ATSO İLETİŞİM MERKEZİ
Pzts-Cuma : 8:30-12:00 / 13:00-17:30
314 37 37
ATSO
Site İçi Arama
facebook
twitter

ATSO Eylül Ayı Meclis Toplantısı

21 Eylül 2010 Salı

Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Başkan,
Sayın Divan,
Değerli Arkadaşlarım,

Öncelikle geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Antalya’nın ve Odamızın iki değerli insanını anmak istiyorum. Bildiğiniz gibi önce Odamızın eski başkanı Sayın Menderes Türel’in babası Suphi Neşet Türel vefat ettiler. Daha sonra da Antalya’nın değerli sanayicisi, üyemiz, Sayın Güngör PEKŞEN ağabeyi genç bir yaşta kaybettik. Üzüntümüz gerçekten büyüktür. Allahtan rahmet diliyorum.

Sevgili arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi Terör bir numaralı sorunumuz olmaya devam ediyor. Beş gün önce Hakkari’de mayın saldırısında insanlar öldü. Bu arada birileri televizyon ekranlarında çocukları okula göndermeyeceklerini söylüyor.
-Niye göndermiyorlar?
Devlet müzakere etsin diye.
-Kiminle müzakere?
Eli silahlı, kiralık katillerle.
-Ne için müzakere?
Efendim federasyon kurulması için.
Federasyonu nerede kuracaksın?

Erzurum’da mı, Şanlıurfa’da mı? Tehditlerine rağmen referanduma % 70 katılan Bitlis’te mi? % 78 katılan Bingöl’de mi? % 82 katılan Adıyaman’da mı? Yoksa, ülkemizin en kalabalık il olan İstanbul’da mı?

Kaç kez dedik ki, ağızlarından çıkanı kulakları duymayan bunlara bir cevap verin ki, söylediklerine kendileri de inanmasın, insanları da inandırmasınlar. Diğer taraftan, bu kör terör, çocuk tacizinde de zirveye çıkmaktadır. Geçmişte bebek, çocuk demeden köylerde katliam yaparlardı. Şimdi de kentlerde çocukları kirli emellerine alet ediyorlar. Dünyanın birçok ülkesinde bölücü terör olmuştur, ama bu kadar çocukların kullanıldığı, çocuk istismarcısı terör olmamıştır. Terör nasıl bir insanlık suçu ise, bunların çocuk tacizi de bir başka insanlık suçudur. Daha fazlasını da söyleriz ama sabırla kendimizi tutuyoruz. Bunları konuşmazsak uyuduğumuzu veya teslim olduğumuzu sanacaklar, konuşsak gereksiz yere zaman kaybediyoruz.  Bu nedenle daha fazla uzatmayacağım.

Değerli dostlarım,
Bu arada Türkiye referandum takvimini nihayet tamamlamıştır. Referandum sonrası millet olarak bir sakinleşme yaşıyoruz. Eğer medya başkanlık sistemi gibi gereksiz konulara kapı açmazsa bir süre gerginlikten uzak bir gündem ümit ediyoruz. Aslında referanduma da gereğinden fazla önem verilmiştir. Çünkü biliyoruz ki, bir ülkede demokrasi ve hukuk sadece kanun veya anayasa ile olmaz. Demokrasi herşeyden önce bir kültür meselesidir. En mükemmel kanunlar demokrasi kültürü yoksa işe yaramaz. Bir toplumda demokrasi kültürü varsa kanunlar kötü olsa da millet kendi önünü açar. Buna rağmen geçtiğimiz dönemde çok gergin bir siyasi süreç yaşandı. Artık bu gerginliğin bitmesini ve yeni seçim sürecine girilmeden gerek iktidarın gerekse muhalefetin ekonomiye odaklanmasını istiyoruz. 

