ATSO Nisan Ayı Meclis Konuşması

26 Nisan 2016 Salı

Davut ÇETİN
Yönetim Kurulu Başkanı

Değerli Meclis Uyeleri,
Sevgili Arkadaşlarım,
Basın mensubu arkadaşlarım ve mesai arkadaşlarım,

Hepinize tekrar günaydın, hoşgeldiniz, sizleri şahsım ve Yönetim Kurulumuz adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Aslında bugün büyük bir üzüntü yaşıyorum. Antalya’da benim de aielecek tanıdığım bir işadamı arkadaşımız hayatına son verdi. Halen onun şokunu ve üzüntüsünü yaşıyorum. Allah rahmet etsin, taksiratını affetsin. Maalesef, ülkemizde ekonomik sorunlar, günlük sorunlar insanların psikolojisini bozuyor. Sorunları böyle acı olaylarla karşılaşınca daha iyi anlıyoruz. Moralim bu yüzden çok bozuk. Şunu da söylemek istiyorum. Hayatta sağlıktan, aileden, huzurdan daha önemli bir şey yoktur. Lütfen sağlığınızın, huzurunuzun değerini bilin.

Değerli arkadaşlarım,
Cumartesi günü kutladığımız Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle hem herkesin demokrasi bayramını, hem de bütün çocuklarımızın bayramını bir kez daha kutluyorum. 23 Nisan Büyük Millet Meclisimizin açılışı olması bakımından aynı zamanda bir demokrasi bayramı anlamı da taşımaktadır. Türkiye, birçok ülkeden daha uzun bir demokrasi tarihine sahiptir. 1946 seçimlerini veya 1950 çok partili hayatı bile alsak, 70 yıla yakın demokrasi tecrübemiz bulunmaktadır. Ülkemiz demokratikleşme yolunda önemli mesafe almıştır, ancak halen alınması gereken büyük bir mesafe de bulunmaktadır. Dünyada ülkelerin demokrasi düzeyini karşılaştıran kurumlar var. Bir sıralamaya göre Türkiye dünya demokrasi liginde 64. Sırada bulunuyor.

Ekonomist dergisi de bir başka sıralama yapmaktadır. Haritada görüyorsunuz.  Koyu yeşil en iyi demokrasiler, koyu kırmızı demokrasi açısından en kötü durumdaki ülkeler.  Norveç, İsveç, Danimarka, Kanada, Avustralya önde geliyorlar. Onları ABD ve Almanya gibi ülkeler izliyor.

Burada Türkiye, orta derecede ülkeler arasında yer alıyor. Oysa, ara dönemlerle birlikte 70 yıla yakın da demokrasi deneyimimiz var.  Bu tarih ve deneyim ışığında demokrasi kalitemizi mutlaka yükseltmeliyiz. 10 ekonomi arasına girmek istiyorsak demokraside de üst sıralarda olmalıyız.

Değerli arkadaşlarım,
Demokrasi aynı zamanda dünyadaki imajımız açısından da önemli bir konudur. Bildiğiniz gibi, Cumartesi günü Almanya Başbakanı Sayın Merkel ve Avrupa Birliği yetkilileri Gaziantep’e geldiler ve bir sığınmacı kampını ziyaret ettiler. Sonra da şimdiye kadar az gördüğümüz biçimde çok önemli bir basın toplantısı yaptılar. Bu basın toplantısı çok  yararlı oldu, Sayın Başbakan iyi bir performansla yabancı basının sorularına açık biçimde cevaplar verdi. Türkiye bu tür etkinlikleri daha fazla yapmalıdır.  Bütün dünyadan bin gazeteciyi Gaziantep’e, Şanlıurfa’ya, Hatay’a davet etsek,  dünyaya örnek olan mülteci kamplarını göstersek, hatta sonra da bir Antalya EXPO turu yaptırsak imajımız çok daha güçlü olur.
Burada bir hususa da dikkat çekmek istiyorum.  Avrupa Birliği ile vizelerin kalkması için görüşmeler yapılmaktadır. Vizlerin kalkması mutlaka güzel bir gelişme olacaktır, ama bundan önce de Avrupa kamuoyuna dönük algı ve imaj çalışması yapılması gereklidir.  Vizeyi Avrupa’yı mecbur bırakarak, zorlayarak kaldırtmadan önce şuna dikkat etmeliyiz. Türkler, Avrupa kapılarında, havalimanlarında, pasaport kuyruklarında ikinci sınıf ülke vatandaşı muamelesi görmemelidir.  Avrupalılar Türkiye’nin gücünü, demokratik ilerlemesini ve Avrupa’ya katkılarını daha iyi görmeli ve anlamalıdır.

