ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter

ATSO Ağustos Ayı Meclis Toplantısı

24 Ağustos 2010 Salı

Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Meclis Başkanımız, Divan Üyelerimiz,
Değerli Meclis Üyeleri,
Sevgili arkadaşlarım,
Sevgili arkadaşlar,

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Biliyorsunuz Pakistan çok büyük bir felaketin içinde çırpınıyor. 2000’e yakın insan yaşamını kaybetti. Binlerce insan kayıp, felaketin boyutları tarif bile edilemiyor. Ama asıl tehlike temiz içme suyu olmadığı için büyük bir salgının ortaya çıkması ve özellikle çocuklarda kitlesel ölümlerin olmasıdır. Üst düzey yetkili bir ülke olarak 70 yıl geriye gittiklerini söylüyor. Yollar, Köprüler, Havaalanları, okullar, hastaneler gibi tüm altyapı yok olmuş durumda. Büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Fakat nedense dünyanın Pakistan’a ilgisi çok gecikti. Hükümet geçtiğimiz günlerde 10 milyon dolar yardımda bulunacağını açıkladı. Bizde TOBB olarak 1 milyon dolar’la kampanya başlattık. 365 Oda ve Borsamızda da aktif olarak kampanya çalışmaları başlattık. ATSO olarak bizde 50.000 TL ile bir kampanya başlatıyoruz. Sizlerden de yoğun olarak destek bekliyoruz.

Biliyorsunuz Pakistan halkı Kurtuluş Savaşımızda tüm yoksulluğuna rağmen kollarındaki bileziklere kadar bize göndermiş bir halktır. Şimdi biz de onların bu felaketten kurtuluşlarına yardımcı olmak, vefalı millet olduğumuzu göstermek durumundayız.

Değerli Arkadaşlar,
Son günlerde ülkemizde Anayasa Referandumu tartışmalarının geldiği noktayı hep birlikte izliyoruz. Tartışmaların bugün geldiği nokta toplumun genel ortalama seviyesinin çok altına düşmüştür. Siyasi gerilim çok artmıştır. Halbuki bu referandum olgunluk içinde içeriğinin tartışılması gereken bir husus olduğu unutulmuştur. Biz iş alemi olarak doğaldır ki gerginlik istemiyoruz.

Ülkemizin önünde çözülmesi gereken o kadar çok sorun var ki, bunların hepsi unutulmuş gözüküyor. Siyaset adamları topluma örnek olmak yerine kavga ediyor. Ama terör örgütü Kandil’de pervasızca ültimatom veriyor, birileri çıkıyor Türk bayrağının yanına bayrak çekmekten bahsediyor, özerklik taleplerini dile getiriyor. Kavgayı bir tarafa bırakıp, terörle mücadelede ne yapılıyor? , Neler yapılacak? Bunlar açıklanmalıdır. Bu ortamda demokrasi kültürünün nasıl gelişeceği, önümüzdeki 10-20 yılda ülkemizin ve ekonominin nerede olacağı konuşulmalıdır. Olgun insanlar kişileri değil, fikirleri tartışır. Eğer bir toplum fikir üretmeyi ve onun üzerinden tartışmayı bir yana bıraktı ise durum vahimdir ve biz de de durum budur.

Değerli Arkadaşlar,
Dünya ve Türkiye ekonomisinde yaz rehaveti söz konusu, özellikle Avrupa ülkelerinde Temmuz ve Ağustos ayları tatil aylarıdır.
ABD hala işsizlik ile uğraşıyor. Orada 15 milyon işsiz var. Avrupa da ise durgunluk devam ediyor. Bu yüzden £ /$ paritesi tekrar 1,20 seviyesine, hatta daha da altına gelebilir. Dünyadaki durgunluk ve faizlerin çok düşük kalması ülkemize sıcak para girişini sürekli hale getirdi. Fakat sıcak para adı üstünde geldiği gibi hızla gidebilir ve giderken de yakıcı etki bırakabilir. Tedbirli olmak, döviz gelirleri yoksa dövizde açık pozisyon bırakmamak gerekir. Çünkü doğrudan yabancı sermaye yatırımları kriz yılı olan 2009’dan da % 25 daha düşüktür. Gelen döviz ise bankaların kredi şeklinde getirdikleri dövizlerdir.