Değerli arkadaşlarım,
Ekonomi gündeminde ise bildiğiniz gibi büyüme, işsizlik ve bütçe verileri olumlu çıktı, cari açık (döviz açığı)ise kötüleşmeye devam ediyor. Merkez Bankası da tamamen sembolik, fazla anlamı olmayan bir faiz indirimi yaptı. Ekonomiyle ilgili son günlerde beklentilerin üzerindeki gelişmelere rağmen, abartılı bir iyimserlik olduğunu görüyoruz. Büyüme hızının yüksek olması, işsizlikte azalma sevindirici gelişmeler. Ama medyada Türkiye uçuyor diye manşet atılması da gerçekle bağdaşmamaktadır. Yüzde 10’luk büyüme ile ancak geçen yılı telafi ettiğimiz halde, “büyümede Çin’i yakaladık” diye manşet atılıyor. Oysa Çin’de büyüme hızı son 20 yılda ortalama % 9,3 olmuştur.  Geçen kriz yılında dahi Çin % 8,7 büyümüştür. Bu yıl da aynı hızla devam etmektedir. 

Biz ise bu büyümeye rağmen üretim ve gelirde ancak 2008 seviyesine yeni geliyoruz. Yani iki yıl kaybedilmiştir, iki yıldan bu yana Türkiye’de üretim ve gelir artmamıştır. Bazı şirketler büyümüşse bazıları da o oranda küçülmüştür. Halen 2 yıl önceki işsiz sayısından 500 bin fazla işsiz vardır. Krizden bu yana işsizliğin azalması da tarım sektöründeki istihdamdan kaynaklanmaktadır.

Tarımda üretim ve gelir sabit, artmıyor, fakat istihdam artıyor. Tarımın milli gelir payı % 10’un altında, ama istihdam payı % 27. Dolayısıyla işsizlikteki son dönem düşüşü daha çok mevsimsel nedenlere bağlı bir azalmadır. İşin bu kısmının unutulması ve aşırı bir iyimserlik ve rehavet sıkıntı yaratabilir. Zaten mevcut büyümeden aslan payını da büyük şirketler almaktadır. Sanayi sektöründe “En Büyük 500” şirketin karları krizde % 30’dan fazla artmıştır. En büyük 500 şirketin vergi öncesi kârı 2008'de 11 milyar 600 milyon lira iken 2009’da 15,5 milyar olmuştur. İkinci 500 ise 2008 yılında 500 milyon TL kar ederken, 2009 krizinde karlar 2 milyar TL’ye çıkmıştır. Yani ilk 1000’in vergi öncesi karı 2008’de 13,5 milyar, 2009’da 17,5 milyardır.

Sevgili arkadaşlar,
En büyük 1000 firma ise sadece 700 bin kişilik istihdam yaratmaktadır. Diğer tarafta çalışan sayısı 10’dan düşük olan 1 milyon mikro işletme ise 14 milyonluk bir istihdamı temsil etmektedir. Ama BDDK verilerine göre bu 1 milyon küçük işletmenin 180 bini kredi takibine düşmüştür. İşte ekonominin ve krizin bir gerçeği de budur ve bunlar konuşulmadan geçmektedir. Hükümetin esnafa kredi faiz desteği bu tablo nedeniyle gelmiştir. Ama asıl önemli olan ekonomide küçüklerin de yaşayabildiği sağlıklı bir yapının yaratılmasıdır. Dolayısıyla önemli olan bu yapının iyileşmesi, büyümenin ekonominin tüm katmanlarına yayılması büyümeyi anlamlı kılacaktır.. Bunun için de ekonomiyle ilgili beklediğimiz önlemler gündeme alınmalıdır. Ayrıca, önümüzdeki aylarda hem büyüme bu tempoyu kaybedecektir hem de işsizlik mevsimsel olarak artacaktır. Aslında şu anda bile işsizlik artmaya başlamıştır, ama biz bugünün rakamlarını 2-3 ay sonra görebileceğiz.  Bu nedenle her şey yolunda deyip, yapısal önlemleri ihmal etmek geri dönülmez bir sonuç yaratabilir.