Sevgili arkadaşlarım,
Bu girişi yaptıktan sonra, en önemli konularımızdan birisi olan EXPO’ya geleyim.
EXPO’nun Antalya’ya hayırlı olmasını diliyorum.
EXPO kesinlikle Antalya için önemli bir kazanım olmuştur. Güzel bir cazibe merkezi ve kongre merkezi gibi önemli eserler ortaya çıkmıştır.
Özellikle son dönemde çok büyük bir çabayla hem katılım artırılmıştır, hem de inşaatlar büyük ölçüde tamamlanmıştır. Önümüzdeki ay Meclis olarak birlikte bir EXPO turu yapacağız. Şimdiden giden ve gidecek arkadaşlar var, ama birlikte ATSO Evinde bir etkinlik yapacağız.
Zamanında yetişmesi ve ülke katılımı yönünde endişeler vardı. Son dönemde Cumhurbaşkanlığı himayelerine alınması çalışmaları hızlandırmıştır.
EXPO, neredeyse 10 yıllık topyekun bir gayretin sonucudur. Çok kişinin, çok kurumun emeği, katkısı vardır.
Odamız da kuruluş aşamasında, EXPO Ajansı kuruluna kadar, EXPO’nun sekretaryasını yürütmüş, katkı sağlamıştır. Emeği geçen herkese, Hükümete, son dönemde çok katkı yapan Sayın Faruk Çelik başta olmak üzere bütün ilgili Bakanlara teşekkür ediyorum. Tabiidir ki, eksikler de kalmıştır. Etkinlik programının birkaç ay öncesinden ilan edilmiş olması gerekirdi. Oysa halen kesin bir program ilan edemiyoruz. Şu anda Avrupa ülkelerinde dünyaca ünlü isimlerin konserlerinin afişlerini asmış olsaydık EXPO’ya katılım da daha iyi olurdu.
Eksik kalan bir konu ise çevre yolları oldu, ama yine de bakiye pozitiftir, bu kadar soruna rağmen, açılışın yetişmesi bir başarıdır. EXPO etkinlikleri mutlaka çok yararlı olacaktır. Özellikle dünya yıldızları gelirse, imaj ve tanıtım açısından katkı yapacaktır.
Bu arada Türkiye’nin bütün kurumlarını ve hatta şirketlerini de toplu gezilerle EXPO’da görmek istiyoruz. Sayın Hisarcıklıoğlu Başkanımıza da bütün Oda ve Borsa Başkanlarıyla bir TOBB toplantısının EXPO’da yapılmasını teklif ettik.
Mayıs ayında genel kurul var, sonra da Ramazan ayı başlıyor, yine de bir zaman bulunabilir ve böyle bir toplantı yapılırsa mutlu oluruz. Daha önce dünya odalarına davet yapmıştık. Şimdi artık EXPO fotoğraflarıyla bu çağrımızı tekrarlayacağız.

