ATSO Ağustos Ayı Meclis Konuşması

26 Ağustos 2014 Salı

Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı

 

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı Meclis Başkanı İzzet Bayar Başkanlığı’nda gerçekleştirildi. Meclis, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ATSO Meclis Üyesi ve Kemer Temsilcisi Erdal Tontu için saygı duruşu ile başladı. Gerçekleştirilen anma töreni sonrasında aylık gündeme geçilen ATSO Meclisi’nde Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak söz aldı.

Erdal Tontu anıldı.

Konuşmasında ilk olarak Erdal Tontu ile ilgili duygularını dile getiren Budak, “Böyle durumlarda konuşmak kolay değil. Uzun yıllar Erdal ağabeyle mesaimiz oldu. Kendisi bu meclislerde fark yaratan nitelikte, örnek bir insandı. Burada her konuda ve sıkıntılı durumlarda pozitif kişiliğiyle gülücükler yayan yapısıyla onu anmaya devam edeceğiz. Halen meclis üyeliği ve Kemer temsilciliği yapan ağabeyimizi burada görevinin başında iken kaybettik. Uzun yıllardır buradayım ancak burada ilk kez böyle bir acıyı yaşadık. Onun boşluğu kolay dolmayacak. Çünkü her zaman tecrübesine başvurduğumuz abimizdi. Belek’teki ilk otellerden birini açmış ve turizm sektörüne değer katmıştı. Kemer’de de aynı şekilde. Nadir bulunan bir kişilikti. Kederli ailesinin acısını paylaşıyor ve baş sağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin” dedi.
Seçim atmosferi
Daha sonra ekonomiye ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Başkan Budak şunları kaydetti;
Ağustos’un sıcak geçtiği günlerde buraya gelen arkadaşlarım teşekkür ediyorum. Bir görev aldınız ve bunu layığı ile yerine getiriyorsunuz.
Bu sıcaklarda gündemi yorumlamak gerçekten zor. İlk olarak bayram, bayramın ardından seçimler üst üste geldi. Türkiye seçimlerden kurtulamadı. Önümüzdeki günlerde de kurtulamayacak. Ben 2012 yılında yaptığım meclis konuşmalarımda, 2015 yılı sonuna kadar önümüzde zor bir dönem olduğunu sürekli dile getiriyordum. O dönemde önümüzde üç seçim dönemi vardı. Yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini geride bıraktık. Şimdi önümüzde 2015 Genel Seçimleri var. Hal böyle olunca da bu seçim atmosferinden ve gerilimden çıkamıyoruz.
Ekonomiye dönelim
Önümüzde yalnızca bunlar yok. Mesela 2015’te Ermenistan ile ilgili sorunlu bir zirve yapacak. Bu konu muhtemelen bizim için uluslararası arenada bir kriz ortamı oluşturacak. Kıbrıs sorunu önümüzde duruyor. Ukrayna’da yaşananlar ortada. Suriye’de bir bilinmezlik var. Filistin ve Gazze’de bir insanlık dramı yaşanıyor. Irak’ın durumu ortada. Çok fazla sıcak gündem var. Bu sıkıntılı gündem içerisinde söyleyecek iyi bir şeylerde bulmaya çalışacağım.
İlk olarak gerginliğin üst düzeyde olduğu ortamda bu gerginliği bitirecek olanlar ve bitirmesi gerekenler siyasilerdir. Bu gerginliklerin bitirilmesi talebini iktidar ve muhalefetten talep etmeliyiz.
Cumhurbaşkanlığı seçimi de geride kaldıktan sonra “Seçimler bitti” dedik,  “Ekonomiye dönelim” dedik, ancak halen dönebilmiş değiliz.
Çözüm için adımlar atılmalı
Önümüze kredi derecelendirme kurumlarının raporları geliyor. Raporlarda “Türkiye’de siyasi risk devam ediyor” diyorlar. Var mı, var. O yüzden ekonomi ile ilgili sağlıklı kararların alınacağı ortamın bir an önce oluşturulması lazım. Çevremiz bu kadar kaynarken ve ülkemizde ekonomik ve siyasi sorunların çözümü için adımlar atılmalı.
