ATSO Geleneksel Ödül Töreni Yapıldı

16 Kasım 2009 Pazartesi

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) geleneksel ödül töreni, ATSO Atatürk Konferans Salonu'nda yapıldı. Törene, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Özyürek ve Yılmaz Ateş, Antalya milletvekilleri, belediye başkanları ile birçok oda başkanları katıldı.


ATSO Geleneksel Ödül Töreni Yapıldı
ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Budak, yaptığı konuşmada, Türkiye'nin son dönemlerde hem ekonomik hem de siyasal ve toplumsal açıdan son derece önemli günler geçirdiğini, ancak ekonominin gündemde olmadığını söyledi. Ülkedeki kurumların ve kurumlararası diyaloğun sağlanması gerektiğini ifade eden Budak, şöyle konuştu: ''Türkiye, kurumlarını geliştirmek, kurumlararası uyum ve güveni sağlamak zorundadır. Bu uyum ve güven olmadan, ekonomide, terörle mücadelede, dış politikada, ulusal politikalarımızın geliştirilmesi ve başarıyla uygulanması mümkün değildir. Yargı ve yargıç bağımsızlığı en önemli konulardan biridir. Bugün ülkemizde hukuk sisteminin de artık ülkeyi taşımakta zorlandığını görüyoruz. Bir tarafta geciken ve anlamını kaybeden bir adalet sistemi bulunuyor. Diğer tarafta yoruma açık yasa ve yönetmelikler, vatandaşın, işadamının, sivil toplum örgütlerinin ve bürokratın üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor. Hukuk sistemindeki boşluklar siyasetle veya başka türlü doldurulmaya çalışılıyor. Demokrasi, demokrasinin kurdu olmamalıdır. TBMM, en azından asgari müşterekleri saptayıp hukuk reformunu gerçekleştirmelidir. Bu sorunlar çözülmeden ekonomide gelmemiz gereken yere gelemeyiz. Son dönemde TBMM'de ekonomiyle ilgili kanunların çıkmasında inanılmaz bir gecikme yaşanmaktadır.'' TBMM'den ekonomiyle ilgili yasaların daha hızlı çıkarılmasını istediklerini, iktidar ve muhalefetin bu konuda ortak bir çözüm geliştirmesi temennisinde bulunduklarını ifade eden Budak, ''Yıllardır dile getirdiğimiz sanayi, tarım ve ticaret sektörlerimizde yıkım etkisi yaratan bir hipermarketler konusu var ve yıllardır Büyük Mağazalar Kanunu'nun çıkmasını bekliyoruz. Bu konuyla ilgili 6 bin imzalı dilekçeyi nisan ayında Sanayi ve Ticaret Bakanı'na verdik, teşekkür aldık ama henüz sonuç alamadık. Sürekli gündeme getirdiğimiz kanunların yıllarca sürüncemede kalmasını nasıl açıklayabiliriz?'' dedi.

Sanayicinin, üretenlerin enerji maliyetinden yakınırken, elektrikteki TRT payını eleştirirken, TRT için yeni vergi geldiğini, buna karşılık yine elektrikteki payın da yerinde kaldığını belirten Budak, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Enerji ithalatına 30 milyar dolar ödüyoruz ama yenilenebilir enerji konusunda kanun halen bekliyor. Yıllardır vergi reformu talep ediyoruz. Mevcut vergi sisteminin adaletsiz olduğunu ve özellikle KOBİ'leri kayıt dışına ittiğini söylüyoruz. Bu arada kayıtdışı istihdamın halen yüzde 46 düzeyinde olması nedeniyle sosyal güvenlik açığı sorunu sürüyor. Artık bu sorunları kamu yönetimi ve özel sektör birlikte çalışarak aşmalıdır. Özel sektörün bilgi ve tecrübesi dikkate alınmalıdır.''

