ATSO Mart Ayı Meclis Toplantısı yapıldı

23 Mart 2010 Salı

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Mart Ayı Meclis Toplantısı, 23 Mart tarihinde yapıldı. ATSO Meclis Salonu’ndaki toplantının açılışında bir konuşma yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak, ATSO’nun faaliyetlerinin yanı sıra, kent ve ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


ATSO Mart Ayı Meclis Toplantısı yapıldı

Konuşmasına ATSO Meclis Üyelerine, Organize Sanayi Bölgesi seçimlerinde gösterdikleri olgunluk ve güven için teşekkür ederek başlayan Başkan Budak, “Kamu görevleri, işadamları için bir sosyal hizmettir. Daha önce de söylediğim gibi, bu tür işler daha çok bir temsil konusudur. Biz dışarıda Odayı temsil ediyorsak, bu hepinizin desteği ve katkısıyla olmaktadır. Bu tür seçimlerde dürüst ve dostça rekabet doğaldır. Önemli olan bunlara gereğinden fazla anlam ve önem yükleyerek bu tür konuların yanlış yerlere çekilmemesidir. Bizim için, esas hizmet yeri burasıdır, bu meclistir. Hiçbir konu buradaki görevimiz kadar önemli değildir. O nedenle Meclisimizin birlik ve beraberliği, Odanın kurum olarak ilerlemesi her şeyin üzerindedir” dedi.

OSB’nin çevreci özelliğiyle gurur duyuyoruz

Antalya için sanayi sektörünün ve Organize Sanayi Bölgesi’nin önemine dikkat çeken Budak, “Sanayi yatırımı ve üretimi zor bir iştir. Bu nedenle bizim hem bölgemizi geliştirmemiz hem de sanayimizi desteklememiz zorunluluktur. Bu bakımdan, geçen haftalarda Organize Sanayinin çevreyi kirlettiği gibi haberlerle kamuoyunda yanlış izlenim yaratılması yanlış olmuştur. Bizler bölgenin çevreci özelliğiyle gurur duyan, buna özen gösteren, Bölge olarak takdir alan yapımıza rağmen, gerekli her türlü çevreyi koruyan yatırımı yapmamıza rağmen bu tür haberler yapılabiliyor. Bölgemiz Çevre Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı ve ASAT tarafından denetlenen bir kurumdur. Keşke her yer bu şekilde denetlense, her konuya her zaman tutarlı bir duyarlılık gösterilse. Biz bundan rahatsızlık duymaz, aksine mutlu oluruz. Burada önemli olan kurumlarımızın haksız yere yıpratılmamasına herkesin özen göstermesidir” diye konuştu.

Ekonomi cephesinde olumlu gelişmeler gözlemliyoruz

ATSO Başkanı Budak konuşmasını şöyle sürdürdü; "Bildiğiniz gibi, 26 Şubat’ta Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanımızı ağırladık. Sayın Bakan’la çok yararlı görüşmeler yaptık. Ekonomik durumu ve beklentilerimizi de paylaştık. Ekonomi cephesinde olumlu gelişmeler gözlemliyoruz. ABD ve Avrupa’da faizler düşük tutulmaya devam etmektedir. Emtia fiyatları da şimdilik yavaş artmaktadır. Bizde de böylece faizler düşük tutulabilmektedir. Enflasyonda geçen ay Antalya’nın sebze fiyatları nedeniyle bir artış olmuştur. Sebze meyve fiyatları % 20 civarında artmıştır. Et ile birlikte gıda gurubu fiyatları % 5 artınca enflasyonda 1 puan kadar ek artış olmuştur.  Ama tekrar düşmesi beklenmektedir. Dolayısıyla faizlerin düşük kalması bir avantajdır. Ancak bu arada IMF yönetiminden yeni bir anlaşmanın yapılmayacağı açıklaması gelmiştir ve bu nedenle yeni bir durum değerlendirmesi yapma gereği doğmuştur. Elbette ki, bugün artık IMF anlaşması hayati bir konu olmaktan çıkmıştır. Özel sektör kurumları çoğunluk olarak IMF anlaşmasının geçen yıl yapılmasını savunmuşlardır. Geçen yıl bu anlaşma yapılsaydı Türkiye ekonomisi küresel krizden bu kadar etkilenmeyebilirdi.  Bu saatten sonra artık IMF anlaşması zorunluluk değildir. Fakat bu durumda ekonomideki risklere de herkesin daha fazla dikkat etmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Dünyada, özellikle Avrupa’da Yunanistan ve diğer ülkelerin sorunları devam etmektedir.