Sevgili arkadaşlar,
EXPO ile ilgili önemli bir konu fazla gündeme gelmemiştir. Dünyada bazı kentler  EXPO gibi organizasyonları bir kültür değişimi için yapmışlardır. Botanik EXPO yapan birçok kent, çevreci-yeşil bir büyüme modeli benimsemiştir. Biz ise EXPO’yu daha çok bir fuar gibi algıladık. EXPO’nun  felsefesiyle daha fazla ilgilenmemiz, EXPO ile birlikte çevrenin korunması ve yeşil ekonomiye geçiş konusunda dönüşüm planlamamız gerekirdi. Ayrıca 6 ay sonra EXPO’nun nasıl devam edeceği de şimdiden ele alınmalıdır.
Antalya’da çevreci bir dönüşüm lüks bir konu değil, zorunluluktur. Cuma günü, Türkiye ile birlikte birçok ülke iklim değişikliğine karşı Paris iklim anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma küresel ısınmayı 2 derecede tutmayı hedefliyor. Eğer ciddi önlemler alınmazsa 80 yıl içinde dünyada birçok kıyı kenti yaşanmaz hale gelecek. Antalya’nın geleceğinde de sıcaklık artışı, yağmur azalması, deniz düzeyinin yükselmesi, su kıtlığı gibi riskler bulunuyor.
Şimdi bir resim göstereceğim. Bunlar Çevre Bakanlığımızın raporundan alınan görüntüler, zamana göre yağmur azalması tahminleri. Kırmızı artışı ciddi kuraklık riskine işaret ediyor.
Burada 2 senaryo ve 100 yıllık tahminler görüyoruz. Bölgemizde 2040’a kadar %20 civarında yağış azalması riski bulunuyor.  Daha uzun vadede ise çok daha ciddi risk görülüyor.  Türkiye’de su arzı ve talebi böyle giderse zaten 6-7 yıl sonra eşitlenecek ve sonraki yıllarda su kıtlığı başlayacak. Şu anda bile Antalya çevresinde bazı derelerin kuruduğunu görüyoruz. Tek şansımız ciddi bir su eylem planı hazırlamak ve ormanları, su kaynaklarını koruyarak önlem almaktır. 
Bugün Finike’de, Kumluca’da Oda ve Borsalarımız karşı çıkmasına rağmen halen su kaynakları iyi korunmuyor. Bir çevreci dernek karşı çıksa, dersiniz ki, onlar zaten ilke olarak karşı çıkıyorlar. Oysa orada oda ve borsalar tarıma zarar verildiğini söylüyorlar. Ayrıca, şunu da görelim, yeşil ekonomi, çevreci ekonomi aynı zamanda geleceğin ekonomisidir. İşte bu nedenle biz EXPO’yu Antalya’nın geleceğinde bir model olarak ele almalıyız. Maalesef, Türkiye’in sıcak gündem konuları ve güncel sorunlarımız nedeniyle bu konuları konuşmuyoruz ve ilgi göstermiyoruz. Bir tarafta terör, diğer tarafta ekonomik sıkıntılarımız, ayrıca kadercilik yüzünden uzun vadeli konulara sıra gelmiyor.

Değerli arkadaşlarım,
Ekonomi cephesinde Türkiye ekonomisi aynı tempoyla devam ediyor. Bir fikir vermesi açısından bir tablo paylaşayım.
Beyaz eşya satışları ilk 3 ayda artmaya devam etti.  Otomobilde ise   birkaç aydır yavaşlama görüyoruz. Konut satışı da otomobil gibi geçen yıl rekor kırmıştı, şu anda %1’lik bir artış görüyoruz. Tüketici güven endeksi mavi çizgiyle görüldüğü gibi, Şubat ayında düşmüştü, Mart ve Nisan’da yükseldi. Aynı toparlanmayı reel sektör güven endeksinde de görüyoruz. 
Bunlar olumlu gelişmeler. Ekonominin seyrine ilişkin göstergeler bunlar. Şu anda Türkiye ekonomisi %3.5 ve 4 arasında  bir büyümeye devam ediyor. Fakat bu büyüme özellikle KOBİ’ler için yetersiz kalıyor.
Büyümeyi artırmak için merkez bankası faiz indirsin sözleri devam ediyor. Ama faizin inmesi enflasyona bağlı. Diğer taraftan sermaye çıkışı riski azaldı, ama bitmedi.
Ayrıca, bir de banka kredilerinde gelişmeleri göstermek istiyorum.   2008-2014 arasında krediler çok hızlı arttı ve büyümeyi destekledi. Şu grafikte görüyoruz. 2010 ve 2011 yıllarında krediler %30-%40 oranlarında artıyordu. Şu anda yıllık artış hızı ticari kredilerde %15, tüketici kredilerinde %5’e inmiş durumda. 