Önümüzdeki günlerde hızla kabine kurulması bekleniyor. Dünkü bakanlar kurulu toplantısında bakanlarımız yeni başbakan adayımızın elini rahatlatmak adına hükümete istifalarını sundular. Önümüzde seçime bir yıl var.  Benim bu bir yıllık dönemde tek isteğim; “bu son bir yılda gündem ekonomi olsun istiyoruz.”
Ekonomi yönetimi
Özellikle ekonomi yönetiminde bir düzen söz konusu.  Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı, Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı olan üçlü dışarıdaki finans piyasalarına net bir şeyler ifade ediyorlar. Bir anlamda da bu kişiler bir ekonomi için bizi dinleyen bir yönetim de var algısını uyandırıyor. Bu duruş ve verilen mesaj önemlidir. Bunlardan dolayı bizler yeni kabineyi de yakından izlemeye devam edeceğiz.
Ekonomide cari açık çok az düşse de bu bizim önümüzdeki büyük bir sorun. 1980’li yıllardaki kriz, 1994 krizi, 1998 krizi, 2001 krizi, 2006 krizi, 2008 krizi... Bakın bunları hepiniz yaşadınız. 2008 sonundaki kriz ve hala devam eden global kriz. Burada cari açığın etkisi çok yüksek.
Ekonomi yönetimi her bütçe hedefi koyduğunda enflasyon her yüzde 5 seviyesi hedef olarak belirleniyor. Ancak şu an enflasyon 9 civarında. Bu seviyelerin altına bir türlü inmedi. Demek ki müzminleşmiş.
2009’da eksi 4 büyümeden sonra, hızlı bir büyüme sergiledik.  Yüzde 8 seviyesine çıktık, sonra yine yüzde 8 şimdi yüzde 2 civarlarına düştük. Şu an yüzde 3 seviyelerinde. Bunlar Türkiye’nin orta gelir tuzağında olduğunu gösteren temel göstergelerdir.
“Reformlar biran önce hayata geçirilmeli”
Bu tuzaktan kurtulmak için yapılması gereken, reformların bir an önce hayata geçirilmesidir. Her zaman saydığım gibi sırasıyla; Eğitim reformu, Vergi Reformu, Adalet Reformu son derece önemlidir. Bunların arkasından diğer reformları sıralayabiliriz. Bu reformların yapılmasını biz ümit edelim. Yapılır mı bilemiyorum ama biz söylemeye devam edelim. Biz bunları bekliyoruz.
Ekonomi yönetimi
Yeni hükümette ekonomi yönetiminde güçlü bir başbakan yardımcılığı modelini dile getiriyorlar mı bilmiyorum ama bu modelin önümüzdeki günlerde gelmesi gerekiyor.
Biz Antalya’daki tüm iş alemine hizmet ederken TOBB ile de 1,5 milyon iş adamını temsil ediyoruz.
Bizim taleplerimiz ekonomi yönünde. Bu reformlar gelirse işsizlik sorununu çözecek zenginleşmeyi sağlarız. Türkiye’nin büyümesi yüzde 85 özel sektör ile gerçekleşiyor. Biz ülkenin zenginleşmesini barış ve huzurun hakim olmasını istiyoruz. Ülkenin zenginleşmesi, milli gelir rakamlarının artması ve işsizliğe çözüm bizde. Bu sebepten dolayı iş alemiyle ilgili reformlar bir an önce yapılmalı.
İç piyasa durgun
32. Grup’tan arkadaşlarımız bir çalışma yapılmış. Bu çalışmanın sonucunda “toplumda gerginlik var, kavgalar ve cinayetler arttı. Her gün bir kadın cinayeti haberi izliyoruz” dediler. Bunun içinde eğitim programlarının içine stres yönetimi koymayı önermişler. Biz de bundan yanayız ancak bu eğitim bu sorunu çözmez. Sorunlar çok derin çünkü.
