5 Ekim 2010 Salı
Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı
Değerli konuklar,
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.Tarım sektörümüz için çok önemli bir konunun tartışılacağı bu toplantıya ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğumuzu özellikle belirtmek istiyor, katkı yapan arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.
Bilindiği gibi tarım sektörümüz halen bölgemiz istihdamında % 33 payla en önemli sektörümüzdür. Beş milyar TL’nin üzerinde tarımsal üretim değeri ile Antalya Türkiye’nin en önemli tarım merkezidir.
Tarımda, özellikle örtü altı tarım üretim ve ihracatında kaydedilen gelişme kesinlikle bir başarı öyküsüdür. Son 15 yılda tarım ihracatımız 50 milyon dolardan 500 milyon dolara çıkmıştır. Bu başarıya rağmen potansiyelimizin daha yüksek olduğunu da biliyoruz. İhracatımız halen üretimimizin % 10’una yaklaşmaktadır. Ancak buna rağmen ihracat, sektörde fiyat belirleyen, katma değeri yükselten en önemli faktördür.
Değerli arkadaşlar,
Tarım sektörü istihdamın ve nüfusun üçte birine sahipken gelirin % 10’unu alan bir sektördür. Eskimiş teknoloji, düşük ölçek, düşük verim ve katma değer, buna rağmen aşırı istihdam sürdürülebilir değildir. Tek çözüm sektörde verimi ve katma değeri yükseltmektir.
Antalya tarımının uzun vadedeki en önemli sorunu, ekonomik ölçeğin altında kalan ve modern olmayan seralarımız nedeniyle yaşadığımız verimsizlik sorunudur. Antalya’nın sermaye varlığı içerisinde konaklama tesislerimizden sonraki en önemli varlığımız seralarımızdır. Hatta bir başka açıdan, birinci sıradaki sermaye varlığımız olduğunu da söyleyebiliriz.
Bugün 200 bin dekar civarındaki sera varlığımız bize 3 milyar doların üzerinde bir ekonomik değer yaratmaktadır. Seraların modernizasyonu ile bu değerin hızla artacağını biliyoruz. Dolayısıyla sera modernizasyonu Antalya’nın geleceğindeki en önemli yatırım alanlarından birisidir. Ölçek verimliliği dışında önemli bir konumuz ürün kalitesidir. Ürün kalitesi konusunda da önemli bir ilerleme kaydedilmiştir. Buna rağmen, Antalya tarımı artık kalitesiyle tam anlamda bir marka sektör olmalıdır. Ne yazık ki, tam sektörün iyi bir noktaya geldiği bir dönemde, üretimin çok önemli bir kısmı domates güvesi hastalığının yarattığı risk altındadır. Bu hastalığın adım adım yaklaşmasını engelleyemedik ve bugün nasıl bir sorunla karşılaşacağımızı tam göremiyoruz.
Evvelki gün enflasyon oranının yüksek çıkmasında sebze fiyatlarının nasıl etkili olduğunu gördük. Eylül ayında domateste fiyat artışı ortalama olarak % 57’dir. Diğer önemli sebzelerde de % 30-40 civarında artışlar olmuştur. Önümüzdeki aylarda gıda enflasyonu ateşinin sönmesi büyük ölçüde Antalya tarımının performansına bağlı olacaktır. Enflasyonun verdiği bu dersle sebze ve meyvenin, sadece sektörün, üretici ve ihracatçının konusu olmadığını artık anlamış olacağımızı ümit ediyorum. Dolayısıyla tarımda yatırım teşvikleri, fiyat destekleri, hastalıkla mücadele, arazi toplulaşması gibi tüm konularda daha fazla çabaya ihtiyaç olduğu görülmektedir.
Değerli arkadaşlar,
Ben burada konunun bir başka boyutu üzerinde de durmak istiyorum. Modernizasyon elbette vazgeçilmez bir zorunluluktur. Fakat bu dağınık ve parçalı yapıyla, bu geleneksel küçük üretici yapısıyla, alınabilecek mesafenin yeterli olacağını söylemek de mümkün değildir. Bugün Sosyal Güvenlik Kurumuna kaydı olan üretici sayımız 50 bin civarında. Seralarımızın ikişer-üçer dönüm, gelişigüzel dağılmış halde yapıldığını biliyoruz.. Halen Antalya’nın iç ve daha yukarı bölgelerinde de küçük sera yatırımları artmaktadır. Bu küçük parçalı üretim ne yatırımda ne girdi kullanımında ne üretim sürecinin denetiminde etkindir. Modern sera için uygun arazi temini ve büyük ölçekli yatırımların özendirilmesi, şüphesiz ki, bu sorunlar karşısında çok önemli bir çözüm yoludur. Ancak, bunun yanında en önemli konulardan birisi de üreticinin örgütlenmesidir.
Antalya ve Türkiye olarak üretici örgütlenmesi konusunda mutlaka başarı sağlamak zorundayız. Bunu yapmadan gerekli hedefe ulaşmamız mümkün değildir. Örgütlenme konusunda bugüne kadar alınan mesafe yetersizdir. Yeterli olsaydı, üretici birlikleri bugün Antalya’nın en güçlü örgütleri arasında olurdu. Oysa ortada üretici birliklerini göremiyoruz. Bu soruna mutlaka bir çözüm bulmalıyız. Üreticileri hem ürün temelinde hem de coğrafi temelde bir araya getirmeliyiz. Dolayısıyla tarım sektörünün bu yapısını değiştirmek için daha fazla çaba harcanması gerekmektedir. Sonuç olarak bugün sektörün bir önemli yapısal sorununu masaya yatırıyoruz.
ATSO olarak bu çalışmaların devam etmesini arzu ediyoruz. Tarımda modernizasyon ve verimlilik için her çalışmaya bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destek olacağımızı söylemek istiyorum.
Tekrar ilgi ve katkılarınıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.