 Geçmişte dış kaynak boldu, bankalar dış kaynakla içerde krediyi artırabildiler. 
Ancak, artık banka kaynaklarında da sınıra geliniyor. 2004’de Türkiye’de krediler mevduatın yarısıydı, şu anda kredi/mevduat oranı %123’e çıkmış durumda. Yani 1 liralık mevduata karşı 1.2 liralık kredi verilmiş durumda. Dolayısıyla iç tasarrufa ve verimliliğe dayalı bir büyüme gerekiyor.
Rakamlara bakılırsa, karşılıksız çeklerde adet ve tutar olarak geçen yıla göre düşüş yaşıyoruz, oysa zaten herkes çek kullanımında frene basmış durumda, herkes daha temkinli. Geçen yıl Mart ayında 1 milyon 900 bin çek kesilmiş, bu yıl mart ayında ise 1 milyon 400 bin adet çek kesilmiş.
Tutar olarak ise geçen yıl Mart ayında 45 milyar liralık çek kesildi, bu yıl ise 40 milyar liraya düştü. Dolayısıyla karşılıksız çek azaldı derken, asıl çek kullanımı azaldı. Dolayısıyla piyasadaki sıkıntı rakamlara tam yansımıyor,
Ekonomi yönetimi son dönemde makro ekonomik alanda iyi adımlar atmaktadır. Gelir vergisi ve kurumlar vergisinin birleştirilerek sadeleştirilmesi gündemdedir.
Kıdem tazminatı konusu, ayrıca çalışanlara zorunlu bireysel emeklilik konuları da gündemdedir. Bu ortama ragmen ekonomi yönetiminden böyle adımlar gelmesi elbette bizi memnun etmektedir. Çünkü gündeme kapılıp gidilirse ekonomik reformlar unutulabilir.
Bu üç konu son derece önemlidir. Vergi reformu sadeleştirmeden ibaret kalmamalı, artık rantı vergilendiren, vergi adaletsizliğini azaltan bir sistem getirilmelidir.
Vergi dışında kıdem tazminatı konusuna gelince : memurlardan sosyal güvenlik primi kesiliyor ve 20 yıl sonra emekli olursa emekli maaaşı alıyor. Özel sektörde çalışan için prim kesiliyor, emekli olunca emekli maaşı alıyor, ama arada ayrılırsa ayrıca işverenden tazminat alıyor.
Devlet tazminat vermiyor, ama biz veriyoruz. Verilecekse SGK zaten bizden prim kesmiş oluyor, SGK ödemelidir. Burada gerçekten bir haksızlık sözkonusu. Bu nedenle mutlaka herkesin razı olacağı bir model geliştirilmelidir.
 