Piyasanın durumunu beraber yaşıyoruz. Perakendede yıllık ciro artışı yüzde 5’te kalmış. Enflasyon yüzde 10.  Son aylarda tüketici kredileri durma noktasına geldi. Biliyorsunuz bu cari açık için yapılan bir operasyondu. Bir baskı oluşturarak iç tüketimi kısarak cari açığın kapanması isteniyordu. Ancak ihracatımız nasıl diye baktığımızda komşu ülkelerdeki durumlardan dolayı gerileme oldu. Örneğin Irak’taki ihracatta yüzde 80 bir kayıp yaşandı.  İç piyasa durgun, ihracat rakamlarında sıkıntılar var. Bu sıkıntıların ortadan kaldırılmasının yolları umarım yeni hükümette değerlendirilir.
Antalya’da geçen yıl 9 milyardan fazla kredi kullanılmış. Bu yıla baktığınızda 1 milyar civarı kredi kullanılmış. Dokuzda bir oranda bir para piyasaya girmedi demek bu. Buna bağlı olarak KDV ve ÖTV artışında lider olan Antalya’da vergi tahsilatında bir artış yok. Hatta yüzde yarım puanlık bir azalma var.
İnşaat yatırımlarında yapı ruhsatları Muratpaşa’da yüzde 23, Konyaaltı’nda yüzde 75, Kepez’de de yüzde 43 azalma göstermiş. Lokomotif sektör inşaatta da aynı daralma söz konusu.
Yaş meyve sebze ihracatında artış yok.
Turizm sektöründe güzel bir veri; yüzde 8 artış var. Ama turizmci arkadaşlarımız da çok memnun değiller. Artış var ama dolulukta sıkıntı var. Bu sene 1 milyar lira üzerinde Antalya’da turizm teşvik alındı. Bu yeni yatak arzı demek. Bu yıl 25 bin civarında yeni yatak kapasitesi ilave oldu. Önümüzdeki sene de aynı şekilde olacak. Seçimler, Ukrayna, sınırda yaşanan problemlere rağmen bu yılı kazasız belasız atlatıyoruz şükürler olsun ki. Ama burada turizmcilerin gayretlerini kutlamak gerekiyor. Antalya’nın bu dinamizminin turizmcilerimizden kaynaklandığını ifade etmek istiyorum.
Tarımda maliyet artıyor, ürün fiyatı artmıyor
Tarım sektöründe çiftçiler isyanda. Toptancı isyanda. Kış aylarında manşette ayın enflasyon sorumluları olarak kabak ve domates gösteriliyordu. Geçen ay sivri bibere bağladılar. Son bir yılda tarım enflasyonu yüzde 6. Türkiye’deki enflasyon yüzde 9. Bazı ürünlerde fiyat yüksek deniyor. Ürünün geçiş döneminde, kışın soğuk geçmesinden dolayı fiyatlar yükselebiliyor. Ancak buna rağmen domates kış aylarında 1 liraya kadar düştü.
Son 4 yılda tüketici ve üretici fiyatlarında ki artış yani enflasyon yüzde 40 kadar. Ama aynı dönemde tarımdaki fiyat artışı yüzde 10. Yani sabit kalmış. Ankara ve İstanbul’da bu ürün fiyat farkının sebebi nedir peki?  Öncelikle ürün planlaması yok, ambalajlama yok, lojistik ve soğuk zincir bağlantısı yok. Marketler, komisyonlar falan eklenince burada 1 lira olan domates, orada bu yüzden 5 lira olabiliyor. Tarımla ilgili ana sorun bu.
Türkiye’de 55 milyarlık sebze ihracatı var. Bunun yüzde 20’si atılıyor. Bunun değeri 10 milyar lira. Sektörü uçuracak bir rakam. Devasa bir rakam. Bunu yüzde 20’den 10’a çekerseniz. 5 milyar lira. Dev rakamlar bunlar. Demek ki buradaki sıkıntı planlama eksiği.
Tarım sektöründe Rusya ümit doğuran bir Pazar olarak lanse edildi ancak bu konuda ayağımızı yere sağlam basmalıyız. İktisatta bir yasa vardır. Bir yıl ürün iyi para ederse önümüzdeki sene herkes o ürünün üretimine yönelir. O yüzden Rusya ile ilgili şu uyarıyı yapalım. Eğer üretim planlaması yapılmaz ve katma değer katacak lojistik ve ambalajlama hakkında önemli adımlar atılmazsa, tarım bakanlığı yönlendirme yapmazsa, özellikle Rusya’ya ihracatta para kazandıran ürünlerine yüklenme olabilir. Buralarda ürün fazlası olup fiyatlar yerlerde sürünebilir. Ama Rusya pazarı tutarsa iç pazarda fiyatlar yükselebilir. Önümüzdeki günlerde ekim ve dikim başlayacak. Gecikmeksizin Tarım İl Müdürlükleri gerekli planlamaları yapmalı ve üreticiyi yönlendirmeli.