2009 yılının ekonomide de tarihe kötü geçecek bir yıl olduğunu ifade eden Budak, krizde en fazla küçülen ekonomilerden birisinin de Türkiye ekonomisi olduğunu vurguladı. Ciddi bir global kriz yaşandığını ama buna karşın Uzakdoğu ülkelerinin krizi rahat atlattıklarını anlatan Budak, şöyle devam etti: ''ABD ve Almanya gibi ülkeler 3. çeyrekte büyümeye geçmişlerdir. Ülkemiz ise ekonomisi en çok daralan, işsizliğin en çok arttığı ülkelerden birisi olmuştur. ABD ve diğer gelişmiş ülkeler finans ve otomotiv gibi ana sektörleri kaderine terketmediler, desteklediler. Bizde ise turizm ve inşaat gibi temel sektörlere istediğimiz destek sağlanamadı. TOBB olarak sektörel destekler ve iç pazarın desteklenmesi konusunda çok çaba harcadık ama alınan önlemler sınırlı kaldı ve geç geldi. Oysa krizin başında iç pazara ve sektörlere dönük önlem alınsaydı, ekonomi bu kadar küçülmez, bütçe açığı bu kadar büyümezdi. Bugün dünya ekonomisi krizden çok ağır da olsa çıkış surecine girmiştir. Biz ise geleceğe tam bir güvenle bakamıyoruz.'' ''ANTALYA DA KRİZDEN ETKİLENDİ'' Krizin Antalya'yı da derinden etkilediğini anlatan Budak, bu yıl turizm sektöründe önemli bir gelir kaybı olduğunu, paket turlarla gelen turistlerin ortalama harcamasının 240 dolara düştüğünü kaydetti. Esnaf kesiminin hızla erimekte olduğunu, senet protestosunda ağustos ayında İzmir'i geçerek Antalya'nın 3. olduğunu belirten Budak, banka kredisi kullanımında geçen yıla göre artış olmadığını söyledi. Türkiye turizminin yarısını Antalya'nın temsil ettiğine dikkati çeken Budak, ''Ama turizmde maalesef temel ürünümüz halen deniz ve güneştir, yani doğal kaynaklarımızdır.

Bu nedenle turizmde yeni ürünler geliştirmek zorundayız. Doğal kaynağa dayalı bir ekonomide en önemli konu gelişmenin sürdürülebilir olmasıdır. Dünya artık tamamen çevre dostu mal ve hizmet üretimiyle yarışıyor. Biz ise denizi ve kıyıları, su kaynaklarını ve yeşili korumakta güçlük çekiyoruz'' dedi. ANTALYA TURİZM VE TANITIM ŞİRKETİ ATSO olarak yıllar önce Antalya Turizm ve Tanıtım Şirketi kurulması projesini gündeme getirdiklerini vurgulayan Budak, bu projenin yaşama geçirilmesi için turizm sektörü ile Antalya Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerin çok daha elverişli bir beraberliği yakalamış olduğunu gördüklerini kaydetti. Antalya Turizm ve Tanıtım Şirketi'nin bir an önce kurulmasını isteyen Budak, şöyle konuştu: ''Antalya'nın tanıtımında koordinasyonu ve güçbirliğini sağlayacak olan böyle bir oluşumun turizmde yeni bir dönemi başlatacağını umuyoruz.

Antalya Tanıtım Vakfı ile birlikte kongre büromuzun aktif hale getirilmesine dönük çalışmalarımız son aşamaya gelmiştir. Sektörümüz, belediyelerimiz ve diğer kurumlarımız da kongre bürosuna destek olacaklardır. Böylece kongre turizminde gerekli güçbirliğini sağlamış olacağız. Bu alanlarda sonuca ulaştığımız takdirde güzel bir gelişme kaydedeceğimizden şüphe duymuyorum. Ancak Antalya olarak başka yapısal sorunlarımız da bulunuyor ve bu konularda da mutlaka köklü bir değişim gerekiyor. Yerel yönetimlerimizden özellikle birkaç alanda yeni çözümler bekliyoruz. Birincisi artık kentlerimizde yapı yoğunluğunun, betonlaşmanın ve çirkinliğin artırılmamasıdır. Bu konuda uzun vadeli bakış ve ilkeli bir politika gereklidir. Kentin silueti düzeltilmeli, belediyelerimiz bu konuda ciddi bir denetime gitmelidir. Kent merkezinde yaşlanmış bir yapı stoku bulunmaktadır. Bu yapıların kentsel dönüşüm projeleri ile yenilenmesi mümkündür ve gereklidir.'' ANTALYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANI Antalya Vergi Dairesi Başkanı Mahmut Sütçü de ekonomide kayıtdışılıkla mücadelenin çok önemli olduğunu söyledi.