Dış dünyaya baktığımızda; dünya ekonomisinde ikinci dip korkuları azalırken, durgunluğun devam etmesi kesin görülüyor. Son dönemde bir de kur savaşları başlamış durumda.

Son günlerde Çin ve diğer Asya ülkeleri rezervlerini çeşitlendirmek için Euro, Yen ve altın alımları yaptılar. Ayrıca ABD’de daha fazla parasal gevşeme bekleniyor. Böylece Dolar zayıfladı ve altın fiyatı arttı. Bu hareket bir süre daha devam edebilir. ABD; Çin ve Japonya ile kur konusunda ciddi bir tartışma içinde. Çin parasının değerini yükseltmek zorunda kalabilir. Latin Amerika ülkeleri, Brezilya, Kore, Rusya, Romanya, İsviçre ve son olarak Japonya ise paralarının değerini düşük tutmak için önlemler aldılar. Japonya cari fazla vermesine rağmen, Yen’e yatırım yapmak isteyenleri caydırmak için 20 milyar dolar civarında Yen satışıyla piyasaya müdahale etti. Bu ülkeler cari fazla vermelerine rağmen ihracatlarını ve büyümeyi desteklemek için kuru yüksek tutmaya çalışıyorlar. Biz ise 40 milyar dolara giden cari açığa rağmen düşük kurla yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.

Sevgili arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi, bayram’dan önce Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan Odamızı ziyaret ettiler. Organize Sanayi Bölgemizi de ayrıca ziyaret ettiler. Hem ekonomiyle ilgili beklentilerimizi hem de Antalya’nın sorunlarını konuştuk. Şu yeni KOBİ tanımından kaynaklanan sorunu, tarımdaki sorunları, Antalya’nın yatırım ve finansman ihtiyacını, ticaretteki, esnaftaki sıkıntıları aktardık. Ama gördüğümüz şudur ki, ekonomi yönetimi de referandum ve seçim takvimleri nedeniyle sıkıntı yaşıyor. Vergi ve prim borçlarının gecikme cezalarının düşürülmesi veya yeniden yapılandırılması konusunda ilerleme sağlanıyor. Ama diğer önemli konularda, hatta bütçe planlamasında bir belirsizlik, kararsızlık var. Diğer taraftan, sıcak parayı önleyecek tedbirlerden bu dönem özellikle kaçınıldığı gibi bir izlenim doğuyor.

Sıcak para ve kur konusunda top sürekli Merkez Bankasına atılıyor. İhracatçılar Meclisi ve medyanın bir kısmı neredeyse Merkez bankasının başına kendileri geçecekler. Bu merkez bankası kavgası yıllardan beri tam bir saptırma olaydır, manipülasyondur.  Bu konuda alınacak ilk önlem sıcak paranın caydırılmasıdır. Burada da yetki Maliye’de ve Hazine’dedir. Bu gözden kaçırılıp, sıcak para gelsin ama Merkez bunu alıp kuru yükseltsin isteniyor. Merkez Bankası döviz alıp bunu ABD’de sıfıra yakın faizle tahvile yatırırsa ne kadar zarar edecek diye hesap eden de yok. Zaten son dönemde Ramazan ayı ve sıcaklar nedeniyle ve ayrıca et fiyatları nedeniyle enflasyonda yükselme görülüyor. Bakliyat ve demir gibi maddelerde de fiyat artışları oldu. Halkın gıda enflasyonu genel enflasyon oranının çok üzerinde. Dünyada durgunluğa rağmen buğday, mısır, pamuk, bakır, demir fiyatlarında yıllık artış % 40 ve % 100 arasında. Dolayısıyla Merkez Bankasının hareket marjı geniş değil.