Rusya’nın toplam 2 milyon 100 bin ton bir yaş sebze-meyve ithalatı var. Rusya bu ihtiyacının  tamamını bizden karşılasa Antalya’nın üretiminin üçte biri demek. Bunun içinde diğer meyve ve sebzelerde var. Bu rakamlar fiyatları çok fazla manipüle etmez. Eğer doğru planlama yapılırsa ülkemiz kazanır. Antalya’nın birinci sektörü turizmse ikinci sektörü tarımdır. 280-300 bin dönüm civarında bir alan şu an ekim bekliyor.
Product of Antalya: Antalya ürünü
Biz ATSO olarak projeci bir odayız ve önemli projelere imza atıyoruz. Product of Antalya projesi Antalya’da üretilen tüm ürünlerin değer kazanması için yapılmış bir projeydi. İlk olarak domateste yapmıştık. Biz bu projeyle ilgili kalkınma ajansından destek aldık. Proje bitti. Biz bu projeye her domatese bir etiket yapıştırarak Antalya’nın ürünlerine değer katmak için başlamıştık. İş artık ortaya çıktı, etiketler elimizde. Biraz önce sektördeki sorunları söyledim. Bu işin başka kaçışı yok. Planlama, ürün planlaması, ambalaj, lojistik ve marka. Bazı ürünler Antalya malı diye ihraç ediliyor. İşte bunun önüne geçmek için biz bu çalışmayı yaptık. Marka konusunda yoğun olarak çalışma yapılmalı. Bu çalışma her sektörde olabilir. Güvendiğimiz ürünlerde ihraç pazarına açılırken bu çalışma kullanılmalı.
Tarım sektörü ile ilgili Gıda Kümesi projesi yaptık. Bu bizim üçüncü küme projemiz. İlki inşaattı. Hiç ihracat yapmayan firmalarımızı ilk olarak dış ticaret ile ilgili eğittik. Daha sonra dış pazardaki tüketicilerle buluşturduk. Şu an çalışmaya başladılar. Şimdi de tarım kümesi projemiz onaylandı. Bu çalışmalara, eğer dolu bir program yaparsanız, ekonomi bakanlığı 2 milyon dolar düzeyinde destek veriyor. Bu projeler ihracat konusunda arkadaşlarımızın eksiklerini tamamlamak için yapıldı. Ekonomi Bakanlığımıza tekrar teşekkür ediyorum. İhracatı mikro ölçekli firmalara kadar geliştirdiler.
Bunlar dışında bir tane daha projemiz var. Sağlık turizmi projesi. Bu projede de sağlam adımlar atıyoruz.
Perakende kanunu
Bu kürsülerden hepimizin isyan ettiğimiz bir konu var. Perakende ticaret yasası ile ilgili çalışmalar. Buna önce AVM daha sonra büyük mağazalar kanunu demiştik. Son olarak Perakende Kanunu dedik. Bu sanıyorum 7’inci taslak. 2009 yılında Zafer Çağlayan’ın bakanlığı döneminde odamızı ziyaretinde kendisine bu yasa ile ilgili 6 bin imza vermiştik. 2005 yılında da farklı bir bakanımızla konuştuğumda “bu biraz zor çıkar, bastırmaya devam edin” demişti. Şimdi taslak hazırlandı. Tasarı haline geliyor. Bakanlar kurulundan tasarı geçti. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı tüm odalardan görüş istedi.  Bizler görüşümüzü oluşturduk gönderdik. Tüm odalar yaptı bunu. Bize göre kanunlar tam istediğimiz gibi olmasa da iyi bir taslak hazırlığı yapılmıştı. Şimdi Bakanlar kurulundan meclise sevk edilen tasarıdan sizlere bir takım notlar aktaracağım. Ne kadar yararlı olacağı konusunda takdiri sizlere bırakacağım.
