ATSO Eylül Ayı Meclis Konuşması

23 Eylül 2014 Salı

Çetin Osman BUDAK
Yönetim Kurulu Başkanı

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Olağan Eylül Ayı Meclis Toplantısı,  Meclis Başkanı İzzet Bayar’ın başkanlığında Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, toplantıda gündeme ve ekonomiye dair değerlendirmelerde bulundu:

“Bir yaz tatilini daha bitirdik. Yazın rehaveti halen üzerinizde biliyorum. Ancak bundan sonra önümüzde yoğun bir çalışma dönemimiz var. Bu dönemde sizlerin de desteklerinizi bekliyoruz.
Eğitim ve öğretim dönemi başladı. Veliler, eğitimciler, öğrenciler için 2014-2015 eğitim ve öğretim yılının hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
Türkiye’nin gündemi geçtiğimiz yıl seçimler üzerine yoğunlaştı. Ekonomi gündeme gelmiyor diye şikayet ediyorduk, nitekim gündeme gelmedi de. Artık cumhurbaşkanlığı seçimini geride bıraktık. Önümüzde artık bir genel seçim var. Bunun içinde daha 9-10 aylık bir süre bulunuyor. Ancak yine gündem ekonomiye gelemiyor. IŞİD problemi, sınırlarımızdaki problemler, Güneydoğu’daki problemler yine gündemin ilk maddesi. Eğitim dönemi başladı. Ancak Güneydoğu’da okullar yakılıyor. Yüreğimiz yanıyor.  Bunların artık bitmesi gerekiyor.
Bunların yanı sıra işsizlik, ekonomideki durgunluk ve büyümedeki sorunlar yine gündeme gelemedi.  Ana gündemin ekonomi olması gerekiyor. Bu kürsüden her zaman uyarılarım oldu. Sizler iş adamları olarak Antalya ekonomisinin kanaat önderleri olduğunuz için ekonomiyi yakından takip etme zorunluluğunuz var. Benim de özellikle ilgi alanım ekonomi. Eğitimim de ekonomi üzerine. Bugün geldiğimiz noktanın tahlilini sizlere çok kısa olarak yapmak isterim.
Türkiye ekonomisi kırılganlığını devam ettiriyor. Geçen yıldan bu yana kırılgan beşli olarak tabir edilen ülkelerin içerisindeyiz. Kim bu kırılgan 5’li; Başta Brezilya, Güney Afrika, Endonezya, Türkiye ve Hindistan.
Neden bu kırılgan beşlinin içindeyiz? Bunun da sebepleri var; 2008-2009 yılından bu yana aslında büyüme hızımız çok yavaşladı. Büyüme hızımız 2009 yılında eksi daha sonra artı yazdı.
Gözümüz kulağımız Amerika’da. 2008’in son çeyreğindeki krizden sonra ABD’nin ciddi anlamda dünyayı fonlamasıyla Parasal bolluk yaşandı başladı. Ancak artık bu politikada da sona geldik. Artık parasal genişleme bitiyor. 2013 yılı mayıs ayında ABD dedi ki “Ben artık ekonomimi belli bir noktaya getiriyorum parasal genişlemeyi bitireceğim”. Bunu söylemesi bile piyasalara yetti. Büyük bir türbülans yaşandı. İndiriyorum dediği Ekim-Aralık aylarından bugüne kadar geçen sürede de artık sona gelindi. Sanıyorum Ekim ayında son olarak 10 milyar dolar verilerek bitirilecek.
Artık manav bile ABD Merkez Bankası FED’i biliyor. Faizlerin artması söz konusu. Bizler tasarruf yapan ülkeler değiliz. Gelişmekte olan kırılgan 5’liler de öyle. Başkasının tasarruflarını büyümek için kullanıyoruz. Yani uzun lafın kısası borç alarak ve iç tüketimle büyüyoruz. Durum böyle olunca eğer gelişmekte olan ülkelerden insanlar para getiriyorsa risk de alıyor demektir. O yüzden de siz yüksek faiz vermek durumundasınız.
Bu noktada Amerika Merkez Bankası Başkanı dedi ki “Ben faiz arttıracağım”. Böyle olunca da para kendi limanına dönüyor. Fonlar yatırımlarını tekrar dolara çevirip faizin yüksek olduğu yerlere dönüyorlar. Son bir iki haftadır dövizdeki hareketliliğin de sebebi bu.