Cari açık, yani döviz açığı 40 milyara yaklaşıyor ve bu sıcak para ile finanse ediliyor. Böylece kur baskı altında aşağıya doğru düşüyor, bu nedenle de ihracat ve turizm de kar marjı daralmaya devam ediyor. Bugün çok büyük sorun gibi gözükmese de önümüzdeki aylarda bunun olumsuz etkilerini Antalya’da hissetmeye başlayacağız.

Değerli arkadaşlar,
Enerji özelleştirmelerine baktığımızda fiyatlar uçuyor. İki şirketli bir ortaklık şimdiden 6 milyarlık özelleştirme ihalesi aldı. Gündemde Antalya ve diğer iller var. Hükümet bu şekilde gelecekteki elektrik gelirlerini şimdiden satarak bütçeye kaynak yaratıyor. Şirketler de ihale bedellerini taksitle ve krediyle ödeyecekler. Bu bedellerin bir kısmı kaçak ve kayıpların azalması ile çıkarılacaktır.

Elektrik özelleştirilmesinde önemli olan maliyetlerin ve elektrik fiyatlarının düşürülmesidir. Bu olursa herkes kazanmış olur, bu olmazsa birileri kazanır ama toplum kaybeder. Diğer taraftan, bu dağıtım ve üretim özelleştirmeleri, nükleer santral projeleri devam ederken, güneş ve rüzgar enerjisi teşvikleri halen bekletilmektedir ki, bu da artık anlaşılmaz bir hale gelmiş çok önemli bir konudur. Bunun dışında büyüme ve işsizlikte mevsimsel olarak olumlu gelişmeler vardır. İşsizlik Mayıs ayında % 11’e düşmüştür. İki ay daha düşecektir, ama Ağustos’tan sonra tekrar artmaya başlayacaktır.  Bu nedenle ekonomik büyümenin devam etmesi için yeni ekonomik önlemlere ihtiyaç vardır.

Bizi hem Türkiye hem de Antalya’da en çok rahatsız eden şey, hangi alanda neyin ne zaman yapılacağının belli olmamasıdır. Şu anda ekonomiyi canlandıracak önlem ve projeler konusunda bir takvim, bir ajanda yoktur.

Sevgili arkadaşlar,
Antalya’nın meselelerine gelecek olursak, hem yüksek sezon hem de aşırı sıcaklar nedeniyle aslında herkesin en rahat olduğu dönemdeyiz. Komite raporlarına baktığımızda da bunu görüyoruz. Ekonomik verilere baktığımızda genel olarak iyileşme görüyoruz. KDV-ÖTV gelirlerinde artış % 45’tir. Bu artışta geçen yıl vergi indirimleri ve krizle tahsilatın düşmüş olmasının da payı vardır. İhracatta % 40-50 arasındaki artış temposu devam etmektedir. Konut fiyatlarında çok değişiklik yoktur, buna rağmen özellikle Kepez ve Konyaaltı’nda inşaat yatırımlarında artış vardır.

Geçen ay da dile getirdiğim bir konu tarım ürünlerindeki fiyatların düşme eğilimi devam ediyor. Bu da tarım üreticisi açısından olumsuz bir gelişmedir. Turizmde ise acentelerde sorunların devam ettiği bilgileri geliyor ki, Bakanlığın artık bu konuyu önemle ele alması gerekiyor.

Bu güncel gelişmeler dışında, bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. Nasıl ülkede seçim gündeminin dışında ekonomi gündemi ile bir takvime ihtiyaç varsa, Antalya’da da önemli konularda artık bir programa, bir takvime ihtiyaç bulunmaktadır. 15-20 yıldır konuşmaya devam ettiğimiz konular bulunuyor, bu konuların bir yirmi yıl sonuç alınmadan konuşulmaya devam etmemesi gerekiyor.