2011 yılında esnaf işsizliğini dile getirmiştim. 250 bin esnaf o zaman işsizdi şimdi 1 milyona yakın. Ana sebeplerden birisinin, herhangi bir kanuni düzenlemeye tabi olmayan perakende sektörü olduğunu düşünüyorum.
Burada biraz da büyük sermayenin, zincir marketlerin lobisi olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Stratejik ticaret planından vazgeçilmiş. Kanunun taslağına stratejik ticaret planı konulmuştu. Belediyelerle birlikte ticaret alanları ticaret alanları bu kanuna göre planlanacaktı. Stratejik ticaret planı bu demekti. Yani ticaretin nerede yapılacağıyla ilgili bölgeleri blok şeklinde tanımlayan bir plandı. İş yeri açılış izin süreci yönetmeliklere bırakılmış. Yalnızca AVM açılışlarında bizlerin sadece fikri soruluyor. Büyükşehir Belediyesi’nin iznine tabii tutulmuş. Büyük mağaza ve zincir mağaza açılışlarına hiç yer verilmemiş. Zincir marketlerin özel markalarına sınır getirilmesinde geri adım atılmış. En çok söylediğimiz buydu. Zincir mağazaların raf ve reklam tahsisi gibi bedellerinden sınır getirilmesi konusunda da geri adım atılmış. Hızlı tüketim ürünlerinde üretici ve tedarikçiye 20 günlük ödeme süresi 30 güne çıkmış. Geleneksel ürün ve mesleklere yer ayrılması yüzde 1’den binde 2’ye düşmüş. Yöresel ürünlere ayrılacak satış alanı yüzde 5’ten yüze bire düşmüş. Önceki taslakta perakende ticaret ile ilgili düzenlemede bakanlık yetkiliyken şu anda yetkilerin önemli kısmı bakanlar kuruluna bırakılmış. Biraz daha işler zorlaştırılmış. Yasaya aykırı uygulamalar için para cezaları da düşmüş. Bu yasanın bu anlayışla çıkması nasıl bir sonuç getirecek hep birlikte göreceğiz.
“Bakkal Amca falan kalmadı”
Buradan bir çağrıda bulunalım. Bu haliyle bu yasa bu kadar beklemeye değmemiş oluyor. Bizim derdimiz AVM değil. AVM çağın gerçeğidir. Sosyalleşme alanlarıdır. Ancak bunun bir sınırı ve bir yeri olmalıdır. Ayrıca bir başka konu var. 4 ana grup sermayenin 8 bin civarında mağazası var. Buralarda ruhsat sorunu ciddi. Her apartmanın altına zincir market konuşlanmış. Buralarda ayakkabıdan buzdolabına kadar her şey satılıyor. Bakkal amca falan kalmadı. Hatta artık birbirlerini de vurmaya başladılar. Ticarette inanılmaz bir haksız rekabetin zirvesine çıkılmış durumda. Bu konu böyle geçecek ve yönetmelikler geçmeyecekse bana göre bunun bir esprisi olmayacak.
Kent ulaşımı
Bu mecliste ve ilgili her ortamda Antalya’nın ulaşım meselesini sık sık gündeme getiriyoruz. Tramvay ile ilgili güzel bir haber duyduk. Büyükşehir Belediyesine teşekkür ediyoruz. Tramvayın son noktası meydandan havalimanına, oradan da EXPO’ya kadar raylı sistem devam edeceği söyleniyor. Bu güzel bir gelişme. Ancak daha önemli bir mesele var. Toplu taşıma, yollar ve raylı sistemde müthiş bir karmaşa var. Artık bir düzen gelmesi gerekir. 2004-2009 döneminde Menderes Türel’in söylediği tramvay hattının devamı yapılacaksa bu önemli bir adım olur. Şu an hattın uzatılacağı nokta Antalya’ya çok şey katmaz ama Expo’nun yüz akı olur. Ancak 100. Yıl Bulvarından denize paralel gidecek bir hattın da en kısa sürede planlanması gerekir.