Değerli arkadaşlar,
Geçtiğimiz 4 ay referanduma kilitlenildiği için ekonomide mali kural beklemeye alındı. Orta Vadeli  Ekonomik Plan revizyonu geciktirildi. Şu anda ekonomimizin bir çıpası yok. İşte bütün bunlar için iktidar ve muhalefetin Meclis açılışıyla birlikte ekonomiyi acil olarak gündeme almaları gerekiyor. Aksi halde,  genel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi, yerel seçim derken önümüzdeki üç yılı kaybetme riski söz konusu.

Sizlerinde bildiği gibi ekonomi gündemi dışında, yine ülke gündeminde üzerinde çok fazla durulmayan başka konular da bulunuyor. Aylardır sınav sorularının çalınması rezaleti yaşanıyor. Nihayet bir çete izine ulaşıldı ve soruşturma derinleşiyor. Yüzbinlerce kişiyi ilgilendiren bir sınav iptal edildi. Ama ilgili kurumların, yöneticilerinin hiçbir sorumluluğu yok mudur, hiçbir görev ihmali yok mudur sorusu da cevapsız kalmıştır. Yine bir başka olay et fiyatlarındaki artıştır. Aylar geçti, canlı hayvan ithali serbest bırakıldı, yetmedi, et ithali başladı. Bu önlemler neden yetersiz kaldı, bu kadar gecikme normal midir? Burada hiçbir yetkilinin hatası yok mudur? Türkiye artık kurumların ve bürokratların performansını sorgulamalıdır. Çünkü başarısızlığın bedelini milletimiz ödemektedir. Bir de izin verirseniz, belki farklı ama dikkat çekici bir konuya değineceğim. Bildiğiniz gibi Basketbolda Dünya ikincisi olduk. Basketcilerimiz başarılı olmuşlardır ve elbette yönetmeliğe göre ödül alacaklardır. Ama, Basket Şampiyonası sırasında, sanırım Rusya’da Dünya Güreş Şampiyonası vardı. Orada da takım halinde Dünya ikincisi olduk. Ancak bu başarı kimsenin dikkatini çekmedi. Buradan şuraya gelmek istiyorum. Türkiye’de medyatik olan olaylar duyuluyor, destekleniyor. Ama medyatik olmayan sporlar veya konular gündeme bile gelmiyor. Devletin görevi medyatik sporların, futbolun, basketbolun yanı sıra, sponsor bulamayan, parası olmayan spor dallarını ve sporcuları desteklemektir. Bu arada Türkiye’de medyanın durumu da artık gerçekten masaya yatırılmalıdır. Medya her gün biraz daha futbol ve magazin dünyasının içinde kaybolmaktadır.  Bugün magazin basını ve magazin televizyonları halkın kültür değerlerini altüst etmektedir. Kültürel yozlaşmada medyanın önemli bir payı vardır. İşte son günlerde basında okuyoruz ki, bir dizi de bir tecavüz sahnesi varmış. Halkın gündeminin başında geliyormuş.

Hiç kimse halk bunu istiyor diye savunmasın, halk neye alıştırılırsa onu ister. Devletin kültür politikası bunun için vardır. Devlet televizyonu TRT’nin de bu görevi vardır. Elektrik faturalarımızla yaşattığımız TRT’nin görevi piyasanın unuttuğu müziği, edebiyatı, sporu desteklemektir. TRT arabesk programlarla, dizilerle özel televizyonlarla rekabet peşinde koşmamalıdır. Kültür Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının bir görevi de bu işlerdir, kültür yaratmaktır, toplumun kültürünü geliştirmektir.

Değerli arkadaşlar,
Devletin görevi nasıl toplum kültürünü geliştirmekse Belediyelerin görevi de kent kültürünü geliştirmektir. Bir kentte insanlar istedikleri gibi yaşayamazlar. Kentli olmanın kuralları vardır. Kentte araba kullanmanın, ev yapmanın, hatta giyinmenin kuralları vardır. Kentli bir insan, sokakta kılığına kıyafetine, temizliğine, ter kokmamaya dikkat etmek zorundadır. Bir kentte esnaf kaldırımı işgal edemez, çöpünü caddeye gelişigüzel bırakamaz. Bunlar kent kültürünün bir parçasıdır, gereğidir.