Değerli arkadaşlarım,
Antalya ekonomisinde gelişmelere gelecek olursak, bizim cephede fazla değişiklik yok ; tarım ve turizmde aynı durum devam etmektedir.
Turizmde şu anda %30 kayıpla devam ediyoruz, ama sezona yaklaştıkça kaybımız artıyor. Bütün ümidimiz son dakika satışlarında biraz daha iyi olmasıdır.
Bildiğiniz gibi Hükümet, uçak desteklerinin süresini uzatma kararı aldı. Turizm sektöründe kredi yapılandırması talebimiz baştan beri vardı, bu karar da geçen ay çıktı. Bunlar elbette önemli adımlardır, bunun için Kültür ve Turizm Bakanına, Hükümete teşekkür ediyoruz.
Tarım sektörüne gelince, yaş meyve ve sebze ihracatımızda şu ana kadar %25 bir düşüş oldu. Domates gibi bazı ürünlerde düşüş %39’a ulaştı. Geçen ay ihracatçılarımızın alternatif kanallar yarattığını söylemiştim. Bu sayede Rusya etkisi büyük ölçüde telafi edildi, ama yine de kayıp sözkonusu oldu.
Havaların erken ısınması da ilave bir etken oldu ve geçen yıl bu dönemde domates 2 lira iken şu anda 1 lira. Geçen yıl 2 lira olan sivri biber şu anda 60 kuruş, geçen yıl 1 lira 20 kuruş olan patlıcan şu anda 40 kuruş. Çilek bile geçen yıl 3 liraydı, bu yıl 2 lira 40 kuruş.
Dolayısıyla tarımda ürünün bolllaştığı dönemde üretici önemli kayıp yaşıyor. Bunları daha önce öngörmüş ve söylemiştik. Yani, Türkiye’de sebze-meyve enflasyonu düşüyor, ama bu, üreticinin ve Antalya’nın kaybı ile gerçekleşiyor.
Ama sanayide özellikle çimento kaynaklı düşüş görüyoruz. Rusya ve Orta Doğu’daki durum ihracatta diğer ürünlere de bu şekilde yansıyor.
Sonuç olarak tarımda, turizmde ve hatta sanayide dış talebin azalması bütün Antalya ekonomisini doğal olarak etkiliyor.
Diğer göstergelere baktığımızda, Antalya konut satışlarında Mart ayında geçen yıla göre %8 düşüş oldu.
Yavaşlama vergiye de yansıyor. Mart sonu itibariyle vergi tahsilatımızda artış oranı %6’da kaldı, yani Türkiye ortalamasının yarısı.
Önümüzdeki günlerde bir piyasa anketiyle de duruma bakacağız ve sonuçlarını paylaşacağız. İstihdam tarafında durumumuz nedir, şu anda net olarak bilemiyoruz. Ama, geçen yıl Şubat sonunda İŞKUR işsizlik ödeneğine başvuranların sayısı Türkiye genelinde %50 oranında artarken, Antalya’da 3400’den 6300’e, yani %83 oranında arttı.
Bildiğiniz gibi turizmde istihdam desteği geçen yıldan bu yana beklediğimiz bir konuydu.
Bu yönde Kültür ve Turizm Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı bir protokol imzaladılar. İlk açıklamaya göre, Antalya ve Muğla illerinde konaklama sektöründe 9 ay çalışanın, takip eden 3 ay süresince asgari ücreti ve sigorta primleri İŞKUR tarafından karşılanacaktı. Protokole göre 260 milyon liralık bütçeyle 44 bin kişiye destek verilecek.
Önce Antalya ve Muğla denilerek açıklama yapıldı, sonra sayın Kültür ve Turizm Bakanı tüm Türkiye’de uygulanacağını açıkladı.
Turizmde istihdam desteği önemli bir adım. Ancak, 9 ayın 6 aya inmesi ve destek süresinin de 6 aya çıkarılması yararlı olacaktır.
Bunun dışında bizim Sayın Süleyman Soylu ile görüştüğümüz SPA sektöründe yabancıların çalışma mevzuatında da esneklik adımı atılıyor. Bunun için de Çalışma Bakanımıza teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Turizm ve tarımdaki sorunları çok konuştuk ve hep birlikte sektörel destekler için çaba harcadık. Ama Şubat ayından bu yana sorununun artık turizmi aştığını, Antalya’ya genel bir finansman desteği sağlanması gerektiğini de söylüyorum.
Nitekim 15. Grubumuz tarım sektöründe kredi ertelemesi ve yeni kredi temini konusunda destek talep ediyor. 25 grubumuz dayanıklı tüketim malları sektöründe de istihdam yükünün sorun yarattığını ve prim yükünün azaltılması gerektiğini söylüyor.
Turizme dönük çalışan bütün sektörler, ticaret yerleri, esnaf daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle Antalya’da turizmle ve tarımla ilgili bütün sektörlere dönük borç erteleme ve yeni kredi desteği gereklidir.
Biraz önce söylediğim gibi, piyasadaki durumu daha net görmek için önümüzdeki günlerde anket yapacağız ve sorunları Hükümete ileteceğiz. Umuyorum ki, EXPO ve iç turizmle esnafımız da biraz kazanır ve sorun büyümez.
Değerli arkadaşlarım,
Geçen ay da dikkat çektiğim gibi, EXPO döneminde kent merkezinde, ilçelerimizde de canlılık sağlayacak etkinlikler olmalıdır. 
Bu konuda Antalya Tanıtım A.Ş. tarafından Alışveriş Festivali çalışmaları son aşamaya geldi. Bu arada tekstil grubumuz festival süresinin uzatılmasını talep etti. Biz de durumu görerek süreyi uzatmak gerektiğini düşündük.
Yusuf bey ayrıntılı bilgi verebilir. Festivalin, EXPO döneminde kent merkezinde alışverişe cazibe katacak bir festival olacağına inanıyorum. Bu zaten bir ilk, her zaman ilkinde eksiklik olması mümkündür. Önemli olan Antalya’nın artık bir alışveriş festivali kazanmış olması ve bunun gelenek haline gelmesidir.
Sevgili arkadaşlarım,
Diğer sorunlara gelince, geçen ay meclisimizde Cumhuriyet meydanı’ndaki satış reyonları konu olmuştu. Bu yıl kuruluş yıldönümünde Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk heykeline çelenk koyamadık. Çünkü yer yoktu. Artık ne söyleyeyim, bilemiyorum.
Bunun dışında bir de Cam piramitte yöresel ürün fuarı adı altında Pazar kuruluyor. Neredeyse toptan satış yapacak düzeyde her ürünün satıldığını görüyoruz.
Bir defa Cam piramitte böyle reklamla satış yapılması haksız rekabettir. Dünyada bu tür etkinlikler sosyal amaçlı ise, kar amacı yoksa, bir vakıf sosyal amaçlı yapıyorsa izin verilir.
Veya ev kadınlarına, engellilere el işlerini satmak için olabilir, ama ticaret amaçlı bir etkinliğe izin verilmemelidir. O zaman biz de gidip Ankara’da Kızılay’da, Istanbul’da Taksim, kadıköy meydanlarında Antalya pazarı kuralım. Sebze meyve bile satsak hem üreticimiz kazanır hem de İstanbul’lu, Ankara’lı kazanır.
Maalesef hep söylüyoruz, Türkiye’de ticaretin gerekli kuralları halen oluşmuş değil, yapılan düzenlemeler de yetersiz kalıyor. Şimdi bir işyeri açılış yönetmeliği hazırlanıyor, halen çok dar bir çerçevede bakıldığını görüyoruz. 
Bu arada 7. Grubumuz, yani fırıncılık komitemiz işyeri ruhsatı konusundan çok şikayetçiydi. Arkadaşlarımızla birlikte Tarım bakanımız Sayın Faruk Çelik ile görüştük. Bu ay sonuna kadar bu konuda Sayın Bakana rapor vereceğiz. Sayın Bakana ilgileri nedeniyle ayrıca teşekkür ediyorum.
 