Kepez ve Muratpaşa’da imara açmada acaba şu yapıldı mı? Antalya büyüyüp gelişiyor. Yeni imar alanlarının oluşturulması gerektiğine de katılırım. Ancak merak ettiğim nüfus projeksiyonları dikkate alındı mı? Yeni imara açılan alanlarda gelecek nüfus projeksiyonu var mı? Varsa bizimle paylaşılmasını istiyoruz. Fakat bu projeksiyon yapılırken daha önce 5-10 yıllık hatta 20-50 yıllık planların yapılmasından bahsediyorduk ortak akıl toplantılarımızda. Peki, 10 yıllık projeksiyonda nüfus projeksiyonu varsa altyapı çalışmaları tamamlandı mı ya da devam ediyor mu? Alt ve üst yapı çalışmaları tamamlandı mı? Yoksa imara açıldı arkası gelir diye mi düşünülüyor. Önümüzdeki 10 yıl projeksiyonu yapılmalı.
Konut fiyatları
Antalya’daki konut fiyatları baktığınızda Diyarbakır’dan Mardin’den çok daha aşağıda. Demek ki çok üretiyoruz, arzdan dolayı fiyatlar aşağıda. Zaten kent estetiği ve betonlaşmadan şikayetçiyiz. Estetik konularında çalışmalar yapılmalı. Altyapının ve üst yapının tüm gereklilikleri tamamlanıp hazır hale getirilmeli ve ondan sonra konut üretimine geçilmeli. Bunu başta Büyükşehir ve merkez ilçeler olmak üzere tüm yerel yönetimlerin dikkate alması gerekiyor.
Batı çevre yolu ile ilgili bir tartışma olmuştu. Biz her toplantımızda bu yolun gerekliliğini söyledik. İhale yapılalı 14 yıl oldu. Hala yapamadık. 1800 metre ile bir sıkıntı var. Bir an önce bunun, özellikle Kemer ve batı hattının rahatlaması için bu yapılmalı. Antalya’da Kundu bölgesinde 2 arsa satıldı. Eski parayla 480 trilyona satıldı. 54 dönüm civarında bir alan. Burada sorun büyükse paramız yoksa bu iş 20 – 30 milyona çözülecek bir işse bu çözülmeli. Bu trafik kaosu ve keşmekeşi ortadan kalkmalı. Sadece bunlar değil, Kuzey ve Doğu çevre yolu meselelerini de söylemeliyim.
Çevre Bilinci
Geçtiğimiz günlerde Basınımız Konyaaltı sahilinde bir kirlilik görüntüsünü kamuoyu ile paylaştılar. Sahilde bir tekne sintine basmış. Antalya’da Turizm tek yönlü gelişip bugüne gelmiş. Yaptığımız iş denizi, kumu, güneşi ve doğamızı dünyaya pazarlamak. Deniz en değerli varlığımız. Tüm denetimcilere sesleniyorum. Eğer böyle bir hainlik yapanı tespit ettiyseniz bu insanın en ağır ceza ile cezalandırılması lazım. Eğer caydırıcı ceza olmazsa adam gelir Konyaaltı’na sintinesini tekrar boşaltır gider. Bunlar affedilmeyecek konular.
Tüm belediyelerimiz şu an deniz deşarjlarını sağlıklı bir şekilde çalıştırmaya ve arıtmayı düzgün bir şekilde çalıştırmaya çaba gösteriyorlar. Bazı arıtmalarda problemler olabilir. Biraz önce belirttim, bu bölgeye her sene 25-30 bin yatak ilave ediliyor. Her yıl bu sahillere gelen turist sayısı yüzde 8-10 artıyor.
Antalya’da yaşayacaksak duyarlı olmak zorundayız. Her sektör birbiri ile iç içe. Bu yüzden birlik olup bu zenginliği ve çevreyi geleceğe bırakmamız lazım. Ancak böyle devam edersek, çevreye bu tahribatın verilmesine izin vermeyi sürdürürsek Antalya’da turizmden söz etmemiz mümkün değil. Çevre bilinci meselesinde hepimize çok büyük görev düşüyor. Duyarlı olmanız gereken yerlerde tepkinizi en ağır şekilde koymanızı bekliyorum.