Şu anda halen ülkemize para girişi oluyor ve biz bu seviyelerdeyiz. Ancak paranın gelmemesi durumunda kendimizle baş başa kalabiliriz. Böyle bir risk var. Bu önümüzdeki süreçte de devam edecek. Önümüzdeki günlerde duymaya devam edeceksiniz “FED faizi 0,25 mi 0,50 mi, 2015’in ilk yarısında mı ne zaman arttırır” gibi soruları her zaman duyacaksınız. Özellikle Türkiye’nin döviz ve tasarruf açığı dışardan karşılandığı sürece sizde dışardan gelen şoklara her zaman hazır olmak zorundasınız. “Benim döviz ile işim yok” diyebilirsiniz ancak sizin enflasyonla işiniz var. Muhtemelen faizle işiniz var. O yüzden bu gelişmeler sizin işlerinizi gözden geçirmenizi gerektirecek, verimlilik üzerine çalışmanızı gerektirecek.
Şu anda çok ciddi risk algısı ya da bir kriz algısı yok. Ancak ben böyle bir risk olduğunu düşünüyorum. Sadece ABD mi? Hayır. Burada AB’nin durgunluğu da söz konusu. Bu, yine bizim pazarlarımızı etkileyecek bir gelişme. Rusya’daki önemli gelişmeler var. Rusya’nın AB’den gelen tarım ürünlerine sınırlandırma getirmesi tarım ihracatımız için önemli bir fırsat doğurdu. Diğer taraftan Rusya’nın Antalya turizmi üzerindeki etkisi son derece önemli. Antalya’ya gelen turistin yüzde 40’a yakını Rusya’dan gelen turistler. Ama Rusya’da da ciddi bir kriz var. Önümüzdeki günlerde ne olur, bunları birlikte göreceğiz. Rusya’da bir devalüasyon yapıldı. Devalüasyonun etkilerini biz Türkiye’de onlarca kez yaşadık, yakından biliyoruz; yoksullaşmayı getirir. İşte bu durum Rusların tatil güdüsünü nasıl etkiler bekleyip göreceğiz. Turizmci arkadaşlarımız da bu konu üzerine daha çok çalışmalılar. Pazarı çeşitlendirmeliyiz. Sadece bir müşteriye iş yapıyorsanız ve bu müşteriyi kaybederseniz işleriniz kökten sıkıntıya girer. Bu yüzden turizmde pazar çeşitliliği için çalışılmalı. Burada bizler de elimizden gelen katkıyı vermeye hazırız. Antalya’nın tanıtımı için Antalya Tanıtım AŞ ile birlikte fuarlara destek vererek tanıtım için çalışacağız. Bu yıl yüzde 5-6’lık bir artış olacak, geceleme sayılarında artış gerçekleşti ve otelcilerimiz de bu durumdan memnun olabilir. Ancak bu durum sürdürülebilir mi buna bakmak lazım.
Ekonomik göstergelerimiz pek iç açıcı değil. Enflasyon çift haneye yaklaştı. Büyüme yüzde 3 civarında. 2023 hedeflerine ulaşmak için yüzde 7 düzeyinde bir büyüme olmalı. Bunu daha öncede dile getirdim. Yüzde 5 idare eder diyorlar ancak yüzde 5 i de mumla arıyoruz. Diğer taraftan 500 milyar dolar ihracat yapacağız diyoruz. Yapabilir miyiz? Bugünkü yapıyla mümkün değil. Ekonomi ile ilgili reformların 2015 seçimleri sonrasına bırakılması bir yıl kayıp demektir. Bir yıl kaybın telafisi en az 3-4 yılla giderilir. Ekonomi yönetimi artık tedbirler almalı ve bu reformları tartışmaya başlamalı. Antalya’nın Türkiye ekonomisi ile paralel giden bir yapısı var. Turizm ve tarım ile ayrıştığını düşünebilirsiniz ancak rakamlar böyle söylemiyor. Meclisimizde 49 meslek grubunun temsilcisi var. Hepiniz farklı sektörlerdensiniz. İşlerinizin durgunluğunun farkındasınız. Bu durgunluğun sebebi Türkiye’nin arzu ettiğimiz büyüme trendini yakalayamamasıdır.
Şöyle bir sarmal içerisindeyiz. Biz doları tutmak istiyorsak faizleri yüksek tutmak zorundayız, o zaman da büyüme düşecek. Yok eğer büyüme hızlansın, dolar da daha yüksek olsun diyorsak, o zaman da dolarla beraber enflasyonun artmasına razı olacağız. Faiz ve dolar az artsın, ekonomi büyüsün, enflasyon çift haneye çıkmasın diyorsak, yok böyle bir şey. O zaman biran önce reformlarla hem ülke riskini düşürmek hem de ekonomide verimliliği artırmak zorundayız.Ekonominin büyümesi için eğitimden başlayarak sağlıkta ve diğer bütün alanlarda yapısal reformları önümüze koyarak hayata geçirmeliyiz. Peki, bu reformları geçirdikten hemen sonra cebimiz para mı dolacak? Hayır. Ekonomimiz hemen mi düzelecek? Hayır. Ama en azından verimli çalışmasını öğreneceğiz, ekonomiyi sağlam temellere oturtmaya başlayacağız.

