayet ediyoruz, kaldırım işgalinden çoğumuz rahatsızız. Fakat belediye disiplin getirmek istediğinde, buna karşı koyarsak kendimizle ve Antalya’nın yararı ile çelişmiş olmaz mıyız? Bu hususları dikkatlere sunmakta yarar görüyorum.

Değerli meclis Üyeleri,
Turizm dışında tarım sektörümüzde de domates güvesi konusunda çalışmalarımız sürüyor. Geçtiğimiz hafta İl Tarım Müdürlüğü ile bir toplantı yapıp, önlemleri görüştük. Bu konudaki önlemlerin, üreticiye desteklerin hızlı ve yeterli olmadığını düşünüyorum. Yine geçtiğimiz hafta Tarım Bakanlığımızdan Koruma ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı beni telefonla arayarak, birlikte çalışmamızı önerdi. Önümüzdeki günlerde Bakanlık ile bir araya geleceğiz. İki hafta öncesine kadar Bakanlığın web sayfasında konuyla ilgili tek sayfa bilgi yoktu. Biz söyledikten sonra iki sayfalık broşür ve afiş resmi konuldu. Genel Müdür Yardımcısı 140 bin adet afiş basıldığını söyledi. Oysa sadece Antalya’da 50 binden fazla üretici var. Yedi bin üreticiyle toplantı yapılması da yeterli değildir, her köyde çalışma yapılmalıdır. Dolayısıyla televizyonlarda bu konuda yayınlar yapılması gerekir. Bizde panik yaratmamak için konuşmamak, açıklama yapmamak gibi bir politika izleniyor. Elbette panik yaratmaya gerek yoktur, ama konuşmamak daha büyük bir yanlıştır. Çünkü eksik bilgi üreticiye de tüketiciye de hata yaptırır. Biz, konuyu izlemeye, Bakanlıkla her tür işbirliğini yapmaya devam edeceğiz.

Değerli Dostlarım,
Sektörlerimizden gelen talep ve konularla ilgili olarak da bir iki konuya değinmek istiyorum. Işıklar caddesindeki iyileştirmelerin Güllük, Konyaaltı ve Kalekapısı’nda da devam ettirilmesini bekliyoruz. Daha önce söylediğim gibi binaların dış cephelerinin de estetik bir biçimde değişmesi cadde çalışmalarını tamamlayacaktır.

Mühendislik ve Mimarlık Kanunu ile ilgili komitelerimizden talep gelmiştir. Önemli bir konudur, tabii Mimar ve Mühendis Odaları da bu konuda aktif olmalıdır. Biz de gerekli girişimleri yaptık. Faaliyetlerimiz arasında Dünya Gazetesi ile Sanayi sektörü toplantısı, Deniz Temiz Turmepa Derneği ve Tema ile çevre konusunda işbirliği görüşmesi, EXPO 2016 Ofisinin açılması gibi çeşitli konular bulunmaktadır.

Çevre temizliği deniz temizliğinden, akarsu ve orman alanlarının korunmasına kadar giderek önem kazanan bir konudur. Son dönemde maden, taşocağı ve Hidroelektrik santralleri yapımları ile ilgili şikayetler çok artmaktadır. Bu konu üzerinde önümüzdeki günlerde daha fazla duracağız.

EXPO 2016 konusunda da bazen basında da yanlış anlamalara yol açan açıklamalar oluyor. Bu konuda en ideal yer seçimi, Hükümet desteğinin alınması gibi aşamaları hızla geçeceğimize inanıyorum. Sayın Valimiz bu konuyu yakından takip ediyorlar. Bu hizmet binamızda EXPO ofisini açtık. Çalışmalarımızı daha da hızlandıracağına inanıyorum.

İhracata İlk Adım Programı’nın altıncı etabını tamamlandı, 33 firmayı ihracat yapar duruma getirdik.  Önümüzdeki günlerde istihdam garantili eğitim programları konusunda çalışmalarımız olacak. Bildiğiniz gibi, TOBB, İŞ KUR, Çalışma ve Milli Eğitim Bakanlıkları ile bir protokol imzaladı. Türkiye genelinde beş yılda bir milyon gence çoğu istihdam sağlayacak mesleki eğitim verilecek. Gençler en çok ihtiyaç olan alanlarda 3-6 ay eğitim görecek, günde 15 TL de harçlık alacaklar. Antalya’nın da gerekli alanlarda bu projede aktif yer alması için çalışacağız.