Kayıtdışılıkla mücadele etmek, yurtiçi ve yurtdışındaki kayıt dışında bulunan gelirlerin kayıt altına alınması amacıyla çıkarılan Varlık Barışı'nın Antalya'da önemli bir rol oynadığını ifade eden Sütçü, İsviçre ile yapılan anlaşmayla gizli ve sırdaş hesapların artık sır olmayacağını anlattı ve ''2008 yılı kasım ayında çıkarılan Varlık Barışı nedeniyle kayıtdışı olan gelirler kayıt altına alındı. Varlık Barışı'ndan Antalya'da 1224 mükellef yararlandı. Bu mükelleflerimizin 28 milyon 247 bin 984 liralık geliri kayıt altına aldı. Bunlardan 13 milyon lira vergi geliri sağlandı'' dedi. Sütçü, Antalya'nın topladığı vergi bakımından geliri giderinden fazla olan iller arasında 7. sırada olduğunu sözlerine ekledi. CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ATSO geleneksel ödül töreninde, bu yılki törene hükümetten resmi katılımın az olduğuna dikkati çekerek, ''Umarım bu ortak platformda ileriki süreçte resmi kanattan da daha çok katılımlı buluşma sağlanır'' diye konuştu. 2008 yılından bu yana dünyada kriz tartışması yaşandığını, kriz tartışmasının Türkiye'ye de yansıdığını dile getiren Baykal, krizin teğet geçip geçmediğinin yansımalarının tartışıldığını vurguladı.

Türkiye'nin 1923'ten bu yana bir büyük ekonomik kalkınma mücadelesi verdiğini, savaştan çıkan bir ülkenin yaşadığı yoksulluk ve yokluklarla, siyasal rejim değişiklikleriyle, ideolojik kampların çökmesiyle, askeri darbelerin yansımaları ve dünyadaki ekonomik bunalımların etkileriyle ülkede büyük değişiklikler ortaya çıktığını belirten Baykal, bu süreçlerde Türkiye'de kalkınmak için uygulanan politikalarda da köklü değişiklerin gerçekleştirildiğini dile getirdi. Özel sektöre dayalı sanayiyi teşvik etmek amacıyla 1927'den itibaren politika uygulandığını, bir ekonominin performansında en temel ölçünün de büyüme ölçütü olduğunu anlatan Baykal, büyümenin olduğu yerde kalkınma ve refahın bulunduğunu söyledi. 1923 yılı ile 2002 yılları arasındaki dönem kıyaslandığında, Türkiye'nin yıllık büyüme ortalamasının 4.58 olduğunu ifade eden Baykal, şöyle konuştu: ''Türkiye'de tek parti dönemi, 1929 dünya bunalımı dönemi, savaş dönemleri, uluslararası krizler, askeri müdahale dönemleri dikkate alındığı zaman ortaya çıkan 60 yıla yakın süre boyunca, ortalama yıllık kalkınma hızı 4.58'dir. Başlangıç noktası ekonomisi yıkılmış, nüfusu dağılmış, işgücü ciddi ölçüde savaş meydanlarında israf edilmiş, yolu ve barajı olmayan, tarımında da anlamlı büyüme sağlanamayan bir ülkede ortalama bir büyüme ortaya çıkmış.