Antalya’da öncelikle birkaç konuda artık bir takvimin ortaya çıkması, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerekiyor.
Bunlar:
-Ulaşım altyapısı ve toplu taşıma sistemi,
-Kültür varlıklarının restorasyonu,
-Kaleiçi’nde plana aykırı yerlerin yıkılması,
-Kent merkezinin rehabilitasyonu,
-Hava kirliliğinin kalıcı olarak önlenmesi,
-Deniz temizliğini sürekli olarak koruyacak bir denetim sisteminin oturması,
-Kıyı yönetimi planı,
-Deprem Master planı,
-Büyük dere yataklarının acilen islah edilmesi,
- Ticaret Alanlarının Planlanması ve Ticaretin Denetimi,
-Kent merkezinde balıkçılar çarşısı, çiçekçiler çarşısı, sanatçılar sokağı gibi temalı sokak ve cadde planlamaları,
-Kamunun elinde kalmış ve kent için önemli alan veya noktaların planlanması: Özel İdare çarşısı, Sarısu, Lara, 100. Yıl,
-Kentsel dönüşüm projeleri,
-Tarım alanlarının korunması, arazi toplulaştırması ve üreticinin örgütlenmesidir.

Bu saydıklarım her zaman dile getirdiğimiz, ama karşılık bulamadığımız konular değil midir? Biz işadamları bir yatırım yapacaksak iş planı yapar, takvim belirler, bu süreler içinde yatırım yaparız. Bu ve benzeri konularda hiç böyle bir takvim duydunuz mu? Şu anda bu konularda hızlı ilerleme ve sonuç alma olmadığı için, sürekli yeni fikir ve proje arıyoruz. Oysa önce bu eldeki sorun ve proje stoku eritilmelidir. Bu sorunlar ancak ilgili Bakanlıklar ve belediyelerin biraya gelmesi ile çözülebilir. Sayın Valimizden bu konuda sorun çözücü bir mekanizma için öncülük etmesini talep edeceğiz. Bunun için benim bir diğer önerim Antalya’da bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapılması, gündem maddelerinden birinin, Antalya olması ve Antalya konulu oturuma, il yöneticilerinin, başkanların da katılması, bütün önemli konuların konuşulması ve belirli konuların bir karara bağlanmasıdır.

Sevgili arkadaşlarım,
Bizim yaptıklarımıza gelince, önceki hafta TOBB Yönetim kurulu olarak Sayın Başbakanı ziyaret ettik. Toplantıda bölgelerdeki sorunlar da konuşuldu. Ben tarımdaki Tuta sorununu da dile getirdim. Ekim sezonu geldi, şimdi de karantina önlemleri diye konu Antalya’nın önünde duruyor. On binlerce üretici aileyi, işletmeyi, ihracatçıyı ilgilendiren bir konu, ama henüz Hükümet gündemine girmemiş. Anlaşılan Bakanlık için konu bizim gördüğümüz kadar önemli değil. Şimdi bazı önlemler alınmaya çalışılıyor, ama umarım çok geç kalınmış olmayacaktır.

Turizm ve ticaret konusunda yaptıklarımıza gelince; bir buçuk yıldan bu yana Kongre Bürosu, EXPO, Kaleiçi kent müzeleri, Antalya Tanıtım A.Ş. ve markalaşma konularıyla uğraşıyoruz. Geçen haftalarda İstanbul Kongre Bürosu’nu ziyaret edip, hem iyi bir modeli yerinde gördük hem de işbirliği için temaslarda bulunduk.

Geçen hafta Muratpaşa Belediye Başkanımızla Üç Kapılar’daki Burçları konuştuk. Kaleiçi’ndeki tarihi yerlerin ele alınması için ikili görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bildiğiniz gibi, kendimize en önemli hedef olarak kültür ile turizmde yeni bir kapı açmayı, kent kimliğini güçlendirmeye katkı yapmayı koyduk. Kaleiçi ile ilgili sunduğumuz projede ilgili kurumlarda ilerliyor. Biz de ya tek başımıza ya da işbirliği ile bu konuda katkı yapacağız.

-Bu binamızdaki sergi salonu alanında bir ticaret müzesi kurmak fikri üzerinde de çalışıyoruz. Uzmanlarla görüşüyoruz. Eğer olabilirse hem Antalya hem de odamız güzel bir eser kazanacaktır.
-Eski hizmet binamızı kültür ve eğitim amaçlı değerlendirme konusundaki çalışmalarımızda ilerliyor. Yüksek öğretimle ilgili bir oluşum da yapabiliriz. Artık öğretim kurumlarının uluslar arası çapta, sayıdan çok kaliteye önem veren kurumlar olması gereklidir. Yaparsak böyle bir kurum yapmayı ümit ediyoruz.