Komitelerimizin en fazla şikayet ettiği konular haksız rekabet konuları olmaya devam ediyor. 25. Grubumuz yetkisiz teknik servislerden şikayet ediyor. 12. Grubumuz isim vererek, sektörde kaldırım işgali yapan, yanıltıcı reklam yapan işyerlerini sayıyor. Belediyeye yazıyorsunuz, gerekli denetimi yaptıklarını söylüyorlar.
Bu konuda, Etik Kurul yönergesi taslağını tamamladık.  Yönergeyi mevzuat komisyonumuza ve komitelerimize gönderip, görüş alacağız ve gelecek mecliste Etik Kurul oluşturacağız.
İşini düzgün yapan üyemiz kapısına veya camına, ATSO Etik Kurul üyesidir logosunu koyacak. Biz de hem reklamını yapacağız hem de teşvik edici imkanlar sağlayacağız.
Sevgili arkadaşlarım, Kültür ve sanat komisyonumuz ATSO EXPO Evi’nin komiteler tarafından da değerlendirilmesini önerdi. Biz ilk etapta ATAV’ın Kelebek sergisi ile açılış yapıyoruz.
 Kadın Girişimciler Kurulumuz da bu hususta aktif ve çeşitli etkinlikler yapacaklar. Ama daha sonra değişik konseptlerle, değişik sergiler yer alabilir. ATSO Evi demek bütün sektörlerimizin, üyelerimizin evi demektir. EXPO konseptiyle uyumlu olmak üzere, elbette değişik sergiler ve etkinlikler yapılabilir. Bundan memnun oluruz.
Kültür ve Sanat demişken, geçenlerde basında yer alan bir haberi paylaşayım.
Bu resim, Genç Osman'ın 26 Şubat 1618'de tahta çıkışını gösteren yağlıboya tablo. Geçenlerde Londra’da müzayedede satıldı.
 
Bu tabloyu Kültür ve Turizm Bakanlığımız 2 milyon 200 bin TL ödeyerek satın aldı. Ressamı ünlü değil, ama tarihi bir tablo. Müzayedede 200 bin sterlinle açık artırma başlamış. Bakanlık 430 bin sterline kadar çıkarak satın almış. Vergisiyle 540 bin sterline gelmiş. Bakanlığı böyle bir duyarlılıktan dolayı kutluyorum.
Sanata böyle önem vermek gerekir. Devlet hem klasik sanata hem de modern sanata, resme, heykele böyle önem vermelidir.
Son olarak bir önemli konuya daha değineceğim. Odalar Birliği Genç Gişimciler Kurulu ile birlikte Antalya’da Uluslararası Innoproject Yarışması yapıldı. Bu yarışmada gençlerimiz inovatif projelerle ödüller aldılar. Daha önce söylemiştim.
Yenilik veya inovasyon sadece sanayi sektörü konusu değildir. Kalekapısı’ndaki esnaf da Konyaaltı’ndaki restoran da yenilik yapmak zorundadır. Bu nedenle yenilikçiliği kültürümüzün bir parçası haline getirmek zorundayız. Bu etkinliğe katkı yapan herkesi kutluyor, teşekkür ediyorum.
11 Mayıs’ta TOBB Genel Kurulumuz bulunuyor. 15 Mayıs’ta da Genişletilmiş Meslek Komiteleri toplantımızı bir hafta sonu kapanarak yapacağız. İnovasyon ödülü alan projelerin sunuşunu da toplantıda yapacağız.
Hepinize ilginiz ve çalışmalarımınız için teşekkür ediyorum. En başta söylediğim gibi, lütfen sağlığınıza, ailenize, huzurunuza önem verin. Günlük sorunlara kendinizi kaptırmayın. Hepinize güzel günler, huzur, mutluluk, sağlık diliyorum. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi
  • Fuar