Son olarak Türkiye ekonomisi konusunda da şunu ilave etmek istiyorum.

Ekonomi büyüyor ve bu büyüme mutlaka iyi bir şey, zaten bu da olmazsa, burada konuşacak durumumuz olamazdı. Ama bir tek inşaat sektöründen bir örnek verecek olursam, inşaat geçen yıl ilk çeyrekte % 18 küçülmüş, bu yıl ise % 8 büyümüş. Yani 2008’e gelmesi için daha arada 10 puanlık bir açık var. Bu söylediğimiz zaman deniyor ki, büyüme yok mu? Elbette var, ama ekonominin canlanması için yetmiyor. 2008’e geri dönmek için daha yüksek büyümeye ihtiyaç vardır.

İşsizlik oranı % 12’ye düştü. Hangi sektörler canlandı ve işsizliği azalttı diye baktığımızda, en fazla istihdamı tarım yaratmış. (Son bir yılda 1.8 milyon istihdamın 665 bini tarımda). Oysa bu mantığa aykırı. Çünkü tarım ve kırsal kesim göç veriyor olması gerekirken, tersi görünüyor. Bunun bir tek açıklaması olabilir ki, bazı yazarlar da buna işaret ettiler: Kentlerde işsiz kalanlar baba evine dönüyorlar ve bu şekilde tarım istihdam yaratmış görünüyor. Bunu nüfus rakamları da göç rakamları da teyit ediyor. Sonuç olarak işsizlik azalıyor, ama bu azalışta sanayinin rolü düşük, inşaat ondan da düşük. Dolayısıyla istihdamda artış sanayide canlanmaya dayanan sağlam bir artış değil. Diğer taraftan, ihracatçı ve turizmci dövizin düşük olmasından şikayet ediyor. Bakanlar Merkez Bankasını suçluyor. Oysa Merkezin yapacağı bir şey yok artık. Zaten faizler yeterince indirildi. Yapılması gereken kısa vadeli sıcak para girişine vergi koymak, biraz disipline etmektir. Bir de bankaların dışarıdan aşırı borçlanmalarına sınır getirilebilir. Çünkü, baktığımız zaman ilk beş ayda bankalar 9 milyar dolar dışarıdan döviz getirmiş, böylece cari açık 18 milyar, ama giren döviz 25 milyara yakın. Kur düşüyor, ihracatçı ve turizmci sıkıntı çekiyor. Burada karar Merkez Bankasının değil, Hükümetindir. Bir de bildiğiniz gibi, ekonomi yönetimi hiç gündemde yokken Mali Kural tasarısı çıkardı ve Meclis gündemine getirdi. Böylece artı bir puan sağlanmış oldu. Ama şimdi tasarının ertelenmesiyle herkesin aklına seçim ekonomisi kaygısı düşürülmüş oldu. Ya bu şekilde erken gündeme gelmemeli ya da bu şekilde ertelenmemeliydi. Bu da piyasalarda olumsuz algılandı.

Bunları söylüyoruz ki, kimse rehavete kapılmasın ve gerekli politikalar daha fazla geciktirilmesin. Aksi halde dışarıda dalgalanmaların olumsuz etkileri sonbahardan itibaren bizi de olumsuz etkileyebilir.

Ümidimiz, farklı gündemlere rağmen, herkesin önceliğini ülkenin ve memleketimizin sorunlarına ve çözümlerine vermesidir. Hiç birimizin kısır çekişmelerle kaybedecek zamanı yoktur. Yetkili ve sorumlu koltuklarda oturan herkes bu çekenin ve memleketin refahı ve mutluluğu için elinden geleni yapmak durumundadır.

Bu sıcak yaz gününde beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2012 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Beceri 10
  • Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
  • Antalya Çiçek Festivali
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.