Sürekli marka diyoruz. Markamıza yatırım yaparak ayrışmayı sağlayacağız. Markalı ürünler her zaman yarattığı katma değer ile pazar bulur. Sizler eğer kendinizi bu duruma hazırlamazsanız elinizdeki mevcut işlerin de sürdürülebilirliği kalmaz.
Hükümetin inşaat odaklı büyümeden, sanayi odaklı büyümeye geçme arzusunu Ali Babacan ve yeni hükümet programında gördük. Demek ki, biz buradan AVM ile inşaatla büyüme olmaz derken sanayi ile büyümek lazım derken doğruları söylüyormuşuz. Ali Babacan “Bir kalem oynatmayla büyük rantlar elde etmenin ülkeye hiçbir katkısı yok” dedi. Yani inşaat sektöründe bir düzenleme gelmesi ve sanayi ve imalat sektörüne yoğun olarak destek verilmesi gerekir. Eğer 2023 hedeflerine ulaşılmak isteniyorsa önce reformlar ardından doğru sanayi destekleri uygulamaya konmalıdır.
Bugün sanayi üretimi milli gelirde yüzde 20 ler seviyelerinde. Ve bu oran yıllardır aynı seviyelerde devam ediyor. Tarım sektörümüzün milli gelirdeki payı yüzde 35’ler düzeyinden bugün yüzde 10’un altına inmiş durumda. Hizmet sektörü çok büyümüş. Yüzde 40’dan yüzde 60’ların üstüne çıkmış durumda. Sanayide agresif bir büyümeye gidememişiz. İşte Güney Kore 1983’ten bu yana sanayiye verdiği önem ile ayrışmış ve dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelmiş. Fakat bugün bizim durumumuz maalesef söylediğim noktadan ileriye geçemedi.
Sanayici rezidans, AVM, konut yapıyor ancak kendi alanına yatırım yapmıyor. Sanayi üretiminde artık duvara yaklaştık. Sanayi olmadan, üretmeden bizim tasarruf üretmemiz, milli gelirimizi arttırmamız, zenginleşmemiz ve 2023 hedeflerine ulaşmamız mümkün görünmüyor. Fakat şu an inşaatla ilgili bir takım tedbirler alınacağı söyleniyor. İnşallah öyle olur. Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da özel sektör ve sivil toplum bir araya gelmeden, iş birliği yapmadan alınacak tedbirlerin de uygulanabileceğini sanmıyorum.
Son zamanlarda inşaatlarda çok ciddi sayıda ölümler yaşanıyor. 10 kişinin ölduğu bir facia yaşadık. Asansör ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Yönetimimizde Makine Mühendisleri Odası eski Başkanı Hüseyin Barut bulunuyor. Asansör ile ilgili geçmişten bu yana çok ciddi çalışmalar yaptılar. Diğer tarafta inşaat ile ilgili odalar var. Ancak maalesef sivil toplum ve odaların bu konuda yetkisi yok.
Ekonomik ve sosyal gelişmenin, demokrasinin olmazsa olmazı, meslek örgütleridir, sivil toplum kuruluşlarıdır. Türkiye meslek örgütleri kanalıyla kamu-özel sektör ortaklığını geliştiremezse ekonomide hedeflerine ulaşamaz.
Şu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Aylardır, maden kazası, inşaat kazaları yaşıyoruz. Şu soruyu kimse yeterince sormadı, mühendis odaları daha fazla yetkiye sahip olsaydı, maden ve inşaat kazaları azalmaz mıydı?