Türkiye'yi, 2002'den sonra yıllık yüzde 4'ün altında bir büyümeyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu tablo hiç kuşkusuz anlamlıdır. 2002 yılında gelişmekte olan 149 ülke arasında Türkiye büyüme bakımında 29. sıradaydı. Küresel krizin daha kendisini göstermediği 2007 yılında Türkiye'nin 29. sıradaki yerinin 100. sıraya düştüğüne tanık olduk. Bu sıra, 2009 yılında 136.'ncılığa düşmek üzeredir. Dünyada krizden önce büyüme ortamında 29. olan Türkiye, 100. sıraya, krizin ortaya çıktığı son 2 yılda da 136.'ıncı sıraya gerilemiştir. AKP iktidara geldiği zaman G-20 içinde Türkiye'nin büyüme hızı 3. sıradadır. 2007'de 9. sıraya düşmüştür. Krizi döneminde sonra da Türkiye'nin yeri sondan üçüncü, yani onyedincilik olmuştur.'' KOPUK POLİTİKALAR Ekonomik büyüme temposunun tarihsel düzeyine bakıldığında Türkiye'nin, dünyada büyümenin çok uygun olduğu konjonktürde gerilemesini sürdürdüğünü belirten Baykal, son dönemde izlenen politikaların dünyadan ne denli kopuk olduğunun ortada olduğunu savundu. Bu rakamların yansıdığı sonucun bu olduğunu belirten Baykal, ''Bu gelişmenin arkasında ne var? Neden Türkiye dünyadan geri kalmaya başladı? Dünyadan, en uygun ekonomik konjonktürde de krizde de koptuk. Yanlış ekonomik politikalar izlenmiştir. Yanlış maliye politikaları ile buna yanlış büyüme stratejsi refakat etmiştir.

Ekonomik kriz doğru değerlendirilmemiş, gerekli önlemler alınamamıştır. Üreteni gözeten büyüme stratejisi ortaya konmamıştır. Dünyadaki para bolluğuna karşı özel tedbirler alıp, gayret göstermek zorunda değilmişiz gibi teslimiyetçi anlayışla, gelen likiditenin piyasalarımızı bozmasına seyirci kalınmıştır. Daha çok sermaye talebiyle yüksek faiz politikası uygulanmıştır. Bu sizin üretim yapılarınızı çarpıtır, rekabet kabiliyetini ortadan kaldırır ve orta, uzun dönemde ekonominizi zayıflatır'' diye konuştu. 2010 BEKLENTİSİ AK Parti iktidarı döneminde Türkiye'nin yabancı sermaye yanlışlarıyla, kendi kurulmuş sermayesini sarstığını, bozduğunu ve kendisine karşı bir tehdit haline dönüştüğünü ifade eden Baykal, şöyle devam etti: ''İzlenen maliye politikaları üretim ve sosyal adalet bakımından da yanlıştır. 2009 yılında, yılın tamamına yakını bütçesiz geçmiştir. Bütçe müzakerelerinde 'böyle bütçe olmaz' uyarısı yaptığımız halde, yüzde 4 büyüme olacak şekilde denge oluşturulmuştur. Onun ferahlığı içinde daha rahat at oynatabiliriz düşüncesi ortaya konmuştur. 10 katrilyon olan bütçe açığı 65 katrilyona çıkmıştır. Bu, Türkiye, dünya kriziyle hesaplaşma noktasına geldiği zaman oluşmuştur. İki seçimin finansmanı, Türk ekonomisinin büyük fedakarlıklarla oluşturulmuş dengelerini ve bütçesini tahrip etmiştir.'' ÖTV ve KDV indirimleriyle ferahlama olduğunu, ancak stokun bittiğini öne süren Baykal, ''Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yeni bir ekonomi politikasına, yeni bir mali disiplin anlayışına girmesi mutlak bir ihtiyaçtır. Bu kriz, 2001 yılında alınan önlemler sonucu, daha sağlam bir bünyeye sahip olması sağlanabildiği için bankalarımız tarafından daha rahat taşındı. Ama reel sektörümüzde, krizin çıktığı ülkelerden daha fazla kendisini gösterir şekilde sıkıntı ortaya çıkmıştır'' dedi.