Kent merkezinde noktasal projelere de destek olmaya çalışıyoruz. Şu günlerde Kentsel dönüşüm projesi kapsamında rehabilite edilen sobacılar çarşısı esnafı çok kötü durumda.

Proje tamamlanamadığı için çarşı binaların ve inşaatların arasında kalmış durumda. El sanatlarının ve ahilik kültürünün sergilenebileceği, çekim merkezi olarak kullanılabilecek bir mekanı kaybetmemek lazım. Çarşının satış yerinden çok el sanatları ustalarının çalıştığı, geleneksel üretim yeri olarak yeniden ele alınması daha iyi olacaktır. Belediyenin kendisine ait yerlerde oyuncak müzesi kurmak gibi güzel bir fikri var. Çarşının düzenlenmesi konusunu biz de takip ediyoruz.

Değerli dostlarım,
Geçen akşam iftar yemeğinde de dile getirdim. Antalya’da SGK’ya kayıtlı 400 bine yakın işçi statüsünde 50 bine yakın memur statüsünde, 140 bine yakın esnaf, tüccar ve tarım üreticisi kişi çalışıyor. Bunlar kayıtlı istihdam. Bu istihdamın yarısından fazlası 1–20 arasında çalışanı olan esnaf ve tüccar kesiminde istihdam ediliyor. 100’den fazla çalışanı olan işletmelerde çalışan sayısı ise 120 binin altında görülüyor. Geçen yıla göre kayıtlı işletme sayısı ve kayıtlı işçi sayısı % 10’a yakın artmış durumdadır. Bu da kriz yılındaki kayıpların bir ölçüde telafi edildiğini gösteriyor. Ama diğer yandan kayıtlı esnaf-üretici sayısı da 141 binden 137 bine düşmüş durumda. Söylediğimiz şey şudur: pastayı bölüşen sayısı pastadan daha fazla artıyor. Şimdi size yeni bir bilgi daha sunayım. Yine SGK verilerine göre Antalya’da sigortalı çalışanların ortalama günlük kazancı özel sektörde 35 liradır. Kamuyla birlikte 37,5 liradır. Bu miktar İstanbul, Ankara gibi illerimize göre 7 lira düşüktür. Günde 7 lirayı küçümsemeyin. Yıllık olarak ve 400 bin işçi üzerinden alırsanız yılda 1 milyar lira demektir. Yani Antalya büyük illere göre daha az kazanılan bir ildir. Bunu zaten sokakta, ticarette, restoranlarda görüyoruz. Antalya’da biraz canlılık varsa bunu da ikinci konutlarına gelenler sağlıyor. Bu nedenle, Antalya’da oturanın ücreti düşük oldukça, işletmelerimizin fiyatları ve geliri düşük oldukça istediğimiz yere gelemeyiz. Arz fazlası olan alanlarda yeni yatırımlara izin verilmemelidir. Fiyatı düşüren, düşük kaliteli hizmete izin verilmemelidir. Hanut çetelerine göz açtırılmamalıdır. Gecekondu işyerlerine, haksız rekabete izin vermeyeceğiz ki, düzelme yavaş yavaş başlasın. Dolayısıyla bu şehir 15-20 yıl sonra nerede olacaktır? Nasıl zenginleşecektir? Bunun derdindeyiz. Bizim bu görevlerdeyken, “benim işlerim iyi, Antalya’nın da iyidir” demek gibi bir hakkımız olamaz.

Antalya’da ilk yüzdeki vergi listesine baktığınızda % 70’i tarım, inşaat, ticaret, sanayi, sağlık ve enerji firmasıdır. % 20’si otel işletmesidir. % 7 tur şirketi veya acentadır.