Türkiye siyasi risklerin eksik olmadığı bir ülke

Türkiye zaten siyasi risklerin eksik olmadığı bir ülkedir. Bununla birlikte bir de cari açık sorunu vardır. Nitekim cari açık Ocak ayında sıçrama yaparak 3 milyar dolara yükselmiştir. Şu an da henüz bir sorun görülmemektedir, çünkü halen bir şekilde döviz girişi olmaktadır, Merkez Bankası’nın rezervi güçlüdür. Ancak, özel sektörün dış borçlanma gücü ve yabancı sermaye girişi geçmiş yıllara göre azalmıştır. Cari açık bu şekilde devam ederse çok büyük bir risk olmasa da döviz ve faizde istikrarsızlık ortaya çıkabilecektir. Bu durumda Devletin bütçe açığı önem kazanmaktadır. İlk iki aylık gelişme olumludur, bütçe açığı azalmıştır. Fakat belediye bütçeleri, KİT’lerin açıkları ve sosyal güvenlik açığı iyi görünmemektedir. Bir de Türkiye’nin Anayasa değişikliği, referandum ve gelecek yılın seçimleri nedeniyle seçim havasına erken girmesi de bir risktir.

Dışarıda lobi çalışmaları yetersiz

İçerde de dışarıda da siyasi gündem giderek ağırlaşmaktadır. Biz içerde kendi kendimizle uğraşırken, dışarıda sözde Ermeni soykırımı kararları artmaktadır. Bu konuda bir çift söz etmeden geçmek istemiyorum. Devlet ve özel sektör tarafından yapılan lobi çalışmaları maalesef yetersiz kalmaktadır. Bu tabii ki, on yıllardan bu yana bazı ülkelerde kamuoylarının tek yanlı beslenmesinden kaynaklanmıştır. Ama bu konuda bizde de kaş yapalım derken göz çıkarma durumları olmaktadır. Bu konuda lobi çalışmalarının ötesinde çok daha büyük, çarpıcı bir PR çalışmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yüzyıllarca barış içinde yaşamış olan toplulukları kim birbirine düşürdü? Fransızların Gaziantep’te ne işleri vardı? İtalyanların Adana’da, Antalya’da ne işleri vardı? Bunları dünya basınında neden anlatamıyoruz?

Gerekirse dünya basınına ilan verelim, Kızılderili katliamını, Yahudi katliamını, Fransa’nın Cezayir katliamını, Avrupalıların Afrika’da yaptıklarını, İngilizlerin Hindistan’da yaptığını, Kıbrıs’ta Rumların yaptığını, Bosna’daki Müslüman katliamını, Çeçen katliamını, Filistin katliamını, Irak’ta ölen yüz binlerce sivilin ölümünü, hepsini biz üstlenelim. Maalesef içerde birbirimizle uğraşmaktan dışarıda çalışmaya enerjimiz kalmıyor. Oysa dışarıda top yekûn bir bilgilendirme kampanyası olmazsa olmazımız olmalıdır. Bunun dışında, bir de yakın tarihimizde 6-7 Eylül olayları gibi konularda özeleştiri yapılması, Hırant Dink cinayeti gibi utanç verici olayların üzerine de daha fazla gidilmesi de ayrıca üzerinde konuşmamız gereken konulardır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Ermeni veya Yahudi, hangi kökenden olursa olsun vatandaşlarımızı korumak, incitmemek de herkesin görevidir.

Sonuç olarak bütün bunlar ekonomiyi de olumsuz etkileyebilecek faktörlerdir. Umuyoruz ki, ekonomi yönetimi bütün bu riskleri iyi hesaplamış olsun. Artık herkes ekonominin canlanmasını, işsizliğin azalmasını beklemektedir; ekonomide canlanma, ekonomik kanunlar ve önlemler gecikirse sıkıntı daha fazla artacaktır. Son günlerde basında çıkan şiddet olayları, özellikle gençlerde görülen sıkıntılar işsizlikten çok da bağımsız konular değildir. Özellikle bireysel şiddet ve ahlaki yozlaşma maalesef artık endişe verici bir boyutta gelişmektedir.