Belediyeler bu konuda eğitici olmalıdır, disiplin yaratmalıdır. Gerekirse reklam için kullanılan bilbordları bunun için kullanmalıdır. Hele Antalya gibi yoğun göç alan bir turizm kentinde kent kültürü konusu çok daha önemlidir. Bu konuları böyle kısa kısa, dikkat çekmek ve hatırlatmak için söylüyorum. Belki ilgili kurumlar ve yetkililer bu konuları unutmadığımızı görür ve durumdan vazife çıkarırlar.

Değerli arkadaşlar,
Bizim çalışmalarımıza gelince, geçtiğimiz ay Sayın Babacan dışında, Oda olarak birçok heyete ev sahipliği yaptık. Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Nihat ERGÜN’le  iftar yemeği, Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın CİNDORUK’un  Odamızı ziyareti oldu. Bunun dışında Odamızı birçok yabancı heyet ziyaret etti.

EXPO 2016 için Sayın Valimiz başkanlığında yoğun bir çalışma yürütülüyor. EXPO bizim için büyük önem taşıyor. Bunun asıl önemi bu etkinliğe gelecek turist sayısı vesaire değildir. İşte Basketbol şampiyonasını gördük. Bazı maçlarda spor salonu koltukları dolmamıştı bile. Hatta Şampiyona 28 Ağustos’ta başladı. Ama ağustos ayında İstanbul’a gelen turist sayısı % 15 azalmıştır. Bütün İstanbul Kültür başkenti etkinliklerine rağmen sekiz ayda İstanbul’a gelen turist sayısı % 8’e yakın oranda azalmıştır. Dolayısıyla bu işler öyle dışarıdan göründüğü gibi değildir. Burada önemli olan dış tanıtımdır ve bunun için gerekli yatırımların yapılmasıdır. İstediğimiz şey, İstanbul’da yapıldığı gibi Antalya’da da 2016 için gerekli yatırımların, hızlı trenden kongre merkezine kadar yapılmasıdır. Antalya’nın artık bunları çoktan hak etmiş olduğu bir gerçektir. Bütün çabamız bunun içindir.

Hükümetin de bu konuları kentlerin kalkınma vizyonu gibi görerek sahip çıkması gerekiyor. Bunlar yapılmazsa İstanbul Türkiye’nin tek gelişmiş noktası olarak daha fazla gelişirken, diğer taraflar taşra olarak kalacaktır. Zaten gelişme de bu yöndedir. Geçen gün Nişantaşı, Bağdat caddesi ve İstinye Park’da Alışveriş Akşamları düzenlendi. Tabii ki, olmalıdır, hatta daha iyisi de olmalıdır. Ama bu ülkenin bütün geliri, bütün zenginliği tek bir noktada toplanmamalıdır. Türkiye’de bütün sanayi Marmara’da toplandığı için Ticaretin de %50’si İstanbul’da dönmektedir. Bölgesel teşvikler geç ve yetersiz kalmıştır. Artık İstanbul’da belediyeler de özel sektör de güçlüdür. Dolayısıyla Hükümetin kültür, spor gibi alanlarda ağırlığı Anadolu’ya kaydırması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar,
Başka önemli bir konumuz Alışveriş Festivali veya Alışveriş Günleri etkinliğini başlatmaktır. Bu da çok geç kalmış olduğumuz bir konudur. Tabii bunun bir nedeni de Antalya’nın yapısının çok uygun olmamasıdır. Kent merkezi ve caddelerimiz alışveriş festivaline çok uygun değildir. Antalya’da bir Nişantaşı, bir Bağdat caddesi yoktur, böyle giderse olması da çok zordur. Çünkü ne böyle caddelerimiz ne tarihi mimari de binalarımız ne de yeterli marka mağazalarımız var. Ama eğer bugünden, doğru çalışmalar başlarsa ancak 10-15 yıl sonra Antalyanın çeşitli semtlerinde bu mümkün olabilir. Buna rağmen, biz bir başlangıç yapmak, bu alanda bir kültür yaratmak zorundayız. Bu mevsimde deniz turizmi zayıflamakta ve Antalya’yı bilen, kenti bilen ve gezen turistler gelmektedir. Hava sıcaklığı bu mevsimde daha uygundur. Dolayısıyla kenti canlandırmak için, akşam saatlerini de kapsayan etkinliklerle bu Alışveriş Günlerini başlatmalıyız. Buna esnaf ve halk sahip çıkarsa başarılı olur.