Bu yılın ilk yarısında ekonominin yüzde 10.6 daralmasının söz konusu olduğunu, işsizlikte tarihsel rekorlar kırıldığını, sanayi üretiminin de yüzde 15.1 daraldığını ifade eden Baykal, şunları kaydetti: ''Bu tablo, krizden Türkiye'nin ciddi şekilde etkilenmiş olduğunu göstermektedir. Açıklanan son veriler, büyümenin maalesef istenilen düzeye gelemediğini göstermektedir. Sanayi üretimi sıçrama noktasına gelememiştir. 2009 yılındaki sanayi üretimi, 2005 yılının altındadır. Bu tablo büyük ölçüde dünyadaki şartların düzelmesini bekleyen bir anlayışla gelişmektedir. Türkiye'de yönetimin temel anlayışı, 'Dünya toparlansın. İhracat yapamıyoruz. Dünyada talep yok, onlar durumlarını toparlasın'' anlayışı içinde konuya bakmaktadırlar. Bu ne zaman gerçekleşir birşey söyleyemeyiz ama 2009 yılının son çeyreğinde umut ediyorum bu daralma süreci bir son noktaya ulaşır ve 2010 yılında büyüme istikrarlı şekilde ortaya çıkar. Büyümeyi hep beraber gerçekleştiririz. Yüksek faiz ve pahalı TL politikası devam ettiği sürece, bunun bizi sorunlarla bırakması kaçınılmaz olur.'' Baykal, kendine özgü olanakları olan Antalya'da da, girişimcilerce kentin ekonomik geleceğine yönelik girişimlerin sürdüğünü, buna karşın, turist sayısındaki artışa karşın fiyatların ucuzlaması, TL'nin değerlenmesiyle turizmdeki sıkıntıların da giderek kendisini gösterdiğini vurguladı.

9. CUMHURBAŞKANI DEMİREL Daha sonra kürsüye gelen 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, dünyaya açılan pencere olan Antalya'nın, Türkiye'nin gururu olduğunu söyledi. Kısa sürede önemli gelişmeler kaydeden Antalya'nın yılda 10 milyona yakın uygar dünyanın insanına evsahipliği yapar duruma geldiğini belirten Demirel, ''Burada medeni dünyayı kucaklayışındaki medenilik takdire değer. Ticaret odası da bu gelişmelere ayak uydurmuş ve bugünlere gelinmiştir'' diye konuştu. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak'ın konuşmasına da değinen Demirel, Budak'ın sözlerinin Türkiye'deki kaygıların ifadesi olduğunu söyledi. Türkiye'nin neresine gidilirse gidilsin aynı hissiyatla karşılaşıldığını ifade eden Demirel, şöyle konuştu: ''Ülkemizde korku geniş çapta hakimdir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, askeri dönemler dahil, -ki biz onları iyi biliriz- böylesine korkulu bir dönem yaşanmadı.

Vatandaşlar, ziyarete gelenler (acaba burası dinleniyor mu) diye soruyorlar bana. Bir ülkenin insanları kendi ülkelerinde bu duruma düşürülür mü? Bu kendiliğinden olur mu? Olmaz. Aslında bu zeminin nezaketini biliyorum ama bunları söylemesem olur mu? Başka söyleyecek lafım da yok zaten. Var da söylense de olur söylenmese de olur cinsinden. (Efendim bu zeminde siyaset yapmayın). Yaptığımız siyaset değil, şikayet. Şikayet yapmayayım mı? Onun içindir ki eleştiriler Türkiye'de bir kamuoyu yapmaya kafi değil. Kamuoyunu aydınlatmaya bile kafi değil. Siyaset büyük sıkıntılar içinde. Siyaset aslında sadece iktidardan ibaret değildir. İktidar sadece kendisinden ibaret sayarsa diğer kurulları susturmak mecburiyetindedir.