Elektrik piyasasındaki özelleştirmeler

Ekonomi gündeminde önemli bir gelişme elektrik piyasasındaki özelleştirmelerdir. Halen bildiğiniz gibi, elektrik dağıtımı özelleştirilmektedir. Bu tür özelleştirmelere özel sektör olarak hiç bir itirazımız olamaz, çünkü dağıtımda özelleştirme rekabeti ve verimliliği artırırsa olumlu sonuçlar verebilir. Fakat bir de elektrik santrallerinin satışı gündeme gelmiştir. Doğrusunu isterseniz, bir elektrik santrali niye özelleştirilir, anlamak kolay değildir. Özel sektör bir santralin daha verimli çalışmasını mı sağlayacaktır? Bir barajın suyunu ve elektriğini mi artıracaktır, elektriğin maliyetini mi düşürecektir? Bir özel şirket bir santrali gerçek değerinden alırsa zaten kar edemez. Düşük değerden satılacaksa yazık değil midir? Bunların kamuoyuna izah edilmesi gereklidir.

Geçen gün bir yazarımız Telekom örneğini yazmıştı. Telekom’a yabancı firma 6,5 milyar dolar verdi. Geçen dört yılda ise buradan 4,5 milyar dolar kar sağladı, yani en fazla 6 yılda amorti etmiş olacak, kalan 12-13 yılın karı da kendisine kalacak. Şimdi bundan Türkiye ne kazanmıştır, ne kazanacaktır? Özelleştirme rekabet olsun, verim artsın diye yapılır. Bütçe açığını kapatmak için yapılmaz. Biraz bunlara bakılmasında da yarar görüyorum. Bu konular medyada yeterince ele alınmadığı için burada sizlerle paylaşmak istedim.

Turizmde, tarımda ve konut sektöründe iyileşme bekliyoruz

Bunların dışında özellikle Antalya ekonomisinde iyi bir sezon beklediğimizi özellikle belirtmek istiyorum. Turizmde, tarımda ve konut sektöründe net bir iyileşme bekliyoruz. Turizmde Berlin Turizm Borsası ITB ve Moskova Fuarında aldığımız izlenim gerçekten olumludur. Sayın Kültür ve Turizm Bakanının her iki fuarda da iyi bir performans gösterdiğini bizzat gördük. Gerek Bakanlık, gerekse Antalya, kurumlar olarak, diğer taraftan birçok turizm firmamız, gerçekten çok güzel bir başarıya imza attılar. 

Türkiye’nin ve özellikle Antalya’nın bu sektördeki yeri bütün dünya tarafından bir kez daha görülmüş ve teyit edilmiştir. Bu arada bu fuarlar Tanıtma Şirketi projemizin önemini de göstermiştir. Fuarlara Alanya’dan Kaş’a kadar firmalar, belediyeler ayrı ayrı katılmaktadır. Ortak bir şirket bütün bu çalışmaları çok daha verimli bir şekilde yapacaktır. Antalya olarak bu projemizin büyük bir örnek olacağını ümit ediyoruz. Şirkete katılım konusunda İl Özel İdaremizin kararını da memnuniyetle karşılıyoruz. Bu proje sadece dış tanıtım için değil, içeride de bir çok çalışmayı yapmak için önemli imkan yaratacaktır. Bu konuda her zaman temel ilkemiz Antalya’da en güçlü birlikteliği sağlamaktır. Bu birliktelik konusunu açmışken bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Önümüzdeki günlerde turizm sezonu açılacak. Bu sezonun iyi geçmesi sadece turizm sektörü için değil, ticaret sektörümüz için de önemlidir. Esnafımızın son iki üç yılın sıkıntılarını bir nebze telafi etmesini ümit ediyoruz. Bu noktada Antalya’da gerekli hazırlıkların da yapılması gerekiyor. Biz bu konuda esnafımızın dernekleşerek bir araya gelmesini ve noktasal organizasyonlar yapmasını hedef almıştık. Ama bu bir yılı bu konuda arzu ettiğimiz oranda verimli kullandığımızı söyleyemeyiz. Bu arada esnafımızın da birleşmek yerine bölündüğünü görüyoruz. Biz caddeler veya bölgelerde dernekler oluşsun dedik, şimdi de neredeyse sokaklardan yeni dernekler çıkıyor. Sivil toplum böyle bölünerek, parçalanarak güçlenmez, tersine güç kaybeder. Bu noktada Belediyelerimizin, bizim ve Esnaf Odalarının artık daha aktif olması gerekiyor. Kent merkezinin canlandırılması konusunda yıllık bir programımızın olması gerekiyor. Kaleiçi’nde ve kent merkezinde organizasyonları belediyeler ve odalar olarak birlikte, ortak planlamalı ve gerçekleştirmeliyiz.  Biz de geçen yıl başlattığımız çalışmalara daha yoğun olarak devam etmeliyiz.