Esnafımız artık çakma tişört satarak, etiketsiz mal satarak, tavuk döner satarak gelişme olamayacağını görmelidir. Bu işler giderek zayıflayacak ve bitecektir. Bu nedenle bu tür organizasyonlara sahip çıkılmalıdır. Bu tür faaliyetler çok küçük çaplı başlar, sahip çıkılır ve sebat edilirse gelenek halini alır ve giderek zamanla büyür. Örneğin, 30 Ağustos Yelken yarışımız da böyledir. Henüz çok amatörce yapıyoruz. Buna rağmen, Antalya kıyıları yelkenli tekneleri toplu olarak yılda bir kez bu vesileyle görmektedir. Bu etkinliğe  daha fazla önem verirsek, bir ödül koyarsak, Türkiye çapında tanıtım yaparsak, gelişebilir ve çok daha başarılı bir organizasyon olur.

Değerli arkadaşlar,
Son olarak birkaç sektörel konuyla konuşmamı tamamlayacağım. Önemli bir konu, 4., 27. ve 35. meslek gruplarımızın; Hidroelektrik santralleri konusundaki çalışmalarıdır. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Türkiye’de gerek HES yatırımları gerekse Nükleer santral kurulması zorunludur. Önemli olan bunları gerekli kurallara göre, açık, şeffaf, dürüstçe yapmak, ÇED raporlarının doğru olması ve bunlara uyulmasıdır. Aksi halde birkaç suistimal yüzünden bütün bir konuya karşı tepki gelişiyor. Geçen ay iç bölgelerdeki bir HES yapımına bölge halkı isyan etmiştir, Meclis Başkanımız Sayın Mehmet Ali Şahin de ziyaretinde, o bölgede bu yatırımın doğru olmadığını tesbit etmiştir. Türkiye’de mevzuat düzgün olsa uygulama düzgün olmuyor. O nedenle çok ciddi bir denetim sistemi gerekmektedir. Bu nedenle Komitelerimize ve arkadaşlarımıza gerçekten teşekkür ediyorum. Bu çalışmaları mümkün olduğunca devam ettirelim. Gerekirse bir ekiple Antalya’daki projelerin hangisi doğru hangisi yanlış tesbit edelim. Oda olarak Antalya’da doğru proje ile yanlış projeyi biz ayırabilirsek, büyük hizmet yapmış oluruz.

Konut sektöründe uzun zamandan sonra ilimizde fiyat artışı gerçekleşti.  Antalya’da ağustos ayında metrekare başına yüzde 1’e yakın bir değer artışı olduğu tesbit edildi. Basınımızda bu en çok konut satışı Antalya’da şeklinde yanlış yorumlarla çıktı. Ağustos ayında fiyatın kıpırdamış olması olumludur, ancak Antalya 2007 Haziran ayından bu yana konut fiyatlarının en çok düştüğü il konumundadır. 2007 yılına göre fiyatlar halen % 14 düşüktür. Dolayısıyla kimse bu haberlere bakıp yatırım konusunda yanlış hesap yapmamalıdır. Yeni yatırımlarda sayı ve kalite olarak yine ölçü kaçırılmazsa bir düzelme başlar. Sektörlerde talep analizi yapılmalı, kaliteye önem verilmelidir. Yabancıların konut alımları krize rağmen ülke genelinde yeniden artmaya başlamıştır. Bu konuda da komitelerimiz ortak bir çaba içine girmelidir. Özellikle dışa dönük tanıtımda ve pazarlamada ortak faaliyetlerde bulunulabilir.