Devletin her yere yetişemediği ortada. Bu nedenle meslek örgütleri sorumlu olsaydı, daha iyi olmaz mıydı?
Meslek örgütüne daha kuvvetli yetkiler verilse meslek ahlakı daha iyi noktada olmaz mı?
Bizdeyse yetki verilmiyor. Meslek örgütleri zaten kendi başına örgütlenemeyen bu ülkede örgütlenme kültürü oluşsun, demokrasi gelişsin diye kurulmuşlardır. Meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları güçlüyse demokrasi vardır.
Söylemek istediğim gelişmiş toplumlarda merkezi ve yerel yönetimler ülkeyi STK’lar ile birlikte yönetirler. Türkiye’nin daha da gelişmesi ve büyümesi için, bizlerin, meslek odalarının ve diğer STK’ların daha çok yetki ile donatılması gerektiğini düşünüyorum.
Diğer taraftan toplumsal sorunlara bakıyorum. Kadın cinayetleri, uyuşturucu kullanımı, trafikteki sorunlar... Toplum artık tahammülsüz konuma gelmiş. Bir yandan bonzai sorunu ne kadar ele alınıyor? Bunların hepsi artık insanların her şeyi içine atması ve ‘bananecilikten’, “aman bana bir şey olmaz”  “ben çıksam konuşsam kimse ilgilenmez” diye düşünen bir toplum haline geldik. Bunların üstesinden gelinebilmesi için odanıza sahip çıkın. En azından meslek grubunuz için elinizden geleni yapmaya özen gösterin.
Şimdi bir de kültür meselesine gelmek istiyorum. Alt yapı yatırımlarında ilerleme sağlıyoruz. Duble yollar, AVM’ler, yeni binalar, hastaneler ve buna benzer alanlar inşa ediliyor. Şehirde alt yapı ve üst yapı çalışmaları yapılıyor. Ancak kültürel anlamda¬ ne kadar gelişiyoruz? Buna dikkat çekmek istiyorum.
Kent yaşamında nereden nereye geldik. Komşumuzu tanıyor muyuz? Mahallemiz ve sokağımızı biliyor muyuz? Aynı apartmanda kimler yaşıyor biliyor muyuz? Sofrada birlikte oturup yemek yeme kültürümüz vardı. Bunları sıralayabiliriz. Acaba yaşanabilir bir kentte biraz da bunlar var mı diye bakmak gerekiyor.
Bugün daha çok ülke sorunlarından konuştum. Antalya’nın sorunlarına çok fazla girmeyeceğim. Bu bağlamda sizlerin söyleyeceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Burada sizin söylediklerinizle Antalya’ya ve ülkeye katkı sağlayacak katkılar yapacaktır. Belki önümüzdeki Meclis Toplantımız daha interaktif geçebilir.
Kurban bayramı geliyor. Emin ki televizyonlarda vahşet ve kötü görüntüleri yaşayacağız. Antalya’nın pazar yeri ile ilgili ciddi bir sorunu var. Türkiye’nin modern yüzü olan Antalya’nın, Türkiye’nin vitrini olan Antalya’nın bu görüntülere sahne olmaması lazım. Bu kutsal ayda ve bayramda bunlara dikkat etmek lazım.

Hacılarımız yollarda. Allah sağ salim gidip gelmelerini nasip etsin. Allah yollarını açık etsin.

Kurban Bayramınızı şimdiden kutluyorum. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2018 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination
  • Antalya Kadın Müzesi