Küçük adımlarla değişim yaratmak mümkün

Belediyelerimizden söz etmişken, bir konuya daha değinmek istiyorum. Bazı konuları biz belediyelerden, belediyeler bizden bekliyor. Elbette her şey kolay da değil, söylemesi kolay, yapması zor şeyler var. Örneğin imar tadilatlarını engellemek zor olabilir, kaçak işgalleri engellemek zor olabilir.  Kaleiçi’nin dibinde yapılan dev binayı engellemek zor olabilir. Ama yapılması mümkün olan, çok zor olmayan işler de var. Örneğin 41. Gurubumuz bu ayki toplantısında açıkta satılan gıdaları tekrar gündeme getirmiş. Kaldırımda pişirilip satılan tavuk, açıkta yapılan döner gibi, görüntü olarak yakışmayan, sağlığa aykırı uygulamalar nedense bir türlü engellenemiyor. Kaldırım işgalleri konusunda bir adım ileri, bir adım geri gidiliyor. Tabela kirliliği kimsenin dokunmadığı bir konu. İşporta çarşılarını konuşmuyoruz. Cadde ve sokaklarda görüntü düzeltmesi konuşulmuyor. Çatılarda gün ısı kirliliği yıllardır konuşulur, ama bir şey yapılmıyor. Ortadan kaldıramıyorsak, hiç olmazsa yeşile boyansın. Bunlar küçük adımlardır, ama bir değişim yaratır, bir kültür yaratır. Antalya değerliyse ki, öyledir, Antalya da oturan yaşayan da değerini bilmelidir.

İhracatımız üretimin henüz onda biri değil

Biraz da sektörel sorunlara ve Komitelerimizin sorun ve önerilerine değinmek istiyorum. 7. grubumuz (sebze ve meyve) üretici kayıt defteri konusunda yararlı bir çalışma başlatmış… Tarımda, bu ilaç kalıntısı meselesinde de her girişim son derece değerlidir. Bildiğiniz gibi, Antalya’da 4 milyon tondan fazla meyve sebze üretilmektedir.

Geçen yıl tarım ihracatımız 400 milyon doları aşmıştır. Bu yıl % 33 oranında artış kaydedildi. Bu üretimin 2,5 milyon tonu domatestir.  Dünya’da Antalya’dan daha fazla domates üreten ülke sayısı, Türkiye dahil sadece 10’dur. Geçen yıl ihracatçı birliğimiz domateste 200 bin ton ihracat kaydetmiştir. 167 milyon dolar döviz getirmiştir. Gelişme sevindiricidir, ama madalyonun bir de diğer yüzü bulunuyor. İhracatımız üretimin henüz onda biri değildir. İhracatın neredeyse yarısı Bulgaristan’a yapılıyor, ikinci ülke Romanya, üçüncü ülke Rusya. Muhtemeldir ki, Bulgaristan ve Romanya reexport merkezi gibi çalışmaktadır.