Eğer bir ülkede özgür iletişim vasıtaları, özgür basın, özgür meslek kuruluşları, özgür üniversite yoksa, veyahut da bunların hepsi varolup da tabela olarak varsa ve fonksiyonlarını ifa etmiyorlarsa, bu ülkede sadece siyasi muhalefetten herşeyi beklemek çok yanlıştır. Siyasi muhalefet çırpınır durur. Derdini anlatacak kimse bulmakta sıkıntı çeker. Üzüntüyle söyleyeyim ki bugünkü Türkiye'de korku imparatorluğunun kurulmasında yanlışları söyleyememek ya da söylendiği zaman yanlışları söyleyenlerin (aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın) şeklindeki bir duyguya kapılmış olmasıdır. Böyle olur mu? 70 milyon insan korkar mı, bir millet korkar mı? Korkmaz ama maalesef bu hissiyat yaygındır.'' TELEFON KONUŞMALARININ DİNLENMESİ Telefon konuşmalarının dinlenmesi konusuna da değinen Demirel, telefonun, dünyadaki en önemli iletişim aracı, insanları birbirine yaklaştıran, dünyayı küçülten birşey olduğunu belirterek, ''Ama telefonlarınızı dinliyorlarsa, bunu dinlemeye kimin ne hakkı var? Bir ülkede herkes devlet düşmanı olabilir mi, bir ülkede herkes rejim düşmanı olur mu, bir ülkenin savcısı devlet düşmanı olur mu, Yargıtay'ı devlet düşmanı olur mu, bir ülkenin kurumları o rejimin düşmanı olur mu? Yahut rasgele hoşlanmadığınız insanların telefonlarını dinleyip adamları hapsederseniz acaba o telefon hizmete mi yarar zulme mi? Bunlar zulümdür'' diye konuştu. Bunları siyasal amaçla söylemediğini, gördüğü kimi şeyleri içine sindiremediği için söylediğini anlatan Demirel, şöyle devam etti: ''Böyle devirleri uzun süre yaşatmak mümkün değildir. Herşeyin vakti, saati vardır. Tabii ki bizim 60 senelik Türkiye Cumhuriyeti hizmetimizde devirler değişti. Tabii ki devirler sandıkla değişmelidir, halkın oyuyla değişmelidir. Devirler değişir, halkın oyuyla değişmelidir, sandıkla gelinmelidir, sandıkla gidilmelidir. Bunun mücadelesini yapmış bir insan olarak bunun dışında birşeyi tavsiye etmem. Yine de etmiyorum. Sandık önünüze geldiği zaman eğer bu kadar şikayete rağmen, bunu size değil, bütün milletime söylüyorum: Bu kadar şikayete rağmen icabını yapmazsanız o zaman zulmü hakedersiniz.'' Kendisinin bu toplantıya, dünya ve Türkiye sorunlarından sözetmeye geldiğini kaydeden Demirel, ''Ama aslında bunları söylemeyip de başka şeyleri söylesem onların o kadar kulağa gireceğini tahmin etmediğim için kulağa girecek şeyleri söyledim. İcap ederse gerisini de söyleyeceğim'' dedi.

EKONOMİK GELİŞMELER Ekonomik gelişmeler ve Türkiye'nin genel durumundan da sözeden Demirel, cumhuriyetin kurulduğundan bugüne Türkiye'nin tarımda 10, hizmette 56, sanayide 170 kez büyüdüğünü dile getirerek, ''Türkiye, yüzde 4.5-5 oranında bir büyümeyi başarabilmiştir. Türkiye, bir iptidai tarım ülkesi olmaktan çıkmış, 190 ülke arasında 17., 18. konuma gelmiştir. Bunlar herhalde geçen 7 yıl zarfında olmamıştır'' diye konuştu. Antalya'da üniversitenin, havaalanının, Alanya-Antalya karayolunun bu hükümet döneminde yapılmadığını belirten Demirel, ''Eğer bu 7 senede oldu diyen varsa sorarım ne oldu diye? (Üniversite mi oldu, günde 500 uçağın indiği havaalanı mı oldu, elektrik santralı mi oldu, Alanya-Antalya yolu mu oldu) diye sorarım'' dedi. 2002 yılına gelindiği zaman Antalya'nın köylerinin yüzde 95'inde su olduğunu ifade eden Demirel, şöyle devam etti: ''Şunu söylemek isterim: Benim maksadım şudur. Bu kadar büyük iş kolayca olmamıştır. Seneler almıştır. Bu seneler içinde hükümetler gelmiş geçmiştir. Herkesin gayreti olmuştur. Dünya konjonktürü içinde olmuştur ama herkesin gayreti içinde olmuştur. İnsanın yaptığı hizmeti (yaptım) demesi normaldir ama (bir düğmeyi diktim diye bütün elbiseyi ben diktim) dersen o yanlıştır. Türkiye'de 60 bin kilometre asfalt yol var. 350 bin kilometre köy yolu var ve 3 bin kilometre otoyol var. 2 boğaz köprüsü, 5 bin tane köprü var. Bunlar geçen 7 sene zarfında yapılmadı. Geçen 7 yılda 16 bin kilometre bölünmüş yol yapılmış. Bölünmüş yol nedir biliyor musunuz? Yol var da, sağına soluna ortasına bir çizgi koyuyorsunuz.'' Korku imparatorluğunda bunları anlatmanın kolay olmadığını ifade eden Demirel, sözlerini şöyle tamamladı: ''Ben 60 sene bu hizmeti yaptıktan sonra kendi vicdanımla da, siyaseten herkesle de hesabını gördüm ama milletin içi buna razı değil. Bence ülkeyi yönetenlere (herhalde bu telefonları dinleyin diyen) biri vardır. Kayboluyor herkes. O ona atıyor, o ona bakıyor. Eğer (dinleyin diyen birisi yok da dinliyorlarsa) bu ayıptır yani. O zaman Türkiye'yi idare edenler çoğalmış demektir. Ya, (şu adamları alın Silivri Hapishanesi'ne götürün) diyenler vardır herhalde. Yoksa kendiliğinden birtakım adamları götürmenin ne manası var? Tutukladığın adamın kaçıp gitmesi ya da birtakım delilleri karartma şüphesi olması lazım. Mehmet Haberal'ın kaçacağından kimsenin şüphesi olur mu? Niye tutuyorsunuz Mehmet Haberal'ı hapishanede. Böyle hukuk olur mu? Olmaz. Suçlu kimse yakasına yapışın. Ben mi savunacağım suçluyu? Hiç savunmadım. Ben hukuku savunuyorum, hukukun üstünlüğünü savunuyorum. Yapmayın, keyfilik yapmayın, adaletsizlik yapmayın. Ayağınıza dolaşır. Keyfilik yapıp da ayağına dolaşmayan kimse yoktur.'' Törende, kurumlar, gelirler ve döviz kazandırıcı hizmetlerde en yüksek vergi veren ve gelir getiren kişi ve kurumların temsilcilerine ödüllerini CHP Genel başkanı Deniz Baykal, ihracatta en fazla döviz geliri getiren firmalar ile sosyal Güvenlik Kurumu'na en çok prim ödeyen şirket temsilcilerine de ödüllerini 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel verdi. ATSO Meclis Başkanı Ali Rıza Akıncı da törene katıldıkları için Demirel ve Baykal'a plaket sundu.

Türkiye Odalar ve Borsalar BirliğiTürk Patent EnstitüsüKadın Girişimciler KuruluGenç Girişimciler KuruluBatı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme VakfıAntalya AB Bilgi BürosuEnterprise Europe Network
Her hakkı saklıdır.© 2020 Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Gizlilik & Güvenlik | Telif Hakları
  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya the Destination