Turizmde son günlerde kent merkezinde turist kafilelerinin arttığını görüyoruz. Bundan ne kadar fayda sağlanıyor, tam bilmiyorum. Ama bu konuda gerek acentalarımızın gerekse esnafımızın daha fazla çabası varsa, çaba harcayan herkese teşekkür ederim. Özellikle İran’dan gelen turist sayısında gözle görülür bir artış vardır, hatta resmi rakamların çok üzerindedir. Bunun turizm geliri bakımından da iyi bir gelişme olacağını ümit ediyorum.

İzlememiz gereken bir konuda tarım sektörüdür. Biraz önce söylediğim gibi, Ramazan ve sıcaklar nedeniyle sebze ve meyve fiyatları çok artmıştır. Geçen ay toptancı hal ortalama fiyatı % 50 artmıştır. Tabii Antalya’da üretimin en düşük olduğu aylardır. Geçen haftaya kadar sebze-meyve ihracat rakamları olumludur. Ancak kesme çiçek ihracatının artmadığı görülmektedir. Ama şimdi, karantina sorunu, Rusya’nın Bulgaristan üzerinden ihracatı engellemesi gibi sorunların Antalya ekonomisine nasıl yansıyacağını göreceğiz.

Vergi gelirlerinde dikkat çekici bir gelişme görülmektedir. KDV tahsilatları % 45 artarken gelir ve kurumlar vergisi tahsilatı enflasyonun altında artmaktadır. Gelir vergisi bütün Türkiye’de böyledir. Ama kurumlar vergisinde Antalya düşük düzeydedir. Bu da şirket karlarının çok iyi olmadığını göstermektedir.

Umuyorum ki, yılın ikinci yarısında bu durumun düzeldiğini görebiliriz. AR-GE Birimimizce yapılan ekonomik barometre anketi yeni tamamlanmıştır. Sonuçları önümüzdeki günlerde sizlere vereceğiz. İlk bakışta durumda bir iyileşme görülmektedir. Ancak krizden çıkıldı mı sorusuna, arkadaşlarımızın üçte ikisi daha uzun zaman alacak diye cevap vermişlerdir. Ciro ve tahsilat konusunda olumlu cevap verenlerin oranı % 30-40 arasındadır. Satışım arttı diyenlerin oranı % 38’dir. Artacak diyenlerin oranı ise % 23’tür. Önümüzdeki aylarda ekonomide olumsuzluk bekleyenlerin oranı % 30’lardadır. Çoğunluk yatay seyir beklemektedir. Kredi kullanımının arttığı ve artacağı görülmektedir. En önemli iki konu olarak vergiler ve siyasi gerginlik görülmektedir. Ankette bir soru da sektörünüzde marka olmuş firma var mıdır? Şeklindeydi. Evet var diyenlerin oranı % 60. Demek ki, halen önemli bir oranda sektörde marka olmadığı düşünülüyor.
Şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

Sevgili dostlar,
Artık yaz bitti, daha tempolu bir çalışma dönemine giriyoruz. Bu nedenle, sizlere de burada çok iş düşüyor. Desteklerinizi bekliyoruz. Beni dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ediyor, sevgi  ve saygılarımı sunuyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiDış Ekonomik İlişkiler KuruluTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2012 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • EXPO 2016 ANTALYA
  • Beceri 10
  • Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
  • Antalya Çiçek Festivali
Bilgimap Haritacılık ve Mühendislik Ltd. Şti.