Avrupa’ya ihracatımız çok düşük. Çünkü AB’nin vergi engeli, kalite standartları, maliyetin yüksek olması gibi sorunlar bulunuyor. Rusya ise 550-600 bin tonluk büyük bir pazar. Rekabet avantajımız daha yüksek. Ama hem bürokratik engel çok hem de yine kalite standartları önümüze engel olarak çıkıyor. Şimdi ihracatçılarımızın Rusya pazarına yönelik toptancı hali kurma gibi girişimleri bulunuyor ki, bu son derece önemli. Bunun yanında komşu ülke Suriye’nin büyük bir ihracatçı olduğuna dikkat etmek ve Suriye ile işbirliğini düşünmek gerekiyor.

Bizim için çok önemli olan bu üründe, bir taraftan Fas gibi bir ülke Avrupa Birliği ile pazarlık yapıyor, düşük fiyatla Avrupa’ya bizden 3 kat fazla domates ihraç ediyor. Diğer tarafta da Hollanda örneği duruyor.  Biz ise halen gübrede KDV sorunu, ilaçta başka sorunlar ve enerji fiyatlarının yüksekliği ile uğraşıyoruz. Güneş ülkesinde elektriğe en yüksek bedeli ödeyip, çırpınıyoruz. Elbette ki özellikle ihracatçımız büyük bir başarıya imza atmıştır, ama bir de madalyonun diğer yüzünün ekonomi yönetimince dikkate alınması gerekiyor. Bu konuyla ilgili olarak, bildiğiniz gibi, Toptancı halleri ile ilgili kanun çıkmıştır. Üyelerimizin bazı istekleri kabul edilmiştir. Kanun büyük üreticiye, büyük dağıtım zincirlerine de bir avantaj sağlamıştır. Ayrıca üretici birliklerine de avantaj sağlamıştır. Aslında haldeki komisyoncu arkadaşlarımız küçük üreticinin destekçisi gibi çalışmaktadır. Bu ilişki bozulursa küçük üretici mağdur olur. Dolayısıyla hem buna dikkat edilmeli hem de tarımda üretici birlikleri güçlendirilmelidir. Dünyadaki gelişmelerin iyi takip edilmesi bu nedenle önemlidir. 

Korsan kitap satışı

18. grubumuzun huzurevlerinde ve çocuk bakım evlerinde ücretsiz bakım hizmeti verme çalışmalarında, kendilerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Çok değerli bir sosyal hizmettir.

31. grubumuz korsan kitap satışını gündeme taşımıştır. Bu kadar açık bir olaya artık korsan demek de yanlıştır. Bu konu ülkemizin ayıplarından birisidir. Ortalık korsan kitap, CD vs. kaynamaktadır. Elbette elimizden geleni yaparız. Ama bu arada grubumuzdan Antalya’da kitap fuarı organizasyonu konusunda da gelişme bekliyoruz. Büyük bir kitap fuarı Antalya’ya çok yakışacak bir etkinliktir. Turizm sezonuna girerken veya sonbaharda Cam Piramit’te düzenlenebilir. Geleneksel hale getirmeli, her yıl yapmalıyız. Böyle bir fuar hem Antalya’nın kültür hayatına hem de sektöre katkı sağlar.

35. grubumuzun kooperatifler konusunda, uydu kent planlaması, toplu işyerleri gibi konularda uyarı ve talepleri bulunmaktadır. Komite raporuna tamamen katıldığımı belirtmek istiyorum.

Gerçekten de konut sektöründe orta sınıfa dönük bir yapılanma için yeni bir politikaya ihtiyaç vardır. Kooperatiflerin sadece konutta değil, her alanda desteklenmesi gerekmektedir. Konut sektörü ile ilgili olarak yabancıların konut alımındaki sorunlar hala çözülmemiştir. Arazi ve arsa alımına bir şey söylemiyorum, ama konut alımında mütekabiliyet şartı ülkelerin rejimleri ile ilgili bir konudur. Bu kadar kısıtlamanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.

38. grubumuz da TIR karnesi sorunu ele alınmış, sorun bizim takibimizdedir. Dün Odalar Birliği Yönetim Kurulu Toplantısında dile getirdim.

51. grubumuzun su sporları konusunda güzel önerileri ve uyarıları bulunmaktadır.  Bir uyarı denizin kirletilmesi konusundadır. Falez kıyı dipleri çöple kirlenmiştir diye uyarıyor arkadaşlarımız. Bu konuda aslında Sahil Güvenlik de çok duyarlıdır. Dalış sezonu yaklaşıyor. Sahil Güvenlik ve Deniz Temiz Derneği ile ortak dalışlar düzenleyip, soruna dikkat çekmeyi düşünüyoruz. Bütün komitelerimize çalışmaları ve önerileri için teşekkür ediyorum.