Sonuç olarak, biz üyemiz olan turizm sektörü sorunlarına da, tarım sektörünün sorunlarına da, istihdamın yarıdan fazlasını temsil eden üyemiz olan esnaf ve tüccarın sorunlarına da sahip çıkacağız. İstediğimiz şey de sektörel politika konusunun tartışılmasıdır. Türkiye’de sektörel politika nedir, nasıl ve kim tarafından, hangi ilkelerle geliştirilir konusunda yeterince bilgi yoktur. Bu konuda Bakanlarımızın dahi elinde yeterli bilgi ve rapor yoktur. Bu konu tamamen günlük, kişisel bilgilerle idare edilen bir konudur.

Türkiye’deki kadar başıboş, kuralsız bir ticaret hayatı çok az ülkede vardır. Avrupa’ya, örneğin Almanya’ya bakın, izin almadan değil işyeri açmak, evinizin penceresini bile değiştiremezsiniz. Yıllardır diyoruz ki, kimin nerede, nasıl iş yapacağının kuralı olmalıdır. Sorun bu konuların konuşulması değildir. Asıl sorun Bakanlığın yatırım planlaması, kalite denetimi, organize turistik ticaret gibi sorunlarla yeterince uğraşmamasıdır. Biz yapısal sorunları konuşuyoruz, bu yapı değişmelidir diyoruz. Ortada üç boyutlu bir sorun bulunuyor. Birisi kentleşme ile ilgili sorunlardır. Diğeri kent merkezindeki esnafla ilgili sorunlardır. Üçüncüsü ise turizmdeki yapısal sorunlardır. Her biri sürekli konuştuğumuz konulardır. Diğerlerini konuştuğumuz gibi turizmdeki yapısal sorunları da elbette konuşup, tartışacağız.   Bunları zaten her gün aramızda konuşuyoruz.

Sayın Kültür ve Turizm Bakanı Antalya’daki konuşmalarında “Antalya turizmde ağır bedel ödemiştir” demiştir. Yıkıcı bir rekabet vardır demiştir. Yoksa biz Oda olarak artık her şey dahil sistem vs. gibi konuları tartışan bir Oda değiliz. Bu konular yıllar önce konuşuldu. Çözüm kalite ve yıldız denetimidir denildi, aradan geçen zamanda bu konuda yeterli ilerleme sağlanmadı ise sorumlusu Bakanlıktır. Buna rağmen bu konuda ilerleme sağlayan işletmeler de oldu, daha da olacağını temenni ediyoruz.

Değerli arkadaşlar,
Biliyorsunuz bu yılı marka yılı olarak ilan ettik. Eğitimler verdik, firmalar bazında da çalışmalar başlattık. Bu çalışma, farkındalığı arttırmak, markalaşmanın önemine vurgu yapmak için başlatıldı. Hangi sektörde olursa olsun, artık markalara yatırım yapma zamanıdır. Antalyalı olarak gurur duyduğumuz iş adamları arasında sanayici de, turizmci de, tarımla uğraşan da var, ama marka sayımız çok yetersiz. Sürekli konuştuğumuz sorunları çözmek için her sektörden markaları artırmamız gerekiyor.

Sevgili arkadaşlar,
 “Artık el birliği ile bu şehri daha iyiye nasıl götüreceğiz?” Bunları tartışmalıyız. Biz kendi hatamızı söylüyoruz, esnafın hatasını da belediyelerimizin hatasını da söylüyoruz.  İşte yine kent merkezinden örnek verecek olursam, akşam saatlerinde bakıyorsunuz, Cumhuriyet meydanı dolu, Kalekapısı insan kaynıyor, hatta turist de var. Saat henüz akşam 9 veya 10, ama işyerleri kapalı. Akşam o saatte kapalı kalan işletmelerin yeri orası mı? olmalıdır, tartışmalıyız.

Oturup bir şey içecek doğru dürüst yer sayısı çok az. Turist var, turisti oturtacak yer yok. Sıcaklık zaten akşam dahi 30 derecenin üzerinde. Bizim kent merkezinde, ana caddelerde kaldırımlarda su püskürten sistemler kurmayı, güneş enerjisi ile soğuk hava veren sistemler kurmayı düşünmemiz gerekirken, tabela, hanutçu, dilencide kalmış durumdayız. Aydınlatma sorunu halen çözülememiş, turizm merkezinin caddeleri zifiri karanlık. Gerekirse akşam saatlerinde de görev yapacak bir turizm zabıtasını birlikte oluşturalım. Bu turizm zabıtası dilencilere de turisti rahatsız edene de müdahale etsin. Çünkü en önemli konu her şeyin ötesinde bir kent kültürü de yaratmaktır. Tabii bu sorunlarla uğraşmak için biraz da yerinde görmemiz gerekiyor. Ama içimizde hangimiz artık ailesini alıp, kent merkezinde, Kaleiçi’nde gezintiye çıkıyor? Bizim kesimde, yönetici kesimde kent dediğimizde sadece birkaç otel ve restoran anlıyoruz. Bu nedenle bizim kanaat önderleri olarak, İl yöneticilerimizle, Başkanlarımızla bir akşam hep birlikte Cumhuriyet meydanında buluşup, Kalekapısı’nı, Kaleiçi’ni dolaşmamızda da yarar görüyorum. Böyle bir buluşmayı arada sırada yapmalıyız ki, orada sorunları yerinde görelim, hep birlikte acil olan sorunlara müdahale edelim, bir iki örnek yaratalım. Bunun dışında kenti canlandıracak organizasyonlar da daha kapsamlı, daha profesyonelce yapılmalıdır. Otellerimizde animasyon zenginliği artık zirve yapmış durumda. Ama yılda birkaç gün bu animasyon grupları ile dev bir kent organizasyonu yapamıyoruz. Dolaysıyla bunları konuşacağız ve hep birlikte en iyisini yapmaya gayret edeceğiz. Sevgili arkadaşlarım 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle düzenlediğimiz ‘’ATSO Zafer Kupası’’ adı altında Yelken, Optimist ve Laser Yarışları var. Denizde canlılık yaratmak için bizim bu faaliyeti de genişletmemiz, daha büyük kapsamlı yarışlar düzenlememiz gereklidir.

Odamızın bu organizasyonuna Meclisimizin de daha fazla ilgi göstermesini bekliyoruz.

Sevgili dostlarım,
Son olarak 2010 Marka Yılı kapsamında Odamızın kurumsal kimlik yapılanmasını güçlendirme çalışmalarımızı tamamladık. Rehber ve kurumsal kimlik materyalleri hazır. Sadece Rozet ve Rehberimiz Eylül Meclisine yetişecek. Yenilenen Kurumsal Kimliğimiz, kurum kültürümüzün daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada yoğun emeği geçen Meclis Üyelerimiz, İsmet Yıldız, Murat Gülaydın ve Bilal Demir’e ve Komite Üyelerimize içten teşekkürlerimi sunuyorum. Yönetim Kurulu Üyelerimize ve sizlere desteklerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Ayrıca Basın ve Üye İlişkileri Müdürümüze ve çalışanlarına üstün gayretleri için teşekkür ediyorum. Yine bir önemli çalışmamız da, 16 Haziran’da tamamlayıp devreye aldığımız “Üye- Oda İletişiminde etkin ve sistemli hizmet üretecek ‘’Üye İlişkileri Birimimiz’’dir. Artık Üyelerimizin istediği her türlü bilgi ve doküman, üyelerimize tek merkezden 2 dakika içinde ulaştırılmaktadır.

Yine önemli bir çalışmamız da, üyelerimizin odayı ziyaretlerinde ilk temas noktası olmasını amaçladığımız “Yüz yüze İletişim Merkezimiz” de Haziran Ayı içinde hizmet üretmeye başlamıştır. Ayrıca üyelerimizin, kendi işlemlerini izleyebilecekleri bilgisayar, fax ve fotokopi gibi ekipmanlarda bu merkezimizde üyelerimizin kullanımına sunulmuştur.

Bir üçüncü önemli çalışma ise “Yenilenen web Sitemiz” ve web sitemiz aracılığıyla vereceğimiz “Online Hizmetler” dir . Üyeler yarından itibaren Odadan istediği her bilgiye ulaşabileceklerdir. Eski web sayfamızda ziyaretçi sayımız 2009 Haziran’da 2507 iken, 2010 Haziran’da 17.316’ya ulaşmış durumdadır. Daha iyileştirme çalışmalarımız devam ediyor. Zafer Bayramınızı ve Ramazan Bayramınızı şimdiden kutluyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2012 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Beceri 10
  • Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
  • Antalya Çiçek Festivali
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.