10 Numara Yağ Sorunu
10 numara yağ meselesinde biz bir seyyar ölçüm aleti alıp yetkililere teslim ettik. İstenirse 3,4,5’inciyi alacağız demiştik. Sayın valimizin duyarlılığına teşekkür ediyorum. Ama bu sorun hem vergi hem can kaybına yol açabilecek ciddi bir problemdir.
Enerji Altyapı Yatırımları Gerekli
Elektrik konusunda bize gelen şikayetler arttı. Geçtiğimiz ay bir toplantı yaptık elektrik şirketiyle. Bu toplantılarda birçok konuda ortak noktada buluşmuştuk ve belli düzenlemelerin sözünü almıştık. Ancak burada ihale yapılırken her yıl için belirlenen bir yatırım bedeli var. Yıllık 100 milyon lira civarında bir rakam bu. Bunun da örneklerini verdim, Antalya’nın imara açılacak alanları var, Türkiye’nin en çok göç alan kenti. Böyle bir şehre bu rakamın yetmeyeceği aşikar. Kapalıyol’da iş yeri olan arkadaşlar diyor ki “Fazın birini kapatıyorlar. İş yerinin yarısı aydınlık yarısı karanlık”. Bunu orada iş yeri olan pek çok arkadaşım söylüyor. O yüzden Antalya’nın büyümesine paralel enerji alt yapı çalışmalarının ele alınması lazım.
Kaleiçi
Kaleiçi’nde yıkılacak evlerin iş adamları tarafından restorasyonu yapılması gerekiyor yazılmış basın kuruluşlarında. Biz 2 yıl önce Kaleiçi’nde tarihi bir evi alarak bu çalışmaya başladık. İnşaat yasağı bittikten sonra 240 günlük bir sürede biz oradaki çalışmamıza başlayıp bir örneği halkımıza armağan edeceğiz. Ancak burada sıkıntı sadece oradaki binaların restorasyonu sorun değil. Buranın yönetim tarzı ve ne olacağıyla ilgili de bir problem söz konusu. Kenti yöneten ve icra makamında bulunanların bir araya gelerek Kaleiçi yönetim birliği oluşturulmalı. Bunu eski valimizden bu yana söylüyoruz. Kaleiçi çok değerlidir. Kentin kültürel, sosyal, sanat ve kültürel yaşamına katkılar koyar. Böyle bir değeri hak ettiği hale getirirseniz o değer siz turisti otele bağlasanız da buraya getirir.
Belki bilmeyenler olabilir, bizim burada bir 9 nokta projemiz var. Hıdırlık Kulesi’nden başlayarak ATSO eski Hizmet Binası’nda biten bir proje bu. Bunu geçtiğimiz dönem lanse etmiştik. Biz taahhütlümüzü yerine getiriyoruz. Orada güzel bir kültür ve sanat merkezi ortaya çıkarıyoruz. Küçük bir müzesi ve sanat eğitimi olan bir yer yapıyoruz.
Buradan bir çağrı yapıyorum. İlgili kurumların üstüne düşeni yapması durumunda Kaleiçi birkaç seneye kadar istediğimiz seviyeye çıkacaktır. Betonarme binaların birinden başlanırsa, örnek yenileme çalışmalarına başlanırsa Kaleiçi’nin değeri artar. O pırlanta değerindeki yer, Antalya’nın gelecekteki kurtuluş reçetelerinden biridir.
Su Sporları
Su sporları ile ilgili sahillerimizde 250 yakın su sporları merkezi var. Bununla ilgili yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Özellikle bu konuda üyelerimizden gelen sıkıntılar arttı. Düzgün bir yapılanma ve planlama ile önümüzdeki sezona çok iyi bir şekilde girmek gerekiyor. Buradan şunu söylemek istiyorum. Antalya Tanıtım A.Ş. bu sıkıntıların çözümde anahtar olabilir. Bu şirketin sahibi Antalya sınırlarındaki kamu kurumları ve STK lardır. Bu yapısı nedeniyle Tanıtım A.Ş ile en sağlıklı formül üretilebilir. Bununla ilgili inisiyatif Antalya Tanıtım A.Ş’ye verilirse büyük bir rahatlama sağlanacaktır.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi
  • Fuar