Büyük mağazalar kanununda atı alan Üsküdar’ı geçti

Son olarak bir konuya tekrar değinmek istiyorum. Turizmde, konut talebinde ve ihracatta gelişme ile bu yılın daha iyi geçmesini bekliyoruz. Antalya nüfusu bu aylarda hem turizm hem de ikinci konutu bulunan vatandaşlarımızın gelmesiyle katlanıyor. Bu gelişmeden faydalanmak için herkesin hem işyerinde hem de sektöründe aktif çalışma yürütmesi gerekiyor.  Doğaldır ki işlerin iyi olabilmesi için Türkiye ekonomisinin yüksek büyümeye geçmesi gerekmektedir. Elbette kentte ticaretin canlanması için belediyelerin cadde kapama gibi çalışmalarının uzamaması, trafik ve otopark sorunlarının hızla çözülmesi gerekiyor. 25 yıl önce kent merkezinden başka yer yoktu. Bugün her yer mağaza, eğlence yeri, işyeri, hastane, akla ne gelirse onunla dolu. Antalya’daki işyeri sayısı 10 yılda 30 binlerden 50 binin üzerine çıkmış durumda. Hükümetten büyük mağazalar kanununu bekliyoruz. Ama uluslararası büyük sermaye, kayıt dışının azaldığı, rekabetin arttığı, fiyatların düştüğü iddialarıyla çok güçlü lobi yapıyor. Avrupa’dan örnek veriliyor. Deniyor ki, çiftçi sayısı, esnaf sayısı zorunlu olarak azalacaktır. Doğal bir tasfiye süreci yaşanmak zorundadır. Avrupa’da, Amerika’da bu olmuştur, ama sanayi geliştiği için insanlar sanayide gidip çalışmıştır.

Türkiye’de kim nerede çalışacak? Avrupa ile karşılaştırma elma ile armudun karşılaştırılması gibidir. Hâlbuki başlangıçta Avrupa’da alınmış olan önlemler alınsaydı, bugün bu kadar sıkıntı yaşanmazdı. Avrupa’da bile bazı ülkelerde şu anda büyük zincirlerin de tekelleştiği tartışılıyor ve perakende piyasalarda mal çıkışı 6-7 firmanın elinde kalmış durumda. Şimdi bu tekelleşmenin nasıl kırılacağı tartışılıyor. Keşke Avrupa iyi izlense de Avrupa’nın KOBİ’ler için, işsizler için yaptığı Türkiye’de de yapılsa. Bizim endişemiz, Avrupa gibi olmak değildir, Hindistan gibi olmaktır. Hindistan’da büyüme yüksek, ama en zengin 36 kişi ülke gelirinin % 20’sini yaratmaktadır. Kimse bu şekilde Hindistan’a özenmemelidir.

Şunu da bilelim ki, bu kanun artık çıksa dahi mucize olmayacak, çünkü atı alan Üsküdar’ı geçti. Sonuç olarak, çareyi dışımızda değil, kendimizde görmek zorundayız. Bu nedenle en önemli iki çare yolu birleşme ve markalaşmadır.

Oda olarak biz, kayıtlı, dürüst, kaliteli çalışan üyemize destek vermek zorundayız. Ama bunun dışında herkes kendi içinde markalaşmaya da daha fazla çaba göstermelidir. Önümüzdeki aydan itibaren bu konuda eğitimlere ve teşvik edici çalışmalara başlayacağız. Önümüzdeki günlerde de Garanti Bankası ve Dünya Gazetesi ile ekonomi konulu bir toplantımız olacak. Gelecek ay Odamızın kuruluşunun 124. Yıldönümü etkinlikleri olacak, YÖREX fuarımızı yapacağız. Tüm bu etkinliklerde birlikte olmak dileğiyle, tekrar bütün çalışmalarınız için, destekleriniz ve ilginiz için teşekkür ediyorum.”

 

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2019 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination